@kilicdarogluk Sen bizim başkanımız falan değilsin, sen bize ihanet ettin, tarih seni affetmeyecek, sana verdiğim oy haram olsun, bugüne kadar başımıza ne geldiyse sizin gibi içimizdeki hainler yüzünden geldi, utanmaz insan, seni istemiyoruz
🔴"TARİKAT OLSAK YÜRÜRDÜK AMA GAZETECİLERE BARİKAT KURULDU!"
🎙️@muratagirel: "Bugün yürüyüşümüze izin verilmedi. Eğer biz tarikat, cemaat, devletin gücünü kendi gücü gibi gören vakıf veya sendika olsaydık bugün istediğimiz gibi yürüyebilirdik. Basın olduğumuz için barikatlar açılmadı. “Ne olursa olsun izin verilmeyecek” diye talimat verilmiş. Bundan sonra daha çok sesimizi duyuracağız. Bizler yazacağız, haber vereceğiz halkımız da bizi yalnız bırakmayacak."
🔗https://t.co/rsQgGVea6P
Resimde gördüğünüz şahıs “Netenyahu ve Trump’tan dolayı çok şükür unutuldu mevzu” diyormuş.
8 yaşındaki Hifa İkra’yı da annesi Fatma Nur Çelik’i de unutmadık. Bu şahıs tutuklanana kadar paylaşalım!
UNUTMA, UNUTTURMA!
Alican Uludağ'ı keyfi tutukkadığınızı biliyoruz...
Alican Uludağ'ı Silivri'ye ne amaçla hapsettiğinizi de biliyoruz...
Alican Uludağ'ın gazeteciliğinden korktuğunuzu da çok iyi biliyoruz...
Alican Uludağ'ın kimseye asla hakaret etmediğini de çok iyi biliyorsunuz...
Alican Uludağ'ı serbest bırakın...
CELAL ŞENGÖR HOCA'dan MÜTHİŞ YAZI...
Türkiye halkı kravat takar, lüks otomobillerde dolaşır, bikinili hatunları sosyetik plajları doldurur, plansız şehirlere şekilsiz gökdelenler inşaa ederek yaşanmaz hale getirir, ama tüm bu halk zenginiyle fakiriyle, şehirlisiyle köylüsüyle zır cahildir.
Kendi tarihinden habersizdir. Aslında ne dilini, ne dinini bilir, ne geleneklerini tanır, ne de toplumsal değerlerinin evriminden haberdardır.
Muhteşem Yüzyıl diye televizyonlarda alkışladığı dönemde, devletinde Amerika'dan gelen gümüşün ilk enflâsyonu başlattığını bilmez (çünkü Avrupalı dünyayı keşfederken, muhteşem(!) padişahları hareminde gönül eğlendirmekte, dünyayı öğrenelim diyen Pirî Reis'in kafasını vurdurmaktadır...
O, muhteşem(!) yüzyılda Anadolu'da medrese o kadar ayağa düşmüştür ki, öğrenci haydutluğa başlamıştır (buna softa şekâveti denir). Avrupa'da ilk yenilgimizi Muhteşem(!) Süleyman devrinde aldığımız gibi (1.Viyana bozgunu 1529), Hint Okyanusuna her çıkışımızda mini mini Portekiz'den sopayı yiyip Kızıldeniz'e veya Basra Körfezi'ne tıkılışımız da bu büyük(!) padişah efendimizin devrindedir.. Yine onun zamanında dünya keşfedilirken, Hint Okyanusu'na kadırga denen sandallarla açılan ve 1554'te Hindistan'da karaya oturan büyük(!) bir amiralimiz, yürüyerek üç senede Hindistan'dan Edirne'ye gelmiş ve meşhur bir kitap (Mirât-ül Memâlik) yazmıştı. El alemin dünyayı öğrendiği bu dönemde Seydî Ali Reis gazel söyleyip, eğlence partilerini anlatmaktan başka tek bir detaylı coğrafya bilgisi toplamayı gerekli bulmamıştı...
