Gurur duymaya izin gerekmez, umudun izne ihtiyacı yok. Nefes almanın, kalp atışının da öyle. Yeniden doğuş, başkaldırış,insan olmak da izne taabii değildir.
Yüce Türk milleti vatanını savunmak için kimseden izin almamıştı. Yurduna uğrayan alçakları defetmek için izne ihtiyaç
AKP YOZLAŞMIŞ BİR YAPIDIR
Yasal ve kurumsal bir görünüm altında, kamu kaynaklarını, halkın birikimlerini veya ortak değerleri sistemli bir şekilde yağmalayan yapılara verilen ad “Yozlaşmış Yapıdır.”
Bir ay önce patlayan “FON VURGUNU” böyle bir yapının işidir.
Bir esrarengiz güç, bir taraftan devletin yasa ile verdiği denetim ve düzenleme hakkı olan kurumlarını baskılayıp durduracak, bir taraftan bu kurullara kendi yandaşları arasından liyakatsiz ve emir alan kişileri atayacak, bir taraftan da parti teşkilatlarında çalışan gençlerden ahlaki bozukluk sahiplerini, özel sektörde görevlendirecek, sonucunda ise Cumhuriyet Tarihinin en büyük soygununu yapacak. Bu ancak “Organize Yozlaşmış” yapıların işidir.
AKP benzeri yapılar, iktidara halka hizmet için gelmezler, getirilmezler.
Bunlar, düşmanı oldukları kendi DEVLETLERİNİ ELE GEÇİRİP, emperyalistlerin emrettiği şekilde dönüştürmek, gerekiyorsa parçalamak için gelirler, getirilirler.
AKP için “kamuya yansımamış, yolsuzluk” hiç problem değildir.
Yolsuzluğun ortaya çıkması EN BÜYÜK PROBLEMDİR.
AKP yönetimi, yolsuzluk yapana değil, yolsuzluk yaparken yakalananlara çok kızar.
Hatırlayın, AKP için Reza Zarraf denen piç, soygun ve rüşvetler yapılırken çok itibarlı biri idi. Hatta arkasında kocaman bir Türk Bayrağı ile ATV’ye çıkarılıp,
“Türkiye’nin ihracatının %15’ini tek başına yapan kişi” olarak tanıtılmıştı!
TBMM Başkanı ve Bakanlar bu piçe madalya vermişlerdi. Ama ne zaman ki, yolsuzluk patladı, kahraman olan Reza Zarraf CASUS ilan edildi!
Ne oldu, hırsızlık yapan rüşvet alan Bakanlar ve esas büyük lokmayı yutan
(Sekiz Milyar Dolar) görünmez adam? AKP, FETÖ ile kapışmasaydı, bu yolsuzluktan Türk Milletinin haberi olacak mıydı?
Kamuoyuna yansıyan finansal skandallarda veya yolsuzluklarda, düzenleyici ve denetleyici kurumların (SPK-BDDK-DDK-TAKAS MASASI-REKABET KURUMU-SAYIŞTAY vb.)felç olmuş gibi kalmaları, soruşturmaların kurum yöneticilerine veya siyasi sorumlulara uzanmaması, toplumdaki iktidara olan puanı sıfıra yaklaştırmaktadır.
İktidarlar geçicidir ve mutlaka biter. Önemli olan nasıl anılacaklarıdır.
İçinde hırsızların, dolandırıcıların, kural tanımayan, yozlaşmış kişilerin barındığı, korunduğu, kümelendiği ve yasa dışı faaliyetlerin odak noktası haline gelmiş yer, mekân veya kurumlar, idari birimler, organizasyonlar için kullanılan deyim “Hırsız Yatağıdır”. Umarım hiçbir parti böyle anılmaz…
Sağlık ve başarı dileklerimle 18 Ekim 2026
Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı
Soldaki 👈 sorulduğunda mesleğim gazetecilik diyen zat;
Fenerbahçe ile ilgili çoğu duyum 👂 olduğunu iddia ettiği,lakin büyük bir bölümü bizatihi kulüp tarafından yalanlanan ve çıkmayan haber yaptı.
