📌
#100KitapListesi
Yusuf Kaplan Hocamızın MTO'da (Medeniyet Tasavvuru Okulu'nda) 3 yıl boyunca okunması için hazırladığı kitap listesi.
https://t.co/1O5lIC8a7a
MTO Gaziantep ekibi olarak yaz okulumuzun ilk iki haftasını tamamladık elhamdülillah. Bu bereketli iki haftanın çalışmalarının özeti nihâyetinde bir video 🌷
@yenisafakwriter@mtokurumsal@blggokce#MTOGaziantep
Bir yerlerden düğmeye basılmış gibi…
İslâm’ın değerlerine, kutsallarına karşı topyekûn bir saldırı var.
İslâm, bu toplumun varlık nedenidir. Bu toprakları vatan yapmamızı sağlayan yegâne kaynak İslâm’dır. Bu topraklarda bin yıl dünya tarihini yapmamızı sağlayan yegâne kaynak da İslâm’dır.
Bu mesele, parti-pırtı meselesine indirgenemez.
İslâm’ın hedef tahtasına yatırılması sözkonusu.
İslâm’a, İslâm’ın kutsallarına, Allah’a, Kur’ân’a, rahmet elçisi peygamberimize saldırılmasına sessiz kalamayız.
Şunu kafamıza kazıyalım:
İslâm’ı kaybedersek, bu ülke elimizden gider, leş kargalarına yem olur.
İslâm, bu toplumu ayakta tutan en büyük sigorta, birbirine kenetleyen en büyük bağdır.
Bu toplumdan İslâm’ı çekip çıkarın, ortada hiçbir şey kalmaz.
İslâm; bu toplumun, birliğinin, dirliğinin, kardeşliğinin sigortasıdır. İslâm’ı kaybedersek, bu toprakları da, bu topraklardaki varlığımızı da koruyamayız.
🎉 KİTAP ÇEKİLİŞİ 🎉
Tahlil Yayınları ile ortaklaşa 4 şanslı takipçimize özel hediyeler! 📚✨
Ödüller:
• 3 adet kaliteli tek cilt kitap
• 1 adet üç ciltlik özel set
Katılım Şartları: • Bu hesabı ve @tahlilyayinlari hesabını takip et ✅
• Bu gönderiyi beğen + RT yap ✅
• Yorumlara 1 arkadaşını etiketle ✅
Çekiliş 5 gün sonra yapılacak..
“Yüz yüze görüşmek kini yok eder.
Çünkü gözler birbirine bakınca kalp yumuşar.”
demiş İbn Hazm;
ama çok-yüzlüler ile yüzsüzler hâriç;
ne birbirine bakacak gözleri
ne de yumuşayacak kalpleri var çünkü...
MTO Gaziantep olarak eşi bulunmaz bir projeyle geldik. Fırsatı kaçırmayın ve çevrenizdekileri de mutlaka haberdar edin. Yaz okulumuzda görüşmek üzere! 🕊️
Başvuru Formu 👇
https://t.co/ZrRA0WnWCW
#MTOGaziantep@mtokurumsal@yenisafakwriter@blggokce
"Bir kadın, dinde ilim sahibi olmayı, dilde fasih konuşmayı ve bakışta feraseti kendisinde topladığı zaman, onun mürüvveti kemale ermiş demektir. O, kendi kavmi (çevresi) içinde tıpkı kuşluk vaktindeki güneş gibi olur; onun nuruyla aydınlanılır ve onun isabetli görüşüyle doğru↓
kurban bayramı duâsıdır.. Allah’ım! İbrahimî bir sadakat, İsmailî bir teslimiyetle kapına geldik. bu mübarek bayramda kestiklerimizi değil, senin rızana perde olan nefsani arzularımızı Sana kurban etmeyi nasip eyle. kalbimizi muhabbetinle doldur, ruhumuzu vuslatına erdir..
Doğru akort edilmiş bir enstrüman gibi, dilimizi de zarafetle, bilgiyle ve sevgiyle işlediğimizde hayat daha harmonik bir hâl alır.
Dilin ve düşüncenin estetik yolculuğunda birlikte yürümek dileğiyle...
İlk notaya bastık, hoş geldiniz!
https://t.co/tWOhuk0EMj
İki şey öğretti bana şeyhim yani öyle çok şey değil;
birincisi Allah'a sevgi ile ibadet,
ikincisi mahlûkata şefkat ile hizmet.
Muhibbî Safer Dal Efendi
Bir insanı kırdıktan sonra
gerekçelerini vermek kırgınlığı gidermez;
Bu, bir insanı öldürdükten sonra, cesedine,
kendisini niçin öldürdüğünü açıklamaya çalışanın
hâl-i pür-melâl'ine benzer.
Aynayı tuzla buz etmeyi gözüne kestiren
süpürgeyi, küreği ve süpürmeyi de göze almalıdır.
MİLLETİ VE TARİHİNİ “TARİHE GÖMEN” ADAM!
Bir cenazenin arkasından uluorta konuşmayı edeben doğru bulmadım ve konuşmadım şimdiye kadar.
