❗️Kendi yarattığı mağduriyetlere sağır, dilsiz ve kör bir bakan var.
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası ile mülakat mağdurlarının haklarını almak için Ankara’da başlattığı açlık grevi devam ediyor.
❗️Meslektaşlarımız desteğinizi bekliyor!
#ÖğretmenlerAçlıkGrevinde
Özel sektör öğretmenlerinin maaşları MEB öğretmenleriyle eşitlensin diyen, mesleğinin onuruna sahip çıkmaya çalışan öğretmenler ne yaptı? 1116 öğretmen mağduru arkadaşlarımız hangi suçu işledi?
Ortada yıllardır çözülemeyen sorunlar, verilen sözler ve yaşatılan mağduriyetler varken; bunun sorumluluğunu taşımak yerine öğretmenlere karşı kontrolsüz güç kullanılması kabul edilemez. Bir ülkenin geleceğini yetiştiren öğretmenler, hak aradıkları için baskıyla karşılaşmamalıdır.
Daha da üzücü olan, öğretmeni polisle karşı karşıya getiren bu anlayıştır. Polis de bu ülkenin evladıdır, öğretmen de. Sorunun tarafı olmayan insanları karşı karşıya getirerek topluma öfke, kutuplaşma ve kin ekmek kimseye fayda sağlamaz.
Bugün ihtiyaç duyulan şey; baskı değil diyalog, ötekileştirme değil çözüm üretmektir. Eğitim emekçilerinin taleplerini duymak ve mağduriyetleri gidermek devletin görevidir.
Cumhurbaşkanının ve AK Parti milletvekillerinin de bu konuda gerekli hassasiyeti göstermesi, yaşanan mağduriyetlere artık kalıcı bir çözüm üretmesi gerekmektedir. Çünkü Yusuf Tekin’in geldiği günden beri çözüm değil şiddet ve kin empoze ettiği; kendi öz kitlelerine dahi zarar verdiği görülmeli artık.
Öğretmenin itibarı, bir ülkenin geleceğinin teminatıdır.
@syukselozturk@OnurluOgretmen Hocam bahsedilen konferanslar sizin bahsettiğiniz gibi ilgi çekici yararlı konferanslar değil örneğin engin altan düzyatanın film gösterimi gibi isterseniz bir tekrar düşünün ? Yararlı olsa saçma olmasa insanlar bu kadar tepki göstermezdi zaten 🙏
@ersnaskk @yozgaliuzmancvs Sokuk 10 milyonluk ülkedeki sayıyla 90 milyonluk ülkedeki sayı bir olabilir mi o zaman neyi sorguluyorsun sen sg dağdakilere tepki göster önce zağros faresi
Kudüs üzerinden hadsizlik yapan İsrailli bakana hatırlatmak isterim.
Hiç kimse Türkiye Cumhuriyeti’ne ve Türk milletine üstten bakarak ayar vermeye kalkamaz, tarihimize parmak sallayamaz.
Atatürk’ün adını ağzınıza almadan önce, kendi hükümetinizin uluslararası hukuk karşısındaki siciline bakın!
Türkiye’ye meydan okumaya çalışanlara tavsiyem; tarihten hamaset değil, ders çıkarmalarıdır.
Aksaray Akademisi'nde eğitim gören bir öğretmen adayıyım. Hak ve Sorumluluklar dersimize giren öğretim görevlisi Şenyurt Yenipınar, akademide sadece iki sınıfın dersine girmesine rağmen bizlere karşı açıkça psikolojik şiddet, baskı ve mobbing uygulamaktadır. Kendisi sürekli olarak bizim hiçbir vasfımızın olmadığını söylüyor.
Dersimize geldiği ilk gün; “Öğretmenler çok kötü, vasıfsız. Görev yaptığım süre boyunca sürekli kötü öğretmenlerle karşılaştım. Ben de dedim ki bu işi kökten halledeyim, Öğretmen Akademisine geleyim, düzgün yetiştireyim.” diyerek mesleki saygınlığımızı ve gururumuzu zedeliyor. Öğretmenlerin üç temel görevi olduğunu iddia edip bunları bile beceremediğimizi öne sürüyor ve akademi hakkındaki bilgisizliğine rağmen, buradaki öğretmen adayları üzerinden kendi egosunu tatmin etmeye çalışıyor.