Şu an için görev yaptığı YouTube kanalında bugün meydana gelen;
“Galatasaray Yönetim Kurulu Üyesi Ömer Sarıgül, kara para aklama iddialarına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alındı.”
Gelişmesi hakkında da kamuoyunu bilgilendirse ya;
Yılların deneyimi en nihayetinde ⁉️gelmemiş mi kendisine bir duyum 👂
Bir de kime ait acaba 🤔 çalıştığı YouTube kanalı diye bir soru geldi aklıma❓
@ajansmuhbir1923 Bence fazla alıngan davranmışsın. Ben de köyde yaşıyorum. Çadır kurduğun yer kamping değilse bu tür sorulara şehirde bile muhatap olursun. İnsanlar güvenliği için endişelenmiş. Biraz empati göstermezsen her yerde bunu ve benzerlerini yaşarsın.
Bu iki kişinin Fenerbahçe Spor Kulübü Yönetiminde olmasını bir Fenerbahçe taraftarı olarak geçmişteki söylemleri,eylemleri,duruşları nedeniyle içime sindiremiyorum‼️
Her ikisinin de Fenerbahçe’ye faydası dokunacağını ne yazık ki düşünmüyorum‼️
Ve hakaret etmeden,kötü söz söylemeden,saygılı bir şekilde şu anda bulundukları konumlarda bulunmamaları gerektiğini düşünüyorum 🤔
Saygıdeğer arkadaşlarım;
Bu Amerikan devşirmesi, Amerikan kuklası, Amerikan hizmetkârı, ABD Emperyalist Haydut Devletinin Şefi faşist, pedofil Trump’ın kuklası, oyuncağı, emir kulu Tayyip ve onun Kaçak ve de Haram Saray’ının bir operasyon enstrümanına dönüştürdüğü yargısı; bir kez daha ayağımıza kelepçe vurarak bizi ev hapsine aldı. Son üç yılımızın çok önemli bölümünü, ev hapsinde kelepçeli geçirdik.
Ama bu Tayyip; bakanları, bakan yardımcıları, yeğenleri, tüm amigolarıyla birlikte 1 trilyon TL’yi götürüyor, onlara bir şey yok. Onlara ne ev hapsi var ne başka bir şey var…
Ve bu vurgununu, soygununu, talanını unutturmak, gözden kaçırmak için de ne yapıyor?
Başka bir kanunsuzluk yapıyor.
Muhalif iki kanaldan biri olan Halk TV’ye çöküyor!
Dedik ya arkadaşlar; anayasa, kanunlar vs. bunun umurunda değil.
“Demokrasi benim için bir tramvaydır”, diyen adam bu.
Yargı margı şu bu, umurunda mı olur böyle bir adamın?..
Ama sıfırı tüketti!
Halkımız isyan halinde, feryat figan!
Ne yaparsa yapsın, Kaçak ve de Haram Saray’ının paldır küldür tekerlenmesini durduramayacak!
Ve sonunda yapıp ettiği bütün bu kanunsuzlukların, hırsızlıkların, ihanetlerin hesabını vermek üzere kendisini bağımsız ve tarafsız yargının karşısında bulacak.
Bundan kaçışı, kurtuluşu asla olmayacak!
ÖZEL | İYİ Partili Turhan Çömez, AKP'li Fatma Betül Sayan Kaya'nın nasıl zengin olduğunu ve fon skandalının sorumlularının hükümetle bağlantılarını Meclis'te tek tek açıkladı.
Hiçbir AKP'li sesini çıkaramadı.
• 163 milyon lirayı koyuyor, 5 ay içerisinde tam 2 milyar 170 milyon lira para alıyor. Tam 2 kamyon para.
• Bu fon soygununda, bir emeklinin Fatma Betül Sayan Kaya'nın götürdüğü paranın bir emeklinin alabilmesi için 92 bin 137 ay çalışması lazım.