Ama bu cenaze, cenazesi çoktan kaldırılması gereken bir “yalan tarih”in mimarlarından birinin cenazesi olunca susmak vebaldir, diyerek usturuplu bir dille birkaç hayatî tespitte bulunmayı bir vatan, millet borcu ve büyük bir mesuliyet olarak addediyorum.
“GÖREVLİ” BİR ADAMDI
Önce hakkını teslim edelim: Osmanlı ile Sultan Abdülhamid Han -ve hatta Sultan Vahdettin- hakkındaki bazı ezberleri yıkmıştı.
Eğer bu minval üzere gitseydi, bu milletin boynuna geçirilen prangaların kırılmasına çok büyük katkılarda bulunabilirdi. Aksine o prangaların daha boğucu ve sarsılmaz bir şekilde milletin ve çocuklarının boynuna dolanmasına hizmet etmeyi tercih etti ve mezara çok büyük bir veballe gitti.
Çünkü “görevli” bir adamdı: 28 Şubat'tan sonra piyasaya sürülmüştü ve Yaşar Nuri'nin ilâhiyat alanında yaptığı “yıkım” işini o tarih alanında yapmıştı.
İsteseydi, dik durabilseydi, yalan üzerine inşa edilen ve dayatılan tarihi yerle bir edecek tarihî bir misyon üstlenebilir ve tarihe kahraman olarak geçerdi. Ama o bu dünyada ucuz kahramanlığı ve alkışlanmayı tercih etti. Kendisi gibi Kırımlı ama pek çok bakımdan büyük tarihçi olan ve milletin boynuna dolanan tapınakçı prangaları güçlendiren Halil İnalcık’ı ucuz kahramanlık konusunda fersah fersah geçen, bu toprakların çocuklarını ve tarihini “tarihe gömen” bir adam olarak mezara gitti.
UCUZ KAHRAMAN
Osmanlı tarihinin insanlık tarihindeki öncü ve benzersiz rolünü çok iyi biliyordu ama o sessiz kalmayı, yaşarken bu ülkenin altını oyan, tarihî rolünü bitiren yalan tarihin propagandisti olmayı ve pespaye, döküntü propagandistleri tarafından alkışlanmayı ve daha vahimi de Osmanlı’nın insanlığın önünü açacak benzersiz ilkelerinin dünyaya anlatılması gibi yüce bir görevi üstlenmek yerine Osmanlı’yı Üçüncü Roma ilan etme primitifliği ve “aşağılık kompleksi” sergileyerek Osmanlı’nın dünyaya, insanca yaşanacak yegâne medeniyet modelini sunacak muazzam bir medeniyet tecrübesi ürettiğini anlatma imkânını elinin tersiyle itmeyi tercih etti!
Bazı Batılı vicdanlı tarihçiler bile, “gel ey Osmanlı!” diye yazılar ve kitaplar yazarken o Osmanlı’yı bir kez daha “tarihe gömme”yi tercih etmekten tedirgin olmadı!
Hiçbir büyük tarihçi böylesine ürpertici bir tercihte bulunamazdı.
İsteseydi, Osmanlı medeniyetinin ne denli aşılamaz ve insanlığın önünü açacak temellere ve ruha sahip, bütün dünyayı yeniden silkeleyip kendine getirecek adalet, hakkaniyet ve merhamet ilkeleri üzerinden yükselen benzersiz bir medeniyet tecrübesi olduğunu hem ülkemizin çocuklarına hem de bütün dünyaya çok çarpıcı bir dille anlatabilirdi.
Ama bu fazla prim yapmayabilirdi, fazla para kazandırmayabilirdi. O yüzden o işin en kolayını, en kârlı olanını tercih etti ve resmî tarihin yalanlarını deşifre ederek kahraman olarak anılma imkânını kaybetti ve mezara hesabını veremeyeceği kadar ağır bir veballe gitti. Bir milletin boynuna geçirilen prangaları kırabilecek bir donanıma ve etki gücüne sahip bir adam konumuna ulaşmıştı çünkü.
O yüzden sırtında hesabını veremeyececeği kadar “tarihin ağır yükü”yle vefat etti gitti bu dünyadan. Artık adı tarihe, bu milletin boynuna geçirilen prangalara kıracak bir imkâna sahipken, o işin kolayını ve en ucuz olanını tercih ederek insanlığın önünü açacak ufka ve derinliğe, ruha ve zenginliğe sahip bu milleti ve tarihini tarihe gömen bir adam olarak geçecek.
FATİH CAMİİ’NİN HAZİRESİNE GÖMÜLMEMELİ!
Şehid Esad Coşan Hocamızın cenazesinin Fatih Camii’nin haziresine gömülmesini reddeden yetkililerin İlber Ortaylı’nın cenazesinin oraya gömülmesine onay vermesini protesto ediyorum.
Fatih Camii haziresi millete aittir ve bu milletin altını oyan monşerlere, masonik-baronik çetelere hizmet eden bir adamın cenazesinin oraya gömülmesi oradaki bütün büyük insanların aziz ruhlarını da rencide edecektir.
Bu karardan derhal vazgeçilmelidir!