7 Temmuz’da otomotivde
yeni dönem başlıyor‼️
Son haftalarda otomobil kampanyalarının neden bu kadar arttığını, rekor satışları merak edenler için önemli bir not…
7 Temmuz 2026 itibarıyla mevcut tip onayına sahip araçlarda da GSR’nin yeni aşaması GSR3 devreye giriyor. Bu tarihten sonra yönetmeliğe uymayan yeni üretilmiş araçların tescili mümkün olmayacak.
(GSR'ın ilk devreye girdiği 2024'ten yaşanan krizi hatırlayın)
Peki ne değişiyor?
���Akıllı Hız Destek Sistemi (ISA)
💢Gelişmiş Otomatik Acil Fren Sistemi (AEB)
💢Acil Durum Şeritte Tutma Sistemi
💢Sürücü dikkat ve yorgunluk izleme sistemi
💢Geri manevrada yaya ve engel algılama
💢Olay Veri Kaydedicisi (EDR)
💢 Lastik Basınç İzleme Sistemi’nin yeni gereklilikleri
💢Alkol kilidi hazırlığı gibi birçok güvenlik donanımı artık standart hale geliyor.
Yani son haftalarda birçok markanın yaptığı yüksek indirimlerin önemli nedenlerinden biri de GSR uyumsuz stokları eritmekti.
🚨YARGITAY "TEDBİRİ" KALDIRABİLİR
Özgür Özel kanadı, Yargıtay’ın esasa ilişkin nihai kararını vermesini beklemeden, tedbiren göreve gelen mevcut Merkez Yönetim Kurulu (MYK) ve Yüksek Disiplin Kurulu'nun (YDK) gerçekleştirdiği bazı işlemlerin "yetki aşımı" barındırdığı ve "durum ve koşulların kökten değiştiği" gerekçesiyle ihtiyati tedbir kararının derhal kaldırılması için Yargıtay nezdinde bir girişim başlatabilir.
⏳Yargıtay, adli tatilin başlangıcı olan 20 Temmuz tarihinden önce ara karar verebilir.
📌Yargıtay’a sunulacak argüman;
Mevcut geçici yönetimin, mahkemenin verdiği koruyucu tedbir kararını dürüstlük kuralına aykırı şekilde bir silaha dönüştürdüğü; tüzük ve usul kurallarını baypas ederek PM üyelerinin ve milletvekillerinin oy kullanma hakkını "korsan tedbirle" askıya aldığı, yetkisini aşarak özerk Meclis grubuna müdahale ettiği, toplu ihraç iptalleriyle delege yapısını yapay olarak değiştirdiği, yani görevini açıkça kötüye kullandığı (mahkeme korumasının rakipleri tasfiye etmek amacıyla kötüye kullanılması), PM “üye tam sayısının” üçte ikisinin altına düşmesi nedeniyle bu organın "yasama yetkisini" kullanamaz hale geldiği, böylece "durum ve koşulların kökten değiştiği"… şeklinde olabilir.
✍️Yargıtay’ın bu tarz durumlarda konuya yaklaşımı şu şekildedir:
Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) Madde 396 uyarınca; geçici hukuki koruma kararından sonra durum ve koşulların değiştiği (veya tedbiri alan tarafın bu koruma kalkanını Türk Medeni Kanunu m. 2 anlamında hakkın kötüye kullanılması şeklinde işlettiği) tespit edilirse, Yargıtay esasa girmeden önce ihtiyati tedbir kararını tamamen kaldırabilir.
‼️Yargıtay esastan önce tedbiri kaldırırsa, partinin yönetimi ya doğrudan Özgür Özel yönetimine geri döner ya da Ankara Sulh Hukuk Mahkemesi eliyle atanacak 3 kişilik bir Çağrı Heyeti vasıtasıyla 45 gün içinde Olağanüstü Seçimli Kurultay sandığını delegelerin önüne getirebilir.