• Göklerden gelen bir karar var herhalde, kendisine diyorlar ki şu 1 ton parayı koy biz seni nasıl zengin edeceğiz. 255 TL'den kendisi fon alıyor, 5 ay sonra bu 5 bin liralara çıkıyor.
• Yine göklerden bir karar geliyor "Fatma Betül, o parayı boz" diyor. Ve satıyorlar. 2 milyar 170 milyon TL parayı kasasına koyuyor.
• Bu hisseler tam zirve yapıp aşağı düşmeye başladığında, milletin paraları birilerinin cebine boca ediliyor.
• SPK nerede? Yok. Bugün yasa görüşülüyor beyefendi "Hastayım, gelemem" demiş. Maliye Bakanı yok. Umurunuzda değil çünkü.
• Parlamentoyu sadece Saray'dan gelmiş yasa tekliflerinin onaylandığı bir makam haline getirdiniz.
• Millet fakruzaruret içinde yaşarken, bebeler akşam yatağa aç girerken, emekliler pazardan çürümüş ürünleri toplarken, Fatma Betül Sayan Kaya bu 2 kamyon parayı kimin şirketinden götürdü? Özata Denizcilikten götürdü.
• Bunun patronu da Özdemir Ataseven. Sizin Tuzla İlçe Başkanlığı'nızdaki yönetici. Başka kim var? İskender Balcı, kayınpederi Maliye Bakan Yardımcısı. Babası BDDK'da yönetici.
• Bakın nasıl nüfuz etmişsiniz her yere. Nasıl bir soygun mekanizması kurulmuş...
• Adalet Bakanı açıklamak zorunda. Fatma Betül Sayan Kaya'ya tedbir konuldu mu? Ne zaman konuldu? Ne zaman kaldırıldı?
• 26 Eylül'de tedbir konulmuş, 9 Ekim'de kaldırılmış. 12 Ekim'de bir daha konulmuş, 13 Ekim'de kaldırılmış. Kim devreye girdi? Neden korktu? Böyle bir yönetim anlayışı olur mu?
• Sanıyorsunuz ki bunlar kamuoyu tarafından konuşulmayacak. Sokakta olmadığınız için hiçbir şeyden haberiniz yok. Çareyi şafak baskınlarında, kayyumlarda buluyorsunuz.
• Yakışıyor mu Türkiye'ye, sabahın köründe Halk TV'ye baskın yapmak? Korkutarak, korkularınızdan kurtulacağınızı mı zannediyorsunuz?
• Bu kepazeliği, hırsızlığı, her tarafınızı sarmış olan bu kapkara lekeyi ortadan kaldıracağınızı mı zannediyorsunuz?
"Rusya’da bir söz vardır: Hangi Rus’u kazısanız, altından mutlaka Tatar çıkar” - Rus Devrimci Vladimir Lenin – 1920
“Araplarda bir söz vardır: Mısırlılar Allah’tan başka kimseden korkmaz, Türkler ondan da korkmaz” - Arap Düşünür Semame İbn-i Eşreş
“Dünyada iki bilinmeyen vardır: Biri kutuplar diğeri Türkler” - Fransız Tarihçi Albert Sorel – 1839
“İnsanlari yücelten iki büyük meziyet vardır: Erkeğin cesur, kadının namuslu olması. Bu iki meziyetin yanında hem erkeği, hem kadını şereflendiren bir daha meziyet vardır. İcabında tereddütsüz canını feda edebilecek kadar vatanına bağlı olmak. İşte Türkler bu meziyetlere ve fazilete sahip kahramanlardır. Bundan dolayıdır ki; Türkler öldürülebilir, lakin mağlup edilemezler” - Fransa İmparatoru Napoleon Bonaparte – 1801
“Eğer bir Türk devleti olmasaydı mutlaka yaratmak gerekirdi” - Fransa İlk Cumhurbaşkanı Adolph Tiers – 1850
“Dağ başındaki haydutlar olarak isimlendirdiğiniz Mustafa Kemal ve ordusundaki Türkler burada olsalardı teker teker hepsinin heykellerini dikerdik” - Fransa Başbakanı Aristide Briande – 1940
