@_AKLET_@sabri_okur Toplumsal hayatta erkek ve kadınlar birçok alanda ihtilat halindedir. İslam dininde her alanda kadın ve erkek ayrı olmalı diye bir kural da yoktur.
2. Selahaddin Demirtaş beni de Diyarbakırlı sandı ve gelip bana da sarıldı. Çok bişey hissetmedim. Arkasından Abdullah Öcalan da gelip bana sarıldı. Çok dinç ve enerjik görünüyordu. Bana sarılınca onu boğmak istedim ama halktan korktuğum için yapamadım. Üzüntüden uyandım.
1. Bugün bir rüya gördüm. Rüyamda Diyarbakır sokaklarında geziyorum. Bir baktım karşımda Selahattin Demirtaş ve Abdullah Öcalan. İkisi de gizlice serbest bırakılmışlar. Halk bunları görünce ikisine de sarılıyorlardı.
Üniversite mezuniyet törenlerinde kortej halinde yürürken öğrencilerin siyasi/sosyal pankart açmaları güzel bir gelenek.
Ailesi, sevenleri, protokol, seyirci ve medya önünde yürüyen mezun öğrenci amiyane tabirle o anın “assolistidir.” İlgi ve gözler onun üzerindedir o da taşıdığı pankartla kendini ifade eder.
Bu şov en fazla 15-20 saniye sürer çünkü ona tanınan assolistlik süresi o kadardır. Her bir öğrenci peş peşe kendine tanınan 15-20 saniyeler içinde bu hakkını kullanır.
Yeditepe Üni. mezuniyetinde sahneye kortej halinde yürüyen öğrenciler değişik pankartlar açarak podyumdaki yerlerine gelmişler ve kortej yürüyüşü bitip artık diploma töreni başlayınca o pankartları kaldırmışlar.
İşte tam o aşamada MM isimli bu öğrenci kendi pankartını açmış. Kendine bıraksalar tören sonuna kadar şovuna devam edeceği anlaşılıyor, çünkü kendi de aksini söylemiyor.
Açtığı pankart hukuk fakültesi ruhuna çok uygun. Çünkü hukuk temelde doğruluğu/dürüstlüğü ister. MM’nin ait olduğu İslam dininde (diğer tüm dinlerde olduğu gibi) doğruluk istenir ve övülür. Yine İslam dini temelde adalet dini olduğundan bu pankart hukuk mezuniyet töreni için çok güzel bir tercih olmuş.
Ancak MM bu pankartı, kortej yürüyüşünden sonra ve artık mezunların mesaj hakkının bittiği ve kurumsal diploma töreni başladığı anda açıyor. Başka pankart açan öğrenci yok. O anda diğer insanların hakkına tecavüz ediyor. Bu doğru bir davranış değil.
İlk 3 dakikadan sonra tepki almaya başladığında da o tepkilere saygı duymuyor, diğer insanların ifade özgürlüğüne de saygı duymuyor ve ısrarla pankartı tutmaya devam ediyor. Kendisine fiili hiç bir hareket olmamasına rağmen buna devam ediyor.
Arkadaşları ve Rektörlük cebir ve şiddete başvurmadan karşı bir hareket yaptığında da ortalığı velveleye veren sosyal medya/twitter bombardımanına başlıyor.
Tüm bunlar MM’nin doğruluk adına hareket eden hilm sahibi bir mümin olmak yerine siyasi hedefleri olan ve provakasyon peşinde koşan bir siyasetçi olduğunu bana düşündürttü.
Siyaset yapan, siyasi eleştiri ve tepkiyle karşılık bulur.
Bunun bir müminin din özgürlüğü ile ilgisi yoktur.
Tam tersi bir siyasetçinin siyasi çıkarı için yaptığı din istismarı ile ilgisi vardır.
