LOZAN'IN GİZLİ MADDELERİ YALANI NASIL UYDURULDU?
1950'de Demokrat Parti'nin iktidar olmasıyla, İsmet Paşa ile özdeşleşen Lozan DP'yi rahatsız etti ve bilinçli olarak gözden düşürülmek istendi. Basında Lozan eleştirileri başladı. Yetmedi! DP, 1950'lerin ortalarından itibaren Lozan Günü kutlamalarını yssakladıi.
Türkiye’de Lozan Antlaşması’na yönelik saldırılar özellikle 1960’larda arttı. Atatürk, İnönü ve Cumhuriyet düşmanlığıyla kaleme sarılan Kadir Mısıroğlu’nun kitaplarının ve Rıza Nur’un hatıralarının 1960’larda piyasaya çıkması, bu dönemde İslamcı yayımların sayısının artması, Lozan dezenformasyonunun (çarpıtmasının) da artmasına yol açtı. Aslında “Lozan’ın gizli protokolleri!” ve “Lozan’da Yahudi parmağı!” gibi asılsız komplo teorileri ilk kez, tescilli bir laik Cumhuriyet karşıtı Necip Fazıl Kısakürek’in yönetimindeki Büyük Doğu dergisinde, 1949’da başlayan bir yazı dizisinde gündeme getirildi. Bu tür Lozan yalanlarının kaynağı, 1923-1950 yılları arasında milletvekilliği de yapan İbrahim Arvas’ın hatıra notlarıydı. O zaman “Dedektif X Bir” mahlasıyla bir yazı dizisine konu olan bu Lozan yalanları, 1960’larda “fesli tarihçi” Kadir Mısıroğlu’nun “Lozan Zafer mi Hezimet mi?” adlı kitabına kaynaklık edecekti. Mısıroğlu ve diğer siyasal İslamcılar, Atatürk, İnönü ve Cumhuriyet düşmanlığı ile Lozan’ı çarpıtmak için hayali senaryolar, hatta hayali konuşmalar uydurdular. Örneğin, Lord Curzon’un Lordlar Kamarası’nda söylediği iddia edilen ancak parlamento tutanaklarında olmayan; “Asıl bundan sonradır ki, Türkler bir daha eski satvet ve şevklerine kavuşamayacaklardır. Zira biz onları maneviyat ve ruh cephelerinden söndürmüş bulunuyoruz. Artık bunun üzerine her şey apaçık anlaşılıyor, değil mi?” şeklindeki uydurma ifadeler, yıllarca Lozan’ı ve Lozan’ı yapanları karalamak için kullanıldı.
Gerçek şu ki, Lozan'ın gizli maddesi falan yok. Bu gizli madde palavrası, Lozan'da aradıkları "hezimeti" bulamayan şark kurnazı Cumhuriyet düşmanlarının uydurmasıdır. Maalesef inananı çok olan bir palavra bu.
Lozan'da gizli madde yok, olmasına da imkan yok. Çünkü Lozan iki kişi veya birkaç kişi arasında veya iki ülke arasında imzalanmış bir ikili antlaşma değil Lozan, birçok ülkenin katıldığı bir konferansta aylarca görüşülüp imzalandı. Parlamentolarca da onaylandı.
143 maddelik Lozan'ın metni, ekleri, protokolleri herkese apaçıktır.
Sinan Meydan yazdı : Lozan düşmanlığı ve psikopolitik saldırı | Cumhuriyet https://t.co/wEeHXfg37X
3 ay önce bana konuşma geriliği ve tekrarlayıcı davranışlar nedeniyle 26 aylık bir çocuk getirildi. Başka bir merkezde Otizm denmiş, ancak yakınları olan bir KBB uzmanı önerisiyle bana da getirmişlerdi. Muayenede Annenin melankoli düzeyinde depresif oluşu dikkatimi çekti. Sordum anne 2 yıldır böyle depresifmiş. Çocuğu bıraktım Anneyi tedavi ettim.