Bize ilk hafta 40 sayfalık makale verip “Haftaya bundan size sınav yapacağım.” dedi. Biz bir hafta boyunca bu makaleye çalıştık. Ders günü geldiğinde ise “Şimdi yapmayacağım sınavı.” dedi. Bize ilk haftadan 550 TL’lik kitap aldırdı. “Sınavı bu kitaptan, kendi slaytlarımdan ve makalelerden yapacağım.” dedi. İzlenceye bunun uymadığını söylesek de bizi dinlemedi. Biz hepimiz o kitabı aldık ve okuduk. Gidip bunu Akademi idaresine bildirdik, bize hocayla konuşacaklarını söylediler. Sonra hoca geldi ve bize sınavın sadece slaytlardan olduğunu söyledi. Kitabı boşu boşuna almış olduk. Sınavı dediği gibi slayttan yapmıştı. Sınıf olarak sınavımızın çok iyi geçtiğini düşünüyorduk ama sınav sonucu açıklandığında şoka uğradık.
Bu psikolojik şiddetin ve haksızlığın boyutu sınav sonuçlarıyla da somut bir şekilde ortaya çıkmıştır. Şenyurt Yenipınar’ın dersimize girdiği her iki sınıfta, 60 puanın altında not alan toplam 12 kişi bulunmaktadır. Hocaya 60 altında alırsak Akedemiden atılacağımızı söyledik zaten elenmeye geldiniz buraya elemeceksiniz dedi. Sınav sonuçları açıklandığında, uğradığım bu haksızlık ve baskı karşısında sınıfın ortasında sinir krizi geçirdim; fakat kendisi bu durum karşısında en ufak bir üzüntü veya empati göstermek yerine karşımda sadece sırıttı. Bizim sınıfımızın not ortalaması 71, dersine girdiği diğer sınıfın ortalaması ise 69’dur. Buna karşın, bu hocanın girmediği diğer tüm sınıfların not ortalamaları 90 ile 95 arasında değişmektedir. Bu durum, notlandırma sürecindeki kasıtlı ve adaletsiz yaklaşımı açıkça gözler önüne sermektedir. Akademi içerisinde haksızlık vardır.
Tüm bunların yanı sıra, kendisi dini ve manevi hassasiyetlerimize de saygı göstermemektedir. Cuma günleri normal şartlarda cuma namazı sebebiyle öğle aramız saat 12.30’da başlamaktadır. Ancak bu hoca, cuma günleri dersine kendisi 10 dakika geç gelip, çıkışta bizi 15 dakika geç bırakmaktadır. Onun bu sorumsuz davranışı ve ders sürelerini keyfi olarak esnetmesi yüzünden sınıftaki erkek öğretmenler cuma namazına yetişememekte ve mağdur olmaktadır.
Maruz kaldığımız bu sistemli mobbing, psikolojik baskı, haksız notlandırma ve saygısız tutumları lütfen yetkili birilerine bildirin.
Sinirlerim tepeme çıktı ya. Bir kere bir öğretmenin sınıftaki dersi böyle kayda alması hem etik dışı hem yasak.
İkincisi de evet herkes okuyacak çalışacak diye bir şey yok ama eğitmek ve öğretmek ve bunun için motive etmekle sorumlu olduğun çocukların karşısına geçip herkes de okumasın ya diyemezsin.
Şunu en düşüncesiz insan bile yapmaz, yapmamalı. O çocuk o sıralarda yıllarca dirsek çürütecek, bir umutla dersini çalışıp hayatı öğrenmeye çalışacak. Hangi hakla onları böyle yanlış yönlendirirsiniz hangi hakla yıllarca verecekleri emeğin o kadar da gerekli olmadığını hissettirirsiniz?
