Opel’in dünyadaki en büyük üçüncü pazarı artık Türkiye.
Önümüzde sadece Almanya ve İngiltere var.
Geçen sene Türkiye’de 75 binden fazla Opel satılmış. Hatta Opel’in Türkiye’deki pazar payı, kendi ülkesi Almanya’daki pazar payını bile geçmiş.
Yani Türkiye, Opel için öyle işler kötü gidince hadi buradan çıkalım denilecek bir pazar değil.
Adamların dünyadaki en büyük üç pazarından biriyiz.
Hem en büyük müşterilerinden biriyiz hem de bazı modellerin üretimini burada yapıyorlar.
O yüzden Türkiye otomobil şirketleri için öyle çöp atılacak, gözden çıkarılacak bir pazar değil.
85 milyon insan var, otomobile ciddi talep var ve Avrupa’nın hemen dibindeyiz.
Bir marka burada doğru iş yaptığı zaman önünde çok büyük bir pazar var.
Toplasanız belki 10-15 tane alınabilecek marka var.
Para belli başlı yerlere gidiyor.
Mesela Çin’de belki en az 100 otomobil markası var.
Para hepsine dağılıyor.
O kadar markanın içinde rekabet etmek de zorlaşıyor. Burada ise tam tersi.
İşini iyi yapan bir şekilde karşılığını alıyor.
Japonya’da yıllardır faizler yok denecek kadar düşük olduğu için Japonların parası sürekli ülke dışına gidiyordu.
Ülkede faizler yıllarca sıfıra yakın kalınca Japon yatırımcı da parasını alıp Amerika’dan Avrupa’ya dünyanın dört bir yanında yatırım yaptı.
Şimdi işler değişti.
Japonya’da faizler yükseliyor. Adamlar neredeyse 25-30 yılın en yüksek faizini ödüyor.
Normalde burada insan şunu bekliyor:
Japonların yıllardır yurt dışında dolaşan devasa parası yavaş yavaş ülkeye döner.
Ama tam tersi oluyor.
Japon yatırımcılar sadece ağustos ayında yurt dışındaki hisse senetlerine net 8,5 milyar dolar para yatırdı.
Bu rakam son 5 ayın en yükseği.
Son 5 ayda da Japonya’nın cazibesi arttı. Ona rağmen para dışarıya gitmeye devam ediyor.
Mart ayında da 14 milyar dolarlık yurt dışı hisse alımı yapmışlardı.
İşin ilginç tarafı Japonlar yurt dışındaki tahvillerini de satıyor. Para tahvilden çıkıp yurt dışındaki hisselere gidiyor.
Bir de bu Japon yatırımcılar aşırı temkinlidir.
Karar alırken 10 defa düşünürler. Ona rağmen düşük riskli taraftan yüksek tarafa geçmeye devam ediyorlar.
Eskiden Japonların parası faiz kazandırmadığı için dünyaya dağılıyordu.
Şimdi Japonya’da faiz son 30 yılın zirvelerinde ama Japonların parası yine dünyanın geri kalanındaki şirketlere dağılıyor.
Bakalım ne zaman sona erecek.
ColendiBank Kazandıran Hesap’ta şöyle bir sistem var.
♦️ 1.000 TL’den 15 milyon TL’ye kadar olan bakiyenizi yıllık %45 faizle günlük değerlendirebiliyorsunuz.
♦️ Para gün içinde normal hesabınızda duruyor. İsterseniz gönderin, harcayın, çekin. Kullanım açısından normal banka hesabından pek farkı yok.
♦️ EFT ve havale işlemlerinizi de normal şekilde yapabiliyorsunuz.
♦️ İş günlerinde saat 17.00’ye kadar hesapta olan paranız o gece faize giriyor. Hafta sonu ve tatillerde biriken faiz de ilk iş günü hesabınıza yatıyor.
♦️ Yani gün içinde paranız lazım olursa kullanabiliyorsunuz. Kullanmadığınızda da hesapta boş boş beklemiyor.
Detaylı incelemek isteyenler için link bırakıyorum: https://t.co/mKgdYjdmOM
#reklam
İlla sıfırdan dünya markası yaratmaya gerek yok.
Bakın her yıl dünyaca ünlü onlarca şirket satılıyor. Bunların zaten bir adı var, müşterisi var. Dünyanın neresine giderseniz gidin insanlar bu markaları tanıyor.
Arap fonları yıllardır bu tarz şirketleri topluyor. Çinliler topluyor, Hintliler topluyor. Bence bizim de biraz bu kafaya girmemiz lazım.
Bir şirket satılıyor diye illa batık olacak diye bir şey yok.
