Heybeliada’daki Ruhban Okulu’nun geçen haftadan itibaren yıllardır görülmeyen ölçüde ışıklandırılması ve etrafındaki ağaçların adanın her yerinden görünecek şekilde budanmasının zamanlaması çok dikkat çekicidir.
Lozan’ın 103., Montrö’nün 90., Kabotaj Kanununun 100., Hatay’ın anavatana katılışının 87., ve Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 52., yıldönümlerinin bulunduğu temmuz ayında, Heybeliada gibi 1773’ten bu yana Türk denizciliğinin ve Deniz Harp Okulu geleneğinin simge mekânlarından birinde böylesine gösterişli bir görüntü verilmesi kamuoyunda doğal olarak soru işaretleri doğurmaktadır.
Türkiye’deki Rum Ortodoks nüfusunun bugün geldiği seviye de dikkate alındığında, bu tür sembolik adımların yalnızca estetik bir tercih olarak değil, siyasi ve jeopolitik bağlamıyla birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Son dönemde Doğu Akdeniz’den Ege’ye, AB kurumlarından ABD-Yunanistan-GKRY eksenine kadar Türkiye üzerinde artan diplomatik baskılar yaşanırken, bu görüntünün zamanlamasını sorgulamak meşru bir haktır.
Daha da öte ABD baskıları ile Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılmasının yoğun şekilde tartışıldığı bir dönemde, Batı Trakya Türk Azınlığı’nın yıllardır dile getirdiği temel hak ihlalleri devam ediyor.
Son haftalarda azınlık temsilcileri ve Türk kurumları Lozan Antlaşması ile güvence altına alınan eğitim ve din özgürlüğü haklarının tam olarak uygulanmadığını vurgulayarak, Türk okullarının giderek azalmasını, iki dilli Türk anaokulu taleplerinin karşılanmamasını ve Batı Trakya Müslüman Türklerinin kendi müftülerini özgür iradeleriyle seçememesini adeta haykırıyor.
Devletimizin ilgili kurumlarının bu tür gelişmeleri dikkatle değerlendirmesi ve kamuoyunu şeffaf biçimde bilgilendirmesi önem taşımaktadır.
Tarihi ve egemenlik hassasiyetleri bulunan bu tip tartışmalı dini binalar sadece bina değildir. Buralardan verilen her mesaj, yalnızca mimari değil aynı zamanda jeopolitik anlam da taşır.
Heybeliada’daki Ruhban Okulu’nun geçen haftadan itibaren yıllardır görülmeyen ölçüde ışıklandırılması ve etrafındaki ağaçların adanın her yerinden görünecek şekilde budanmasının zamanlaması çok dikkat çekicidir.
Lozan’ın 103., Montrö’nün 90., Kabotaj Kanununun 100., Hatay’ın anavatana katılışının 87., ve Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 52., yıldönümlerinin bulunduğu temmuz ayında, Heybeliada gibi 1773’ten bu yana Türk denizciliğinin ve Deniz Harp Okulu geleneğinin simge mekânlarından birinde böylesine gösterişli bir görüntü verilmesi kamuoyunda doğal olarak soru işaretleri doğurmaktadır.
Türkiye’deki Rum Ortodoks nüfusunun bugün geldiği seviye de dikkate alındığında, bu tür sembolik adımların yalnızca estetik bir tercih olarak değil, siyasi ve jeopolitik bağlamıyla birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Son dönemde Doğu Akdeniz’den Ege’ye, AB kurumlarından ABD-Yunanistan-GKRY eksenine kadar Türkiye üzerinde artan diplomatik baskılar yaşanırken, bu görüntünün zamanlamasını sorgulamak meşru bir haktır.
Daha da öte ABD baskıları ile Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılmasının yoğun şekilde tartışıldığı bir dönemde, Batı Trakya Türk Azınlığı’nın yıllardır dile getirdiği temel hak ihlalleri devam ediyor.
Son haftalarda azınlık temsilcileri ve Türk kurumları Lozan Antlaşması ile güvence altına alınan eğitim ve din özgürlüğü haklarının tam olarak uygulanmadığını vurgulayarak, Türk okullarının giderek azalmasını, iki dilli Türk anaokulu taleplerinin karşılanmamasını ve Batı Trakya Müslüman Türklerinin kendi müftülerini özgür iradeleriyle seçememesini adeta haykırıyor.
Devletimizin ilgili kurumlarının bu tür gelişmeleri dikkatle değerlendirmesi ve kamuoyunu şeffaf biçimde bilgilendirmesi önem taşımaktadır.
Tarihi ve egemenlik hassasiyetleri bulunan bu tip tartışmalı dini binalar sadece bina değildir. Buralardan verilen her mesaj, yalnızca mimari değil aynı zamanda jeopolitik anlam da taşır.
