Rahmetli Doğan Cüceloğlu’nun en çok önerdiği eserlerden biri.
Otuz Milyon Kelime, ebeveylerin çocuğunun beynini inşa edebilece��ini, zekânın doğuştan gelmediğini, dil çevresinin genişletmenin önemini bilimsel verilerle ortaya koyuyor.
Sosyoekonomik düzeyi yüksek ailelerin çocukları ebeveynlerinden 13-36 ay arasında 45 milyon kelime işitirken sosyoekonomik düzeyi düşük ailelerin çocukları 13 milyon kelime işitiyor. Fark 32 milyon kelime. Buradan kastedilen 30 milyon farklı kelime değil tekrar edilen kelime sayılarının toplamını içeriyor. Eser ismini buradan alıyor ve kitapta vurgulanan şu: 3 yaşına kadar çocuklarınıza konuşun, iletişim kurun, anlatın, dinleyin ve bu tek yönlü olmasın; etkileşimli olsun.
Kitap, her ebeveynin çocuğunun “beyin geliştiricisi” olabileceğini savunuyor, sözcüklerinin gücünü anlamamızı salık veriyor ve “Bebekler akıllı doğmaz onlarla konuşan ebeveynler onları akıllı yapar.” düşüncesini bilimsel olarak ispatlıyor. Bununla da kalmıyor; ikna edici ve uygulanabilir basit yöntemler sunuyor. Çocuklarla konuşmasının dünyadaki en değerli kaynak olduğunun altını çiziyor ve konuşmamanın beynin düşmanı olduğunu hatırlatıyor. Burada kastedilen “çocuğa konuşma” değil karşılıklı; “Nasıl?” ve “Neden?” ile başlayan açık uçlu sorularla başlayan konuşma.
Ebeveynler çocuklarla konuştukça çocukları kelime hazneleri hızla gelişiyor. Sevgi dolu olmayan kelimeler (emirler, tehditler, yasaklar vb.) dil edinme kabiliyetini olumsuz etkiliyor.
Eser, çocukların başarısında sosyo-ekonomik düzeylerinin değil erken dil ortamının önemini şaşırtıcı bir şekilde ortaya koyuyor ve bunun akademik başarısının dışında olduğunu belirtiyor. Bilimsel araştırmalar gösteriyor ki bir çocuğun öğrenme yeteneği, hayatının ilk yıllarında kendisiyle konuşulması, dile maruz bırakılmasıyla ilgilidir. Çocukla doğumundan itibaren konuşmak iletişim becerisini ve çocuk okumaya geçmeden çok önce okuryazarlık becerisini ayrıca kitap sevgisini geliştiriyor. O yüzden tüm elektronik cihazları kapatıp onlarla konu��alım. Her ebeveynin, eğitimcinin, eğitim politikasını belirleyenlerin ve eğitimle ilgili herkesin okuması gereken bir başucu eseri.
⚠️ OKUL MÜDÜRÜ İHBARDA BULUNDU: "ÇOCUKLARA ÇOCUK DAVRANIŞLARI GÖSTERMEMELERİ İÇİN UYUŞTURUCU VERİYORUZ!"
Eski bir okul müdürü, kameralar önünde, söylenmesi gereken şeyi yüksek sesle dile getirdi.
"Okullar, çocuk gibi davrandıkları gerekçesiyle 6,4 milyon çocuğu uyuşturucuya maruz bırakıyor."
"6,4 milyon çocuk DEHB ilacı kullanıyor. %83'ü erkek çocuk."
Sistemin nasıl işlediğini şöyle anlatıyor:
• Erkek çocuklarda doğal bir enerji ve merak vardır.
• 30 çocuğun bulunduğu sınıflar bunları yönetemez.
• Öğretmenler DEHB ile ilgili yönlendirmeleri başlatır.
• Ebeveynlere şöyle deniyor: "İlaç olmadan öğrenemez."
• Çocuk, itaat etmesi için uyuşturucu verilerek etkisiz hale getiriliyor.
"Okullar insan gelişimine olanak sağlayamadığı için, normal çocukluk davranışlarını kimyasal maddelerle kısıtlıyoruz."
"Teşhis oranları eyaletler arasında %300 oranında farklılık gösteriyor; bu da bunun biyolojiyle ilgili olmadığını, öznel bir kontrol olduğunu kanıtlıyor."
"Ve şimdi tüm Amerikalı çocukların %11'ine DEHB teşhisi konuluyor."
"Altı saat boyunca hareketsiz oturamayan 7 yaşında bir çocuk hasta değildir."
"Onu hareketsiz oturmaya zorlayan sistem hastalıklı."
Ben bu konuyu defalarca yazdım. Ne oldu biliyor musunuz? Hem doktorlar hem de sakin çocuk isteyen okullar ve anne babalar tarafından linçlendim.
Bu yürekli okul müdürünü kutluyorum.
Bu çocuk istismarı mı… yoksa her zamanki gibi “eğitim” mi?
Bakımı bir şekilde ihmal edilen sahipli köpekler bile pire kaynıyor...bizim halk sağlığı düşmanı mağazalar ise sokaktaki başıboşları pire torbalarını kıyafetlerin üzerine yatırıyor!
Kâbus gibi...
En fazla yağ tüketen ve Avrupa’da en yüksek kolestrol seviyelerine sahip İsviçreliler, Avrupa'da en uzun yaşam süresine sahipler. Ayrıca en düşük kalp hastalığı.
En fazla ikinci yağ tüketen Fransızlar ve bol bol hamur tüketen İtalyanlar da şişman değiller. Bilindiği üzere İtalyanlar buğday kalitesine ve doğal zeytinyağına önem veriyorlar. Fransızlar da doğal ve kaliteli tereyağına.
Demek ki yağ ve kolestrol zararlı değil ve genetiği bozulmamışsa buğday da zararlı değil ve şişmanlatmazlar.
Ayrıca İtalya ve Fransa’ya giden turistler tüm gün hamur, yağ ve tatlı yedikleri halde kilo verdiklerini söylüyorlar. Demek ki sorun bozuk tohum, aliminyumlu toprak, gdolu yemler ve tarım ilaçlarında.