Merhabalar,
Bugün Narin'in babası Arif Güran ile görüştüm. Görüşme öncesinde, dava dosyasını hukukçu gözüyle inceledim.
Dosya kapsamındaki deliller ışığında, suçu somut delillerle ispatlanabilmiş tek isim Nevzat Bahtiyar’dır.
Yine dosya kapsamındaki deliller ışığında, Narin'in annesi Yüksel Güran’ın, Narin’in ağabeyi Enes Güran'ın ve amcası Salim Güran’ın suçlu bulunup ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmaları tam bir hukuk faciasıdır.
Görünen o ki, basının yönlendirmesiyle oluşan yoğun kamuoyu baskısı, mahkemenin karar sürecini gölgelemiştir. Kişisel görüşler bir kenara bırakıldığında ceza hukukunun en temel kuralı, mahkumiyetin dedikodulara veya ihtimallere değil, somut ve şüpheden uzak delillere dayanması gerekliliğidir. “Şüpheden sanık yararlanır” ilkesi gereğince, dava dosyasındaki mevcut deliller anne ve amcaya bu cezanın verilmesi için teknik olarak yetersiz kalmaktadır. Anne ve amcanın suçlu oldukları, hukukun evrensel ilkeleri gereğince şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispatlanamamıştır.
Dolayısıyla İstinaf Mahkemesi ve Yargıtay denetimlerinde bu cezaların kesinlikle bozulması gerekirdi. Hukuk bunu gerektirirdi çünkü yeni bir delil veya yeni itiraflar ortaya çıkmadıkça mevcut dava dosyasına göre annenin ve amcanın suçlu oldukları ispatlanamamıştır.
Sırf kamu vicdanını tatmin etmek için suçlu olduğu ispatlanmamış insanlara ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası vermek gerçek adalet değildir, kamu vicdanını tatmin etmez. Kamu vicdanını asıl yaralayacak olan durum, belki de Narin'in gerçek katilleri dışardayken annesinin, abisinin ve amcasının cezaevinde olmalarıdır.
Başta Diyarbakır Barosu olmak üzere ilgili tüm hukuk çevrelerini bu dosyada adaletin sağlanması için çaba sarf etmeye davet ediyorum. Adalet Bakanlığının, dosyayı titizlikle inceleyerek kanun yararına bozma talebiyle Yargıtay’a başvurmasını rica ediyorum.
Narin'in hatırası, ailesi ve kamuoyu bunu hak ediyor.
Selam, sevgilerimle…
‼️ Baba Arif Güran'ın talebi reddedilmişti
🟥 Mahkemenin reddettiği Narin Güran keşfini https://t.co/VkxDUBz6Oc yazarı (@ismailsaymaz) yaptı
Videonun tamamı için 👇
https://t.co/b5pSlyVF6E
@DemirFerit62 Kürtçe bilen biri olarak ses kaydını da dinledik yazılanları da okuduk ölmüş mü yaşıyor mu şeklinde bi ibare geçmiyor bile. Büyük bir algı yarattın. Kendi dedektifçilik oyununda sınıfta kaldın. Çık özür dile ferit.
sıcak bir ağustos akşamı jandarma telsizlerine düşen küçük bir kızın kayıp vakası, tüm gündemi esir alır.
gündüz kuşağı polisiyesinde dinledikleriyle galeyana gelen öfkeli kalabalıklar, tavşantepe köyünde cadı avına çıkar.
140journos'tan "şeytantepe"
https://t.co/6kqX5QmEaE
Yaşayan gerçekliğin sembollere indirgenmesi, trajediyi romantize ederek eylemi felç eder.
Bu pasifleşme süreci, aslında mevcut zulmün zımni rızasına dönüşür.
Guy Debord 'Gösteri Toplumu'nda;
"Gerçek olan her şeyin temsile (sembole) dönüştüğü bir dünyada, eylem ölür" der.
Niyet ne kadar iyi olursa olsun sonuç acı olur.
Béla Tarr vefat etmiş. Kendisiyle 2017'de yapılan röportajda ölümü şöyle anlatmıştı:
"Hayat, günler geçtikçe, sessizce biter. Günlük rutininizi yaptığınızı sanırsınız, ama öyle değildir. Her gün biraz daha yaşlanırsınız. Hiç gürültü çıkmaz, hiçbir şey olmaz. Öylece olup biter."
Özgür Basın hocasını, Kürt hareketi zor günlerin daimi dostunu, sosyalistler devrimci bir kalemi ve ülke ezilenlerin cesur sesi olan bir gazeteciyi, Hüseyin Aykol’u kaybetti. Devri daim olacak.
Yeter ki yaşasın! Yalnızca yaşasın!
Aman Tanrım, bu nasıl gerçek böyle!
Bu nasıl gerçek!
İnsan ne alçak yaratıkmış!
Raskolnikov durup düşündükten sonra günlüğüne ekler:
Bunun için insana alçak diyen de alçaktır!”
Dostoyevski’nin “Suç ve Ceza” kitabında şöyle yazar:
“İnsanın yüksek bir dağın tepesinde, ancak iki ayağının sığabileceği kadar daracık bir yerde yaşaması gerekse, çevresindeyse uçurumlar, okyanuslar, sonsuz karanlıklar, fırtınalar ve sonsuz bir yalnızlık olsa, yine de o bir avuç yerde ömrü boyunca, binlerce yıl, sonsuza dek yaşamanın, o anda ölmeye yeğleneceği söylenir.