İhraç yapabilip istifa kabul edemeyen kurum yapmışlar ! Şahane ! O zaman ihraçları da mahkemeden yapmak gerekmez mi ? Disipline sevk edebiliyor ama istifa kabul edemiyor ! Vallahi şahane . Butlan yönetimi helvadan hukuk yapmış!
Şok Marketler Yönetim Kurulu Başkanı ve 1907 Fenerbahçe Derneği'nin kurucularından Cengiz Solakoğlu, 'Fenerbahçe Kongre Üyelerine Çağrımdır' başlığını taşıyan bir açıklama yaptı.
"Liderlik; “ben” diyebilmek değil, ortak aklı yönetebilmektir. Oldum olası kendisini merkeze koyan, başkalarının fikirlerine ve varlığına değer vermeyen insanlara hiçbir zaman güven duymadım. Çünkü tarih göstermiştir ki; kibirle yönetilen kurumların ömrü uzun olmaz.
Tarihin yetiştirdiği en büyük liderlerden biri olan Mustafa Kemal Atatürk’ün yönetim anlayışına baktığımızda bunu çok net görürüz. Atatürk; etrafına fikrine güvendiği, liyakat sahibi insanları toplamış, kararlarını ortak akılla şekillendirmiş ve güçlü bir vizyonu birlikte üretmiştir. Gerçek liderlik, her şeyi bildiğini sanmak değil; doğru insanları dinleyebilme erdemidir.
Bugün ise ne yazık ki tam tersini yaşıyoruz… “Ben ne dersem doğrudur” anlayışıyla hareket eden, kimseyi dinlemeyen, eleştiriye kapalı yönetim tarzlarının; kurumları nasıl çıkmaza sürüklediğine hep birlikte şahit oluyoruz. Bunun en acı örneklerinden biri de Fenerbahçe SK’nin içine düştüğü durumdur.
Daha da düşündürücü olan ise geçmişten ders alınmamasıdır. Kulübü mali açıdan büyük bir yükün altına sokan, kendisini kulübün önüne koyan bir anlayışın yeniden tercih edilmeye hazırlanılması, akıl ve vicdanla açıklanabilecek bir durum değildir. Çünkü hiç kimse Fenerbahçe değildir. Hiç kimse, milyonların sevgisini ve tarihini temsil eden bir camiadan daha büyük olamaz. Fenerbahçe o kişilerden önce de vardı, onlardan sonra da var olacaktır.
Anadolu’nun çok güçlü bir sözü vardır: “Denenmiş, tekrar denenmez.”
Bugün yeniden yönetime talip olan kişi; geçmişte denenmiş, sonuçları görülmüş ve kulübü a��ır borç yüküyle karşı karşıya bırakmış biridir. Üstelik öfkesine hâkim olmakta zorlanan, farklı fikirlere kapalı, yalnızca kendi doğrularına inanan bir yönetim anlayışıyla hareket etmektedir. Böyle bir zihniyet; milyonların gönül verdiği bir kulübü değil, sağlıklı bir kurumsal yapıyı dahi yönetemez.
Bu nedenle tüm Fenerbahçelilere çağrım şudur: Fenerbahçe’nin geleceği; ortak akla inanan, çevresine değer katan, liyakatli insanları yönetim kadrosunda buluşturabilen, genç, vizyon sahibi ve çağdaş yönetim becerilerine sahip isimlere emanet edilmelidir.
Çünkü büyük kulüpler; kişilerin egolarıyla değil, ortak akılla, karakterle ve güçlü bir aidiyet duygusuyla sürdürülebilir başarıyı yakalar."
(Patronlar Dünyası)
🚨🇹🇷🇨🇺 JUST IN: Turkish floating power plant Belgin Sultan arrives in Cuba. Providing electricity. The US blockades. Turkey delivers. One vessel at a time. one truth at a time. one empire exposed.
The US tightens. Turkey breaks. Cuba survives. The empire loses. One megawatt at a time. one ally at a time. one free future at a time.
Karpowership. Turkish power. Cuban grids. The US sanctions. Turkey ignores. The resistance watches. One watch at a time. one truth at a time. one justice at a time.