Anne toparladı.
Ve bugün gördüğüm çocukta şu an hiçbir problem yok.
Çocukları sadece Otizm ve Hiperaktivite açısından değerlendirmeyi kesin
🔴 Dikkat... Yakında aspirini yasaklayacaklar ve işte nedeni...
Aspirin, bir asırdan fazla bir süredir mucizevi bir ilaç olarak kabul edildi. Ardından, bazı hesaplamalar yapıldı…
“Bir risk modelleyicisinin raporuna göre, kanserle mücadele amacıyla aspirin kullanımı, yaşam süresini uzatarak emeklilik fonlarının yükümlülüklerini yaklaşık 100 milyar dolar artırabilir.”
“Risk Management Solutions Inc.’in bu hafta yaptığı açıklamaya göre, Birleşik Krallık’taki erkeklerin emeklilik maliyetleri, daha fazla kişinin günlük aspirin almaya başlaması durumunda 20 yıl içinde %0,7 artabilir. Modelleme şirketi, Kuzey Amerika ve Avrupa’daki toplam 13 milyar doları aşan emeklilik yükümlülükleri için bu büyüklükteki bir artışın, bir nesil içinde sigaranın tamamen bırakılmasına eşdeğer olacağını belirtiyor.»
“Aspirin’in kansere karşı koruyucu etkisi olduğu bilinmiyordu,” diyor RMS’nin LifeRisks platformunun kıdemli başkan yardımcısı ve raporun ortak yazarı Andrew Coburn. “Bu, emeklilik yükümlülükleri tahminleri yapılırken öngörülemeyen bir başka unsurdur. » « Aspirin, in vitro olarak güçlü bir antibiyofilm etkisine sahiptir ve biyofilmlerle ilişkili bazı enfeksiyonların tedavisinde geleneksel antifungal ilaçlarla birlikte kullanıldığında faydalı olabilir. »
“Aspirin tedavisi, yağ açısından zengin bir diyete tabi tutulan farelerin bağırsak ve pankreas epitelinde RasV12’nin ortadan kaldırılmasını önemli ölçüde artırdı ve RasV12 tarafından dönüştürülen hücre sayısını azalttı. »
« Aspirin, lizozomal biyogenezi indükler ve amiloid plak oluşumunu azaltır… »
« Aspirin, normal farelerde ve Parkinson hastalığına sahip yaşlı transgenik farelerde tirozin hidroksilaz ekspresyonunu artırmış ve dopamin üretimini uyarmıştır. »
« Bu sonuçlar, aspirinin dopaminerjik yolakları uyarma gibi yeni bir özelliğini ortaya koymaktadır. »
« Aspirin tarafından tetiklenen resolvinler, optimal kemopreventif ajanlar olabilir ve kanser tedavisinde yeni bir yöntem oluşturabilir. »
« Trombosit aktivasyonunun, tüberküloz tedavisi için yaygın olarak bulunabilen ve uygun fiyatlı, konakçıya yönelik bir tedavi adayı olan aspirinin etkili bir hedefi olduğunu tespit ettik. » Sonuçlar, aspirinin bağırsak mikrobiyotası üzerindeki etkisiyle kolorektal kanser gelişimini etkileyebileceğini göstermektedir.
Aspirin tedavisi, karaciğer glikoz üretiminin %20 oranında azalmasına yol açtı.
Yalnızca günlük aspirin alımı, karaciğer hastalığının semptomlarında hafifleme ve ileri evre fibrozise ilerleme riskinde azalma ile ilişkilendirildi.
Aspirin, serebral anevrizma hastalarında güvenli olduğu kanıtlanmıştır ve klinik çalışmalar, aspirinin genel anevrizma rüptürü oranını azaltabileceğini göstermektedir.
