Meraklısına:
“İç dünyası zengin bir insan, nihayetinde her şeyden önce acı çekmemeye, kendini ihmal etmemeye, dinginliğe ve kendi başına kalmaya yönelecektir, yani sakin, alçakgönüllü ama olabildiğince engellenmemiş bir yaşam arayacaktır ve buna göre, sözüm ona insanlarla kimi tanışıklıklarından sonra, kendi köşesine çekilmişliği ve hatta, büyük bir kafaysa eğer yalnızlığı seçecektir. 𝐂̧𝐮̈𝐧𝐤𝐮̈ 𝐛𝐢𝐫 𝐤𝐢𝐦𝐬𝐞 𝐤𝐞𝐧𝐝𝐢𝐧𝐝𝐞 𝐧𝐞 𝐜̧𝐨𝐤 𝐬̧𝐞𝐲𝐞 𝐬𝐚𝐡𝐢𝐩𝐬𝐞, 𝐝𝛊𝐬̧𝐚𝐫𝛊𝐝𝐚𝐧 𝐨 𝐝𝐞𝐧𝐥𝐢 𝐚𝐳 𝐬̧𝐞𝐲𝐞 𝐠𝐞𝐫𝐞𝐤𝐬𝐢𝐧𝐢𝐫 𝐯𝐞 𝐨̈𝐭𝐞𝐤𝐢𝐥𝐞𝐫 𝐝𝐞 𝐨 𝐝𝐞𝐧𝐥𝐢 𝐚𝐳 𝐨𝐧𝐮𝐧 𝐨𝐥𝐚𝐛𝐢𝐥𝐢𝐫𝐥𝐞𝐫.
Buna karşılık öteki aşırı uçtaki kimse, sıkıntıya düşer düşmez hemen ne pahasına olursa olsun oyalanmayı ve topluma karışmayı isteyecektir ve her şeyle kolaylıkla yetinecek, kendi kendisinden kaçtığı gibi kaçmayacaktır onlardan. 𝐂̧𝐮̈𝐧𝐤𝐮̈, 𝐡𝐞𝐫𝐤𝐞𝐬𝐢𝐧 𝐤𝐞𝐧𝐝𝐢𝐧𝐞 𝐝𝐨̈𝐧𝐝𝐮̈𝐠̆𝐮̈ 𝐲𝐬𝐥𝐧𝛊𝐳𝐥𝛊𝐤𝐭𝐚, 𝐛𝐢𝐫 𝐤𝐢𝐦𝐬𝐞𝐧𝐢𝐧 𝐤𝐞𝐧𝐝𝐢𝐧𝐝𝐞 𝐧𝐞𝐲𝐞 𝐬𝐚𝐡𝐢𝐩 𝐨𝐥𝐝𝐮𝐠̆𝐮 𝐨𝐫𝐭𝐚𝐲𝐚 𝐜̧𝛊𝐤𝐚𝐫.
İşte aptal adam, kendi zavallı bireyselliğinin sırtından atamayacağı yükün altında kabullenmese de inim inim inlerken; öte yanda bayağı dünyaya maruz kalsa da yüksek yetenekli kişi en ıssız ortamı bile kendi düşünceleri ile zamanla tekrar canlandırıyor.
Buna göre bütün olarak, herkesin, zihinsel yoksunluğu ve genel olarak bayağılığı ölçüsünde arkadaş canlısı olduğu anlaşılacaktır. Ne de olsa insanın bu dünyada yalnızlık ya da bayağılıktan birisini seçmekten başka şansı yoktur. İnsanların içinde arkadaş canlıları entelektüel açıdan da kesinlikle geride olanlardır. 𝐊𝐞𝐧𝐝𝐢 𝐲𝐨𝐤𝐬𝐮𝐧𝐥𝐮𝐤𝐥𝐚𝐫𝛊𝐧𝛊 𝐠𝐨̈𝐫𝐦𝐞𝐲𝐞 𝐭𝐚𝐡𝐚𝐦𝐦𝐮̈𝐥 𝐞𝐝𝐞𝐦𝐞𝐝𝐢𝐤𝐥𝐞𝐫𝐢 𝐢𝐜̧𝐢𝐧 𝐞𝐧 𝐝𝐚𝐫 𝐦𝐞𝐤𝐚𝐧𝐥𝐚𝐫𝐚 𝐛𝐮̈𝐲𝐮̈𝐤 𝐤𝐚𝐥𝐚𝐛𝐚𝐥𝛊𝐤𝐥𝐚𝐫 𝐡𝐚𝐥𝐢𝐧𝐝𝐞 𝐬𝛊𝐤𝛊𝐬̧𝛊𝐫𝐥𝐚𝐫.’’