Belgin Sultan. Docked in Havana. Power flowing. The empire's blockade cracks. One crack at a time. one truth at a time. one victory at a time.
Yılmaz Erdoğan'dan hem yazdığı, hem rol aldığı ve geçtiğimiz ay ekranlara veda eden "İnci Taneleri" dizisinin neden sona erdiğiyle ilgili soruya yanıt:
���️Hep birlikte toplanıp o dizi sürelerinde bir çare bulmazsak öldük bittik.
◼️Bir saat özet, iki buçuk saat dizi hem size eziyet, hem bize eziyet.
◼️Bir dizinin ilk bölümünü yazmak için bazen iki yıl, ama beşinci bölümü yazmak için beş günün var.
◼️Öyle bir düzen kurduk ki gerçek anlamda size layık güzel bir şey yapmaya olanak yok.
◼️Ya da onu yaparken insan gibi yaşamaya olanak yok.
◼️"Yerli dizi yersiz uzun" kampanyası başladığında dizi süreleri 90 dakikaydı ancak şu an 135 dakikaya çıktı.
◼️İnci Taneleri’nde tek başıma 51 bölüm yazdım. Eski düzen olsaydı 45 dakikadan 153 bölümlük 7 sezon çıkardı.
◼️Sonra nasıl bitti? Eee ben öldüm ondan bitti. Can mı dayanır ya. Her hafta 120 sayfa. Bir yere bakarak yazamazsın.
Ortalama büyük bir yağmur bulutunun ağırlığı 300-400 bin ton civarıdır. Bu kütlenin insan yapımı bir teknoloji ile ortaya çıkarılması ve yönlendirilmesi mümkün değildir. Aksini iddia etmek ağır geri zekâlılık belirtisidir.
Uzaya iki roket gönderdik diye ahmak insanoğlu kendisini çok güçlü, doğanın hakimi falan sanıyor.
Yok iklim kontrol merkezi falan varmış, yok savaş çıkınca chemtrails zinciri kırılmış falan.
Bunlar biraz da “bulut tohumlama” teknolojisinin yanlış anlaşılmasından kaynaklanıyor.
Yağmurun oluşumu için bulutların havadaki partiküllerle karşılaşması ve su buharının bu partiküllerin etrafında yoğunlaşması ve damlacıklara dönüşmesi gerekir. Bulut tohumlama denen işlem bulutlara gümüş iyodür ve benzeri tuzların püskürtülmesi ile bu “partiküllerin” artırılması ve yağmur oluşumunun hızlandırılması ilkesine dayanır. Bunda da elde edilen verim artışı %10-15 civarıdır. Bulut oluşturup “yağmur yaratmayı” sağlamaz.
Üzerimizdeki milyonlarca tonluk atmosferin kendi iç dinamiklerini “yönetebileceğini” sanmak ağır ahmaklıktır. Kimsenin öyle bir gücü yok, hiçbir zaman da olmayacak!
Olaya insan açısından bakarsak; eğer bir ülke böyle bir teknolojiye sahip olsaydı, emin olun düşmanına bir damla su vermez susuzluğa mahkum eder veya sellerle onu boğardı.
Bilim diye bir şey var kardeşim! Facebook’tan alınan bilgilerle bilim olmaz!
İran Meclis Başkanı dün ABD tahvil sisteminin en hassas noktasına parmağını koydu.
Kalibaf dün gece bir tweet attı.
İçinde finansçıların en çok kullandığı üç kelime vardı.
Vibe.
Risk-off.
Dated Brent.
Bu üç kelimeyle 36 trilyon dolarlık ABD tahvil pazarının dayanağının sanıldığı kadar sağlam olmadığını söylüyor.
Anlatıyorum...
Kalibaf'ın tweeti şöyle.
"Dijital petrol üzerinden vibe-trading yapmak, Hürmüz risk-off anında tahvillere vibe-hedging yapmak gibidir. İkisi de kağıt üzerinde çalışan birer iskambil evi. Fark: petrolün en azından Dated Brent'i var. Tahviller? Vibe üstüne vibe."
