Kılıçdaroğluculuk yarışına girerek koltuk kapma peşinde olanlar, Kılıçdaroğlu’nun 13 yılda kimlere dayanarak kimleri tasfiye ettiğini, sonra dayandıklarını da başkalarına dayanarak nasıl tasfiye ettiğini iyice etüd etsin ki sonra hüsran yaşamasın!
Suriye’nin Hama bölgesinde HTŞ’li teröristler, işe gitmek üzere evinden çıkan Alevi babayı, boğazını keserek öldürdü ve cansız bedenini yolda bıraktı.
Suriye’de Alevi soykırımı -sessiz ve zamana yayılarak- devam ediyor.
CHP’nin Butlan Kolları Başkanı Kılıçdaroğlu, dün Meclis’te yaşanan gerilimden sonra Genel Merkeze aldığı Grup Toplantısı’nda “Osmanlı coğrafyasına gitmeliyiz” diyerek iktidarın Yeni-Osmanlıcı politikalarını da sahiplenmiş oldu.
Aynı gün birçok mecrada, Türkiye’nin hızla Rusya ile karşı karşıya gelmekte olduğu ileri sürüldü ve hatta Putin’in karşı hamleler yapacağı iddia edildi. Bütün bunlar elbette birbiri ile ilişkili. 1.Rusya ile ilişkilerde “dengeli”, hatta ABD’yi zaman zaman öfkelendiren “sivri” politikalar bugün değil, 2023 yılından itibaren terk edilmeye başlanıp Suriye’de iktidarın değişmesine neden olan gelişmelerle birlikte yeni bir evreye taşındı.
2.Erdoğan, Rusya ile “dengeli ve pazarlıkçı” ilişkileri sürdürmesi durumunda batının İmamoğlu ya da bir başka muhalefet liderinin arkasında durarak kendisini yalnızlaştıracağından emin oldu. Ayrıca ekonomi, ABD ve AB ile ilişkilerdeki gerilimleri daha fazla taşıyacak durumda değildi. Ekonominin İngiltere’de pek sevilen bir ekibe teslim edilmesi bu döneme denk geldi.
3.İktidar Yeni-Osmanlıcı bir strateji açısından da NATO ile Rusya arasında göreli “denge” politikasının faydalarının tükendiğini gördü. Devlet içinde pazarlıkçı politikaların alan açacağını ve Yeni-Osmanlıcılık için daha uygun olduğunu savunanlar geriye düştü. Türkiye kapitalizminin Atlantik hattıyla, özellikle Avrupa ile köklü bağları bu değişimin motor gücü oldu.
4.Ukrayna Savaşı bağlamında AKP’nin temkinli politikası bir süre daha devam etti. Temkinli politika, tarafsız politika değildi. Rusya’ya dönük yaptırımların bir bölümünü uygulamayan Türkiye, başından beri Ukrayna’nın silahlanmasının önemli katkıcılarından biriydi. Ancak Suriye’deki iktidar değişikliğinin ve Trump’ın savaşı bitirmek için yaptığı girişimlerin karşılaştığı güçlü NATO içi direnişin ardından Ankara’da Rusya’nın savaşı kazanamayacağı kanaati egemen olmaya başladı.
5.Putin’in “bu bir savaş değil, cerrahi operasyon” söylemine rağmen Ukrayna Savaşı Rusya açısından ne planlandığı ne istendiği gibi gelişti. Hasta öldü, cerrah bitkin! Rus ekonomisi açısından artılar var ama ciddi olumsuzluklar da söz konusu. Rusya’nın kontrolü bırakmak istemediği eski Sovyet Cumhuriyetlerinin tümüne baktığımızda dört yıl öncesine göre hem ekonomik hem siyasal açıdan Moskova’yı kaygılandıracak bir tablo var.
6.AKP’nin NATO içinde el yükseltmek için bir süreliğine girdiği “denge” oyununu biraz daha devam ettirmek için eli daha kuvvetli bir Rusya’ya ihtiyacı vardı. Bunu görmediler ve hızla terk ettiler “denge”ciliği. NATO’da yeni roller üstlendiler, Karadeniz’de Romanya’nın NATO’culuk tekelini ele geçirmesinden korkarak yeni hamleler yapmaya başladılar. Enerjide yavaş yavaş Rusya’ya “bağımlılık”tan uzaklaşıyor ve yüksek maliyetlerle ABD gibi uzak tedarikçilere yöneliyorlar. Çin’le ilişkilerde sıkıntılar artıyor.