Genel koruma yolaklarını düzenleyen aspirin gibi ajanlar sayesinde, düşük maliyetle sağlık ve uzun ömür açısından faydalar elde edilebilir.
Aspirin, propranololün aksine, stresin neden olduğu plazma IL-6 düzeylerindeki artışı hafifletmiştir… Bu durum, aspirin tedavisinin akut zihinsel stresin tetiklediği aterotrombotik olay riskini azaltabileceği bir mekanizmayı akla getirmektedir. Bu sonuçlar, aspirinin sadece NF-κB aktivasyonunu inhibe ederek antiinflamatuar etki göstermekle kalmayıp, yüksek dozlarda antiklamidiyal etkiye de sahip olduğunu göstermektedir.
Aspirinin antibakteriyel etkisi, hücrelerdeki triptofanın tükenmesiyle açıklanabilir.
Genel olarak, bu çalışma aspirinin insan diş pulpa kök hücrelerinin kemik rejenerasyon kapasitesini geliştirdiğini göstermektedir.
1/2
Tarım ve Orman Bakanlığ ürünleri toplattığını açıkladı. Kamuoyuna ise olay basına yansıdıktan sonra açıklama yaptı.
Bu duyurular yaşanır yaşanmaz, satın alan diğer tüketicileri de korumak adına kamuoyuna anında duyurulmalı ve önlemler şeffaf şekilde paylaşılmalıdır.
@TCTarim
Yeni Parti'nin logosu da, ismi de gayet sade, net, anlaşılır ve amaca uygun...
Zaten logolar ve isimlerin çok ötesinde bir durumda ülke!
Hiçbir şey bulamayıp buradan eleştirmeye çalışanlar, sadece gülünç duruma düşerler...
Merhametli insanların cezalandırılıp , vicdansız insanların ödüllendirildiği bir ülke !
Sonra da bu ülkede neden bu kadar kötülük var diye sorguluyoruz .Yazıklar olsun . @YildizEdu@istanbulbld
Antalya’da oteller tam doluluk oranına ulaşamamış , Turizmciler batıyor mutlu musunuz diyorlarmış.
İngilize Almana 5 bin liraya sattığınız tatili Türk turiste 50 bin liraya satarken bunları düşünecektiniz.
Batmayı siz tercih ettiniz.
Manisa’nın Yunusemre ilçesindeki 12 No’lu Aile Sağlığı Merkezi’nin bahçesine asılan, “Bir daha burada kedi bakma. O kedileri zehirlerim.” yazılı tehdit notuyla ilgili inceleme başlatıldı:
YENİ Parti ülkemize hayırlı uğurlu olsun. 🇹🇷
Üretenin, üreterek zenginleştiği…
Gıdanın; sağlığımız ve güvenimiz için üretildiği, sofralarımıza güvenle geldiği…
Ormanlarımızın, birilerinin zenginleşmesi için maden sahaları değil, gelecek nesillere emanet olduğunun bilinciyle korunduğu…
Toprağıyla, suyuyla, bu topraklarda yaşayan tüm canlılara sevgi ve saygıyla yaklaşan bir Türkiye için…
Herkesin desteğiyle, ayrıştırmadan, fırsat eşitliğinin hüküm sürdüğü bir tarım ve orman politikası için sahadayım.
Yirmi yılı aşkın süredir bizzat üreten biri olarak, bu davaya bilgimle, tecrübemle ve emeğimle katkı sunmaya hazırım.
HAK, HUKUK VE ADALET İÇİN…
TÜRKİYE İÇİN…
YENİ Parti.
Heybeliada’daki Ruhban Okulu’nun geçen haftadan itibaren yıllardır görülmeyen ölçüde ışıklandırılması ve etrafındaki ağaçların adanın her yerinden görünecek şekilde budanmasının zamanlaması çok dikkat çekicidir.