🔴Yeditepe Üniversitesinde açtığı Ayet ile gündeme gelen genç, aynı üniversitede Akademisyen olan Mesut Hakkı Caşın Hakkında:
🔹"Filistin'e destek için yapacağımız eylemde destek olması için yardım istedik bize "S***rin gidin ders çalışın, size mi kaldı filistin'e kurtarmak ? Boş işler bunlar! Bu yürüyüşü de yapamazsınız, haydi yiyosa yapın da göreyim!" cevabını verdi."
NATO zirvesinde hangi konular konuşuldu? Hangi kararlar alındı? Bunu hangi haber kanalından öğrenebilirim? Neden kimse bunları yazmıyor? Hep karşılama biçimi, ne giydiler, ne yediler konuşuluyor..
🚨🗣️New: Mohamed Salah on the controversial officiating decisions in Egypt and Argentina game, Messi and Argentina are being favored:
“People will say Argentina showed the mentality of champions. Fine. But tell me this: when exactly did Egypt get the same protection from the officials?
We scored a second goal. The stadium exploded. The world saw it. Then suddenly VAR became an archaeologist, digging through the ruins of football history to find a foul from another lifetime.
Funny how they could rewind the game Five minutes to cancel our goal, but when I was brought down in the box, everyone suddenly forgot where the replay button was.
That’s what hurts. Not losing. Not Argentina.
The inconsistency.
One decision gets examined under a microscope. Another gets buried under the carpet.
We were told football is decided on the pitch. Tonight it felt like it was decided in a control room.
And let’s talk about those final minutes.
Two penalty appeals. Two moments that could have changed everything. Nothing. No review. No urgency. No explanation.
Then Argentina go down the other end and score the winner.
That isn’t a plot twist. That’s the kind of script that leaves millions of people asking questions.
Egypt fought for every blade of grass. We defended. We believed. We earned our moments.
But every time we climbed the mountain, someone moved the summit.
The disallowed goal.
The ignored penalty shouts.
The cards flying around our bench because people who dedicate their lives to this game couldn’t understand what they were witnessing.
And now we’re expected to smile and say football won?
No.
Football wins when the rules are applied equally.
Football wins when VAR is a shield for fairness, not a sword that appears only when convenient.
Because from where I’m standing, Egypt didn’t just lose 3-2.
Egypt lost a goal, lost two penalty appeals, lost faith in consistency, and eventually lost a place in the quarter-finals.
Maybe Argentina deserved to advance.
Maybe they didn’t.
That’s football.
But what will make people angry isn’t the result.
It’s the feeling that one team was forced to play against eleven men, the clock, and a set of decisions that seemed to change shape whenever the game demanded it.
And that’s why this match will be remembered long after the scoreline is forgotten.”
Mahmut Arıkan’dan komedyen Deniz Göktaş hakkında;
‘Bakara makara’ denirken hassasiyetiniz neredeydi?”
Stand-up gösterilerinde aklınıza gelen Kur’an mülakatlarda milyonlarca gencin hakkı yenilirken neden aklınıza gelmiyor?
Bugün Hamaney’in cenaze töreni vardı İran’da
Türk heyeti salona girdiği sırada şu ayet okutuldu;
"Allah, malları ve canlarıyla cihad edenleri, derece bakımından oturanlardan üstün kıldı”
Suudi heyet girdiğinde;
“Karşı karşıya gelen şu iki gurubun halinde sizin için büyük bir ibret vardır. Biri Allah yolunda çarpışan bir gurup, diğeri ise bunları apaçık kendilerinin iki misli gören kâfir bir gurup. Allah dilediğini yardımı ile destekler”
Ve diğer pek çok ülke heyeti taziye için geldiğinde ‘özenle seçilmiş’ ayetler okutuldu
İran kötü gününde yanında olunmamasını hak etmek için elinden geleni yapıyor
📍Paraşüt ile atanan akademisyen öğrencisine diploma vermiyor, sınavda Türkiye 31.’si olan ise hakim-savcı olamıyor!
İsmail Uysal isimli hukuk mezunu kardeşimiz, hakim ve savcılık sınavının yazılı aşamasında 17 bin kişi arasında Türkiye 31.’si olmasına rağmen mülakatta başarısız sayıldı.