7.Bir yandan da Avrupalı emperyalistlerin ihtiyaç duyduğu ve uygarlık için kentler kuran mimarlara hakaret edercesine “güvenlik mimarisi” olarak adlandırılan militarist stratejiye asker temini için hazırlıklar yapılıyor. Son yıllarda sıçrama kaydeden silah sanayini NATO şemsiyesinde Avrupa’ya entegre etme amacı da buraya eklenmeli.
8.Yeni-Osmanlıcılık yeniden Atlantikçi temellerine yerleşmiş durumda. ABD ve İngiltere himayesinde, Rusya’nın ve İran’ın kuşatılması ile örtüştürülen ve mümkün olduğunca NATO ile gerilimsiz bir yayılmacılık.
9.Bu yönelim gerilim üretir. Bir kere Türkiye’nin rakibi başka Amerikancılar var, var. Belki Fransa-Yunanistan ikilisinin önemli bir engel olması zor ama bölgede Türkiye’ye alan açılmasını istemeyecek İsrail, Mısır ve Suudi Arabistan’ı da unutmamak gerek. Rekabet, gerilim ve çatışmalar sürecek.
10.Putin’in intikamından söz ediliyor. Olabilir ama Türkiye’nin elinde Boğazlar gibi çok önemli bir koz olduğu unutulmamalı. Rusya giderek Karadeniz’in doğusuna itiliyor ve Montrö Sözleşmesi’ni farklı yorumlamaya ya da askıya almaya kalkan bir AKP iktidarının kuzey komşumuza çok ciddi bir darbe vurmuş olacağı ortada.
Bu akşam saat 21.30'da #KomünistBakış'ta:
📌KOÇ'lar, tek adamlar ve birlikte yürüyenler
Programı kaçırmamak için soLTV Youtube kanalına abone olmayı unutmayın.
Dünya Kupası öncesinde İran futbol takımına, İranlı seyircilere, Senegal, Özbekistan ve Irak kafilelerine, Somalili hakeme, Iraklı gazetecilere dönük ABD küstahlığından sonra bu organizasyonu boykot edecek bir onur bırakmamış emperyalizm dünyada.
Bütün bunların ortasında bir NATO Zirvesi toplanıyor Ankara’da. Yeni-Osmanlıcılıkla Amerikancılığın nikah tazeleme töreni olacak bu Zirve. Filistin’de, İran’da, dünyanın her yerinde suç işleyen bir makinenin temsilcileri gelecekler ve Milli Mücadele’nin Başkenti’nde on binlerce polis, katılımcı ülkelerin kendi güvenlik kadro ve ekipmanları ile birlikte halkımızın “NATO defol, kahrolsun emperyalizm” diye haykıracakları protestoları engellemek için görev üstlenecek. İktidar Türkiye’yi büyük bir utanca mahkum etmek istiyor, bizse bu utancı söküp atmak! Yurttaşlarımız karar vermeli hangi tarafta duracaklarına. “Denge” olmaz. Ya öyle ya böyle…
Bazı arkadaşlar,
Çin kitabında yer alacak olan son sözlerime "ama Çin sosyalist değil" şeklinde bir itirazda bulunarak, Çinlilere sosyalizmin ne olduğunu öğretmeye çalışıyor.
Değerli arkadaşlar,
Sosyalizm, "herkesin yeteneğine ve herkesin emeğine" ilkesinin geçerli olduğu ve dolayısıyla HENÜZ kapitalist ÜRETİM-piyasa ekonomisinin varlığını sürdürdüğü toplumsal sistemdir. Birçok insan komünizmle sosyalizmi fena halde birbirine karıştırarak ikisini aynı şey sanıyor.
Çinli komünistler devrim yaptıklarında 450 milyon Çinlinin 400 milyonu hiç okuma yazması olmayan ve hatta doğru düzgün ekecek toprağı bile olmayan insan yığınlarından oluşuyordu. Bu ülkenin yöneticileri, açlıktan ve her yıl salgın hastalıktan ölen 4 milyon insanı sadece iyileştirmemeli, aynı zamanda açlıktan da kurtarmalıydılar.
Bunun yanı sıra Çin'in emperyalist ablukaya ve saldırılara karşı da direnmesi gerekiyordu. Bunun için de silah, teknoloji ve en önemlisi sermaye birikimi gerekiyordu.
Çin 1949'dan ve özellikle de Kore Savaşı'nda ABD ve 30 Batılı ülkeyi yenilgiye uğratmasından itibaren hiçbir ülkeye uygulanmamış olan tam kuşatma ve abluka altına alınmıştı.
Taa 1972'ye kadar.
Çin BM'ye üye bile yapılmadı.
