Pleased to share my paper titled, "The negative existential cycle in Turkish Sign Language (TİD)" published in the Linguistics Vanguard. A short thread below👇https://t.co/RSY9035tba
🏛️ Türk Dil Kurumunun ev sahipliğinde
👐 Türk İşaret Dili Öğretimi Çalıştayı
📅 8 Haziran 2026
⏰ 14.00
📍 Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Bilkent Yerleşkesi
#TürkDilKurumu#TürkİşaretDili#Çalıştay
📣Just published!
Interested in #iconicity and #language?
Then, this Handbook is just for you.
Have a look at contents!
#unmissible
⬇️
@OUPAcademic
https://t.co/kOyINNlzzi
Akademik yapılar açısından en tehlikeli insan tipi, entelektüel olarak yetersiz olduğu hâlde bunu başka yollarla telafi etmeye çalışan kişilerdir. Bu kişiler okumayı, yazmayı ve üretmeyi sevmez; fakat akademik çevrelerde unvan, makam ve statü sahibi olmaya büyük bir tutkuyla bağlanırlar. Çünkü onlar için akademi, bilgi üretiminin değil, sembolik iktidarın alanıdır.
Statü arayışı, çoğu zaman derin bir yetersizlik duygusunun dışa vurumudur. Günlük dilde “aşağılık kompleksi” olarak adlandırılan bu durum, Alfred Adler’in tanımladığı biçimiyle üstünlük kompleksi şeklinde tezahür eder. Yani birey, kendisini yetersiz hissettikçe bu eksikliği güç, mevki ve otorite üzerinden telafi etmeye çalışır. Akademik unvan, bu kişiler için entelektüel bir emeğin sonucu değil; psikolojik bir savunma mekanizmasıdır.
Bilgi üretmeyen fakat bilgiyi hızla ve yüzeysel biçimde tüketen bu çevreler, akademinin asli işlevini aşındırır. Metinleri anlamadan çoğaltan, kavramları içselleştirmeden tekrarlayan, atıf sayısını düşüncenin önüne koyan bu zihniyet; akademiyi bir düşünce alanı olmaktan çıkarıp bürokratik bir sertifika rejimine dönüştürür.
Asıl tehlike, bu yetersizliğin kurumsallaşmasıdır. Çünkü bu tipler zamanla karar verici pozisyonlara gelir, nitelikli üretimi tehdit olarak algılar ve kendilerinden daha donanımlı olanları sistem dışına iter. Böylece akademik ortam, eleştirel düşüncenin değil, itaatin; bilginin değil, görünürlüğün ödüllendirildiği bir yapıya evrilir.
Sonuçta akademik çöküş, dış baskılarla değil; içeride bilgiye mesafeli ama güce yakın aktörlerin çoğalmasıyla başlar. Akademiyi ayakta tutan şey unvanlar değil, metinlerdir; makamlar değil, sorular; hiyerarşi değil, entelektüel cesarettir.
📣Çevrim İçi “Dil Konferansları”
💬Dil ve Anlam
🗣️Doç. Dr. Soner AKŞEHİRLİ
🗓️12.12.2025
⏰15.00
📌Youtube kanalımızdan canlı olarak takip edebilirsiniz.
#DilKonferansları
Tüm metni tek gönderide toplamayı seçtim, karışık olmuştu biraz. 🔽
Akademideki maaş sorunu tüm cumhuriyet tarihinde büyük kriz alanı. Kısmi iyileşme sağlanan birkaç dönem hariç (1965-1973, 2014-2018) akademisyenler her zaman "sınırda" bir meslek grubu olarak bırakılmış. Maliye Bakanlığı yüksek bürokrasisinde bu konuda bir uzlaşı olduğu anlaşılıyor.
Alman 18. yy. siyasal iktisatçı Johan Justi akademinin maaşlarının çok yüksek tutulmaması gerektiğini "orta seviye maaş, törensel onurlandırma" ilkesiyle şöyle formüle etmiş: "bilge bir bakan, akademisyenleri kibirleri üzerinden yönetir." Kralın "lütufkar bir kabulü" veya "kısa bir sohbet hazineden çıkan büyük paralardan çok daha etkili olabilir"
Akademi maaşlarının orta seviyede tutulması tarihsel olarak kamu maliyecileri ile siyasetçilerin güçlü uzlaşı alanlarından biri. Maaşın zorunlu ders karşılığı (10 saat) ile garanti altına alınması da devletin temelde üniversiteden eğitim beklentisiyle bağlantılı bir politikası. Ayrıca araştırmanın da sıralamadaki yerini gösterir.
Günümüzdeki durumda ise krizler iç içe geçiyor: yükseköğretimin yaşadığı depresyon, yapay zekanın ortaya çıkardığı belirsizlikler üniversitenin değerini tartışmaya açıyor. Üniversite tüm büyük inovasyonların kaynağı olsa da piyasa başarı anlatılarını hi-jack etmede usta...