Bu cümleyi anlamak için dünya petrol piyasasının nasıl çalıştığını bilmek lazım.
Petrol iki kanalda alınıp satılıyor
Birincisi fiziksel petrol piyasası. Sahada gerçek petrol var. Tankerler, boru hatları, depolar. Alıcı ödüyor, satıcı teslim ediyor.
İkincisi kağıt petrol piyasası. Burada gerçek petrol yok. Sadece sözleşmeler dönüyor.
Yatırımcı bir sözleşme alıyor ama hiç varil görmüyor. Sadece fiyat hareketine pozisyon açıyor. Kâr ederse satıyor, zarar ederse kapatıyor.
Her gün bu piyasada fiziksel petrolün yüzlerce katı kadar sözleşme dönüyor.
Kalibaf'ın "dijital petrol" dediği şey bu. Vibe-trading.
Bu sistem neden çökmüyor? Çünkü bir kontrol noktası var.
Dated Brent bu kontrol noktası
Sözleşmenin vadesi dolduğunda biri gerçek petrolü teslim almak zorunda. Kağıt oyunu o noktada bitiyor. Gerçek varillerle yüz yüze geliyorsunuz.
Dated Brent bu teslimat anının fiyatı. Kuzey Denizi'nden çıkarılan Brent petrolünün fiziksel alım satım fiyatı. Gerçek varil. Gerçek alıcı.
Bu fiyat kağıt piyasayı gerçek dünyaya bağlıyor.
Kalibaf diyor ki. Petrol ticareti kağıt olsa bile sonunda gerçek bir şeye bağlanıyor. Tahvilde bu yok.
Peki tahvil neye dayanıyor?
Bu soruyu cevaplamak için doların 80 yıllık yolculuğunu bilmek lazım.
1944'te Bretton Woods anlaşması imzalandı. Dolar dünya para birimi oldu. Her 35 dolar karşılığında ABD Hazinesi sana bir ons altın veriyordu. Doların arkasında gerçek altın vardı.
1971'de Nixon tek bir kararla bu bağı kopardı. Artık doları altına çeviremiyordun.
Peki dolar neden çökmedi? Çünkü ABD yeni bir dayanak buldu.
1974'te Kissinger Suudi Arabistan ile anlaşma imzaladı. Suudi petrolünü sadece dolarla satacaktı. Petrol almak isteyen her ülke ��nce dolar almak zorunda kaldı.
Buna petrodolar sistemi dendi. Doların arkasında altın yoktu artık ama petrol vardı. 50 yıl bu sistem işledi.
Şimdi o da çözülüyor
Son 3 yılda büyük bir değişim başladı.
2023'te Suudi Arabistan Çin'e yuan ile petrol satmaya başladı. İlk kez dolar dışında bir para birimi Suudi petrolünde kullanıldı.
BRICS ülkeleri kendi ödeme sistemini kuruyor. Rusya rezervlerini dolardan altına çeviriyor. Hindistan Rus petrolünü rupi ile alıyor. Çin İran'a yuan ile ödüyor.
Petrol artık sadece dolarla alınmıyor.
Doların arkasında önce altın vardı. 1971'de kayboldu. Sonra petrol vardı. Şimdi o da zayıflıyor.
Geriye sadece güven kaldı
Dolar bugün sadece "ABD ekonomisi güçlüdür", "Dünya dolara ihtiyaç duyuyor", "ABD sözünde durur" güvenine dayanıyor.
Tahvil de dolara dayandığı için aynı güven zincirinde. 36 trilyon dolarlık pazarın gerçek dayanağı bu soyut güven.
Kalibaf tam bu noktaya parmak basıyor. Diyor ki. Siz Hürmüz krizinde tahvile kaçıyorsunuz ama kaçtığınız yerin fiziksel bir karşılığı yok. Petrolün en azından Dated Brent'i var. Tahvilin somut bir karşılığı yok. Sadece güven.
Güven tarih boyunca en kırılgan varlıktır.
Bu tweet bir tesadüf değil. Stratejik bir hamle.
İran ateşkes için masaya eli güçlü oturmak istiyor.