“Türkün yüzünü, kuvvetli endamını, pırıltılı kostümünü, zarif tavırlarını, kibar gülüşünü, aslanca kükreyişini fırçayla göstermek mümkündür. Fakat pek güç olan, Türkün özünü göstermektir. Bu öz, ayışığı gibi görülür fakat gösterilemez” - Fransız Ressam Alexandre G. Decamps – 1830
“Türkçeyi öğrenmek benim için büyük bir mutluluk oldu. Çünkü Türk’ü anlamak için kendisiyle mutlaka tercümansız konuşmalıdır. Tercüman, ışığı örten zevksiz bir perde gibidir” - Fransız Bilgini Antonie Gelland – 1704
“Irk ve millet olarak Türkler; geniş coğrafyalar ve imparatorluklar içinde yaşayan kavimlerin en asili ve başta gelenidir. Sosyal ve örfi faziletleri tarafsız kimseler için birer takdir ve hayranlık kaynağıdır” - Fransız Yazar Devlet Adamı Lamartine
“Bugün Türklerin esiriyim. Demirin, ateşin ve suyun yapamadığını onlar bana yaptılar, esir ettiler. Yalnız ayağımda zincir yok, zindanda da değilim; istediğimi yapıyorum. Fakat bu defa da şefkatin, asaletin, nezaketin esiriyim. Türkler beni işte bu elmas bağa sardılar. Bu kadar alicenap, asil ve bu kadar nazik bir milletin arasında hür bir esir olarak yaşamak ne kadar değerli bir bilseniz” - İsveç Kralı Demirbaş Şarl
“Türklerin yalnız sonsuz bir cesareti değil, iradeleri sersemleştiren bir sihirbaz zekası vardır. İşte Türk, bu zekasıyla zafer kazanır, uygarlıklar yaratır ve insanlık dünyasında en şerefli hizmeti başarır. Zaten Avrupanın yarısını yüzyıllarca boyunduruk altına almak başka türlü mümkün olamazdı” - Rus Komutan İvan Çarnayev – 1922
“Rusya tarihinde Türklerin olmadığı herhangi bir dönemden söz etmek mümkün değildir, hangi Rus’u kazısanız altından mutlaka Tatar çıkar deyimi, milli kimlikten ziyade tarihi ve kültürel bir gerçekliği ifade ediyor” - Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin – 2010
“Kılıcı insafsız bir beceriyle kullanan Türkün eli, yendiği insanların yarasını sarmakta da ustadır” - İskoç Şair Lord Bayron – 1801
“Türkler, devlet yıkmakta ve devlet kurmakta birinci sınıf üstadlardır” - Avusturyalı Tarihçi Diplomat Joseph von Hammer Purgstall
“Türk kadınlarının en büyük süsü Türk oluşlarıdır. Onlar süslenmek için elmas veya zümrüt takınmıyorlar, belki üzerlerinde taşıdıkları o taşları süslemiş, kıymetlendirmiş oluyorlar. Çünkü her Türk kadını canlı bir inci ve paha biçilmez bir pırlantadır” - İngiliz Yazar Lady Mary W. Montagu
“Türk’ün ahlâkî seciyesi çocukluğunda aldığı iyilik telkinleriyle yada farazi ahiret tehdidiyle değil, çevrelerinde fenalık görmemek sureti temelinde oluşur” - Danimarka’lı Filozof Thomas Thorsten
“Türkler kahramadırlar, dostlarına zarar vermezler. Bu yüce millet tuttuğu eli bırakmaz, sözünden dönmez, iyi ve kötü günlerde dostundan ayrılmaz. Böyle bir ulusla el ele vermek yeryüzünde her zorluğu yenmek için sonsuz bir güç ve yetenek kazanmak demektir” - Çek Bilgini Jon Amos Comenuis – 1630
BİR ÇUVAL NOHUT VE İYİ ADAM
Dün bir çuval nohut hediye ettiler bana.
Tam bir çuval.
Kıramayacağım İYİ birisiydi, kabul ettim.
