mesut adlin disarda cunku ulkemizin yasalarina gore tacizci olmasi yeterli bi gerekce degil ama 6 tane genc kizin kendi konserlerinde dans edip sarki soylemesi cok buyuk bir gerekce gunun en komik fikrasi
Kierkegaard’ın duası:
“Tanrım! Bana, kendime zulmetmemeyi öğret; derin düşünceler içinde boğulmama mâni ol; bana, inançla derin derin nefes almayı öğret!”
Interstellar bir uzay filmi değil.
Bir aşk hikâyesi.
Evet, içinde kara delikler var.
Görelilik teorisi var.
Zamanın bükülmesi var.
Ama dikkatli izlersen şunu görürsün:
Film fiziği anlatmıyor, bağı anlatıyor.
Christopher Nolan’ın filmlerinde hep bir şey olur.
Cevap, en büyük patlamada değil; en sakin cümlede saklıdır.
Bu filmde o cümle Dr. Brand’den gelir:
“Love is the one thing that transcends time and space.”
Yani sevgi, zaman ve mekânın ötesine geçebilen tek şeydir.
Film bize Einstein’ı anlatır.
Kara delikleri anlatır.
Yerçekimini anlatır.
Ama aslında şunu savunur:
Algımızın ötesinde bir boyut var.
Ve o boyutta fizik değil, bağ çalışıyor.
Bir babanın kızıyla kurduğu bağ,
milyonlarca ışık yılına rağmen kopmuyor.
Zaman genişliyor.
Yıllar geçiyor.
Gezegenler değişiyor.
Ama sevgi sabit kalıyor.
Interstellar’ın en güçlü iddiası şu olabilir:
Evrenin en güçlü kuvveti yerçekimi değil.
Sevgi.
Ve belki de gerçekten bir şeyleri değiştiren,
bizi olağanüstü şeyler yapmaya iten güç de bu.
Aşk romantik bir duygu değil sadece.
Bir itki.
Bir karar.
Bir fedakârlık.
Cooper’ın geri dönmesini sağlayan şey teknoloji değil.
Aşk.
Belki de mesele şu:
Sevgi, bizi sıradan kapasitemizin ötesine taşır.
Bir baba, bir çocuk için imkânsızı dener.
Bir insan, sevdiği biri için korkusunu yener.
Ve o anlarda zaman yavaşlar,
mesafe önemsizleşir.
Belki gerçekten uzayı bükmüyoruz.
Ama kendi sınırlarımızı büküyoruz.
Soru şu:
Sen hayatında neyi gerçekten seviyorsun?
Çünkü belki de seni ileri taşıyacak olan şey,
mantık değil; bağdır.
Narsistik bir baba çoğu zaman sevme kapasitesi sınırlı olduğu için zorlanır. Çünkü sevgi, karşıdakini ayrı bir özne olarak görebilmektir. Narsistik yapı ise çocuğu çoğu zaman kendi uzantısı gibi görür.
Çocuk başarılıysa sever.
Kendi imajını parlatıyorsa sever.
İtaatkârsa sever.
Ama çocuk bireyleşmeye başladığında, fikir söylediğinde, eleştirdiğinde tehdit algılanır. Çünkü o an çocuk, babanın kırılgan benliğine dokunur.
Travmaya karşı dirençli olanların 3 nörobiyolojik sırrı:
1️⃣Prefrontal korteks (mantık): daha aktif
2️⃣Amigdala (korku alarmı): daha sakin
3️⃣Stres ağları bağlantısı: daha zayıf (stresin tüm beyne yayılmasını engelleyen bir "yangın duvarı" gibi)
BBC'nin 2026’nın en iyi 12 filmi sıralaması:
1) The Invite
2) The Odyssey
3) Nirvanna the Band the Show the Movie
4) The Sheep Detectives
5) 28 Years Later: The Bone Temple
6) My Father’s Shadow
7) Hoppers
8) Wuthering Heights
9) Project Hail Mary
10) Two Prosecutors
11) Dead Man’s Wire
12) The Drama
Akılcı Duygusal Terapinin kurucusu Albert Ellis’in psikolojik sağlığın iki temelinden biri olarak gördüğü “Koşulsuz Kendini Kabul” ne demektir özet metni:
Ben, yaptıklarımdan ve başıma gelenlerden daha fazlayım.
