Bir kadın,ilişkideyken her şeyi tek başına çözmek zorunda kaldığında, varlığını hissetmediğinde,zihni hayatındaki kişiyi güvenli bir destek olarak görmeyi bırakır. Ve artık o kişiye duyduğu çekim sessizce azalır.
Hayal Köseoğlu: "Bir insanın sadakat talebi varsa, karşı tarafın bütün taraflarını kabul etmeli.
Karşı tarafla istediğim gibi bir şeyleri paylaşamıyorsam, kafa onu paylaşabileceği başka yerler aramaya başlayabilir.
O yüzden ben her şeyi Nezir’le paylaşmayı sevse de sevmese de kıymetli buluyorum.”
Bir kadının erkekte en çok görmek istediği şey güçtür. Güç, sadece maddi değildir. İletişim becerisi, Duygusal zekası, sorun çözebilmesi güçtür. Ve bunlar zihinsel, duygusal ve fiziksel olarak kadına kendini güvende hissettirir.
Cinsellik kadının sunmakta zorunlu olduğu bir görev değildir. Aksine.. kadına cinselliği arzulattırmak ve istetmek erkeğin görevidir. Çünkü kadınlarda spontane arzu oluşmaz, erkekler birden yükselir. Kadının suyu yavaş yavaş kaynar. Arzu kadının erkeğe borçlu olduğu bir şey değildir, erkek kadında arzu uyandırmakla yükümlüdür. Kadında arzu uyandıramayan ve onu zorlayan, kadına alan olmak yerine yük olan bir erkek cinsellik yaşamayı hak etmez ve kadına hiçbir zevk sunamaz. Çünkü ne verebileceğini değil, ne alabileceğini düşünür. Almak dişil, vermek erildir. Bir erkek daha güvenli bir alanı kadına veremiyorsa, zevk hiç veremez.
Bir kadında arzu uyandırmak o kadına nasıl hissettirdiğinize bağlıdır fakat çoğu erkek cinselliğe ticari bir alışveriş gibi yaklaşıyor. Bir kadına kendinizi arzulatmayı beceremediğinizde kadın sizi reddediyor olarak algılıyorsunuz ve sanki her şeyi yapmışsınız gibi kadını suçluyorsunuz. Ve bu zamanla kadının bedeni üzerinde hak iddia etmeye kadar gidiyor. Böylece, hayatta özgür iradeyle sunulabilecek bir şey için kendinizi pazarlık yaparken buluyorsunuz.
Açıkçası bu duruma bakınca cinsellik hakkında ataerkil toplumda aldığınız tek mesaj, nasıl "elde edeceğiniz" üzerine olduğu için kimsenin size arzunun zorla söküp alınan değil, içten uyandırılan bir şey olduğunu öğretmediğini görüyoruz. Bu yüzden hep ikna etmeniz gerekiyor ya da kadını size cinsellik vermesi için borçlu hissettiriyorsunuz. Bir kadın sürekli elde edilecek bir obje gibi hissettiğinde, cinsellik kapılarını size anında kapatır. Kendi değerini bilmeyen ve erkeği kaybetmemek için 'evet' diyenler olacaktır ama bu sizi arzuladığı için değil, ataerkil toplumun zincirlerini kıramadığı ve erkeğe boyun eğmek zorunda hissettiği için olur. Nihayetinde bu boyun eğişler de bitecektir, özellikle evlendikten sonra.
Bir erkek olarak arzu ve cinsellik talep edemezsiniz. ALAN açabilirsiniz. Kadının sizi istemesini sağlamak zorlayarak ya da baskı kurarak olmaz. Kendini arzulatmak bir sanattır. Kadının gerçek benliğini size açarken ne kadar güvende hissettiğine bakacaksınız. Bir beden olarak arzulanmak değil, bir insan olduğu için sevilmek kadına değerli hissettirir. Hiçbir hedefiniz olmadan dokunduğunuzda, onda neleri sevdiğinizi söylediğinizde ve karşılık beklemediğinizde arzu uyanır. Bu yüzden, hiçbir çıkarınız olmadığında da kadını arzulamayı öğrenemediğiniz sürece bu cinsel kıtlık döngüsünde ömür boyu yaşarsınız
Hayatınızdaki erkeğe karşı daha suskun olduğunuzda, hadi şunu yapalım hadi buraya gidelim demeyi kestiğinizde, tek taraflı bir ilişki yaşamakta olduğunuzu fark edeceksiniz. Adamın aslında hiç konuşmak istemediğini, sizinle bir şeyler yapmak veya paylaşmak da istemediğini göreceksiniz. Çoğu kadın, tek taraflı ilişki yaşıyor olduğunun farkında değil. Tek başına bunu yürütmeye uğraşırken yılları gidiyor. Adam yalnızca ortada bostan korkuluğu gibi duruyor. Çünkü hep dediğim gibi, erkeklerin ilişki veya evlilik yapmasındaki amaç öncelikle düzenli seks, sonrasında hizmetinin görülmesi. Erkekler, kadınlarla vakit geçirmekten keyif almazlar. Yalnızca size tahammül ediyorlar. Siz aslında bu ilişkinin içinde çok yalnızsınız. Sadece kendinizi biraz geriye çekin ve görün.
