We are excited to announce the first issue of the journal of the Academy of Social Science, Democratic Modernity!
The journal has the same mission as the Academy of Social Science: to enrich and reweave the moral and political fabric of society.
Kuzey ve Doğu Suriye Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ehmed, çözümsüzlük ve tehdit dilinin Suriye’deki diyalog ve istikrar arayışını zedelediğini belirterek, “Uluslararası güçlerin yapıcı yaklaşımı sürece katkı sunar, aksi ise kaos riskini art��rır” dedi. Saldırı ve olası bir savaşın tüm ülkeye yayılacağı uyarısında bulundu.
İlham Ehmed Numedya24'e konuştu.
https://t.co/Qsw8ICFl1L
Merdivenler bitince hemen sağ tarafta silahların yakıldığı kazana gözüm ilişiyor. Yanan bir Kalaşnikof’un namlusu kızarmış ama bu kez düşmana sıkılan mermilerden değil... @boyrazbrs izlenimleri 👇@anfturkce1
https://t.co/A8NYn5E17J
Güney Kürdistan Notları: Dukan’da Gözler Dağlara Bakıyor
Erdal Er – Dukan
Yolun Hafızası: Acılar ve Umutlar
Sabahın erken saatleri... Süleymaniye’den Dukan’a doğru yola çıkıyoruz. Hava sıcak, yol açık ama zihinler dolu. Daha şehir çıkışında Diyar Ciwan, Saddam döneminden kalma bir hapishaneyi gösteriyor.
Sessiz, soğuk bir yapı… Betonun ardında yaşanmış acıları, geri dönmeyenleri, hala yas tutan anaları hatırlatıyor.
Kim bilir kaç hayat burada söndü, kaç umut zincirlere vuruldu? Kaç kişi sağ girip, ölüsü çıktı?
Yol boyunca sağda solda uzanan bağlar, bahçeler ise sanki bu acıları teselli edercesine bir yaşam şöleni sunuyor. Bu güzelliğin içinde bile bir hüzün var.
Dağların zirveleri ufukta belirdikçe içimde bir huzur, bir hüzün karışımı büyüyor. Süleymaniye-Dukan yolu, tanıdık bir yol. Ama ne yaparsan yap, geçmiş yakanı bırakmıyor. Barış, “Neden sessizsin?” diye soruyor. Anılar, yaşanmışlıklar, yoldaşlar, dostlar…
Hepsi bu dağların arasında, bu yolun tozunda saklı.
Tarihi Bir Anın Eşiğinde
Dukan’a vardığımızda yaklaşık bir saatlik yolculuk, geçmişteki birçok duyguyu yeniden uyandırıyor. Tanıdık yol, tanıdık dağlar ama bu kez farklı…
YNK’nin ev sahipliğinde Ashur Otel’e yerleşiyoruz. Burası, 11 Temmuz 2025’te gerçekleşecek tarihi törene katılacak konukların toplandığı yer. Otelde Avrupa’dan, dünyanın dört bir yanından gelen gözlemci, gazeteci, siyasetçi ve heyetlerle karşılaşıyoruz. Meraklı bakışlar, tanıyan tanımayan herkes birbirini süzüyor. Şüphe, merak, heyecan… Hepsi iç içe.
Öğle yemeğinde konuklar yavaş yavaş kaynaşıyor, sohbetler koyulaşıyor. Ama herkesin aklında tek bir şey var: Yarın. Gerillanın katılacağı tören. İlk kez gerillayı görecek olanların heyecanı gözlerinden okunuyor. “Yarın ne olacak?” sorusu havada asılı, ama yanıt kimsede yok. KCK Enformasyon Bürosu’nun açıklaması net: Törenin yeri güvenlik nedeniyle önceden duyurulmayacak. Sabah 08.00-09.00 arası servislerle tören alanına götürüleceğiz.
Hangi dağ, hangi yol? Yarın öğreneceğiz.
Dağların Sessiz Mesajı
Basın mensupları töreni canlı takip edemeyecek; görüntüler sonradan paylaşılacak. Röportaj da yok. Gerillayla yüz yüze konuşmak bu kez mümkün olmayacak. Ama zaten burada en çok konuşan şey dağlar.
Dukan’da, barajın sakin sularına ve etrafı saran dağlara bakıyoruz. Konuklar dağın zirvesini parmakla göstererek soruyor:
“Acaba bu dağdan mı inecekler?”
“Yoksa biz mi o dağa çıkacağız?”