Eve getirdim. Bir kenara koyduk.
Gidiyorum, geliyorum, gözüm takılıyor.
Bir çuval nohut.
Bir senede biter mi, bilmiyorum.
Sonra düşünüyorum.
Bir öğün nohut yemeğine muhtaç insanlar geliyor aklıma.
Altı üstü nohut, diyorsunuz.
Ama nohut tek başına yemek olmuyor ki!
Pirinç lazım.
Tereyağı, salça lazım.
Tüp lazım, doğal gaz lazım.
Ekmek lazım.
Yanına bir kaşık yoğurt,
bir tabak salata lazım.
Bir de o sofranın etrafına oturacak insanlar.
Derken bir çuval nohut büyüyor gözlerimde.
Büyüyor, büyüyor...
Sanki Kızılay'ın deposundan alınmış da yanlışlıkla benim evime bırakılmış.
Sanki birilerinin hakkı benim mutfağımda bekliyor.
Bana ait olduğu hâlde bana ait değilmiş gibi.
Bir çuval nohut!
Bankada yüz milyon.
Fonda bir milyar.
Başka bir fonda elli milyar.
Borcundan çok yığdıkların.
Yiyebileceğinden çok çürüttüklerin.
Tokluktan ağrıyan karnın.
Kıyamet kopsa yıkılmayacak sandığın damın.
Nimete şükretmeyi unutmuş hâlin.
Nefsine yenilmiş canın.
Ben bir çuval nohudun hesabını kendi vicdanıma veremezken, insan nasıl oluyor da bir ömür tüketemeyeceği servetin hesabını kendine hiç sormuyor?
Mülkiyet nerede biter, emanet nerede başlar?
Bir çuval nohut kaç aç insanın sofrasıdır?
Bir milyar kaç insanın ömrüdür?
Ve insan, ihtiyacından fazlasını biriktirirken başkasının ihtiyacını görmemeyi nasıl öğrenir?
Memleketinde çocuklar aç.
Sokaklarda çocuklar ölüyor.
Adamlar tehditle iş bitiriyor.
İYİ adamlar birer birer kenara çekiliyor.
Kötülük cesaret buluyor.
İyilik mahcubiyetinden susuyor.
Ve biz hâlâ kimin ne giydiğini, kimin neyi örttüğünü, kimin nasıl göründüğünü konuşuyoruz.
Oysa insanın üstünü örtmesiyle vicdanının üstünü örtmesi aynı şey değildir.
Bir başörtüsü de bir sarık da bir cübbe de insanın ahlakına tek başına şahitlik edemez.
İman, insanın üzerinde taşıdığı kumaştan önce, başkasının acısını yüreğinde taşıyabilmesidir.
Müslüman bu mevsimde başörtüsünden tanınmaz.
Uykusuz gözlerinden tanınır.
Eskimiş, yaşlanmış seccadesinden tanınır.
Huzursuz yüreğinden tanınır.
Bir yetimin sofrasını düşünmekten uyuyamıyorsa,
bir mazlumun hakkı yenirken susamıyorsa,
kendi lokmasını yutarken başkasının açlığını hatırlıyorsa...
İşte orada bir iman vardır.
Örtünmek isteyen örtünsün.
Örtünmek istemeyene kimse zorbalık etmesin.
Ama hiç kimse vicdansızlığını bir örtünün arkasına saklamasın.
Örtün de gel.
Ama vicdanını açık bırak.
Benim evde hâlâ bir çuval nohut duruyor.
Ve ben artık ona bakınca nohut görmüyorum.
Bir sofrayı görüyorum.
O sofraya oturamayanları görüyorum.
Bir de kendimi.
Hesap vermesi gereken kendimi.
Şehit haberi geldiğinde "keyifler yerinde" diyenle, sırf "Müslüman" diye nasıl kardeş olunabilir?
Kıbrıs'ta batan Türk gemisi haberine sevinen Rumla, sırf "Hristiyan Ortodoks" diye nasıl kardeş olabiliriz?