Toksik narsist ve sahte maskülen erkeğin özellikleri;
Tek eşli değildir ve olmamayı kendine hak görür.
Yalancı ve manipülatördür.
Sorumluluk almaz.
Eşini/sevgilisini aldatır.
Kibirli ve küçümseyicidir.
Kadınları aşağılar.
Paraya ve dünyevi güce tapar.
Duygularını göstermeyi zayıflık zanneder, duygularını gösteren kişileri küçümser.
Küfürlü konuşur.
Abartılı ve küstah tavırları vardır.
Kasılarak yürür, gerginliği kibrindendir.
Aldatmayı terk etmeyip kalp kırmayı alfalık ve güç zanneder.
Çok eşli ve güvenilmez olmayı güç zanneder.
İnsanlara statülerine göre davranır.
Sürekli kendisinden bahseder.
Tam itaat bekler.
Ahlaki değerleri o kadar düşüktür ki bi tuhaflık olduğunu anlarsınız.
Kendisinden zayıf gördüğü kişilere kötü davranır.
Başkalarına kibar davranmayı hatta göz teması kurmayı dahi zayıflık ya da enayilik zanneder.
Hırslı fesat ve kıskançtır.
Başkalarıyla eşit ve samimi ilişkiler kuramaz.
Çıkarcı ve kurnazdır.
Kendi hataları ve kötülükleri için devamlı başkalarını suçlar.
Partnerini bütün bir insan olarak göremez ve nesneleştirir.
Evet arkadaşlar daha çok sayarım da aklıma şimdilik bunlar geldi okuyun bi düşünün. Sevgili erkekler siz de üzerinize alınmayın lütfen, her erkek böyledir demiyorum, bunlar zehirli erkeğin özellikleri :)
"En tehlikeli psikolojik işaret panik değildir. Öfke ya da keder de değildir. Asıl tehlike, doğal olmayan bir sakinliktir. Hissetmen gerekeni artık hissetmediğin an. Bir insan yarasına bakıyor ve hiçbir şey hissetmiyorsa buna 'güç' demeyin. Çoğu zaman bu, zihnin son savunma hattıdır. Ruh, ego ayakta kalabilsin diye kendini uyuşturur.
Bu an, hayatın sessizce mekanikleştiği andır. Konuşursun, çalışırsın, gülersin ama içindeki bir parça sessizce karanlığa çekilmiştir. Bu sakinliği; çöküşlerden önce, kopuşlardan önce, hayattan ani kayboluşlardan önce çok gördüm. Çünkü duygu öldüğünde, vicdan da çoğu zaman peşinden gider.
Vicdan sustuğunda, zihin seninle gizlice pazarlık yapmaya başlar. 'Sorun yok.' der. 'Hiçbir şeyin önemi yok.' der. Soğuk çözümleri sıcak bir mantıkla sunar. İşte bu yüzden tetikte kalman gerekir. Bilinçdışı sembollerle konuşur. Evinin içinde boş odalar olan bir rüya, tanıdık ama yabancı gibi hissettiren bir yüz, gözlerin arkasında hiçbir şey yansıtmayan bir ayna.
Bunlar şiirsel tesadüfler değildir. Bunlar uyarıdır. Sağlıklı bir zihin acıyı hisseder ve orada kalabilir. Tehlikeli bir zihin ise hiçbir şey hissetmez ve buna 'huzur' adını verir. Bu yüzden bu sakinliği kutlama. Onunla otur. Eğer bu uyuşmuş, hissizleşmiş sakinliği fark ediyorsan kendine şunu sor: 'Neyi diri diri gömdüm?' Çünkü hissetmeyi reddettiğin şey yok olmaz. Bekler. Ve geri döner ama bu kez duygu olarak değil, kader olarak."
