🔹️Eskiden bu ülke çok gelişmişti.
25 yasindan küçükler bilmez.
Demokratik bir ülke idi.
🔹️Aylarca hükümet kurulamıyordu. Demirel gider, Ecevit gelirdi. Ecevit gider, Demirel gelirdi.
🔹️Arada bir Necmettin Erbakan çoğunluk sağlasa da hükümet kurma görevi ona verilmezdi çünkü en iyiyi bilenler başkalarıydı.
🔹️Erbakan çok itiraz ederse partisi kapatılırdı. Adalet iyi çalışırdı. Altı ayda bir hükümet değişirdi. İki yılda bir seçim olurdu.
🔹️On yılda bir askeri darbe olurdu.
Ne güzel günlerdi.
Hukuk bağımsızdı adalet vardı.
🔹️Yüksek yargı üyeleri emekli olunca CHP'ye üye olurdu.
İş bankasında mütevelli heyeti üyesi olurlardı.
Ne güzel günlerdi..
🔹️Üniversiteler bağımsızdı, özgürdü. Rektörler CHP üyesi idiler.
Üniversitelere baş örtülü kızlar alınmıyordu. Okuldan atılıyordu.
Ne güzel günlerdi.
🔹️Ekonomi çok güzeldi. Çok zengindik. Halkta para çoktu, onun için yağ bulunmuyordu. Kuyrukta yağ alırdık. Pirinç ve çayı bile kuyrukta alırdık.
🔹️Bir gecede %4000 faiz alırdık. Kur bir anda devalüe edilirdi.
Ne güzel günlerdi.
Yollarda araba ile gittiğini bilirdin. Herşey doğaldı.
🔹️Yollar topraktı. Çukurlar vardı arabanın içinde zıplardın mide, bağırsak, böbrek çalışırdı.
🔹️Dağların etrafından, üstünden dolaşmak, viraj almak büyük bir emek şoförlük isterdi. Bol Oksijen alırdık.
Ne güzel günlerdi.
🔹️Hastaneye o kadar çok hasta gitmezdi, gittimi eve gelmezdi.
Misafir ederlerdi. İlaç o kadar değerli idi ki, kuyrukta ilaç alırdık. Hasta Ölünce cenazeyi bırakıp eve gelirdik.
Ne güzel günlerdi.
🔹️Çok güzel heykeller dikilirdi. Okullarda andımız okunurdu. inkılap tarihi ve Atatürk ilkeleri okunurdu. Gerisi önemli değildi. Okullar dediysem, kerpiçtendi. Toprak kokardı, heykeller tunçtandı. Öğretmenler hafta sonu limon satardı.
Ne güzel günlerdi.
🔹️Trenler çok yavaş ve tıkır tıkır giderdi. Konya'dan İstanbul'a üç günde giderdik. Seyrede seyrede giderdik. Tabiatı tanırdık.
Otobüslerde ayaklar şişerdi. Yol bitmezdi. Vücudumuzu test ederdik. Uykunun kralını uyurduk.
🔹️Trafik polisine Rüşvet vermeden, 50 km yol gidemezdik..
Ne güzel günlerdi.
Ülkenin başbakanını medya patronu Aydın Doğan belirlerdi!..
Türkiye’nin “terörsüz Türkiye” ve “terörsüz bölge” vizyonu sahada somut sonuç üretmeye başladıkça, buna paralel olarak bilgi kirliliği ve algı operasyonlarının yoğunlaşması da tesadüf değil…
Yetkililerle yaptığım görüşmelerde; SDG elebaşı Mazlum Abdi’nin Mart ayında İmralı’ya giderek terörist başı Abdullah Öcalan’la görüştüğüne dair iddiaların tamamen gerçek dışı olduğu açık şekilde ifade edildi. Abdi’nin kendi açıklaması da bu iddiaları doğrudan yalanlıyor.
Burada dikkat çekici olan yalnızca yalanın kendisi değil; bu yalanın servis edilme biçimi ve hedefidir. Çünkü mesele bir “haber” üretmekten çok, Türkiye’nin güvenlik eksenli stratejik kazanımlarını tartışmalı hale getirme çabasıdır.
Son dönemde özellikle:
-Terör örgütleri arasındaki bağların bulanıklaştırılması,
-Devletin yürüttüğü mücadele iradesinin gölgelenmesi,
-Bölgesel güvenlik hamlelerinin tartışmaya açılması,
-Toplumda “arka kapı diplomasisi” algısı oluşturulması
gibi başlıklarda organize bir psikolojik operasyon zemini oluşturulmaya çalışılıyor.
Amaç; sadece bir iddiayı dolaşıma sokmak değil, Türkiye’nin iç cephe dayanıklılığını aşındırmak, devlet-millet güven ilişkisini hedef almak ve kamuoyunda belirsizlik üretmektir.