Bilinmiyor. Ama bir gerçek var: Bir grup gerilla barış için dağdan inecek. Bu bir mesajdır, bir tutumdur. Sayın Abdullah Öcalan’��n ��ağrısına uyarak silahlarını susturacaklar. Barışa niyet, çözüme irade, sürece bir adım.
Siz Hazır mısınız?
Bu aynı zamanda Ankara’ya bir sorudur: Siz hazır mısınız?
Yarın, bir grup gerilla sessizce ama çok güçlü bir mesaj verecek. Barış mümkündür. Yeter ki kulak verilsin. Yeter ki yasal düzenlemeler yapılsın. Demokratik ve barış yasaları hayata geçirilsin. Ve elbette, Sayın Öcalan özgürlüğüne kavuşsun…
Bu hikaye burada bitmiyor. Dağlar suskun, ama anlatacak çok şeyleri var. Yarın o dağlardan birinde tarih yazılacak. Gözlerimiz dağlarda, yüreğimiz barışta.
Devamı yarına...
Güney Kürdistan Notları: Ezberler Bozuluyor, Engeller Aşılıyor
Erdal Er
Süleymaniye’deyiz. Dört tarafı dağlarla çevrili.
İşte o dağlara bakıyoruz. Sebebi belli. Gerilla diyince dağ aklımıza geliyor. Öyle böyle değil. Her Kürdün içine nakış nakış işlemiş dağın sevdası, dağın acısı ve dağa çıkanların hikayesi. Neye denk geldiğini bilir. Kürt için dağ koruyucu sığınak, acı, kanayan yara, onur, özgürlük ve isyandır. Böyle olduğu için her ağıt dağla başlar dağla biter. Uzun uzun dağlara bakıyoruz. Artık bombaların düşmeyeceği, Kürdün ağıt yakmayacağı bir dünya hayal ediyorum.
Öcalan’ın Görüntülü Çağrısı: Bir Engel Daha Kalktı
Günlerdir Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın dağa, dolayısıyla gerillaya yapacağı görüntülü mesajı bekliyoruz.
Salı akşamı milyonlarca Kürt uyuyamadı.
Nedeni görüntülü mesaj. Bulunduğumuz ortamda haber kulaktan kulağa fısıldanıp durdu. Herkes bildiği büyük sırrı sakladı, kimse tam cümleyle konuşmadı, yarım cümlelerle yetindi. Sonuçta sabah oldu. Televizyonların karşısına geçtik, bekledik. Zaman adeta durdu, akmadı. Herkes sabırsız, yerinde duramıyordu.
Sonunda beklenen an geldi. 26 yıl sonra “DEĞERLİ YOLDAŞLAR” cümlesiyle başlayan, “DAİMİ YOLDAŞÇA SELAM VE SEVGİYLE KALIN” cümlesiyle biten 7 dakika 8 saniyelik görüntü ve sesi gördük.
Sevinç, hüzün, umut...
Bu adım, bir başka engelin daha aşılmasını sağladı. Kıyamet kopmadı, Türkiye Cumhuriyeti devleti bölünmedi, yıkılmadı, ayaklanma çıkmadı. Tam tersine, bu çağrı olağanüstü bir pozitif etki yarattı. Oysa aylardır “Görüntülü mesaj olur mu, olmaz mı?” tartışmaları sürüyor, geçmişin korkuları, önyargıları ve güncel siyasi kaygılar barış sürecini tıkıyordu. 27 Şubat’taki çağrının görüntülü olacağı söylenmiş, ancak son anda vazgeçilmişti. Benzer şekilde, bu kez de “Görüntü yayınlansın mı, yayınlanmasın mı, bir dakika mı olsun, sesli mi, sessiz mi?” tartışmaları yaşandı.
Sonuçta video tamamen yayınlandı ve bu adımla herkes kazandı.
Bu süreç, barış ve çözüm yolunda engelleri kaldırmanın öncelikle korku ve önyargılardan kurtulmaktan geçtiğini bir kez daha gösterdi. Üzerimizdeki zırhları bir bir çıkarıp atmamız gerekiyor. Bir başka deyişle, geçmişte yanlış iliklenen gömleğin düğmelerini açıp yeniden iliklemek, gerçek barışa ulaşmanın ana yoludur. Mesaj buna açık davettir.
Kamuoyunun Tepkisi: Buruk Sevinç ve Özgürlük Özlemi
Sayın Öcalan’ın görüntülü mesajına yönelik tepkiler, kötü niyetli kişiler hariç, büyük destek gördü.
Bu, sürpriz bir sonuç değil; beklenendi. Ancak Kürt halkında bir burukluk da mevcut. Çünkü halk, önderlerinin özgür olmasını istiyor. Dile kolay, 26 yıl sonra milyonlarca insan önderlerinin sesini duydu.
Bu, buruk bir sevinci ifade ediyor. Gerçek bayram, Sayın Öcalan’ın özgür olduğu gün yaşanacak. O gün, barış menziline ulaştığımız gün olacak aynı zamanda. Henüz kat edilmesi gereken yollar, aşılması gereken engeller var. Önemli olan, Sayın Öcalan’ın çağrısındaki mücadele davetine icabet etmektir.
Silahlara Veda Töreni: Barışa Doğru Tarihi Bir Adım
Sayın Öcalan’ın çağrısının sonuçlarından biri, kamuoyuna yansıdığı üzere, bir grup gerillanın “silahlara veda” töreniyle iyi niyet adımı atacak olması. Bu tören, Süleymaniye idaresinde bir noktada gerçekleşecek. Haftalar önce başlayan pratik çalışmaların sonuna gelindiği bilgisini aldık; artık geri sayım başladı.
Törenin güvenlik gerekçesiyle basına kapalı olacağı söylense de, bu durum telafisi olmayan bir sonuç değil. Çekilen görüntüler, törenin ardından belki yarım saat, belki bir saat içinde medya ile paylaşılacak.
Bu adım, 40-50 yıldır devam eden savaşı bitirme ve barışı yakınlaştırma yolunda tarihi bir adımdır. Barış mücadelesi uzun bir menzildir; yürünerek, yol alınarak varılır. Kolay değildir. Geçmişteki benzer denemeler başarısızlıkla sonuçlandı, ancak bu, bugünün de aynı olacağı anlamına gelmez. Geçmiş deneyimlerden ders çıkarmak, geleceği inşa etmek için gereklidir.
Süleymaniye’de Buluşma: Gazeteciler, Siyasetçiler ve Gözlemciler
Hewlêr ve Süleymaniye’ye çok sayıda gazeteci, siyasetçi ve gözlemci geldi. Esas kafile ise yarın (Perşembe) Kuzey Kürdistan ve Türkiye’den ulaşacak. DEM Parti Eş Genel Başkanları’nın da aralarında bulunduğu çok sayıda temsilci ve gözlemci, töreni izlemek için Süleymaniye’de olacak. Herhangi bir aksilik olmazsa, Cuma günü bir grup gerillanın katılacağı töreni görmüş olacağız. Törenin yeri ve saati henüz netleşmedi, ancak bu konuda bir netlik beklenmiyor. Törende, bir grup gerilla silahlarına veda ederek silahsız bir şekilde üslerine dönecek. Bunun nedeni, Türkiye’de henüz hukuki ve yasal düzenlemelerin tamamlanmamış olması.
Top Ankara’da: Pratik Adımlar Zamanı
Gerillanın bu adımı sonrası top artık Ankara’nın sahasında. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısında çözüm süreci konusunda önemli açıklamalarda bulundu. Ancak barış, açıklamalarla değil, pratik adımlarla sağlanır. Tıpkı Sayın Öcalan’ın cesur çıkışı ve gerillanın atacağı tarihi adım gibi. Barış süreci, korkuları, önyargıları ve siyasi hesapları bir kenara bırakarak, cesur ve kararlı adımlarla ilerleyebilir.
Güney Kürdistan’dan Notlar Devam Edecek
Güney Kürdistan, barışa giden yolda umut ve kararlılık dolu bir süreç yaşıyor. Ezberler bozuluyor, engeller bir bir kalkıyor. Bu tarihi adımları izlemeye ve yazmaya devam edeceğiz.
Güney Kürdistan çok cepheli bir operasyonla karşı karşıya
Erdal Er
Son günlerde Güney Kürdistan’ın dört bir yanında patlayan dronlar sadece hedef vurmadı; mesaj da verdi.
Hewlêr (Erbil), Süleymaniye, Duhok ve Kerkük’e yönelik art arda gelen saldırılar, bölgenin hızla yeni bir savaş denklemine sürüklendiğini gösteriyor.
3 Temmuz akşamı Erbil Uluslararası Havalimanı ile Kerkük aynı anda vuruldu. Süleymaniye üst üste hedef alındı. Duhok’taki hareketlilik de aynı zincirin halkası. Saldırılar askeri gibi görünse de, gerçekte çok katmanlı siyasi ve diplomatik mesajlar taşıyor.
Güney Kürdistan’ın çeşitli kentlerine yönelik düzenlenen bu saldırılar, bölgede yalnızca askeri değil, diplomatik bir hesaplaşmanın da yaşandığını gösteriyor. Hewlêr, Süleymaniye, Kerkük ve Duhok’taki patlamalar; radarların sustuğu, mesajların yükseldiği ve mevzilerin kazıldığı bir süreci haber veriyor.
Dronlar hedefte neyi vuruyor?
3 Temmuz akşamı Erbil Uluslararası Havalimanı ile Kerkük’ün eşzamanlı hedef alınması, akabinde Süleymaniye ve Duhok’taki saldırılar bir senaryonun sahneleri. Bu saldırıların teknik açıdan kimin tarafından düzenlendiği net olarak açıklanmasa da, bölgedeki güçlerin pozisyonları ve hareketliliği göz önüne alındığında faillerin kimliği çok da meçhul değil.
Türkiye uzun süredir Güney Kürdistan, gerilla alanları ve Süleymaniye’deki hedeflere SİHA saldırıları düzenliyor. İran ise daha önce Hewlêr’e balistik füzeler fırlatarak mesaj vermişti. Gerekçeler farklı: Türkiye için PKK varlığı; İran için Doğu Kürdistanlı örgütler ve Mossad faaliyetleri. Ancak bu son saldırılar, klasik güvenlik gerekçelerinin ötesinde jeopolitik mesajlar içeriyor. Üstelik bölgede yeni bir denklem var.
Türkiye, Kürt tarafının baş müzakerecisi Abdullah Öcalan ve Kürt hareketiyle barış görüşmeleri yürütüyor. ABD ile iyi ilişkiler kurmaya çalışıyor. Bu nedenle SİHA saldırılarının arkasında olma ihtimali dışlanmasa da zayıf görünüyor. İran ise Irak ve Hewlêr yönetimleriyle sınır güvenliği anlaşmaları imzalamıştı. Ancak bu, İsrail-İran savaşı öncesine ait bir döneme aitti.
Asıl gerilim hattı, ABD ve İsrail’in Haşdi Şabi varlığına karşı duyduğu rahatsızlık üzerinden şekilleniyor. İran bunu biliyor.
İsrail-İran gerilimi Kürdistan’a mı taşınıyor?
12 Haziran’da başlayan İsrail-İran savaşı, doğrudan karşılıklı saldırılarla sınırlı kalmadı. Bölgenin tamamında ama özellikle İran’da hareketliliğe neden oldu.
Bu bağlamda Güney Kürdistan’daki saldırıların, İran'ın dolaylı mesajları olabileceği değerlendiriliyor. Özellikle ABD ile yakınlaşan YNK yönetiminin İran tarafından cezalandırıldığı yönünde güçlü bir kanaat var.
Öte yandan, son dönemde Bağdat-Hewlêr hattında tansiyonu artıran birçok gelişme yaşandı. Daimi demirbaş sorun petrol satışı anlaşmazlığı, bütçe krizi ve Başbakan Mesrur Barzani’nin ABD ziyareti sırasında imzalanan 110 milyar dolarlık dev enerji anlaşması, Bağdat’ta ciddi rahatsızlık yarattı.
Güney Kürdistan’ın bağımsızlık ilanı yönündeki olası adımları da Bağdat’ı alarma geçirmiş durumda.
Washington ile imzalanan dev enerji anlaşması, Güney Kürdistan’ı ekonomik olduğu kadar siyasi bir hedef haline getirmiş durumda. 110 milyar dolarlık bu anlaşma yalnızca Bağdat’ta değil; Tahran ve Ankara’da da dikkatle izleniyor.
Radarlar neden sustu?
Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) yetkilileri, saldırıların ardından dikkat çekici bir açıklamada bulundu: Radarlar çalışmıyor. Irak Savunma Bakanlığı, bu durumu İsrail-İran savaşı sırasında radar altyapısının zarar görmesine bağladı. Ancak bu açıklama, yalnızca Kürt bölgesinde radarların devre dışı kalmış olması nedeniyle inandırıcıl��ktan uzak.
Bu durum, Bağdat yönetiminin Güney Kürdistan’daki saldırılara zımni bir onay verdiği ya da en azından engellemediği yönünde yorumlanıyor. Radarların çalışmadığı bir bölge, dış müdahalelere açık hale gelirken; aynı zamanda merkezi hükümetin "bilinçli ihmali"nin işareti olarak değerlendiriliyor. Ancak ABD saldırıların adresini ve amacını biliyor. Bunu Hewlêr yönetimiyle paylaşmıştır.
