@hululisko kadın kendini eğitmiş, yurt dışına gitmiş, başarılı bir kariyere sahip. fikirleri de değişmiş olabilir. ama sen belli ki hala aynı yerde kalarak etkileşim kovalarken, o kadın dünyaca ünlü üniversitelerde ders alıyor/veriyor. geçmisi didiklemek yerine az vizyonunu genişlet.
Bir şeyi anlamaya çalıştıkça, onun benden uzaklaştığını hissediyorum. Belki de anlam dediğimiz şey, hiçbir zaman yakalanmak için orada değildi; yalnızca arayışın kendisini sürdürebilmek için vardı. Bu yüzden her cevap, biraz daha incelmiş bir soruya dönüşüyor içimde.
Önce maşukta erir, ama nihayetinde kendi benliğinin hakikatinde kaybolur.
Aşık, başlangıçta maşuku (sevgiliyi) kendinden ayrı bir varlık sanır. Ona o kadar odaklanır, onu o kadar merkeze koyar ki kendi isteklerinden, uykusundan ve kimliğinden vazgeçer. Görseldeki metnin bahsettiği "ile" bağlacı buradadır. Aşık, maşukun rengine boyanır. Mecnun'un çölde "Leyla, Leyla" diye sayıklaması budur; o an kendi adını bile unutmuştur.
Süreç ilerledikçe aşık, dışarıdaki maşukun aslında kendi içindeki bir yansıma olduğunu anlar. Meşhur hikayeyi hatırla: Leyla, Mecnun’un yanına çöle gelir ve "Ben geldim," der. Mecnun ise başını bile kaldırmadan, "Eğer sen Leyla isen, benim içimdeki kim? Eğer ben Leyla isem, sen kimsin?" der.
İşte bu noktada aşık;
Dışarıdaki maşukta değil,
Onu algılayan kendi "ben" liğinde erir.
Aslında eriyen şey "ego"dur (küçük benlik). Ego çekilince geriye sadece aşkın kendisi kalır. Yani aşık, maşukta eriyerek başladığı yolculuğu, kendi benliğinin (nefsinin) sınırlarını yıkarak tamamlar.