Mesela Ford zamanında Jaguar ve Land Rover’ı satarken Koç Holding’in kapısını çalıyor.
Koç, Jaguar’ın borçlarından dolayı sadece Land Rover’ı almak istiyor. Ford ikisini beraber satmak isteyince anlaşma olmuyor.
Sonra Hintli Tata geliyor, ikisini birden alıyor.
Rahmi Koç da yıllar sonra bu olayı anlatırken Tata için bizden daha cesur çıktılar diyor.
Volvo’da da benzer bir hikaye var.
Ford, Volvo’yu 1999’da 6,45 milyar dolara alıyor. Yıllar sonra işler kötü gidince satışa çıkarıyor.
Çinli Geely geliyor, 2010’da Volvo’yu 1,8 milyar dolara yani bedavaya alıyor.
Adamlar gidip sıfırdan otomobil markası kurup 30 yıl Volvo kadar tanınmaya çalışmıyor.
Hazır Volvo’yu alıyor.
Bizde de bunun güzel örneği Ülker.
2007’de 850 milyon dolar verip Godiva’yı aldılar. Sonra United Biscuits’i alıp McVitie’s ve Jacob’s gibi markaları da bünyelerine kattılar.
Bugün bunların hepsi milyarlarca sterlin ciro yapan pladis’in altında.
Bir de 12 yıl sonra sadece Japonya, Güney Kore, Avustralya operasyonlarının bir bölümünü 1–1,5 milyar dolar civarında sattılar. Paraya bakın.
Yani aslında olay çok basit.
Her şeyi sıfırdan yapmaya çalışmak zorunda değiliz.
Önünüze 50-100 yıllık, bütün dünyanın tanıdığı bir marka satılık olarak geliyor.
Paranız varsa alırsınız, büyütürsünüz. Dünya çapında bilinen markalarınız olur.
Çinliler Volvo’yu aldı.
Hintliler Jaguar ve Land Rover’ı aldı.
Biz de Godiva’yı aldık.
Demek ki yapılabiliyor.
Bence önümüzdeki yıllarda Türk şirketlerinin biraz daha bu tarafa bakması lazım.
Besim Tibuk:
“Rehberlik kursunu bitirdim, İngilizce biliyorum, elimde rehberlik belgem var ama iş yok. Acenteye gidiyorum, telefon numaranı bırak seni ararız diyorlar.”
“Acenteler bana iş vermeyince başka yollar aramaya başladım. Hilton’da zengin turistler kalıyor dediler.”
“Gittim Hilton’un lobisinde beklemeye başladım, belki bir turiste sana İstanbul’u gezdireyim derim diye düşünüyorum, beni oradan kovdular.”
“Sonra Topkapı Sarayı’na gittim, oradaki turistleri gezdirerek para kazanmaya çalıştım ama orada da mevcut rehberler bütün müşterileri birbirine veriyordu.”
“Topkapı Sarayı’nda günlerce iş bekledim, kimse bana turist vermiyordu.”
“Bir pazar günü yine orada oturuyordum, bir kadın geldi, sen rehber misin dedi, evet dedim.”
“Kruvaziyer gemisi erken gelmiş, grubun rehberi yetişememiş, bir anda kendimi 40 kadar Amerikalı turistin başında buldum. Benim profesyonel rehberlik hayatım böyle başladı.”
“İlk kez yaklaşık 40 kişilik Amerikalı bir turist grubunu aldım, benden önce onları gezdiren kişinin İngilizcesini anlamamışlar.”
“Ayasofya’ya girdik, grubu topladım ve anlatmaya başladım, Roma tarihini, Bizans’ı, Ayasofya’nın yapılışını anlattım.”
“Bir anda gruptan alkış koptu, meğer adamlar sonunda İngilizcesini anlayabildikleri bir rehber buldukları için seviniyormuş.”
“O gün benim rehberlik hayatım değişti, ilk grubum tamamen tesadüfen karşıma çıktı.”
“Ayasofya’yı gezdirdim, Sultanahmet’i anlattım, İstanbul’un tarihini anlattım, turistler çok memnun kaldı.”
“Acentenin yöneticisi gruba özellikle rehberden memnun musunuz diye sordu, onlar da çok memnun olduklarını söyledi.”
“Bunun üzerine gece turunu da ertesi günkü turu da bana verdiler, bir günlük tesadüf düzenli işe dönüştü.”
“Turistleri Kapalıçarşı’ya götürmüştüm, bir çift yanıma gelip bir kuyumcuyu sordu, güvenilir mi dediler, güvenilir dedim.”