Bizim de tahsil yapmaması gerektiğini düşündüğümiz çocuklar oluyor ama onların karşısına geçip hepiniz de çalışmayın ya diyecek kadar insanlıktan nasibini almamış varlıklar değiliz. Bu ne hadsizlik ne haksızlık böyle.
Üstelik gitmiş anneleriniz böyle mi yapıyordu diyerek özellikle kız çocuklarının çalışmayabileceğini ima ederek ayrımcılık yapıyor. Bir anne baba nasıl çocuklarının her şeyini düşünmek, onlara eşit yaklaşmak zorundaysa bir öğretmen de öyle yaklaşmak zorundadır.
Benim emanet ettiğim çocuğa derste böyle şeyler yapan bir öğretmen olsa asla o derse sokmam çocuğumu. Bir de diyor ki anneniz çalışıyor muydu? Sanane ya? Çalışmıyordu ama beni çalışmam için yetiştirdi. Sen de dön evine yemek yap o zaman ne işin var okulda, üstelik hiç hak etmiyorken..
Bir akademide İl Milli Eğitim Müdürü’nün konferansı sonrası yoklama için karekod okutuluyor. Karekodun alanda olmayan kişiler tarafından da okutulduğu gerekçesiyle bu kişilerin tespit edilip cezai işlem uygulanacağı söyleniyor.
Ancak sorun burada bitmiyor.
Her hafta yapılan etkinliklerin sonunda öğretmenlerden konumlarını açmaları isteniyor ve karekodla yoklama alınıyor. Bu artık sıradan bir yoklama değil; öğretmeni sürekli denetlenen, takip edilen, baskı altında tutulan bir memur konumuna düşüren bir uygulamaya dönüşmüş durumda.
Son etkinlikte, zaten gün boyu derslerden yorgun düşmüş öğretmenlere “kültür sanat etkinliği” adı altında yaklaşık 3 saat süren, konusu oldukça ağır bir film izletiliyor. Yoklama etkinlik sonunda alınacağı için öğretmenler fiilen orada kalmaya mecbur bırakılıyor. Bu gönüllü bir kültür sanat faaliyeti değil; yoklama tehdidiyle dayatılan zorunlu bekleyiştir.
Üstelik 3 saat boyunca orada bekleyen öğretmenler, teknik bir arıza nedeniyle yoklamaya da katılamıyor. Yani insanlar hem saatlerce tutuluyor hem de sistem arızası yüzünden yok sayılma riskiyle karşı karşıya bırakılıyor.
Bu süreç öğretmenlerin psikolojisini ciddi biçimde yıpratıyor. Eve gidince sinir krizi geçirip ağlayan öğretmenler var. “Eşime bazı şeyleri anlatsam, bırak gel der diye korkuyorum” diyen öğretmenler var.
Akşam saat 22.00’ye doğru konaklama yerine dönülüyor. Bazı servis şoförleri öğretmenleri konaklama yerine uzak noktalarda indiriyor. O bölgelerde alkol kullanan kişilerin olduğu söyleniyor ve özellikle kadın öğretmenler gece o yollarda tek başına yürümekten çekiniyor.
Buradan açıkça soruyorum:
Öğretmenler neden bu şekilde baskı altında tutuluyor?
Konum açtırarak yoklama almak hangi hukuki ve pedagojik gerekçeye dayanıyor?
Yorgun öğretmenleri akşam saatlerine kadar etkinlik adı altında bekletmek kimin sorumluluğunda?
Teknik arıza nedeniyle yoklamaya katılamayan öğretmenlerin mağduriyeti nasıl giderilecek?
Kadın öğretmenlerin gece güvenliği neden ciddiye alınmıyor?
Öğretmenler robot değildir. Öğretmenler cezayla, yoklamayla, konum takibiyle, psikolojik baskıyla yönetilecek insanlar değildir.
Bu uygulamalar derhal incelenmeli; öğretmenlerin onurunu, güvenliğini ve psikolojik sağlığını hiçe sayan bu anlayışa son verilmelidir.
@tcmeb