Bunun yolu petrol fiyatının yükselmesinden geçiyor.
Petrol fiyatı yükseldikçe ABD üzerindeki baskı artıyor. Amerikan halkı benzin istasyonlarında fark ediyor. Enflasyon yükseliyor. Ara seçim yaklaşıyor. Trump müzakereye daha açık hale geliyor.
İran bunu biliyor. Ve fiyatı yükseltecek her zemini hazırlıyor.
Bu benim şahsi analizim.
Gelişmeleri takip ediyorum, sizi bilgilendireceğim.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tugay, TOKİ'nin sattığı ve Karşıyaka Spor Kulubü eski Başkanı da olan iş insanı Azat Yeşil’e ait İZKA inşaatın aldığı alanla ilgili olarak, "Yapılan şeytanlığa yemin ederim nutkum tutuldu. Bu kadarı kim düşündü dedim. Meğer 1,5 ay önce 94 metrekarelik hisseyi hazinenin hisseni birisine satmışlar, hissedar yapıp satışı sadece onun alacağı şekilde ayarlamışılar" dedi.
TOKİ’nin sattığı Karşıyaka Mavişehir’deki belediye hizmet alanıyla ilgili tartışma giderek alevleniyor. Satılan yere yaptığı satış ofisi için imar barışından yararlanıp bu bölümü satın alarak arsanın hissedarlarında biri olan ve TOKİ’nin dünkü ihalesinde bu alanı 184 milyon TL'ye alan Azat Yeşil’e ait İZKA inşaat tartışmaların odağında yer alıyor. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, bu satışın perde arkasını anlatarak adeta isyan etti ve “Yapılan şeytanlığa nutkum tutuldu” dedi. Tugay, şunları söyledi:
TOKİ TARİHİNDE BİR İLK
"Dün Karşıyaka’da TOKİ bir yer sattı. Belediye hizmet alanını sattı. Burayı belediyeden başka kim niye alsın? TOKİ tarihinde ilk defa ön alım, alımda öncelikle çıktı ihaleye. Ben belediyedeki arkadaşlarıma ihaleye girin dedim, gittiler ihaleye giremediler alanda hissemiz olmadığı için, kimse de giremedi. Satışa çıktığı fiyattan metrekaresi 45 bin liradan sadece 1 kişi aldı. TOKİ öyle bir ihale yaptı ki zaten ondan başka kimsenin girmesi mümkün değil. Yapı kayıt belgesi almış ama geçerli değil.
"YAPILAN ŞEYTANLIĞA NUTKUM TUTULDU"
Yapılan şeytanlığa yemin ederim nutkum tutuldu. Bu kadarı kim düşündü dedim. MEĞER 1,5 ay önce 94 metrekarelik hisseyi hazinenin hisseni birisine satmışlar, hissedar yapıp satışı sadece onun alacağı şekilde ayarlamışılar. Metrekaresini 98 bin liradan satmış, aynı yeri 1,5 ay sonra metrekaresi 45 bin liradan sattılar ve biliyorlardı ki başkası alamaz orayı.
"AKLINIZA BİRİLERİNİ ZENGİN ETMEK GELİYOR"
Bunları durduramazsınız. Dava açıyoruz, mahkemelere inanıyoruz ama bu yaptıkları bir örnek sadece. Bu şehirde kim nereyi ne kadar satıyor bilmiyorum. Aliağa meclis üyesi şu kadar alanı bedavaya verdiler dedi. Sizin para denilince aklınıza birilerini zengin etmek geliyor. Bizim hizmet etmek geliyor.
FETÖ TSK'yı ele geçirmek için askerlere kumpas kurdu.
Nazlı Ilıcak da bu kumpasta etki ajanlığı yaptı! Askerler intihar etti.. Hapse girdi.. aşağılandılar!
📌13 Temmuz 2016'da bile hala askerlere yapılan kumpası savunuyordu...
Şimdi biliyorsunuz bir meşhur askeri casusluk fuhuş dosyaları var.
cinsel görüntüler, gizli kamera çekimleri, çocuk hayvan porno görüntüleri...