- Carl Gustav Jung
Eğer gerçekten kalbiniz temizse evren size bir şekilde herkesin gerçek yüzünü gösteriyor, kaliteli bir yalnızlık sunuyor belki ama inanın hayatınızda olmaması gereken, sizi hak etmeyen herkesi bambaşka bir şekilde uzaklaştırıyor. Gerçekten olan her şeyde sizin için hayrı arayın
Birinci yalandan sonra , tüm gerçekler şüphelidir.
İkinci yalandan sonra, tüm şüpheler gerçektir.
Unutma , balık yemle insan yeminle kandırılır.
(Alıntı)
Bir kadın;
• Güçlü ve güven veren bir erkeğin yanında neşeli, zarif ve tamamen kendi feminen doğasındadır.
• Zayıf ve belirsiz bir erkeğin yanında ise kontrolcü, sert ve eril bir savunma mekanizmasına bürünür.
Sizi gerçekten çok seven birine denk gelip onu onun kadar, onun gibi sevmemek tercihtir. Ama o sevgiyi istismar etmek, seven kişinin inancını, güvenini suistimal etmek, onu aptal yerine koymak saf kötülüktür.
Bir erkek bir kadını gerçekten seviyorsa, onu düşünür ve kalbinden onu mutlu edecek şeyler yapar. İşleri yoluna girer, şansı açılır. Kadının enerjisi ne kadar güçlüyse, erkeğin hayatındaki şans da o kadar artar - her şeyi düzene girer.
Ve sonra erkek için bir sınav gelir: Ya minnettar olur, kadına iyi davranmaya ve ona (elinden geldiğince, içtenlikle) değer vermeye devam
eder,
ya da egosu büyür ve "ben ne kadar harikayım" diye düşünmeye başlar. Kibirlenir ve kadına aptalca davranır:
soğuk olur, kararsız olur ya da başka kadınlarla görüşmeye başlar vs.
Ve işte o zaman hayat ona cevabını verir: şanssızlıklar başlar, kazancı düşer, sağlığı bozulur, arabası bozulur, insanlarla ilişkileri kötüleşir.
Biz ilişkiye başladığımızda ve sonunda evlendiğimizde, benim erkek arkadaşım - şimdi ise eşim - şansın içinde yüzüyordu, beraber yüzüyorduk yani. Çok mutluyduk.
Ama ne zaman yanlış davranmaya başlasa, hayat ona dersini verirdi. Sonra kendini düzeltirdi ve her şey yine yoluna girerdi.
bir önemi kalmadı. bu saatten sonra gönül almanın, özür dilemenin, kaldığımız yerden devam etmek istemenin... hiçbirinin bir önemi yok. ne olacaksa zamanında olacaktı. açtığın yara henüz tazeyken saracaktın. yıktığın yolları o zaman imar edecektin. çabayı o zaman sarf edecektin. şimdi gelsen de aynı kapıya çıkıyor gelmesen de. yokluğunla varlığın birbirine denk.
Birinin bana karşı tavrının değiştiğini çok önceden hissederim. Ama bunu ona belli etmem. Sessizce izler, son ana kadar ne yapacağını beklerim.
Çünkü beklediğim şey hata yapması değil, bana olan son bağımın da bitmesidir. O an geldiğinde artık ne kırgınlık kalır ne de beklenti. Sadece içimde o kişiye dair her şey biter. Belki hayatımdan tamamen çıkmaz ama kalbimden çıkar. Bir kez oradan çıkan birini, bir daha aynı yere koymam.
لا أتكلم عن رونالدو بالتحديد .. فليس هو موضوعي هنا .. بل مسألة الكبر وصعابه وكيف يكبر الإنسان وما هو الشيء المخيف حقاً في هذا الأمر
المخيف في التقدم في العمر هو تلك اللحظة الصامتة التي تدرك فيها أن العالم بدأ يتحرك أسرع منك بكثير .. وأنك لم تعد قادراً على مجاراته .. القسوة الحقيقية تكمن في أن الخلايا والجسد يشيخان .. بينما الروح والأحلام تظل في ريعان شبابها داخل عقلك فتعيش غريباً في جسدك .. تشتاق لنسخة قديمة من نفسك رحلت ولن تعود أبداً المرعب ليس الموت .. بل أن تعيش لتشهد نهاية زمنك وخروجك من دائرة الأهمية لتصبح مجرد شاهد على حياة كنت يوماً أنت محركها الأساسي
دُنيا زائلة ولا شيء لأجلها يستحق الجهد