Akademisyenlerin saygın maaş beklentisi birçoğu da ironik olarak kendi mensubu olan kişiler tarafından mugalataya boğuluyor. Bu semptomun kaynağı da akademinin içindeki hayal kırıklıkları, kişilik çatışmalarıyla bağlantılı.
Akademi modern çağda itibar, saygınlık, bilgiye ve öğrenci yetiştirmeye adanma gibi idealist temeller üzerine inşa edilmiş.
Bildung idealini çökerten ne olduğunu henüz kimsenin tanımlayamadığı Amerikan "mükemmeliyetçiliği" öğrenciyi müşteriye ve hocayı satıcıya dönüştürerek büyük bir yabancılaşma yarattı. Akademisyenlerin önemli bir kısmı ruhen Bildung idealine bağlı olsa da, yönetim kademeleri işletmeciliğin özel dillerinde konuşuyor.
Hocalar maaş iyileştirmesi istemeyi bu yüzden zul sayarlar. Hocanın para konuşması ayıptır. Piyasadaki en ucuz emek hoca emeğidir. Her yere konuşmaya giderler, sohbet ederler. Konuşmaya hazırlanmaya en az yarım gün hazırlık yapılır. Para için gidilmez, bilginin paylaşımının hazzı için gidilir. Biri tutup para verirse bir zarfa 2bin lira konup cebinize sıkıştırılmaya çalışılır, utanırsınız, almak istemezsiniz ısrar ederler, 'size layık değil ama' diyerek (1 saat lise özel ders 4000 lira).
Özetle akademinin geçim derdini Bourdieu'nün dediği gibi formüle edersek, anti-ekonomik mantığa göre kurulmuş akademik alan itibar için yapılandırılmıştır: Nesiller emanet edilir, kültürü koruma vazifesinin merkezidir, inovasyon da yapmalıdır, topluma hizmet üç esas misyonundan biridir, araştırma, yayın, proje yapmalıdır, okulun idari işleyişini yürütmelidir, iyi ve güncel bir eğitim vermelidir vb. Modern dünyada tüm bu görev listesinin benzerini üstlenen kurum yoktur, olamaz da.
O nedenle akademinin ilk sorunu geçim değil, hak ettiği saygınlıkla ele alınmamasıdır.
Üniversitelerimiz uluslararası sıralamalara girdiğinde duyulan kıvanç anlamlı. Hocalarının önemli bir kısmının, özellikle İstanbul'da, açlık sınırında yaşadığı gerçeği ile birlikte kıvanmak lazım. Üniversite az imkanla büyük başarılar elde edebilen bir kurumdur...
📌Türkolojinin uluslararası arenadaki değerli isimlerinden Prof. Dr. Lars JOHANSON’un 24 Kasım 2025 tarihinde vefat ettiğini büyük bir üzüntüyle öğrendik.
Bilim dünyasına kazandırdığı kıymetli çalışmalar, Türk dilleri üzerine yaptığı öncü araştırmalar ve yetiştirdiği öğrencilerle daima saygıyla anılacaktır.
Ailesine, sevenlerine ve Türkoloji camiasına başsağlığı dileriz.
📣Çevrim İçi “Dil Konferansları”
💬Türk İşaret Dili
🗣️Doç. Dr. Bahtiyar MAKAROĞLU
🗓️21.11.2025
⏰15.00
📌Youtube kanalımızdan canlı olarak takip edebilirsiniz.
📢 2026 yılı Ocak ayı itibarıyla verilecek yurt içi eğitim bursları için başvurular, 11–18 Kasım 2025 tarihleri arasında alınacaktır.
⌛️Başvuru süreci, 18 Kasım 2025 Salı günü saat 17.00’de sona erecektir.
🔗Detaylı bilgi için https://t.co/mkQQ5vlhpz adresini ziyaret edebilirsiniz.
@TcYuksekKurum
I’ll be presenting my poster at Workshop on Cognitive and Functional Explorations in Sign Language Linguistics #SignCAFÉ3 @UniWarszawsk 🇵🇱 today. The title of my poster is "The multimodal grammaticalization of aspectual markers in Turkish Sign Language (TİD)"
Excited to share that I'll be presenting my study titled "The crossmodal morphological borrowing in Turkish Sign Language" at Cognitive Linguistics in the Year 2025 #PTJK2025@UKENkrakow 🇵🇱 today.
Türkiye'deki Dilbilim derslerinin özellikle Yükseköğretim öncesi eğitim müfredatlarında yer almasını sağlamak için SLE'nin 2024 yılında yayımladığı ‘Linguistics in Schools Manifesto’ adlı manifestoyu dikkatle okumak gerekli!
Calls: Formal Linguistic Approaches to MultiModality (FLAMM): 2nd Call for Papers: Formal Linguistic Approaches to MultiModality (FLAMM) will take place at Trinity College Dublin on 4-5 December 2025. The workshop aims to promote and advance the study of… https://t.co/y7SakccDFD