İsmail Uysal, 2025 yılında hukuk fakültesini birincilikle bitirdi ve avukatlığa giriş sınavında da rekor puan aldı.
Bu rezaleti herkese duyurmalıyız! İsmail gibi gençlerin hakkını yiyenlerin okuduğu Kuran, kıldığı namaz kabul olur mu?
Sahabeler arasında yaşanan bazı hadiseleri, mizansız ve muvazenesiz bahsetmek çok tehlikelidir.
Çünkü en küçük sahabe sohbeti nebeviyeye mazhariyet sırrıyla, en büyük veliden mevkice daha büyüktür.
Beşeriyet icabı yapılan siyasi hatalar, onların sahabilik makamına zarar vermez.
Proje okullarıyla ilgili liyakat ve adalete dayalı bir sistem gereklidir. Kişilerin ve bazı yapıların iradelerinin üstünde adil bir sistem.
Bir sendikanın tekeline girmiş olan atamalar haksızlıktır, kul hakkıdır.
Fakat bir de hak ararken onların istediği olmasın benim istediğim olsun diye farklı bir haksızlığı hak olarak dayatmak isteyenler var. Sisteme hizmet edip ama cesurmuşcasına konuşan.
Sınav tek yeterlilik midir tartışılır ama diğer bütün her şeyden daha eşit olduğu kesin.
Bir medeniyeti Yok etmek isterseniz
3 aşama vardır.
1. Aile yapısını boz.
2. Eğitimi yık.
3. Örnek olanı değersizleştir.
Aileyi yıkmak için anneye farklı bir rol biç öyle ki ev hanımı olmaktan utansın.
Eğitimi yıkmak için öğretmenleri toplumda itibarsızlaştır, öyle ki öğrenciler bile ona hakaret edebilsin.
Örnek olanı gözden düşürmek için
Alimleri ve fikir adamlarını değersizleştir , onlara şüphe ile bakılmasını sağla ki kimse onları dinlemesin...
Şırnak Üniversitesi rektörüne;
İyi Arapça bilen bir hafız olarak soyleyecegim şudur:
“Şüphesiz Allah adaleti, iyiliği ve akrabaya yardım etmeyi emreder…” (Nahl Suresi, 90)
Ne yazık ki bugün bazıları bu ayetin sadece işine gelen kısmını okuyup, geri kalanını görmezden geliyor.
Oysa ayetin ilk emri adalettir. Adalet olmadan ne iyilikten ne de akrabaya yardımdan söz edilebilir.
“Allah akrabaya yardım etmeyi emrediyor.” diyerek kamu kadrolarını akrabalarla doldurmayı savunmak; ilahi emri değil, şahsi menfaati dinin arkasına saklamaktır. Kur’an, akrabayı gözetmeyi emreder; başkasının hakkını gasp ederek akrabaya makam dağıtmayı değil.
Kamu görevi bir emanet, devlet ise milletin ortak malıdır. Devlet kadroları aile şirketi değildir. Bir kişinin hakkını elinden alıp onu akrabanıza vermek, yardım değil; kul hakkıdır, adaletsizliktir ve emanete ihanettir.
En acısı da budur: Ayetleri adalet için değil, adaletsizliği meşrulaştırmak için kullanmak… Oysa Kur’an’ın ilk çağrısı nettir: Önce adalet. Çünkü adalet yıkılırsa devlet çöker, liyakat kaybolursa kurumlar çürür, kul hakkı yenirse vicdan susar.
Kur’an’ı kendi arzularına göre yorumlayanlar şunu unutmasın: İlahi mesaj, güç sahiplerini değil, hakkı korur. Ayetler makamları değil, vicdanları inşa etmek için indirilmiştir.
Ayetin ilk emrini unutanlar, son cümlesine sığınarak kendilerini temize çıkaramazlar. Çünkü adalet yoksa, yapılan hiçbir iş meşru değildir.