Özellikle sosyal medya merkezli bilgi operasyonlarında artık klasik propaganda değil; “şüphe üretme”, “güven aşındırma” ve “kararsızlaştırma” stratejisi uygulanıyor. Çünkü modern psikolojik harekâtın temel hedefi insanları bir şeye inandırmaktan çok, hiçbir şeye güvenemez hale getirmek.
Bu nedenle önümüzdeki süreçte benzer içeriklerin artması şaşırtıcı olmayacak. Türkiye’nin terörle mücadelede sahada güç kazandığı her dönemde, eş zamanlı olarak algı cephesinin hareketlenmesi zaten beklenen bir refleks haline geldi.
Almanya'da sokakta başıboş köpek yok.
Peki nasıl oluyor bu iş?
Bir sihirbazlık numarasıyla mı?
Hayır. Tamamen "acımasız" diyebileceğimiz kadar katı kurallar, tavizsiz denetimler ve ağır bedellerle...
Gelin, şu işin somut verilerine, o çok merak edilen Alman sisteminin detaylarına bir bakalım.
BİR: KÖPEK DEMEK, VERGİ DEMEK (HUNDESTEUER)
Almanya'da köpek sahiplenmek, belediyeye her yıl tıkır tıkır vergi ödemek demektir. Öyle sembolik bir rakamdan bahsetmiyorum. Şehre göre değişir ama sıradan bir köpek için yıllık 100 ile 180 Euro arası bir vergi ödersiniz.
İkinci köpeği mi aldınız? Vergi katlanır.
Daha bitmedi! Bir de "Listenhunde" yani tehlikeli ırklar listesi var. Eğer bu listeden (örneğin Pitbull, Staffordshire vb.) bir köpek beslemek isterseniz, yıllık verginiz bir anda 800 hatta 1000 Euro’lara fırlar. Neden? Çünkü devlet açıkça "Bu köpeği almanı istemiyorum, alırsan da lüks tüketim bedelini ödersin" der.
İKİ: ÇİP, KARNE VE MUTLAK KAYIT
Almanya'da "benim köpeğim kimliksiz yaşasın" diyemezsiniz.
Sadece vergi dairesine kayıt yetmez; hayvanlar TASSO gibi ulusal veri tabanlarına da kaydedilir.
AB Evcil Hayvan Pasaportu (Heimtierausweis) zorunludur. Tüm aşıları bu karneye işlenmek zorundadır. Kaçak göçek köpek bakamazsınız. Her köpeğin devlette bir adresi, bir nevi kimlik numarası vardır.
ÜÇ: BİRİNİ ISIRIRSA YANDINIZ (SCHMERZGELD)
Diyelim ki köpeğiniz birini ısırdı veya yola atlayıp bisikletli birini düşürdü. "Köpektir, olur öyle" deyip geçemezsiniz. Anında dava açılır ve "Schmerzgeld" yani "acı ve ıstırap tazminatı" ödemek zorunda kalırsınız.
Çok uç bir örnek vereyim mi?
Diyelim ki köpeğiniz parkta yürüyen bir cerrahın elini ısırdı ve adam mesleğini yapamaz hale geldi. Veya bisikletli biri köpeğiniz yüzünden kaza yapıp felç kaldı.
Geçmiş olsun.
Ödeyeceğiniz tazminat hastane masraflarıyla bitmez; o adamın ömür boyu kazanamayacağı maaşı da sizden tahsil ederler. Rakamlar 50 bin, 100 bin Euro'ları, hatta daha fazlasını bulur. Kelimenin tam anlamıyla ocağınıza incir ağacı dikilir. İşte bu yüzden çoğu eyalette "Köpek Mali Mesuliyet Sigortası" yaptırmak zorunludur.
DÖRT: O DIŞKIYI YERDEN ALACAKSINIZ, BAŞKA YOLU YOK
Köpeği tuvalete çıkardınız, işini gördü ve siz de yürüyüp gittiniz...
Almanya'da bunu yapamazsınız.
O meşhur "Kotbeutel" yani dışkı poşetini yanınızda taşıyacak ve o pisliği yerden alacaksınız. Almazsanız ve "Ordnungsamt" (belediye zabıtası) veya bir komşunuz sizi görürse şikayet eder. Cezası şehre göre 50 Euro'dan başlar, 150-200 Euro'ya kadar çıkar. İş o kadar ciddidir ki, bazı sitelerde sahipsiz dışkılardan DNA testi yapıp suçluyu bulmayı tartışıyorlar artık.
BEŞ: SOKAĞA KARTONDA MAMA, ARTIK YEMEK KOYAYIM? SAKIN!
Bizdeki gibi köşe başlarına yoğurt kabında su, dünden kalan makarnayı bir ağaç dibine bırakmak mı?
"İyilik meleği" olayım derken suçlu duruma düşersiniz.
Almanya'da sokağa, parka, ormana yemek artığı veya mama bırakmak kesinlikle yasaktır. Sebebi çok net: "Sokaktaki fareleri ve haşereleri besliyorsunuz."
