Siyasetin en eski numarası insanları ikna etmek değil, kafalarını karıştırmaktır. Aynı konuda bugün başka, yarın başka konuşulur; gündem durmadan değiştirilir. Amaç gerçeği gizlemek değil, vatandaşı gerçeği aramaktan vazgeçirmektir. Çünkü neye inanacağını şaşıran insan, bir süre sonra hiçbir şeyi sorgulamaz.
İkinci perde korkudur. Sürekli kriz, tehdit ve düşman anlatılır. Korkan insan düşünmek yerine sığınacak liman arar. Şüphe içindeki toplum ise kolay yönetilir. Çözüm üretemeyenlerin en ucuz sermayesi korkudur.
Son perde sahte kahramanlar ve sahte düşmanlardır. Ekonomi, hukuk ve eğitim konuşulmasın diye millet yapay kavgalarla oyalanır.
Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri, gerçeklerle sembolleri birbirine karıştırmasıdır. Etnik tartışmalar, mezhep kavgaları, sekülerlik-dindarlık çekişmeleri, Osmanlıcılık-Cumhuriyetçilik hesaplaşmaları yıllardır gündemi meşgul ediyor. İnsanlar kendini önce ait olduğu grubun mensubu olarak görüyor, aynı ülkenin yurttaşı olduğunu ise çoğu zaman ikinci plana atıyor.
Oysa hayatın gerçeği sloganlar değil; ekonomidir, hukuktur, eğitimdir, üretimdir. Pasaportunun değeri, paranın satın alma gücü, mahkemenin adaleti ve dünyanın sana duyduğu saygı asıl karnendir. Bunlar kötüleşiyorsa, kazandığını sandığın bütün ideolojik zaferler aslında kâğıttan birer kupadır.