Mohamed Salah transferine sadece saf istatistik, yani '50 gol, 50 asist yapacak' beklentisiyle bakmak mantıksız.
Kulüpler bu tarz ikon isimlere sadece tabelayı değiştirsin diye o paraları vermiyor.
Tabii ki bir Beşiktaş taraftarı olarak Salah’tan sahada belli bir kalitenin üzerinde, çok net bir oyun standardı beklerim; biz buraya sadece bir reklam figürü veya PR projesi almıyoruz. Karşımızda bir kenar oyuncusu olarak Premier Lig'de 328 maçta 193 gol, 95 asist; Şampiyonlar Ligi'nde ise 98 maçta 50 gol, 21 asist yapmış oyuncu var.
'Yaşı geçti, kâğıt üzerinde bu maaş çok yüksek' diyerek bu transferi eleştirenlerin daha geniş bir perspektiften bakması gerek. Zaten bu noktada kısa süreli bir kontrat yapılması herkes için en hayırlısı olur. Ben bu transferi sonuna kadar isterim. Salah'ı bize Avrupa kupası kazandırsın ümidiyle de beklemem; bu hamle, hem saha içi standardımızı yukarı çekecek hem de kulübün vizyonunu ve global prestijini yukarıya taşıyarak yeni dönemi başlatacak adımlardan biri olacaktır.
🔴 HALUK LEVENT’İN SAVCILIK İFADESİ
Ahbap Derneği’ne yönelik yürütülen iki ayrı soruşturma kapsamında tutuklu bulunan Haluk Levent’in savcılık hakkındaki tüm suçlamaları reddetti.
İlk soruşturmada Ahbap Derneği’nin mali yapısı ve bağışların kullanımına ilişkin iddialara yanıt veren Levent, “Derneğin tek kuruşuna dokunmadım. Derneğin mal varlığını şahsi menfaatim için kullanmadım” savunmasını yaptı.
Dosyada tartışma konusu olan yaklaşık 80 milyon TL’lik para hareketleri hakkında ise, “80 milyon TL üzerinden bir algı ve kumpas operasyonu gerçekleştirildi” ifadelerini kullandı.
Levent’in avukatı da dosyada suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçunun oluşabilmesi için gerekli öncül suçun bulunmadığını ileri sürdü.
İkinci soruşturmada ise milyonlarca dolarlık taşınmaz devirleri ve para hareketleriyle ilgili iddialar soruldu.
Yaklaşık 60 milyon dolarlık taşınmaz devri iddialarına ilişkin Haluk Levent’in savunması oldukça kısa oldu. Levent, “Soruşturma konusu alacak-verecek ilişkisinden ibarettir. Ben suç işlemedim, suçsuzum.” demekle yetindi.
Avukatı ise taşınmazların 60 milyon dolar değerinde olduğu iddiasını kabul etmediklerini, satışların tarafların özgür iradesiyle gerçekleştirildiğini savundu.
Savcılık dosyalarında ise banka hesap hareketleri, taşınmaz devirleri, dernek hesapları, üçüncü kişiler üzerinden gerçekleştirildiği öne sürülen para transferleri ve şüpheli ifadeleri birlikte değerlendiriliyor. Soruşturma kapsamında dolandırıldıklarını iddia eden yeni müştekilerin de dosyaya başvurduğu belirtiliyor.
Haluk Levent'in ifadesinden:
"Deprem döneminde yaşadığımız olaylar beni içinden çıkılmaz bir duruma sürükledi. Zaten borsa da işlem yapmak gibi pis bir zaafım var.
Depremin ilk iki yılının bana getirdiği ekonomik maliyetler benim daha çok borsa da işlem yapmama ve daha çok risk almama sebep oldu. Bu paraları hep borçlandım.
Hiçbir zaman Ahbap derneğinden para alıp oynamadım. Eğer böyle bir şey iddia ediyorlarsa en başta İçişleri Bakanlığının Başmüfettişlerinin istifa etmesi gerekiyor.
Çünkü 2023, 2024 ve 2025 yıllarında vatandaşlarımızın alın teriyle, küçücük çocuklarımızın harçlarıyla yardımda bulunduğu Ahbap derneğinin tüm faaliyet raporları denetlenmiş ve herhangi bir olumsuzluğa rastlanılmamıştır. Bunu ben değil İçişleri Bakanlığı müfettişleri raporları ile ilettiler.