Bu durumda, köylü toplumunun üretim sürecine sokulması, teknoloji transferinin gerçekleşmesi ve en önemlisi de "ilk birikim ve sermaye"nin çoğaltılması gerekiyordu hem de acilen. Çünkü her yandan Çin'i boğmak için provokasyon yapılıyordu.
Sosyalist devrim ve düzen, ilk defa gerçek anlamda Sovyetler Birliği ve Çin tarafından uygulanmıştı ve her ikisi de bilmedikleri bir coğrafyada el yordamıyla yürüyerek başarılı olma yolunda ilerlemişti.
Sovyetler Birliği uygulamasıyla iflas etti ve havlu atarak yeniden kapitalist dünyaya katıldı. Çin ise Sovyetler'in düştüğü tuzaklardan kurtulmak için kendine Çin'in özgün koşullarına uygun yeni bir yol deneme yoluna girdi. Bu yol esasta Mao'nun tarif ettiği "Çin'in kendi tarihsel koşullarını dikkate alan" yoldur. Köylülerle devrim yaptı diye Mao'yu tefe koyan Avrupa-merkezci "komünistlerin" saldırısı ne işe yaradı? Hiçbir işe.
Mao, teoride olmayan yeni bir toplumsal durumu analiz etti ve Çin'in koşullarına uygun bir devrim modeli uygulayarak başarılı oldu.
Çin'in gerçek sermaye birikimi "Dışa Açılım ve Reform" programıyla değil, (sermaye en başta gelişmiş insan kaynağıdır) 1949-1980 yılları arasında oluşmuştu. Kapitalist dünyanın yüzeysel teorilerinden etkilenen birçok insan 1949-1980 yılları arasındaki muazzam başarıyı bilmiyor. Kitabımda bu dönemi uzun uzun anlattım. Fakat Çin'in bir adım daha ileri gitmesi ve dünyaya açılması, ticaret yapması, bilgi ve teknoloji alışverişi yapması lazımdı.
Kuşkusuz "Reform ve Dışa Açılım" uygulamasında birçok aşırılıklar oldu ve bunlara yönelik parti içinden uyarı ve tepkiler de geldi. Zaman zaman düzeltme hareketleri başlatıldı.
Çünkü Çinli yöneticiler de "sosyalizm, hepimiz için yeni bir coğrafyadır ve bu yolu el yordamıyla yürüyoruz" diyorlar. Yaptıklarının ve uygulamalarının herkese örnek olmasını da istemiyorlar, çünkü kendileri de gittikleri yolun dümdüz olmadığını, taşlı ve çukurlu olduğunu, ama arabayı sağ salim menzile ulaştırmak için en az 50 yıl daha gerektiğini söyleyip duruyorlar.
Şu anda Xi Jinping, liberal politikaların bazı olumsuz sonuçlarına karşı kapsamlı bir kampanya başlattı ve sonucunun nasıl olacağını henüz hiç kimse bilmiyor, fakat hem reformların hem de Xi Jinping'in başlattığı rüşvet ve yolsuzluğa karşı kampanyanın sonuçlarına bakılırsa, bugüne kadar muazzam bir başarı elde edildi. Bu yol kuşkusuz bazı arkadaşların kafalarındaki ve esas olarak kitabı bilgilere dayanan teoriye uymayabilir, ancak kanımca henüz devrimin ve sosyalizmin pratiğinin ne olduğunu bilmeyen arkadaşların, büyük konuşmaktansa, Çinlilerin deneyimlerini izlemelerini ve buradan "ne öğrenebilirim" diyerek mütevazı konum edinmelerini öneririm..
NOT: Bu arada sosyalizmin Marx'ın devrim ve sınıfsız toplum projesinde olmayan bazı arkadaşlar da itiraz edip, Sovyetler Birliği, Çin gibi ülkelerin hala kapitalizm aşamasında olduğunu ileri sürüyorlar. Onlara da yanıt verdim ama o yanıtımı ilk yorumda paylaşıyorum...
Onur Akın, Zülfü Livaneli, Suavi ve Rahmetli Edip Akbayramın ailesi,şarkılarını Butlan kararı ile gelen Kılıçdaroğlu ve yönetiminin kullanmasına rıza vermedi.
Çok acayip bir şey söyleyeyim; Kadıköy'lü girişimcilerr özellikle başta Ege olmak üzere, Ankara, Eskişehir'de birbirinden iyi mekanlar açtılar.
Bunlar en iyilerinden biri Bodrum Yatch kulüptür, seneler önce kızıp giden Kalamışlı bir abimizdir.
Bilin bakalım bu insanlar nerede mekan açamadı?
Çünkü kütüklerinde yazan iller belediyenin ilgi alanı dışındaydı.