“İçeri girdiler ve 500 dolarlık bir zümrüt yüzük aldılar.”
“Tur bittikten sonra kuyumcu beni çağırdı, elime bir zarf verdi, içinde 750 lira vardı.”
“Ben Ankara’da memur olarak ayda yaklaşık 1.000 lira kazanıyordum, tek bir alışverişten neredeyse bir aylık maaşımı kazanmıştım.”
“O gün turizmde alışveriş komisyonunun ne kadar büyük bir iş olduğunu fark ettim, sonra bu sistemi öğrenip rehberlikte ciddi para kazanmaya başladım.”
“Kapalıçarşı’ya giderken turistlere kuyumcuları ve dükkanları anlatıyordum, bir süre sonra kendi aralarında fısıldaştıklarını fark ettim.”
“Anladım ki komisyon aldığımı düşünüyorlar, otobüste konuşmayı kestim, bakın siz akıllı insanlarsınız, ben bunları boşuna anlatmıyorum, alışverişinizden komisyon alıyorum dedim.”
“Bir anda alkışlamaya başladılar, sonra alışveriş yaptıkça gelip bana ne kadar harcadıklarını kendileri söylüyordu.”
“Turistler Kapalıçarşı’da neden belli dükkanları anlattığımı anlamıştı, ben de saklamadım, alışverişinizden komisyon alıyorum dedim.”
“Beklediğimin tam tersi oldu, bana kızmadılar, alkışladılar, hatta alışveriş yaptıktan sonra gelip şu dükkanda şu kadar harcadım, seni kandırmasınlar demeye başladılar.”
“Açık konuşunca güven daha da arttı.”
“Benim rehberlik yaptığım yıllarda bu mesleğin statüsü çok yüksekti, yurt dışında eğitim görmüş insanlar bile rehberlik yapıyordu.”
“Çünkü kazancı iyiydi, bir de özgürdünüz, istediğiniz gün çalışıp istemediğiniz gün çalışmayabiliyordunuz.”
“Üstelik gelen turistlerin çoğu da yüksek gelirli, eğitimli insanlardı, onlarla konuşmak bile insana çok şey katıyordu.”
“Ortaokuldan itibaren sürekli kitap okuyordum, Victor Hugo, Steinbeck, Dostoyevski… Tarih okuyordum, siyaset okuyordum.”
“Bunları bir gün para kazanmak için kullanacağımı hiç düşünmemiştim, yıllar sonra turistlerin karşısına çıktığımda bütün o birikim benim en büyük avantajım oldu.”
“Turistler bana hayranlıkla bakıyordu, bu kadar şeyi nasıl biliyor diyorlardı.”
“İnsan bazen öğrendiği bir şeyin ne zaman işine yarayacağını yıllar sonra anlıyor.”
Adam tatlı yapmayı öğrenmiş. Bir tane elektrikli bisiklet alıp arkasına küçük bir tezgah yaptırmış, orada tatlı satıyor. Sabah 120-130 porsiyon tatlıyla çıkıp sanayiye gidiyor.
Tatlıları da bildiğimiz plastik kahve bardaklarında satıyor. Fiyatı 100 lira.
Akşam olduğunda elinde neredeyse hiçbir şey kalmıyor. Muhtemelen cebine günlük 5-6 bin liradan aşağı kalmıyordur.
Adam işini de iyi yapıyor olsa gerek çünkü esnafın çoğu sabit müşterisi olmuş. Hatta bazıları eve götüreceği tatlıyı bile pastaneden değil, direkt bu adamdan alıyor.
Şu ülkede gıda işini temiz ve düzgün yapıp fiyatı da uygun tuttuğunuz zaman yürümeyecek iş yok.
Yeter ki temiz ve lezzetli yapın, fiyatı da uygun tutun.
İnsanlar bu üçüne hasret…
2008’de konut balonunu doğru tahmin eden Peter Schiff bu sefer ABD borsası için uyarıyor.
S&P 500 zirvenin sadece %0,7 altında ama endeksteki 500 şirketin 430’u kendi zirvesinden ortalama %21,7 aşağıda.
Yani endeks yukarıda duruyor ama içindeki şirketlerin büyük kısmı çoktan ayı piyasasına girmiş.
Daha önce böyle bir tablo sadece 1973 ve 1999-2000 dönemlerinde görülmüş.
İkisinin arkasından da S&P 500 yaklaşık %50 düşmüş.
Tabii Schiff yıllardır böyle uyarılar yapıyor.
2008’i doğru bildi ama 2009’dan sonra da ABD borsası için sürekli büyük düşüş bekledi. O günden beri özellikle Nasdaq ciddi şekilde yükseldi.
