Terapide hasta, şimdiye dek peşinden koştuğu arzunun aslında kendisine ait olmadığını anladığında, tüm yaşam kurgusu, ilişkiler, deneyimler, hayaller yıkıma uğrar.Bu parçalarla vedalaşmak bazen“kendiyle”vedalaşmak gibi deneyimlenir.Ancak vedalar, tam da “kendine”varmanın yoludur.
Modern dünya,bireye kendi arzularının mutlaklığını pompalar.Bu durum, ilişkilerde narsistik yaralanmalara karşı aşırı hassasiyet yaratır. Ötekinin farklı bir arzuya sahip olması,kişinin kendi varoluşsal zeminine yapılmış bir tehdit gibi algılanır ve savunmacı bir kırılma yaratır.
Bir röportajında annesinin ona “Seni düşürmek için bildiğim bütün metotları uyguladım oğlum,ölmedin.” dediğini anlatıyor İnanır.
Belki de anneden gelen bu yıkıcılığa karşın hayata tutunabilmenin yegane yolu; ötekiler tarafından çok sevilmeyi ve bırakılmamayı düşlemektir.
Böyle bir hayalle yaşadığınızı kafanızda bir an canlandırın. Hatta bu hayalin gerçekleşeceğine inanıyorsunuz da. İnsanın bilinçli/ bilinçdışı düşlerinin hayatına ne kadar yön verebileceğini hemen anlarsınız. Her evde " biri" olmak istedi demek. Sinema onu bunun mümkün olduğuna inandırmış demek. İyi ki kanmış bu hayale de filmlerini çekmiş. İyi ki bazı insanlar güzel ve belki abartılı hayaller kurup bunlara İnanır. " Yok yeaaa, ne ilgisi var?" diyenler hani, ne yaptılar?
Mekanı cennet olsun.
“Baba”nın adı olmasaydı gerçek dünya ile teması deneyimleyemez, anne ile füzyon içinde kaybolurduk.
Benliğin ötekiden ayrı bir “ben” olarak deneyimlenmesinin öncüllerinden biri; bir “baba” ile karşılaşmaktır.
“Baba”nın adı olmasaydı gerçek dünya ile teması deneyimleyemez, anne ile füzyon içinde kaybolurduk.
Benliğin ötekiden ayrı bir “ben” olarak deneyimlenmesinin öncüllerinden biri; bir “baba” ile karşılaşmaktır.
Haset yatışmadığı sürece, başka insanlardan olumlu yönde örnek alamam. Dışardaki iyinin bana temas etmesine izin veremem. Haset yatıştığı oranda insanlar arasında olumlu yönde ilham kaynağı olabilecekleri farketmeye başlarım. Yoksa? Yoksa küçümsenecek, bertaraf edilecek bir kuru kalabalığa bakarım. Haset, bakışımı kurutur.
Ebeveynlerden özellikle annenin taşıyamadığı duyguları yüklenen evlatlar toplumumuzda sık. Baba bilinç düzeyinde çatışmanın açıktan yaşandığı bir figürken anne ile ilgili meseleler üzerinde durup tekrar düşünmek gerekir genelde. Duygusal olarak yaşananı bir benzetme yaparsak annenin boğazı şişince çocuğun ateşinin çıkmasına benzetebiliriz . Çocuğun annesi yerine taşıdığı hemen aklıma gelen iki duygu; eksiklik ve öfke.
Eksikten başlarsak, eksikle annenin derdi ne ki çocuk bu duyguyu taşıyan bir çuvala dönüşmüş? Eksik olmaya karşı cahil kalmak evrensel bir insani tepki. Ölümlü olduğunu sürekli bilincinde tutarak işe gidebilirsin misin, kontrolü yitirdiğini gerçekten hissetsen trafikte araç kullanabilir misin? Cehalet kaçınılmazdır. Ama temelde değiştirilemeyen bir konu daha var ki o da diğer insanların bekledikleri karşısında kendimizi eksik bulmamız. İşte bu kaçınılmaz eksiklik tahammül edilemez haldeyse kişi kendini eksiksiz, hatasız, hep haklı, hep odağın kendinde toplandığı bir konuma yerleştirir, en azından fantezilerinde. Böyle bir insanın çocuğu hayattaki üzüntüleri, hayal kırıklıklarını taşıyan bir depo işlevi görebilir. Böylece ebeveyn kendi eksiğine karşı hep cahil kalır. Çocuğu lafını dinlemez, eşi yerleri süpüremez, eksik onlardır. Üstelik eksik rolü üzerinden yaklaşmayı çocuk mecburen de olsa kendi keşfeder. Bu narsistik ebeveynin çocuğu için bir sırt çantası yahut gizli bir altın kesesi olma yolu açıktır; ebeveyn yerine eksik olmak. Kapasitesinin altında işlev görür, alıklaşır, aynı partiye oy verir, makyaj yapmaz, söner, silikleşir. Böylece sevgisini yitirmekten korktuğu ebeveyne yapışık bir hayat yaşar. Bir duyguyu yüklenme, bilinç dışında kendini o insanın bir uzvu gibi algılamaya kadar gidebilir. Ayrışma bir amputasyon gibi saldırgan bir suç olduğu kadar, çocuğun eksikliği çocuk tarafından sorgulandıkça, o zaman annem gibi eksiksiz olayım tarzı narsistik bir savunmaya da yol açabilir. Düştüğü boşluğu narsistik bir fantezi ile aşamaz ama önce dener.
