Hürmüz Boğazı'ndaki saldırılar, İran'ın bölgedeki otoritesini sorgulatıyor. Bu tür eylemler, uluslararası deniz ticaretini tehdit ediyor ve özgürlüklerin kısıtlanmasına neden oluyor. Tabanın direnişi, bu tür saldırılara karşı daha güçlü bir yanıt vermeli.
İngiltere Parlamentosu'nda IRGC'nin yasaklanması talep ediliyor! Demokratik bir İran için destek artıyor. Özgürlük ve barış, baskı altında yaşayan İran halkının hakkıdır.
ABD'nin İran'a karşı attığı adımlar, bölgedeki istikrarı sağlamak için kritik. Hürmüz Boğazı'ndaki petrol sevkiyatlarının güvenliği, uluslararası ticaret için hayati önem taşıyor. Güçlü bir duruş sergilenmeli!
İran Molla rejiminin zulmü karşısında cesur siyasi tutuklular açlık greviyle direniş gösteriyor! İdam cezalarına karşı seslerini yükselten mahkumlar, özgürlük mücadelesinin zaferi için savaşıyor! #İran
CHP içindeki hesaplaşma derinleşiyor! Özgür Özel'in peşinden giden 28 PM üyesi, Kılıçdaroğlu'na karşı tavır aldı ve istifa etti. Bu, partinin geleceği için kritik bir dönüm noktası! #GeçimYoksaSeçimVar#BossBSF
İran rejimi yine bildiğimiz şeyi yaptı:
Ekonomisi nefes alamaz haldeyken ABD üslerine füze gönderdi.
Para birimini güçlendirecek adım yok.
Enflasyonu düşürecek plan yok.
Yatırım çekecek reform yok.
Ama bölgede yeni bir gerilim yaratacak hamle var.
Bugün İran'ın en büyük düşmanı Washington değil.
İran'ın en büyük düşmanı, halkının geleceğini jeopolitik maceralara kurban eden kendi yönetim anlayışıdır.
Bugün dünya İran'ı bilimde, teknolojide veya refahta değil; nükleer krizler, yaptırımlar ve bölgesel çatışmalarla konuşuyor. Bir yönetimin başarısı attığı sloganlarla değil, vatandaşına sunduğu yaşam kalitesiyle ölçülür. İran halkı çok daha iyisini hak ediyor.
Molla rejimi kırk yıldır aynı numarayı yapıyor: Dışarıya düşman bul, içeride halkı ezdikçe ez. Bugün İran'da dört kişilik ailenin gıda masrafı asgari ücretin neredeyse tamamını götürüyor. Silah parası var, ekmek parası yok. #İran#MollaRejimi
Türkiye’de muhalefetin en büyük sorunu sadece iktidar baskısı değildir; kendi içinde zamanında çekilmeyi bilmeyen, yenilgiyi stratejik muhasebeye çeviremeyen ve değişim iradesini okuyamayan siyasi aktörlerdir.
Kılıçdaroğlu’nun bugün yapması gereken şey, CHP’nin iç tartışmalarında yeniden merkez olmaya çalışmak değil; kurumsal hafızayı koruyan ama geleceğin önünü açan bir pozisyonda durmaktır.
Çünkü mesele artık kişisel haklılık değil; muhalefetin toplumsal güven üretip üretemeyeceğidir. Siyasette en ağır hata, kaybedilen zemini hâlâ ahlaki üstünlük iddiasıyla yönetebileceğini sanmaktır.
CHP’nin ihtiyacı geçmişin gölgesi değil, geleceğin örgütlü aklıdır.
Adı: Reza Bazdar…
İran’da Protestolarda gözaltına alınıyor,
ailesiyle görüştürülmüyor,
avukat hakkı olmadan idam kararı veriliyor.
Ve şimdi birkaç gün içinde idam edilme riski konuşuluyor.
Eğer bu doğruysa, bu bir yargılama değil,
doğrudan bir susturma mekanizmasıdır.
Bir devleti güçlü yapan şey idam sayısı değil,
hukukun gücüdür.
Ama burada görünen şey açık:
Korku ile ayakta kalmaya çalışan bir sistem.
Amerikan uçak gemileri İran kıyıları önünde, Hürmüz Boğazı’nda…
Devrim Muhafızları ise karşıdan izliyor.
Yıllardır anlatılan “güç” söylemiyle
sahadaki gerçeklik arasındaki fark
hiç bu kadar net görünmemişti.
Mesele artık söylem değil,
sahadaki denge.
Pakistan’da JD Vance bir açıklama yapıyor:
“İran’ın nükleer silah peşinde koşmayacağına dair net bir taahhüt görmemiz gerekiyor.”
Şimdi soruyorum: Bu gerçekten mümkün mü?
İran’daki mevcut rejim için mesele artık sadece dış politika değil.
Bu bir varlık meselesi haline gelmiş durumda.
Çünkü içeride ciddi bir baskı, ciddi bir öfke var.
Ve bu yapı için geri adım atmak, sadece stratejik değil,
aynı zamanda iç dengeler açısından da riskli.
Böyle bir ortamda “vazgeçin” demek,
gerçeklikten ne kadar kopuk?
Mesele sadece nükleer değil,
rejimin kendi geleceği.
Gerçekten çok acayip bir tablo…İsrail, İran’da Devrim Muhafızları’nın kullandığı demiryolu hatlarını vurmadan önce yetkiliyi arayıp açık açık uyarıyor:“Akşam 9’a kadar bombardıman sürecek, sakın trenleri çalıştırmayın, halkı bindirmeyin.”Ve en ilginci:
“Ben İsrail’den arıyorum, bu insani bir mesaj” diyor.