Kan sperm örneği için hazırlanan tüpler. bir takım ilişki cinsel görüntüler, porno görüntüleri
Mesela burada çıkan şeyleri sıraladı Ali Fuat Yılmazer.
Deniz Kuvvetleri'ndeki rütbeli subaylara ait kendi çekimleri pornografik fuhuş görüntüleri.
Swinger uygulamaları ve bunun için kendilerince hazırlandığı açıkça belli olan eşli pornografik tanıtım videoları.
Jigolalar için ödenen paralar, bu paraların kimler tarafından ödendiği,
Deniz Harpokulu bayan öğrencilerinin kendileri poz vermek suretiyle nasıl erotik fotoğrafların çekildiği ve...
Bütün bunların sistematik bir şekilde kayıt altına alındığı yani çok sistematik bir kayıt varmış."
🔴 Alattin Çakıcı, mahkemede JİTEM tarafından katledilen Kürt iş insanı Behçet Cantürk ile olan akrabalık ve arkadaşlığını anlatıyor:
��️ “Behçet Cantürk arkadaşımdır. 1991 yılında, o zaman jandarma üsteğmen olan, daha sonra jandarma yarbay olan kız kardeşimle evlendirdim.”
Aşıkların iki dudak arasına iğne yerleştirerek, dudakların birbirine değmesiyle çıkan harfleri kullanmadan yaptığı atışmaya “lebdeğmez” veya “dudak değmez” denir.
İki büyük usta Aşık Murat Çobanoğlu ve Şeref Taşlıova’nun lebdeğmez atışması
Yaşamın genetik şifresini yazan (DNA ve RNA) beş ana nükleobazın (adenin, guanin, sitozin, timin ve urasil) tamamı, ilk kez bir asteroit örneğinde (Ryugu) bir arada tespit edildi. Bu, yaşamın alfabesinin tam set olarak uzayda mevcut olduğunu gösteriyor.
https://t.co/Xp5YneTiPr
After much reflection, I have decided to resign from my position as Director of the National Counterterrorism Center, effective today.
I cannot in good conscience support the ongoing war in Iran. Iran posed no imminent threat to our nation, and it is clear that we started this war due to pressure from Israel and its powerful American lobby.
It has been an honor serving under @POTUS and @DNIGabbard and leading the professionals at NCTC.
May God bless America.
Bundan 10 yıl önce 21 yaşındayken ben de Kadıköy sokaklarında Pokemon avladım. Meğersem perakendecilerin gelecekteki teslimat robotları için yapay zekayı eğitiyor, farkında olmadan konum verimle harita çıkarıyormuşum.
Pokemon Go oyunun üreticisi Niantic, bu verileri yıllarca biriktirip sonunda teslimat robotları için GPS'siz harita oluşturmakta kullanmış.
Şimdi bu verilerle bir yapay zeka dil modeli (LLM) eğitmişler. Bu LLM, görüş alanındaki binaların veya diğer simge yapıların fotoğraflarına bakarak konumumuzu harita üzerinde birkaç santimetre kadar hassasiyetle belirleyebiliyor. Robotlar da bu yapay zeka sayesinde GPS'e ihtiyaç duymadan sokaklarda gezebilecek.
Bunu biraz bilimkurgusallaştıralım. Gelecekte robotlar bize karşı ayaklandığında GPS'i keserek onları etkisiz hale getiremeyeceğiz. iPhone'larımızı, Androidlerimizi algılayarak (BKNZ: Airtag'ler), hatta oynadığımız oyunlardan, indirdiğimiz uygulamalara kadar kendi elimizle verdiğimiz konum verilerimizi kullanarak sokaklarda devriye gezebilecekler.
Biz de sadece çağrı cihazlarımızı kullanarak yeraltı şehirlerinde direniş örgütleyeceğiz. Tamam biraz! abarttım :) Ama ana fikri anlıyorsunuz, veri her şeydir. Veriye sahip olan her şeye sahip olur. Tamam gene abart...