Lozan’ın 103., Montrö’nün 90., Kabotaj Kanununun 100., Hatay’ın anavatana katılışının 87., ve Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 52., yıldönümlerinin bulunduğu temmuz ayında, Heybeliada gibi 1773’ten bu yana Türk denizciliğinin ve Deniz Harp Okulu geleneğinin simge mekânlarından birinde böylesine gösterişli bir görüntü verilmesi kamuoyunda doğal olarak soru işaretleri doğurmaktadır.
Türkiye’deki Rum Ortodoks nüfusunun bugün geldiği seviye de dikkate alındığında, bu tür sembolik adımların yalnızca estetik bir tercih olarak değil, siyasi ve jeopolitik bağlamıyla birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Son dönemde Doğu Akdeniz’den Ege’ye, AB kurumlarından ABD-Yunanistan-GKRY eksenine kadar Türkiye üzerinde artan diplomatik baskılar yaşanırken, bu görüntünün zamanlamasını sorgulamak meşru bir haktır.
Daha da öte ABD baskıları ile Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılmasının yoğun şekilde tartışıldığı bir dönemde, Batı Trakya Türk Azınlığı’nın yıllardır dile getirdiği temel hak ihlalleri devam ediyor.
Son haftalarda azınlık temsilcileri ve Türk kurumları Lozan Antlaşması ile güvence altına alınan eğitim ve din özgürlüğü haklarının tam olarak uygulanmadığını vurgulayarak, Türk okullarının giderek azalmasını, iki dilli Türk anaokulu taleplerinin karşılanmamasını ve Batı Trakya Müslüman Türklerinin kendi müftülerini özgür iradeleriyle seçememesini adeta haykırıyor.
Devletimizin ilgili kurumlarının bu tür gelişmeleri dikkatle değerlendirmesi ve kamuoyunu şeffaf biçimde bilgilendirmesi önem taşımaktadır.
Tarihi ve egemenlik hassasiyetleri bulunan bu tip tartışmalı dini binalar sadece bina değildir. Buralardan verilen her mesaj, yalnızca mimari değil aynı zamanda jeopolitik anlam da taşır.
Gülistan Doku'nun ablası Aygül Doku: "Vali biliyor kızınıza ne olduğunu. İl emniyet müdürü biliyor kızınıza ne olduğunu. Doktoru biliyor kızınıza ne olduğunu. Valinin koruması biliyor kızınıza ne olduğunu
Sadece siz o köprüde çaresizce katillerinize, kızınızı gömen ellere sarılıyorsunuz, diyorsunuz ki, 'Benim kızıma ne oldu?'
Ben en çok emniyet müdürüne, dönemin jandarma komutanına öfkeliyim. Diyorlar ki, 'Biz bilmiyorduk.' Bu kadar silahla, bu kadar taşkınlık yapan bir adam Tunceli'nin bu sokaklarında gezerken, il emniyet müdürü 'Ben bunu görmüyorum' diyor
Peki sormazlar mı adama, sen bunları görmüyorsan senin görevin neydi? Sen benim kızımı, sana emanet ettiğim kızımı neden koruyamadın?"
Bir süre önce 27 yaşında bir genç kız geldi kliniğe. Göğsünde bir kitle hissettiğini söylüyordu. Muayene ederken içime hiç sinmedi; kitle biraz endişe vericiydi, düzensiz ve dallanmış görünüyordu. Tabii ki akla ilk gelen yüksek ihtimalle kanser odağıydı.
Önemli olan şu ki, muayene sırasında otururken bana dedi ki: “Midem çok rahatsız, çünkü çok fazla ağrı kesici kullanıyorum.”
“Niçin bu kadar çok ağrı kesici kullanıyorsun?” diye sordum.
“Bir aydır sırtım çok fena ağrıyor” dedi.
O an şüphelerim daha da arttı. Hemen gerekli tetkikleri yaptırmaya gönderdim.
Sonuç: Kendisinde kanser çıktı.
PETROLSÜZ ÇALIŞAN TRAKTÖRLER…
YIL 1934, YER ANKARA.