Altında da yıllarca büyük yükseliş bekledi ama altın uzun süre yerinde saydı.
Adam piyasayı iyi okuyor ama genelde çok erken konuşuyor.
O yüzden her dediği olacak diye bakmamak lazım ama söylediklerini de bir kenara yazmakta fayda var.
The S&P 500 is 0.7% below a record high, yet 430 of those stocks are 21.7% below their highs. That means on average 86% of the stocks are in a bear market. Breadth has only been this bad twice, in January 1973 and in 1999/2000. On both occasions, the S&P then crashed nearly 50%
▬ 2020’de Koreli SK Hynix, Intel’in veri depolama işini 9 milyar dolara almıştı.
▬ Şimdi Koreliler, aynı işi 150 milyar dolar değerlemeyle halka arz etmeyi düşünüyor.
▬ Intel’in tamamı 2020’de yaklaşık 200 milyar dolar değerindeydi. Şimdi sadece satılan iş 150 milyar dolar. Büyük kayıp.
Bir söğüşçü takip ediyorum. Adamın tezgahı taş çatlasın 30-40 bin lira.
Sabah 6 gibi açıyor, akşama kadar devam ediyor.
Bakın abartmıyorum, sabah ayrı yoğun, akşam ayrı yoğun. Boş kaldığı saat yok gibi bir şey. İnsanlar paket yaptırıp başka şehirlere bile götürüyor. Bazı fabrikalar öğle yemeğinde sipariş veriyor vs.
Bu adamın cebine kalan kemiksiz para günlük en az 20 bin lira. Aylığa vurunca sadece kârı 500-600 bin lira.
Hadi hepsini boşverin aylık 200 bin lira kalsın. Çok daha fazla kalıyordur ama biz en düşüğünü baz alalım.
Aslında para kazanmak kolay. Küçük parayla büyük paralar kazanmak da mümkün. Bu tamamen insanın ne iş yaptığına bağlı.
Ama şunu bilin. O gördüğümüz konut projelerindeki daireleri sadece fabrikatörler almıyor.
Dışarıdan bakınca çok basit bir iş yapıyor gibi görünen ama aslında deli gibi para kazanan insanlar o evlerden daha çok alıyor.
Durum bu şekilde.
@pasabahcehh Bence interneti doğru kullananlar yine iyi para kazanıyor hocam.
Adam 2 karış tezgah için bile sosyal medya hesabı açmış, işi oradan götürüyor.
•Stadyumun önünde atkı ve forma satın.
•Spor salonunun yanında tavuk pilav satın.
•Mezarlık girişinde çiçek satın.
•Çocuk parklarında pamuk şeker ve balon satın.
•Sanayi sitelerinde iş kıyafeti ve iş ayakkabısı satın.
•Sahilde dondurma satın.
•Metro çıkışında simit satın.
•Kamp alanında tüp ve kömür satın.
•Balıkçı hallerinde buz satın.
•Pazar yerinin çıkışında poşet ve pazar arabası satın.
•Semt pazarlarında gözleme satın.
•Yurtların yanına çamaşırhane açın.
•Okulun yanına kırtasiye açın.
•Adliyenin yanına fotokopici açın.
•Sanayi sitesinin yanına oto yıkamacı açın.
•Noterin yanına sigortacı açın.
•Plaza bölgelerinde paket servis olarak salata ve sağlıklı yemek satın.
•Oto galerilerin yoğun olduğu bölgeye ekspertiz açın.
•Sanayi sitesine seyyar yemek götürün.
•Gelişmekte olan semtlere hırdavatçı açın.
•Yazlık bölgelerde sezon başında anlaşın, klima bakım hizmeti verin.
İnsanların keyfine para harcadığı yerleri değil, mecburen cebinden para çıkardığı yerleri bulun.
Kalabalık nereye gidiyorsa orada mutlaka çözülmesi gereken bir ihtiyaç vardır.
İnsan trafiğinin olduğu yerde ihtiyaç vardır, ihtiyaç olan yerde de para vardır.
O ihtiyacı doğru zamanda, doğru yerde karşılayan da parasını kazanır.
Küçük sermayeyle iyi paralar da böyle işlerde kazanılır.
@09incirdiyari Şu an kendi adıma ithalatla uğraşıyorum.
Yakın zamanda Çin’de nerede ne satılır, navlun ücretleri nasıldır, fiyatlar ne durumda, adet arttıkça fiyat ne kadar düşer gibi konulardan fabrika adreslerine kadar her bilginin yer aldığı kapsamlı bir çalışma yapmayı düşünüyorum.