Benim sorunum 2026 yılı içindir. Ahbap’da eksiklikler vardır. Hangi dernek veya vakıfta yokki. Ama ben yeni denetime gelene kadar eksiklikleri zaten tamamlayacaktım. Bu 80 Milyon TL’lik borç karşılığı vereceğim 20 daire her ne hikmetse(bunu detaylarıyla sosyal medya da açıklayacağım) bir el tarafından tapu devrine bir gün kala engelleniyor ve ben ile birlikte onlarca kişinin gözaltına alınması sağlanıyor. "
Tüm ayrıntılar @odatv'de
15 Temmuz 2016, sadece Cumhuriyet tarihinin değil, Türk tarihinin de en utanç verici ve en karanlık günlerinden biridir.
O gece yaşananlar, Türkiye Cumhuriyeti’ni içeriden çökertmeyi hedefleyen, yabancı istihbarat odaklarıyla irtibatlı FETÖ yapılanmasının ihanet girişimiydi. Başarılı olsaydı Türkiye ağır jeopolitik kayıplara uğrayacak, hatta iç savaşa sürüklenecekti.
FETÖ radyoaktif kirlilik gibi kirli ve sinsidir. Unutmamak gerekir ki 15 Temmuz 2016 itibarıyla Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki 1.886 kurmay subayın 1.554’ünün FETÖ bağlantılı olduğu ortaya çıkmıştı. Bu da, devletin nasıl ele geçirildiğinin en acı göstergesidir. Bu noktaya nasıl gelindiği sorusu hâlâ tam anlamıyla cevaplanmış değildir.
Aradan on yıl geçmesine rağmen FETÖ’nün türevleri ve metastaz odakları tamamen temizlenebilmiş değildir. Türkiye’yi din ve etnik kimliklerle bölmek isteyen çevreler ise farklı yöntemlerle faaliyetlerini sürdürmektedir.
15 Temmuz’un en büyük dersi Dini kisve altındaki örgütlenmeler milli güvenlik için en büyük tehditlerden biridir. Bunun panzehiri akıl, bilim, laik Cumhuriyet ve Mustafa Kemal Atatürk’tür.
15 Temmuz şehitlerini rahmet, gazileri minnetle anıyorum. Unutmayacağız, unutturmayacağız.
ÇAYKUR, kuru çay fiyatına bugünden geçerli olmak üzere yüzde 15 zam yapmış.
Oysa kuru çaya 8 Nisan’da yüzde 10, 22 Mayıs’ta yüzde 25 zam yapılmıştı.
Son 3.5 ayda kuru çaya yapılan zam, toplamda yüzde 45.5’i bulmuş.
Enflasyonun yüzde 32 olduğunu dikkate alırsak çay zammını nasıl açıklamak gerekir, izaha muhtaç.
Sanıyorum, alım fiyatının yüksekliği zam olarak geri döndü.
Malum, buğday ve arpa için alım fiyatı geçen yıla göre yaklaşık yüzde 20 oranında artarken, kuru çay alımında artış oranı yüzde 40’a ulaşmıştı.
Buğday/arpa üreticisi kendi fiyatlarının düşüklüğünden ziyade bu fahiş farka daha çok tepki göstermişti.
Yanlış işler.
Sormak lazım:
Devlet bunu yaparsa özel sektöre söyleyecek sözü olur mu?
Enflasyon hedefi nasıl tutturulur?
Hafta sonu kendimizi Ankara dışına attık, yollardaydık.
Mola yerlerinde, akaryakıt istasyonlarında, düğünde, taziyede, kısaca ayak bastığımız her yerde yanımıza yaklaşıp meramını anlatanlar oldu.
Her kesimden farklı sorunları dile getirenler oldu.
Neredeyse tamamı ekonomiyle ilgili, laf dönüp dolaşıp oraya geliyor.
Fakat.
Bu başlıkta emeklilere özel bir yer ayırmak gerekiyor.
Hiç tartışmasız toplumun en dertli, en mutsuz kesimi.
Bir o kadar öfkeliler, bir o kadar faaller, her yakaladıklarına dert yanıyorlar.
17 milyonu aşkın oy gücüyle iktidarı belirleyici fırsata kavuştuklarının da farkındalar.
Öyle enflasyon farkı gibi iyileştirmeyle yetinecek gibi gözükmüyorlar.
İnsanca yaşamı ve adil paylaşımı sağlayacak reformu bekliyorlar.
EYT vesaire gibi bahanelere de tepkililer.
Haklılar da.
Sonuçta 24 yıllık bir iktidar için hiçbir şey mazeret olamaz.
Şu an iktidar için en büyük siyasi tehdit, ne Özel, ne o, ne bu, tümüyle emekliler.
Şuracıkta kalsın.