*Schopenhauer; insan mutluluğunun iki düşmanının acı ve can sıkıntısı olduğunu söyler. Ayrıca, birinden uzaklaştığımızda diğerine yaklaştığımızı. Dışsal açıdan yoksulluk ve yoksunluk acı verir; buna karşılık güvenlik ve bolluk, can sıkıntısını doğurur. Buna uygun olarak, düşük halk sınıfının yoksulluğa, yani acıya karşı sürekli bir savaşım içinde olduğunu görürüz; buna karşılık zenginler ve seçkinler dünyası, can sıkıntısına karşı sürekli, çoğunlukla gerçekten umutsuz bir savaşım içindedir. “𝐈̇𝐜̧𝐬𝐞𝐥 𝐛𝐨𝐬̧𝐥𝐮𝐤 𝐜𝐚𝐧 𝐬𝛊𝐤𝛊𝐧𝐭𝛊𝐬𝛊𝐧𝛊𝐧 𝐠𝐞𝐫𝐜̧𝐞𝐤 𝐤𝐚𝐲𝐧𝐚𝐠̆𝛊𝐝𝛊𝐫 𝐯𝐞 𝐝𝐮𝐲𝐠𝐮𝐲𝐮 𝐯𝐞 𝐳𝐢𝐡𝐧𝐢 𝐡𝐞𝐫𝐡𝐚𝐧𝐠𝐢 𝐛𝐢𝐫 𝐛𝐢𝐜̧𝐢𝐦𝐝𝐞 𝐝𝐞𝐯𝐢𝐧𝐢𝐦𝐞 𝐬𝐨𝐤𝐚𝐛𝐢𝐥𝐦𝐞𝐤 𝐢𝐜̧𝐢𝐧, 𝐬𝐮̈𝐫𝐞𝐤𝐥𝐢 𝐝𝛊𝐬̧𝐬𝐚𝐥 𝐮𝐲𝐚𝐫𝛊𝐥𝐚𝐫𝐚 𝐠𝐞𝐫𝐞𝐤 𝐝𝐮𝐲𝐚𝐫. 𝐒𝐞𝐜̧𝐭𝐢𝐠̆𝐢 𝐝𝛊𝐬̧𝐬𝐚𝐥 𝐮𝐲𝐚𝐫𝛊𝐥𝐚𝐫 𝐚𝐜̧𝛊𝐬𝛊𝐧𝐝𝐚𝐧 𝐝𝐚 𝐢𝐠̆𝐫𝐞𝐧𝐜̧ 𝐝𝐞𝐠̆𝐢𝐥 𝐦𝐢𝐝𝐢𝐫? 𝐊𝐮𝐫𝐝𝐮𝐤𝐥𝐚𝐫𝛊 𝐚𝐫𝐤𝐚𝐝𝐚𝐬̧𝐥𝛊𝐤𝐥𝐚𝐫𝛊𝐧 𝐯𝐞 𝐤𝐨𝐧𝐮𝐬̧𝐦𝐚𝐥𝐚𝐫𝛊𝐧 𝐭𝐮̈𝐫𝐮̈ 𝐛𝐚𝐲𝐚𝐠̆𝛊𝐥𝛊𝐠̆𝛊 𝐬𝐞𝐜̧𝐞𝐧𝐢𝐧 𝐳𝐚𝐯𝐚𝐥𝐥𝛊𝐥𝛊𝐠̆𝛊𝐧𝛊 𝐤𝐚𝐧𝛊𝐭𝐥𝐚𝐫.’’
𝐵𝑎𝑘𝚤𝑦𝑜𝑟𝑠𝑢𝑛, 𝑧𝑒𝑛𝑔𝑖𝑛𝑖𝑛 𝑏𝑖𝑟𝑖 𝑏𝑢𝑛𝑎𝑙𝑚𝚤𝑠̧
𝐾𝑜𝑛𝑎𝑔̆𝚤𝑛𝑑𝑎 𝑜𝑡𝑢𝑟𝑚𝑎𝑘𝑡𝑎𝑛, 𝑐̧𝚤𝑘𝑚𝚤𝑠̧; 𝑔𝑒𝑙𝑔𝑒𝑙𝑒𝑙𝑖𝑚
𝐻𝑒𝑚𝑒𝑛 𝑑𝑜̈𝑛𝑢̈𝑦𝑜𝑟 𝑔𝑒𝑟𝑖, 𝑑𝚤𝑠̧𝑎𝑟𝚤𝑑𝑎 𝑑𝑎 𝑠𝚤𝑘𝚤𝑙𝚤𝑦𝑜𝑟 𝑐̧𝑢̈𝑛𝑘𝑢̈.