Büyük(!) Sultanımız Süleyman'ın Fransa kralı 1.François'i hapisten bir mektupla kurtardığını okurduk mektepte. O François'nın kurduğu Collège de France bugün dünyanın en önemli araştırma kurumlarından biridir. Bizimkinin hangi kurumu ayakta kaldı? Hangi kurumunun insanlığa beş paralık bir faydası oldu?
Tek becerdiği kalıcı şey, aklı başında öz oğlu Şehzade Mustafa'yı Hürrem uğruna katlettirip, devleti bir ayyaşa teslim ederek halkının geleceğini karartmak oldu..
Artık yeter!. Bu ve benzeri rezillikleri yalanlarla bezeyip yücelten, buna karşılık bize bütün dünyada saygınlık kazandıran, aklımızı kullanıp onurlu insanlar olmamızı sağlayan Atatürk'ü aşağılayan âlim pozlu, ukala tavırlı zır cahilleri her gün halkın karşısına diken televizyon kanallarından ve gazetelerden gına geldi. Yükselen ahlaksızlık grafiğimiz kimin eseridir sanıyorsunuz? Cehalet tüm fenalıkların anasıdır. Biz de o anayı besleyip büyütüyor, onun tosuncuklarına oylar veriyoruz... Artık yeter! Memleketimde her elimi attığım yerde cehalet çirkefine bulaşmaktan bıktım...
Prof.Dr. Celal Şengör
Ayrıca, halka bilgi vermekten çok uyutmaya odaklanan, kavgalarla Reyting toplamaya çalışan, yok kuaförüm sensin, yok yemekteyiz veya temizlik benim işim gibi basit, birbirini aşağılayan, saçma sapan programlardan da bıktık, usandık, bu kanalları yönetenleri şiddetle kınıyor ve bir an önce aydınlatıcı öğretici programlar yapmalarını diliyorum.
Soldaki, Teğmen Ebru Eroğlu: Kara Harp Okulunu 1.'likle bitirdi.
TSK'dan ihraç edildi.
Sağdaki, Kübra Güran: Radyo Televizyon ve Sinema bölümünü bitirdi.
İçişleri Bakan Yardımcısı.
Jandarma Genel Komutanlığı kendisine bağlandı.
Kendi çocuklarına, torunlarına Montessori’ler, Avrupa tarzı eğitimler, gariban Türk çocuğuna zorla İmam Hatip.
Taliban liderleri de aynısı, kendi çocukları Avrupa’da, Amerika’da, Dubai’de, gariban Afgan kızları komple eğitimin dışında.
PKK ve Kürt toprak ağası derebeyleri de aynısı, kendi çocukları Avrupa’da, Amerika’da, Rio’da, gariban Kürt çocukları zorla dağda.
Çünkü kafalarının içi aynı.
Keçiören halkının iradesine gölge düşüren bu karar asla kabul edilemezdir.
Hemşehrilerimiz sandıkta açık, net ve tartışmasız bir tercih ortaya koymuş; Keçiören’in yönetimini Cumhuriyet Halk Partisi’ne emanet etmiştir ve bunu da özgür iradesiyle vermiştir.
Eğer Keçiören halkı bu ilçenin AK Parti tarafından yönetilmesini isteseydi, bunu sandıkta zaten açıkça ve tereddütsüz şekilde ifade ederdi. Sandık, milletin sözüdür; o sözün üstünde hiçbir gerekçe, hiçbir hesap olamaz.
Unutulmamalıdır ki;
Yetki millettindir.
Sandıkta alınan yetki, kişilere ya da kurumlara değil, doğrudan seçmene aittir.
Bu yetki bir emanettir; keyfi biçimde devredilemez, el değiştiremez, gasp edilemez.
Bugüne kadar Cumhuriyet Halk Partisi’nin politikalarıyla ilgili tek bir şikâyeti dahi olmadığı gibi, konu her gündeme geldiğinde hakkında yaklaşık bir aydır ortaya atılan “AK Parti’ye geçeceği” yönündeki iddiaları da herkesin huzurunda kesin bir dille yalanlamıştır.