⚡️ U18 Milli Takımımız, Avrupa Şampiyonası'nda 4/4 yaptı
🇹🇷 Türkiye 3-0 Çekya 🇨🇿
🇹🇷 Türkiye 3-0 Belçika 🇧🇪
🇹🇷 Türkiye 3-0 Polonya 🇵🇱
🇹🇷 Türkiye 3-0 Letonya 🇱🇻
Kamuoyunda "Atatürk'ü Koruma Kanunu" olarak bilinen düzenlemenin resmi adı 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun'dur. [1]
25 Temmuz 1951 tarihinde, dönemin Demokrat Parti (DP) hükümeti tarafından çıkarılmıştır. O dönemde özellikle "Ticaniler" adı verilen fanatik bir grubun Atatürk büst ve heykellerine yönelik artan saldırıları, bu kanunun çıkarılmasındaki temel gerekçeyi oluşturmuştur. [1, 2, 3]
Kanunun Temel Maddeleri ve Cezaları
Yasa son derece kısa ve net olup temel olarak şu yaptırımları öngörür: [1]
Hatırasına Hakaret (Madde 1): Atatürk'ün hatırasına alenen (herkesin görebileceği/duyabileceği şekilde) hakaret eden veya söven kimse 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. [1, 2]
Anıt ve Kabre Zarar Verme (Madde 1): Atatürk'ü temsil eden heykel, büst ve abideleri ya da Atatürk'ün kabrini (Anıtkabir) tahrip eden, kıran, bozan veya kirleten kimseye 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası verilir. [, 2, 3]
Teşvik Etme (Madde 1): Bu suçları işlemeye başkalarını azmettiren veya teşvik edenler de asıl fail gibi cezalandırılır. [1]
Nitelikli Haller (Madde 2): Eğer heykel, büst veya anıtlara zarar verme suçu zor kullanılarak (şiddetle) işlenir veya işlenmeye teşebbüs edilirse, verilecek ceza bir misli (iki katı) artırılır. [1]
TKP -ve türeyen partiler, akımlar- olmasa, Türkiye’de “anti-NATO” damar, hepten görünmez olabilirdi.
Eskinin (47 yıl kadar eski) “radikal” sosyalist hareketleri, “Kürtlere özgürlük getireceği” umuduyla epeydir ABD’nin vagonundalar.
(Halbuki bu “özgürlüğün” ne olduğunu 2 yıldır Suriye’de gördük-görüyoruz.
İran’da, -direnişe şükür- iyi ki görmedik)
Çipras’tan Miçotakis’e “ABD’ye aşırı tavizler” eleştirisi
Kıtalararası
Türkiye kamuoyunda yakından izlendiği üzere, son yıllarda Yunanistan’daki ABD üsleri, büyük artış gösterdi. Türkiye’yi de doğrudan ilgilendiren üsler konusunda Miçotakis yönetimi durumdan memnun görünüyor.
Diğer yandan Yunanistan’da “ülkenin ABD üssü haline gelmesi”ne karşı çıkanların sayısı az değil. Ülkedeki antiemperyalist ve sol içinden güçler üslere karşı pek çok kez açıklama ve eylem yaptılar.
Devamı için ⤵️
https://t.co/d5Z35E0kTq
Bugün, yazar, gazeteci ve fikir adamı Nihat Genç'in aramızdan ayrılışının birinci yılı.
Onu Balyoz ve Ergenekon kumpas davalarının mahkeme salonlarında tanıdım. O, gerçek bir Kuvvacının ve devrimci Kemalistin günümüzdeki en güçlü temsilcilerinden biriydi.
Yazdıkları ve söyledikleriyle kamuoyuna her zaman şu temel tercihleri tokat gibi sorgulatırdı: Kişisel mutluluk mu, toplumsal mutluluk mu? Bedensel refah mı, vicdani ve ruhsal refah mı? Ben mi, biz mi? Erdem mi, kurnazlık mı? Akıl mı, dogma mı? Millet mi, ümmet mi? Türk mü, Türkiyelilik mi? Onur mu, kölelik mi?
Nihat Genç, hayatı boyunca daima ilk seçeneklerin bayraktarı oldu.
Onun adı, her zaman mücadelenin, direnişin ve kendine güvenen vatanseverliğin sembolü olarak yaşamalıdır. Genç kuşaklara, Sakarya Meydan Muharebesi'ni kazanan o yüzde 1'lik iradenin aslında bir milleti ayağa kaldırmaya yettiğini hatırlatmalıdır.
Nihat Genç, Sakarya'daki %1'dir. O ruhu bu topraklardan silmeye kimsenin gücü yetmeyecektir.
Vefatının birinci yılında değerli ailesine, yakınlarına ve sevenlerine sabır ve başsağlığı diliyorum.
Rotası cennet olsun.