Bizi millet yapan ortak sevinçlerimiz, ortak kederlerimizdir.
Şehidimizin ardından yüreği yanmayanla, kayıplarımıza sevinenle, bebek katiline "önder" diyenle hangi bağ bizi bir arada tutabilir?
İster Müslüman, ister Hristiyan, ister ateist olsun; biz bir Türk ile aynı çayı içer, aynı ekmeği böler, aynı sevinci ve aynı yası omuzlarız. Bizi millet yapan asıl çimento budur.
Yakın coğrafyada, 400 yıllık tebaamız olan halklarda bile durum belliyken; Ugandalı, Senagalli, Cibutili, Ruandalı, Zambiyalı fantezilerinizden vazgeçiniz.
Sırf aynı dini paylaşıyoruz diye kültürüne, sevincine, acısına karşılıklı olarak tamamen uzak olduğumuz milletlerle, bu derin bağlar -münferit olaylar haricinde- kurulmaz.
DOĞUM YAKLAŞTI ARTIK SAKLAYAMAZSINIZ
Bekar kız, gizlice hamile kalır. Durumu ailesinden ve çevresinden saklamak için, sürekli bol giysiler giyer. Aylar geçip karnı iyice büyüyünce annesi sorar;
“Kızım bu ne hal? Karnın davul gibi olmuş!”
kız; “Büyütme anne, soğuk su içtim midemi üşüttüm, gaz yaptı!”
Dokuzuncu ayın sonunda, doğum başlayınca, zorunlu olarak ebeyi çağırmışlar. Çocuk doğmuş, ebe bebek kucağında çıkıp komşulara; “Müjdeler olsun! Kızımızın gazı çıktı, nur topu gibi bir oğlan!”
Piyasadaki milyonlarca dolar buharlaşmış, fon çökmüş, sistem patlamış, yani çocuk doğmuş ve ağlıyor. Yetkililer hala “Soruşturma GİZLİ, süreç HASSAS, kurumlar YIPRANMASIN” diyerek vurguncuları açıklamıyorlar.
İst. Cum. Başsavcılığı olarak siz açıkladınız;
“TERA ve PUSULA fonlarından 1-16 Eylül arasında, 440 Yatırımcının hesapları incelemeye alındı ve toplam 401 MİLYAR 266 MİLYON TL’yi aşan para çıkışı yapılmıştır” dediniz.
Sakın bize, “Soruşturmanın Gizliliği”, “Masumiyet Karinesi”, “Finansal Bulaşıcılık Riski” gibi masalları anlatmayın. Hiç merak etmediniz mi?
Böyle bir durumla karşılaşınca AB (Avrupa Birliği)- Almanya (Wirecard Skandalı, 2020)- İngiltere (Woodford Fund Skandalı, 2019)-Fransa (AMF’nin Manipülasyon Cezaları) nasıl davrandılar?
Avrupa Birliği genelinde piyasa manipülasyonu ve finansal usulsüzlükler,
AB Piyasa Suistimali Yönetmeliği (MAR- Market Abuse Regulation) ve ulusal denetim organlarının KATI ŞEFFAFLIK kuralları çerçevesinde yürütülür.
Bunların başlıcaları şöyledir;
AÇIK İSİMLE TEŞHİR (Name and Shame İlkesi)
AB Mevzuatına (MAR-Madde 34) göre, finansal piyasa düzenleyicileri verdikleri idari yaptırımları ve cezaları, kural olarak ihlalde bulunan kişinin/kurumun kimliğini ve ihlal niteliğini açıkça belirterek kamuoyuna ilan etmek ZORUNDADIR. Gizlilik ancak piyasayı veya soruşturmayı ÇOK CİDDİ şekilde tehlikeye atacak istisnai durumlarda uygulanır.
Siyasi/Kurumsal Sorumluluk;
Skandal durumunda denetleyici kurum başkanları ve yetkililer derhal istifa ederler veya derhal görevden alınırlar.
Parlamento Denetimi;
Meclis Araştırma Komisyonları derhal kurulur, Bakanlar ve Bürokratlar ifade verirler.