Binlerce partili, binlerce gönüllü; hiçbir karşılık beklemeden, gece gündüz demeden, inançla ve fedakârlıkla kendisinin seçilmesi için emek vermiştir. Ortaya konan bu karar, yalnızca bir siyasi tercih değil; o emeğe, o inanca ve o alın terine yapılmış açık bir saygısızlıktır.
Siyaset geçicidir; makamlar gelir geçer.
Ama bazı kararlar vardır ki, hafızalara kazınır.
Çünkü millet, kendisine yapılanı da
kendisini yok sayanı da
günü geldiğinde mutlaka hatırlar.
Hasan Ufuk Çakır kürsüde coşkuyla haykırıyor:
“İki başkomutan var; biri Gazi Mustafa Kemal Paşa, diğeri Recep Tayyip Erdoğan.”
Nasıl da coşkulu…
Ama bu coşku bir inancın değil, kabul görme telaşının coşkusudur.
Katıldığı partide yer edinmenin bedeli olarak, ayrıldığı partiyi yerden yere vurmak; siyaset değildir. Bu açıkça bir biat ritüelidir.
Bu, fikir değiştirmek değildir; korkunun ideolojiye dönüşmesidir.
Fikir değiştirmek tartışılabilir. İnsan yanılabilir, öğrenebilir, dönüşebilir.
Ama döneklik başka bir şeydir.
Döneklik, dün savunduğunu bugün lanetleyip, bunu da erdem gibi sunmaktır.
Siyaset omurga ister.Omurga yoksa, coşku olur; ama ağırlık olmaz.Söz söylenir; ama sözün haysiyeti kalmaz.
1- Şu fotoğrafı 'zafiyet' olarak adlandıranlar, bize güçten ziyade vicdanın lazım olduğunu hiç anlamamis.
Bize, pespaye otellerde kalmak zorunda kalan emekliler için
"başka nedenleri vardır" diye açıklama yapan siyasetçiler değil, vicdanı sızlayan siyasetciler lazım.
Tutuklu CHP Eski Milletvekili Aykut Erdoğdu’dan tarihi mesaj:
Sakın bize bunları yapanlardan vicdan veya merhamet beklemeyin. Hiçbir pazarlığa girilmesine izin vermeyin. “Alın esirleri, verin ülkeyi” pozisyonuna kendi adıma rıza göstermiyorum. Gerekirse müebbet yatar bu iftiracılara bir gün fazla zulüm hakkı tanımam. Bunlar sadece siyasi haklarımızı değil, yaşam biçimimizi, inançlarımızı ve değerlerimizi de elimizden almak istiyorlar. Ne çekeceksem ben çekeceğim. Oğlum öz vatanında parya olmayacak.
Bizi bu zindanlardan ahlakını ve vicdanını yitirmiş bu kişiler kurtarmayacak. Büyük Türk Milleti’nin azmi, kararlılığı ve CESARETİ kurtaracak. Sakın umutsuzluğa veya korkuya kapılmayın. Gücünüzün farkında olun. Egemenlik kayıtsız şartsız Milletindir. Milletimiz demokrasi ve hukuk dahilinde gücünü gösterecektir.
Bizleri hiç merak etmeyin. En ağır tecrit koşullarında aslanlar gibi direniyor ve VATAN SAĞOLSUN diyoruz. Er ya da geç bu zindanlardan çıkacağız.
Sizleri çok seviyor, selam ve saygılarımızı arz ediyoruz.
Dün bir siyasetçi, “750 liraya itiraz eden Ermenidir” diyecek kadar küçülürken,
bugün Ermeni bir vatandaşımız @DAcemogluMIT Nobel Ekonomi Ödülünü kazanmış.
Gurur duyun gurur!!
Tebrikler, teşekkürler @DAcemogluMIT
Başarılarınızın devamını dilerim…