Savaşın ortasında bile böyle bir iletişim kuruluyorsa,
burada sadece askeri değil, algı ve psikolojik savaş da var.Gerçekten çok farklı bir dönemden geçiyoruz.
Konuşmanın Tercümesi şöyle:
Arayan Kişi: Merhaba Sayın Muhammedi, nasılsınız?
Muhammedi: Merhaba, sağ olun, buyurun.
Arayan Kişi: Sayın Muhammedi, şu an demiryolunda mısınız?
Muhammedi: Evet, evet, şu an Karun'dayım (Huzistan eyaletinde bir bölge).
Arayan Kişi: Bakın, bombardıman akşam saat 9’a kadar devam edecek. Lütfen hemen bu bölgeyi terk edin.
Muhammedi: Dorud’a kadar tek bir istasyonumuz var, bizi Dorud’a mı götürecek?
Arayan Kişi: Bakın, mesele şu ki İsrail devleti akşam saat 9’a kadar tüm demiryollarını vuracağını söyledi. Anlıyor musunuz? Sesimi duyuyor musunuz?
Muhammedi: Evet.
Arayan Kişi: Şu an kesinlikle ne trene binin ne de halkın binmesine izin verin. Bu şu an çok önemli.
Muhammedi: Evet, evet, tamam.
Arayan Kişi: Çok teşekkürler.
Muhammedi: Siz nereden arıyorsunuz?
Arayan Kişi: Ben İsrail’den arıyorum. Bu insani bir mesajdır. Akşam saat 9’a kadar İran’ın tüm demiryolu ağlarının vurulacağını söylemek için sizi aradık.
Muhammedi: Anladım.
Arayan Kişi: Hoşça kalın.
Muhammedi: Sağ olun, hoşça kalın, hoşça kalın.
İran’da Tarihe geçecek bir olay gerçekten…
Daha gömülmeden kırkı yapılan Hamaney’i,
Şii olup kırkı kilisede yapılan ilk lider diye yazacaklar herhalde.
Başka ne kaldıysa söyleyin,
siz de rahatlayın biz de.
Çünkü bu noktadan sonra
gerçeklikten çok senaryo izliyoruz gibi.
Bana göre süreç çok net:
Önce piyasaları sakinleştirecekler,
gerilimi kontrollü tutacaklar…
Ardından “demokratik süreç izledik ama olmadı” diyerek
daha sert adımları meşrulaştıracaklar.
Çünkü artık mesele sadece İran değil,
bölgesel denge ve güvenlik mimarisi.
İsrail açısından bakınca tablo açık:
Bu iş, rejim değişmeden kapanacak gibi durmuyor.
Kısa vadede sakinlik,
orta vadede ciddi bir kırılma ihtimali.
Trump açık açık söylüyor:
“Hürmüz açılmazsa köprüleri, enerji santrallerini vururum.”
Bu artık bir tehdit değil, doğrudan bir ultimatom.
Ama işin daha kritik tarafı şu:
Aynı Trump, bir yandan da “İran halkının yanındayım” diyor.
Bu iki söylem bir araya geldiğinde,
ortada sadece askeri baskı değil,
daha büyük bir plan ihtimali de doğuyor.
Çünkü böyle durumlarda mesele sadece vurmak olmaz…
Sahada dengeleri değiştirecek “sürpriz hamleler” de gelir.
Ben açık söyleyeyim:
Bu iş sadece köprü ve santral meselesi değil.
Asıl kırılma,
İran’ın içinde yaşanacak gibi duruyor.
Medya sürekli gerilimi tırmandıran yayınlar yaparsa,
toplumda öfkenin yükselmesi kaçınılmaz olur.
İnsanlar yönlendirilir, algı şekillenir,
sonra da ortaya çıkan tepkilere şaşırılır.
Konsolosluklara yönelik saldırılar elbette kabul edilemez.
Ama bu noktaya gelinmesinde,
sürekli “şişirilen” gündemin de payını görmezden gelmemek gerekir.
İran molla rejiminin Çocukları sokağa çıkarıp, olası hedef bölgelerde “canlı kalkan” gibi kullanmaya çalışmak…
Eğer bu doğruysa, bu bir strateji değil; açık bir sorumsuzluktur.
Devlet dediğin şey, en başta sivilleri korur.
Çocukları riske atan hiçbir yaklaşım meşru değildir.
Savaşın da bir sınırı vardır.
O sınır, sivillerdir.
Bazen gelen yorumları görseniz “yok artık” dersiniz.
Öyle bir kesim var ki;
molla rejimine karşı çıkmayı doğrudan “Siyonizm” ya da “İsrail destekçiligi” sanıyor.
Yani bir ülkede baskıya, idamlara, hak ihlallerine itiraz ediyorsun
ve sana verilen cevap: “Sen karşı tarafı destekliyorsun.”
Bu nasıl bir düşünme biçimi?
Zulme karşı çıkmak taraf olmak değildir.
İnsan olmaktır.
Hiç bir bilgisi olmayan yaşantısını algı yönetimi ve kulaktan dolma bilgilerle idame ettiren tarih, coğrafya bilgisi olmayan ama her şeyi bildiğini savunan ve cehaleti özgüven olarak gören belirli bir kitleye doğruyu gösteremez ve anlatamazsınız düşünün kılavuzu cnn olanın burnu oradan çıkmaz 🤷🏻♂️🤦🏻♂️