Kamuoyu Bilgilendirme;
Şeffaf basın toplantıları, canlı yayınlanacak meclis oturumları ve detaylı raporlar yayımlanır.
Sizler, Saray ve AKP yönetimleri ve ortakları;
Neyi, niçin ve neden saklıyorsunuz ki? Herşey ortada. Kızın karnı burnunda!
Doğum çok yakında. Nereye kadar saklayacaksınız ki?
Sağlık ve Başarı Dileklerimle 14 Ekim 2026
Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı
Kızım Çanakkale 18 Mart Üniversitesi/ Biga yerleşkesinde okuyor. 4 gün önce kötü bir şekil de hastalanmış, beni aradı "anne çok kötüyüm" dedi ki gerçekten sesi kötü geliyordu. Devlet hastanesine randevu baktık bulamadik! Hemen en yakında ki sağlık ocağına git öğrenci olduğunu SGK'nın olduğunu misafir sayilacagin için kesinlikle bakarlar dedim. Kızım arkadaşının yardımı ile sağlık ocağına gidiyor ama bilin bakalım ne oluyor ? Geri çeviriyorlar biz bakamayiz diye. Belli ki çocuğum üşütmüş alt tarafı bir muayene edip bir ilaç yazacaksınız. Gurbet eller de bir çocuğu kapi dışarı etmek.? Sığınmacılara ücretsiz bakılan ülkem de benim çocuğumun muayene edilmeden kapı dışarı edilmesi hangi insanlığa sığar!??
SORUYORUM SİZE ? @saglikbakanligi@sagliklicozum
YENİ FENERBAHÇELİLİK,
GÖRMEDİM, DUYMADIM, BİLMİYORUM!
💢 MHK skandalını gündeme taşımaya çalışmayalım;
💢 Rakip ile ilgili; eski/yeni yöneticilerin, sponsorlarla hatta amigo ve para kaynakları ile ilgili birbirinden vahim iddaları görmezden gelelim;
💢 Fenerbahçe futbol takımının sahada hakkı yensin sesimizi çıkartmayalım;
💢 1001 türlü zorlukla her şeyden önemlisi rakiple aynı şartlarda olmayıp mücadele etmeye çalışan teknik direktörümüze, futbolcularımıza sahip çıkmayalım;
💢 Hakkında ülke içinde ya da dışında bir tane tahkikat dahi olmayan sponsorumuza terörist imasında bulunanları görmezden gelelim;
💢 Karşı tarafın ipe sapa gelmeyen algı operasyonlarıyla mücadele etmeyelim;
💢 Oluşmuş bu futbol ortamından nemalandıkları için 7/24 futbolcu, teknik direktör manipülasyonu ile hem camiayı birbirine katan hem de haksızlıkları meşrulaştıran yorumcu/gazeteci/sosyal medya hesaplarına bir şey diyemeyelim;
💢 Sportif geçerliliği olmadığı iddia olunan bu futbol ikliminde şampiyonluktan çok daha büyük önemi olan;
💢 Hangi siyasi/dini/dünya görüşünde olursak olalım ortak paydada buluştuğumuz, bizi en itibarlı en saygın; sözün özü bizi biz yapan değerlerimiz hakkında kaygılarımızı küfür hakaret etmeden dile getirmeyelim;
O zaman birlik beraberlik içinde Fenerbahçeli olacağız, aksi takdirde de bölücü mü 🤔
Çok sevdiği camiası için kendince tespit ettiği yanlışlıkları dile getirmeye çalışan kişilerin üzerine orantısız bir şekilde gidilir hatta hainlikle vs itham edilirse;
Bu tarz korku kültüründe vicdan değil yalakalık gelişmez mi❓
Yalakalığın getirisi
dürüstçe, fikirlerini dile getirmekten daha fazla olursa sonu batış, bitiş, kaybediş olmaz mı❓
FENERBAHÇE’Yİ TARİH BOYUNCA FENERBAHÇE YAPANLAR
haksızlıklara karşı mücadele etmiş,
fikirleri/duruşu devre göre değişmemiş,
doğru bildiğini söylemiş ve yapmış
doğru, dürüst karakterli menfaatsiz beklentisiz kalbi Fenerbahçe sevdasıyla dolu olan büyük Fenerbahçelilerdir.