𝑌𝑎𝑧𝑙𝚤𝑔̆𝑎 𝑔𝑖𝑡𝑚𝑒𝑦𝑒 𝑘𝑎𝑙𝑘𝚤𝑦𝑜𝑟 𝑏𝑢 𝑘𝑒𝑧.
𝐴𝑚𝑎 𝑑𝑎ℎ𝑎 𝑎𝑑𝚤𝑚𝚤𝑛𝚤 𝑎𝑡𝑎𝑟 𝑎𝑡𝑚𝑎𝑧 𝑒𝑠̧𝑖𝑘𝑡𝑒𝑛,
𝐵𝑎𝑠̧𝑙𝚤𝑦𝑜𝑟 𝑒𝑠𝑛𝑒𝑚𝑒𝑦𝑒, 𝑢𝑦𝑘𝑢𝑦𝑎 𝑠𝚤𝑔̆𝚤𝑛𝑎𝑟𝑎𝑘,
𝑈𝑛𝑢𝑡𝑚𝑎𝑦𝚤 𝑑𝑒𝑛𝑖𝑦𝑜𝑟 𝑦𝑎 𝑑𝑎 𝑘𝑒𝑛𝑡𝑒 𝑑𝑜̈𝑛𝑢̈𝑦𝑜𝑟 𝑔𝑒𝑟𝑖.𝐈𝐈𝐈,𝟏𝟎𝟕𝟑*
*𝐿𝑢𝑐𝑟𝑒𝑡𝑖𝑢𝑠, 𝐸𝑣𝑟𝑒𝑛𝑖𝑛 𝑌𝑎𝑝𝚤𝑠𝚤
@gundem7x24 Saygısız terbiyesiz. Iq seviyesi ayakkabı numarası ile eş kendisini aydın entelektüel seküler göstermeye çalışan asalak bir kitlenin büyüttüğü bir adam olup Celal Şengör ve İlber Ortaylı ile pr yapınca böyle uluorta saygısızlık yapma haddini kendinde bulabiliyor .
Hatta her şeyin sana benzer şekilde ikiye bölünüp parçalanmasını isteyeceksin, çünkü güzellik, bilgelik ve adalet parçalardan oluşan şeyde vardır.
—Italo Calvino
Eğer bir gün kendinin yarısı olabilirsen, bütünlüğü olan beyinlerin sıradan zekâsını aşan şeyleri anlayacaksın. Kendi yarını ve dünyanın yarısını yitirmiş olacaksın, ama geride kalan o yarı, bin kez daha derin, daha değerli olacak.
“Yağmurdan korunmak için bir kemerin altında tesadüfen bir araya gelenler, ya da çarşıda bir tentenin altına doluşanlar ya da meydanda çalan orkestrayı dinlemek üzere duranlar arasında buluşmalar, baştan çıkarmalar, çiftleşmeler, çoğul sevişmeler tüketilir böylece, tek kelime etmeksizin, birbirine parmağını bile değmeksizin, bakışlarını neredeyse hiç kaldırmaksızın.”
Yaşamda bir an geliyor, tanıdığın insanlar arasında ölüler canlılardan çok oluyor. Ve beyin başka yüz hatlarını, başka ifadeleri kabul etmeye yanaşmıyor: rastladığı bütün yeni yüzlere eski izlerin damgasını vurup her birine en uygun maskeyi buluyor.
"Δικαίως ταῦτα πάσχεις· μᾶλλον δὴ θέλεıς ἀγαθὸς αὔρıον γενέσθαı ἢ σήμερον εἶναı.
bugün iyi olmak elindeyken yarın iyi olmayı yeğlersen, acı çekmeyi hak etmiş olursun."
marcus aurelius, kendime düşünceler.
“Leibniz şunu diyordu: Tanrı günah işleyen bir Adem yaratmadı. Adem’i yarattı ama Adem’in içinde günah işleyeceği bir dünyayı da yarattı. Bu Adem’in dünyası. Adem’in içerisinde, yerleştiği sonsuz sayıda başka dünyalar var: “Adem’in Mümkün Dünyaları.”
Sanat ve Arzu, Ulus Baker