Bunun yasal dildeki karşılığı "illegale Müllentsorgung" yani yasadışı çöp atmaktır. Çevre kirliliğine neden olduğunuz için yüzlerce Euro ceza yersiniz. Hayvan beslemek istiyorsanız bağış yapacağınız adres bellidir: Barınaklar.
ALTI: OTOYOLDA BAŞIBOŞ KÖPEK Mİ? GEREKİRSE VURULUR!
Almanya otoyolunda (Autobahn) kenarda başıboş gezen bir köpek görmek, UFO görmek kadar nadirdir.
Ama oldu da bir köpek çitleri aştı ve otoyola çıktı. Sistem anında "kırmızı alarma" geçer. Otoyol polisi ve itfaiye sevk edilir, gerekirse trafik durdurulur ve köpek yakalanıp barınağa götürülür. Tüm bu devasa operasyonun faturası da çipten bulunan sahibine kesilir.
Peki ya köpek panikledi, yakalanamıyor ve hızla akan trafiğe girmek üzere?
İşte Alman sisteminin en net ve tavizsiz olduğu yer burasıdır.
Eğer köpeğin yola fırlaması insanların zincirleme kaza yapmasına, yani insan hayatının tehlikeye girmesine neden olacaksa ve başka hiçbir müdahale şansı kalmamışsa...
Polis o köpeği vurur.
İnsan hayatı söz konusu olduğunda sistem bir saniye bile tereddüt etmez.
Kısacası:
Almanya’da başıboş köpek yok, çünkü köpeği başıboş bırakmaya veya sokağa atmaya cesaret edebilecek bir "insan" yok.
Sistem köpeğe değil, tamamen sahibine odaklanmış durumda.
Seviyorsan bedelini ödersin.
Sorumluluğunu alıyorsan bakarsın.
Kuralları ihlal edersen de sonucuna katlanırsın.
- Murat Artuğ
FENOMEN İLAHİ MİLLİ MARŞ OLDU
Cumhur Frankfurt isimli sosyal medya kullanıcısı milli takım için ‘Al eline kalemi yaz Allah’ın adını’ isimli ilahiyi uyarladı.
Milli Marş sosyal medyada kısa sürede viral oldu.
Filistin bayrağı açan Lamine Yamal tüm İsrail’de protesto ediliyor, formaları yırtılıyor.
O halde biz de Yamal’a çok büyük destek verelim!
Yamal’ı sevenler bu tweeti beğensin ve paylaşsın 🇵🇸
MADEM ANLAŞILMADI DAHA NET ANLATAYIM ��
Sadece bugün…
Bir meyhane açılışında dua edildiğini.
Çarşaflı bir kadının, erkeklerin arasında spor yapıp bunu dindarlık diye anlattığını.
Dedesinin cenazesinin başında şarkı söyleyerek video çeken bir kızı.
“ Hacca gidiyorum kornaya bas”, “Kur’an öğrendim kornaya bas”, “Şu yardımı yaptım kornaya bas” diyerek riyayı sokak sokak dolaştıranları.
“İslâmî aile böyle olur” diyerek evinin mahremine kadar kamerayı sokup, namazını, kahvesini, yatak odasını teşhir eden bir Ahlaksız aileyi.
“Namaz kılmak için tesettüre gerek yok” diyerek Allah’ın emrini yok sayan bir Ahlaksızı
Bir elinde Kur’an ile video çekip, diğer videolarında dudağını, orasını burasını çeken görünüşte başörtülü bir edepsiz, Ahlaksızı gördüm. Sadece bugün.
Dinin hükümlerini keyfine göre eğip bükenler, Helâli haramı, edebi, hayâyı, mahremiyeti ayaklar altına alanlar, Sizlere yazıklar olsun.
Bakın, Kur’an’ın hükümlerine savaş açılırken. Allah’ın emirleri alaya alınırken. Bu kadar isyan, bu kadar hayasızlık, bu kadar ölçüsüzlük bu toplumun içine yayılmışken. Gökten bereket değil, azap yağar. Ve vallahi yağıyor. Ve böyle giderse Vallahi daha beteri yağacak.
Kendinizi, çocuklarınızı, ailenizi bu ahlaksızlıktan koruyun. Peygamber Efendimiz (sav) neyi emrettiyse ona sarılın. Neyden uzak durun dediyse ondan kaçın.
Çünkü bugün “Ben Müslümanım” diyenlerin bir kısmı. Münafıkların başı olan Abdullah bin Übey bin Selûl’den bile daha beter bir hâle düşmüş durumda.
Yazıklar olsun.
İsrail'in Danimarka Büyükelçisi bu videonun yayılmasından protesto ediyor. Haydi bunu bütün dünyaya yayalım.
Lucas Torreira Nefise Rabbimiz Lucas Torreira Halk TV ak parti genel merkezi İsmail Küçükkaya Evliyken Saldıran Yere