Dünya hâlâ “biyoyakıt” kelimesini bile bilmezken,
Atatürk Orman Çiftliği’nde traktörler bitkisel yağla çalışıyordu.
Aspir, ayçiçeği ve yerli yağlı tohumlardan üretilen “bitkisel mazot” 1934’te tarım makinelerine yakıt oluyordu.
Atatürk’ün imzasıyla başlatılan çalışma şunu söylüyordu:
“Harp olursa, dışarıdan petrol gelmezse ne yapacağız?
Kendi toprağımızdan, kendi tohumumuzdan çıkaracağız.”
Bugün “yeşil enerji”, “enerji bağımsızlığı” diye pazarlanan şey, 92 yıl önce Gazi’nin çiftliğinde fiilen denenmişti.
AMA BUGÜN O ÇİFTLİK NEREDE?
Atatürk’ün halka emanet ettiği Atatürk Orman Çiftliği, AKP iktidarında adım adım parçalandı, betona boğuldu, peşkeş çekildi.
2002’de 33 bin 487 dekar olan arazi varlığı eridi.
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, Ankapark, elçilik arazileri,
özel üniversite ve hastane tahsisleri, yandaş vakıf ve sendikalara yok pahasına verilen yüzlerce dönüm…
En son eski Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın Medipol’üne
403 bin metrekarelik arazi “yok pahasına” aktarıldı.
Sit kararları iptal edildi, mahkeme kararları yok sayıldı,
yeni imar planlarıyla talan devam ediyor.
Atatürk “toprağı işleyin, üretin” demişti.
Onlar “toprağı satın, sat, beton dökün” dedi.
Bir asır önce bitkisel yağla çalışan traktörlerin koştuğu topraklar, bugün rantın, yandaşın ve betonun elinde.
Bu sadece arazi yağması değil.
Cumhuriyet’in kurucu mirasına,
Atatürk’ün vasiyetine ve halkın ortak malına yapılan bir saldırıdır.
Tarih unutturulamaz.
Belgeler duruyor.
Hesap da duruyor.
#Atatürk
#AKPYağması
#Biyoyakıt
#EnerjiBağımsızlığı
Bugün bir arkadaşımın başına geldi.
Telefonla arayıp, "Bankadan arıyoruz. Eşinizin hesabına yanlışlıkla 85 bin TL gönderildi. Lütfen şu IBAN'a geri gönderin." dediler.
Hesabını kontrol etti. Gerçekten de 110 bin TL vardı.
Şüphelenip bankanın resmi müşteri hizmetlerinden aranmayı istedi. Kabul etmeyince bankaya gitti.
Meğer hesabına kredi kullandırılmış!
Eğer söylenen IBAN'a parayı gönderseydi, dolandırıcılar parayı alacak, kredi borcu ise onun üzerinde kalacaktı.
Hesabınıza beklemediğiniz bir para gelirse, sizi arayan kişilere değil, mutlaka bankanızın resmî kanallarına ulaşın.
Dikkatli olun, çevrenizi de uyarın.
Deniz Zeyrek, Yusuf Tekin'i kepaze etmiş
"Bu hikayeleri nereden uyduruyorsunuz, biz parasız yatılı okuduk, çorabımızı bile devlet verirdi, 3 öğün yemeğimiz dışında, üstüne bir de harçlık verirdi
Sümerbank, lacivert ceket, gri pantolon, yakası kürklü paltomuzu ücretsiz verirdi"
Ülkemizde kadın sünneti yaptığını ilan eden bir hekimin varlığı kabul edilemez.
Sağlık Bakanlığı derhal konuya el atmalıdır.
Kadın sünneti, Dünya Sağlık Örgütü tarafından, çocuk istismarı ve kadına yönelik şiddet olarak kabul edilir, Türkiye'de yasalara göre suçtur.
@saglikbakanligi