Fenerbahçe, "Bu ligde adalet yok" diyerek tek başına yola çıktığında, kimse yanında hizalanmaya cesaret edemedi. Adaletsizliği anlatmak için farklı yollar denedi. Yayıncı kuruluşun görüntü servislerinden, fikstür adaletsizliğine, hakem kararlarından bahis iddialarına kadar onlarca somut materyalle süreci muhataplarına anlatmaya çalıştı.
Ama sistem buna karşı hemen savunmaya geçti. Önce bir karşı medya inşa edildi. Bu medya, Fenerbahçelilerin başarısızlığa bahane aradığını, şizofrenik bir ruh hali içinde olduğunu kendi kitlesine empoze etti. Kısmen de başarılı oldu. Gürültü, gerçeğe galip geldi.
Ama gerçek gün ışığı gibidir. Ne kadar karartmaya çalışsanız da bir yerlerden sızar ve parlamaya devam eder. Nitekim öyle de oldu.
Bugün geldiğimiz noktada Fenerbahçe’nin o “şizofrenik” denilen iddiaları, artık herkesin dilinde. Sosyal medyada, geleneksel medyada, yöneticilerin açıklamalarında…
Peki, hani Fenerbahçeliler şizofrendi?
Fenerbahçe’nin adalet ararken kullandığı argümanları şimdi ona karşı kullanmak... Bu, aslında açık bir itiraf değil mi?
Elbette itiraf.
Ama içinde debelendiğiniz kitlesel hipnoz hâlinde bunu kendinize bile söyleyemiyorsunuz. Çünkü keyfinizi kaçıracak bir gerçekle yüzleşmek yerine, konforlu bir yalana inanmayı seçiyorsunuz.
İlber Ortaylı: "Sinan’ın Selimiye’si hâlâ dünyanın en dengeli, en ölçülü, en zarif kubbe mimarisini temsil eder.
Şimdi kalkıp bu mirası “yeniden yorumlamak” bahanesiyle müdahale eden bir kurul var.
Ey millet, camilerine sahip çık! Selimiye’ye el sürmek, Sinan’a, Osmanlı’ya, Edirne’ye ve Türk aklının asırlar boyu kurduğu estetik düzenine el sürmektir.
Selimiye sadece taşla değil, ruhla inşa edilmiştir ve o ruhu yitirdiğimiz gün, biz de kim olduğumuzu unutacağız."
"Türkleri yenemedik" dedi Churchill.
"Türkleri öldürebilirsiniz lakin onları yenemezsiniz" dedi Napolyon.
"Bizans'ı alan Türkler korkarım orada durmayacaklar" diyordu Vatikan'ın başı.
"Savaşın zevkini almak isteyen herkes Türkler ile savaşmalıdır" dedi komutan Towsend.
"Türk kadınlarının en büyük süsü. Türk oluşlarıdır" dedi Lady Mary Wortley Montagu.
"Artık Türklerle savaşmam, onlar çok cesur ve iyi insanlar" dedi Andreas Phitiades.
"Dünyada iki bilinmeyen vardır, biri kutuplar diğeri Türkler" dedi Albert Sorel.
"Türklerle dost ol ama sakın düşman olma" dedi Gianni De Michelis.
"Türkler cesurdur, anavatanlarını çok severler ve onun için gerekirse canlarını verirler" dedi.. Albert Einstein..
Herkes, yüzyıllardır bize TÜRK dedi. Şimdi ise bizim kendimize TÜRK dememiz ayıp oldu...
Ülkeye bakın,Mardin Dargeçit'te PKK'nın 15 Ağustos 1984'teki ilk eylemi olan Eruh ve Şemdinli baskınlarında Türk askerinin dökülen ilk kanını kutlamak için havai fişek atıyorlar.
Yargıda rüşvet karşılığı tahliye skandalı, depremde usulsüz imar skandalı, sağlıkta yeni doğan çetesi skandalı, bürokraside sahte e-imzalı diploma skandalı... Skandallarla dolu bir memleket...
Elektrik hattı yüzünden değil Yunan ve Amerikan istihbaratının güdümünde saha faaliyeti yapan pkk'lılar yüzünden İzmir yanıyor. Bu kadar koordineli büyük yangınlar ancak bir plan doğrultusunda başlamış olabilir. Buna ses etmeyen herkes ya ahmaktır ya da hain hele de ateşin çocukları diye bir örgüt varken. Barış dedikleri şey tamamen düzmece. Amaç Türk Milletini yormak, yoksullaştırmak ve de onu tüm doğal veya manevi savunma imkanlarından arındırmak. Buna razı gelmek demek bunu görmezden gelmek demek bunu dillendirmemek demek tarih karşısında suçlu olmak demektir.
Ormanlar yakılıyor çünkü Yunan Ordusu İzmir'e saldırdığı vakit Türk askerinin ve milislerinin tüm doğal gizlenme alanları olan ormanlar yok ediliyor.
Pkk bunu Amerika güdümünde yapıyor olmalı. Sonuçta Rakka'dan Amerikan generalleri tarafından yönetiliyor.
Yunanistan bize karşı sürekli silahlanırken bu sahilleri ve iç kesimlerdeki dağları saran yangınların olağan şüphelisi Amerikan kuklası devletler ve lejyoner unsurlardır.
Olağanüstü bir felsefe konferansındayım. Kadın profesör diyor ki:
“Yoksulların bazen bütçeleri üzerinde şeyler almalarını kibirle yargılamayın. Onlar acı dolu hayatlarını hafifletmek için, bazen kendilerini ve çocuklarını mutlu etmek isterler. Bu anlık ‘şımarma’ hissi, aslında yarını belirsiz hayatlarını yaşanılır kılar. Yoksulluğun ne olduğunu anlamazsanız, kibir içinde kör bir yargıç olursunuz.”
Felsefe budur arkadaşlar. Gerisi boş. İnsan yoksulluğu ve acılarını baş konu etmeyen kimseyi ciddiye alamıyorum. Bu konuda kusuruma bakmayın.