Bazı şeyleri iyi yapabilirim, bazılarını kötü. Başarılı olabilirim ya da başarısız olabilirim. Doğru kararlar verebildiğim gibi yanlış kararlar da verebilirim. Başkaları beni beğenebilir, eleştirebilir, reddedebilir ya da onaylamayabilir. Bunların hiçbiri, bir insan olarak benim bütünüme bir değer biçmez.
Davranışlarımı değerlendirebilirim; ama kendimi bütünüyle değerlendirmek zorunda değilim.
Bir davranışım yanlışsa, o davranış yanlıştır; bu, benim “kötü” ya da “değersiz” biri olduğum anlamına gelmez. Bir konuda başarısız olduysam, o konuda başarısız olmuşumdur; bu, benim “başarısız bir insan” olduğum anlamına gelmez.
İnsan olarak değerimi başarılarımla kazanmadığım gibi, başarısızlıklarımla da kaybetmem.
Kendimi kabul etmek, yaptığım her şeyi doğru bulmak değildir. Tam tersine, kendimi mahkûm etmeden hatalarımı görebilmemi, sorumluluk alabilmemi ve değiştirebileceğim şeyleri değiştirmemi kolaylaştırır.
Başkalarının beni onaylamasını tercih ederim; ama buna mecbur değilim. Sevilmek isterim; ama sevilmemem beni değersiz yapmaz. Başarılı olmak isterim; ama başarısızlık benim insan olarak değerimi belirlemez.
Ben ne başarılarımdan ibaretim ne de hatalarımdan.
Kendime tek bir değer biçmek zorunda değilim. Ben sürekli değişen, öğrenen, hata yapan, bazı alanlarda güçlü, bazı alanlarda yetersiz olabilen karmaşık bir insanım.
Bu nedenle kendimi kanıtlamaya değil, yaşamaya; değerimi ölçmeye değil, davranışlarımı geliştirmeye çalışabilirim.
Kendimi, yalnızca var olduğum ve insan olduğum için, koşulsuz olarak kabul edebilirim.
Şunları anlamadan insanları gerçekten anlayamazsınız:
•Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi
•Seyirci Etkisi (sorumluluğun dağılması)
•Dunning-Kruger Etkisi
•Bağlanma Kuramı
•Stockholm Sendromu
•Bilişsel Davranışçı Terapi
•Pygmalion Etkisi (beklentinin performansı biçimlendirmesi)
•Ayna Nöronlar
•Duygusal Bulaşma
•Hale Etkisi
•Öğrenilmiş Çaresizlik
•Carl Jung’un Gölge Benlik kavramı
•Joseph Campbell’ın Kahramanın Yolculuğu
•Toksik Pozitiflik
•Temel Atıf Hatası
•Doğrulama Yanlılığı ve gerçekliği nasıl şekillendirdiği
•Ters Tepme Etkisi
•Dehşet Yönetimi Kuramı
•Sosyal Karşılaştırma Kuramı
•Kıtlık Zihniyetine karşı Bolluk Zihniyeti
•İnsanın ayakta kalabilmek için neden bir anlatıya ihtiyaç duyduğu
•Kabilecilik psikolojisi
•Yalnızlığın insanı fiziksel olarak nasıl etkilediği
É POR ISSO QUE AS COMPANHIAS AÉREAS ODEIAM O CLAUDE 4.6
Um voo de $879. Eu paguei $299.
Sem pontos. Sem afiliações. Sem VPN.
Aqui estão os 8 prompts que usei para viajar como um profissional↓
Aklıma geldik durduk yere. Eğer bilimkurgu seviyorsanız 2013 yapımı Coherence'i mutlaka izleyin. Sade, minimal düşük bütçeli bir film fakat çok sürükleyici. Ha bir de film ile ilgili bir araştırma yapmadan izleyin zira filmin Türkçe'ye çevrilmiş adı bile spoiler içeriyor 🤦🏻♂️