ANT ERCAN
@AntErcan
ÇOK KORKTUK ÇOK
Adana’nın yiğit evladı, AKP Sözcüsü Ömer Çelik geçen gün çok sert bir konuşma yaptı. O, lüks restoranların, sosyete barlarının zarif ve yumuşak delikanlısı gitmiş, “Polat Alemdar” tipli biri gelmişti sanki!
Muhalefetin, FON VURGUNU soruşturması üzerinden Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ailesini hedef aldığını belirten Çelik, “Cumhurbaşkanımıza ve Cumhurbaşkanımızın ailesine yönelik bu tür saldırılara en sert ve en net cevabı veririz. Cumhurbaşkanımız bizim kırmızı çizgimizdir” ifadelerini kullanarak, konunun siyasi linç kampanyasına dönüştürülmesine karşı duracaklarını vurguladı…
Gördünüz mü sert delikanlının dediklerini! Çok korktuk, çok!
Durduk yerde bu sert delikanlı neden böyle konuştu diye Halkın Filozofu Bergamus’a sorduk; Hocam bu ne iş? Dedi ki;
Bilimsel olarak yanıt vereyim; Siyasi Partilerde, lideri öne çıkararak konuşmak, kişisel konumlarını sağlamlaştırmak ve doğrudan gelecek eleştirileri “lidere yapılmış bir saldırı” gibi çerçevelemek için kullanılan yaygın bir iletişim yöntemidir. Bu durum, kişinin kendi sorumluluğunu veya üzerindeki iddiaları liderin karizması ve otoritesi arkasına saklanmasına ve liderden fırça yemesini engellemeye olanak tanır.
Disiplin, hukuk devleti veya devlet otoritesi söylemlerini araçsallaştırarak muhalefete gözdağı vermek, karşı tarafı savunma pozisyonuna çekmeyi amaçlar.
Lider veya parti adına konuşarak savunma yapmak, olası eleştirileri bireysel düzlemden çıkarıp, partinin tabanındaki sadakat duygusuna havale eder. Böylece kişi, kendine yönelen oku doğrudan lidere yönelmiş gibi göstererek bir “Koruma Kalkanı” elde eder.
Ayrıca, Çelik’in bu tavrı, psikolojide zayıflık veya sıkışmışlık hisseden kişilerin dışarıya karşı asgari esneklik ve azami sertlik gösterme eğilimi ve çözülmeyi engellemek için kullanılan basit bir araçtır.
Ömer Çelik, hukuku kendisine bir “Koruma Zırhı” veya rakipleri “ Hizaya getirme sopası” olarak kullanmaya kalktıkça, alay konusu olmaya devam eder. Siyasette bu tür söylemler ve sadakat odaklı hamleler, krizleri ve suçlamaları geçici olarak bastırsa bile, iddianın özünü ortadan kaldırmaz!
Sert delikanlı Ömer Çelik;
Efes Antik Tiyatroda defalarca bulunmuş biri olarak, oturduğunuz bölümde ancak Bakanlar-Valiler-Üst düzey Komutanlar oturabilir.
FON VURGUNCUSU Osman Arıkan Nacar, sizin için çok önemli biri olabilir ama o bölümde oturamaz. Onu sizin o bölüme aldırdığınız iddia ediliyor.
Size sorulan soru ve istenen yanıt son derece basit!
“Fon Vurguncusu Nacar ile beraber otelde tatil yaptınız mı? Beraber, iki erkek baş başa tatil yapacak kadar yakın mısınız?”
Bizi ilgilendiren kısmı budur. Gerisi bizi ilgilendirmez. İlgilendirse ilgilendirse Ali Yeşildağ’ı ve videolarını ilgilendirir…
Sağlık ve başarı dileklerimle 13 Ekim 2026
Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı