Lohusayken bebişi emziriyordum. Uyuyakalmışım. Bi gözlerimi açtım boğulur falan diye bi baktım bebek kucağımda yok. Allah üstüne yattık ezdik diye feryatla eşimi kaldırdım.Yatakta yok.Yorgan kılıfının içine bile baktık.YOK. Meğerse zaten beşiğe koymuşum ama en son emziriyordum.
Twitter a bir girdim, 3 farkli cocuk/bebek kaza ve ölüm haberi düştü önüme, kuzey’den sonra empati duygum öyle arttı ki daha da kahroluyorum böyle haberlere.
yine pms dönemi, yine asla azalmayan baş ağrısı, gerginlik, iştah artışı, k@til olma isteği, mide bulantısı ve de halsizlik. yani her ay sırf hamile kalmadık diye vücudun bizi yerden yere vurması ne kadar etik bilmiyorum
ya n'olacaktı? her gün en az bir kadının öldürüldüğü, katillerin "iyi hal" indirimleriyle ödüllendirildiği bir ülkede şiddet sadece evde mi kalacaktı? elbette okullara, hastanelere, her yere sıçrayacaktı. hiçbiri diğerinden bağımsız değil; hepsi aynı çürümenin eseri.
iki çocuk dışarı çıkıp birer simit yiyip birer meşrubat içse 500 lira. iki ergen bi sinemaya gidip birer kahve içse 1.000 lira. çocukları sanal dünyaya hapseden sizsiniz
Domatesli bulgur pilavı. Sarımsaklı soğuk cacık. Köz biber ve patlıcan. Karpuz. Bir asmanın altında ahşap masa ve sandalyeler. Akşamüstü serinliği. Yaz.