Diğer duygu ise öfke. Burda ise genelde ezilen bir anne olur. Annenin kardeşleri veya kocası canına okur ama anneden kederli iniltilerin ötesinde bir itiraz çıkmaz. Anne yerine öfkelenen çocuk ise duruma bir şahin gibi el koymak ister. Bu senaryoda çocuk kükrediğinde dahi bazı anne konuyla ilgisiz gibidir, sakin ol der. Çocuk ağrıyan bir dişmiş de çekilmiş gibi öfkesiyle ortada kalır.
Bu konu annenin penisine dönüşmüş kız ve erkek evlatlar gibi, kaybedilen yakınlara dair duyguların taşıyıcısı olmak gibi örneklerle ince ve uzun bir listeye dönüşebilir.
Bir insan anne veya babasına ait hayatın duygularını ne ölçüde yükleniyorsa kendinden o ölçüde vazgeçer. Bu ölçüyü belirleyen tek kriter kanımca çocuğun onu yutan ebeveynden ayrı bir insanla yakınlık kurma şansını ne kadar yakaladığı. Bu bazen bir dede, babanne, bazen diğer ebeveyn yahut yakın yaşlarda bir kardeş olabiliyor. Kendine has duygularının gerçeklik kazandığı ilişkiler tattıysa kişi yaşadığı sorunu teşhis edip dışına çıkabiliyor. Yoksa ebeveyne söylense ve öfkeli de olsa ebeveynin bir uzvu olarak yaşayıp ölüyor.
“Yalnızca kişinin kendi yıkıcılığına karşı değil, aynı zamanda toplum içinde yaşamanın bir sonucu olarak başkaları tarafından yöneltilen saldırganlıklara karşı da koruma sağlayan erojen mazoşizm olmasaydı, hiçbir insan yaşamın zorluklarından sağ çıkamazdı.”
@dmrbatuhan Ses demişken, ses nesnesinin yanında baş karakterin konuşma sesi de epey dikkatimi çekti izlerken. Zihnindeki anne sesinin baskınlığı yanında kendi sesi ne kadar da kısık ve ürkek.
1 Kasım 2025 tarihinde düzenlenecek olan Tanıklık Sempozyumu'nun program afişini paylaşıyoruz. Kayıt için: https://t.co/OabYxEqXuM
Katkılarınızı ve katılımınızı bekleriz.
Böylesine hayati bir nesne elbette yetişkinlikte de ikame edilir. Bir ilişkinin artık doyum vermediği ve yolların ayrılması gerektiği durumlarda dahi vazgeçmek, ayrılabilmek, gelecekte farklı bir partner/ilişki düşlemek oldukça zor olacaktır.
Kişi bu geçişi deneyimlememiştir.
Nesnelerin ve ilişkilerin çeşitliliğini deneyimlemek,öncelikle anneden farklı bir öteki olarak “baba”ya yatırımı deneyimlemekle mümkün olur. Babayla ilişki kurulamazsa, anne tek ve hayati nesne/ilişki olarak kalır.
Böyle hayati bir nesneden ne ayrılınabilir, ne uzaklaşılabilir.
1 Kasım 2025 tarihinde İTÜ Maçka Sosyal Tesisleri'nde düzenlenecek olan "Tanıklık" temalı sempozyumumuzun detayları çok yakında açıklanacaktır.
Katkılarınızı ve katılımınızı bekleriz.
[email protected]
“Analitik deneyim, daha iyiye gidenin daima iyileşmenin düşmanı olduğunu ve hastanın tedavisinin her safhasında eksik bir çözümden memnun kalmaya hazır ataletiyle savaşmamız gerektiğini öğretmiştir.”