Türkiye denklemin neresinde?
Türkiye bir yandan Hewlêr yönetimiyle siyasi ve askeri ilişkilerini sürdürüyor; diğer yandan Kerkük-Musul hattında yeni bir pozisyon inşa etmeye çalışıyor. Haşdi Şabi’nin zayıflaması durumunda doğacak boşluğa müdahil olma arzusu, Ankara’nın adımlarını şekillendiriyor.
Altunköprü’de Türkmen gruplar üzerinden yapılan sokak gösterileri, Türkiye’nin Kerkük’teki etnik kartı yeniden oynadığını gösteriyor. Aynı günlerde MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın Hewlêr ziyareti ise bu gelişmelerin rastlantı olmadığını ortaya koyuyor. Türkiye hem görüşmeler yapıyor hem de muhtemel bir denge değişikliğine hazırlık yapıyor.
Ancak dikkat çekici olan, Süleymaniye’ye yönelik saldırıların Türkiye kaynaklı olduğu yönündeki iddialara karşın Ankara’nın resmi bir açıklama yapmamış olması. Bu sessizlik, ya tarafların örtülü bir mutabakat içinde olduğunu ya da Türkiye'nin bu süreci kendi lehine sessizce kullanmak istediğini düşündürüyor.
Bölgesel denklem: enerji, statü ve nüfuz savaşı
Tüm bu gelişmelerin merkezinde Güney Kürdistan’ın jeopolitik statüsü yer alıyor. Hem Bağdat hem Ankara hem de Tahran için, bölgenin ABD ile geliştirdiği ilişkiler ve bağımsız enerji politikaları tehdit olarak algılanıyor. Siyasi olarak farklı çizgilerdeki Hewlêr ve Süleymaniye yönetimleri dahi, bu noktada benzer baskılara maruz kalıyor.
Radarların sustuğu, füzelerin konuştuğu bu dönemde, Güney Kürdistan yönetimi büyük bir hesaplaşmanın içine çekiliyor. Bu hesaplaşma, sadece askeri değil; diplomatik, ekonomik ve siyasi boyutlarıyla çok katmanlı bir mücadeleye işaret ediyor.
Sonuç: Yeni savaş hattı Güney Kürdistan mı?
Güney Kürdistan'daki gelişmeler sadece yerel bir çatışma düzeyinde değil. ABD, İran, Türkiye, İsrail ve Irak gibi bölgesel ve küresel aktörlerin oyun kurduğu, pozisyon aldığı ve çıkar mücadelesi yürüttüğü bir merkez haline geliyor.
Artan dron saldırıları, radar sessizlikleri, enerji anlaşmaları, etnik ve siyasi gerilimler…
Tüm bu faktörler bir araya geldiğinde, bölgenin adım adım yeni bir savaş alanına dönüştüğünü gösteriyor. Güney Kürdistan bir operasyonla değil, çok aktörlü bir hesaplaşma süreciyle karşı karşıya. Ve bu sürecin henüz başındayız. Gelişmeler, İsrail-İran ateşkesinin kalıcı olmadığını, yalnızca geçici bir mola içerdiğini gösteriyor.
Barış Boyraz'ın @boyrazbrs gazeteci Ferda Çetin ile yaptığı söyleşiyi okumanızı öneriyorum
🔽
Suriye’de fiilen denkleme alınan Türkiye, süreci yavaşlatıyor -I - https://t.co/knwRx3yvgA
Şehrin neredeyse tamamı Kürt ama filmde tek bir Kürtçe kelime yok. Kazayla da olsa Kürtçe bir nida karışmaz mı hikayeye? Karışmamış. Bu otosansürü ilk defa görmüyoruz Kürt yönetmenlerde.
Hemme Bugün de Ölecek mi? | Roza Alkan
https://t.co/zLKU4ZsTlM
🟠AB NEDEN KÜRT SORUNUNUN ÇÖZÜMÜNDE POZİTİF ROL ALMALI?
🟠27 ŞUBAT ÇAĞRISI KÜRTLERİN KRİMİNALİZE EDİLMESİNİ NASIL BOŞA DÜŞÜRDÜ
🟠🟠YENİ YARGI PAKETİNDEN BEKLENTİLER NELER?
▶️AP RAPORU: KÜRT SORUNUNDA KALICI VE SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR BARIŞA İHTİYAÇ VAR https://t.co/bHBRR8l5rw