Bizim Yolumuz Osman Gazinin,Fatih'in,Yavuz Sultan Selim'in,Abdülhamid 'in,Menderes'in,Erbakan Hoca’nın Bizim Yolumuz #RecepTayyipErdogan’nın Bizim Yolumuz Hakkın Yoludur.Dün,Bugün,Yarın İnatla Değil İnançla Hak Yolunda…🇹🇷🇹🇷 🇹🇷#RecepTayyipErdogan#MilletinAdamı
İngiltere, Rusya, Fransa gibi ülkeler yok artık, alanda biz varız.
Türkiye, ABD'den sonra kendi toprakları dışında asker bulunduran dünyanın ikinci ülkesi. Tam 133 noktada askeri varlığımız var.
Bazılarının sıkıntı, karın ağrısı ve saldırlarının altında büyük ölçüde bu yatıyor.
Fatih Atik:
"Aziz İhsan Aktaş, kime ne verdiğini tek tek anlatmış. Bazılarını kayda almış, belgelerini sunmuş.
Ekrem İmamoğlu da mahkeme salonunda. Cevap var mı? Yok. İnkar var mı? Yok. Çürütme var mı? Yok.
Bir değil, iki değil, üç değil, beş değil. Her ihalede %10 istendiğini defalarca anlatıyor.
İmamoğlu'ndan cevap yok. Hiçbirinden cevap yok." (TGRT)
İsrail’de hükümete yakın Hayom Gazetesi’ne göre; Netanyahu, NATO Sözleşmesini inceleyerek güya 5. Maddenin açıklarını bulmuş.
Türkiye’nin Suriye ve KKTC’deki askeri varlığına yönelik saldırı NATO’ya karşı yapılmış sayılamazmış.
Sahiden bunlar geri zekalı.
NATO’ya sığındımızı sanıyorlar.
Birilerinin bunları rüyadan uyandırması lazım, umarım “o biri”biz oluruz.
İnsanlık bir virüsten kurtulur.
Ve işgal ettikleri topraklar sahiplerine iade edilir.
"Müjde" demiştim, ahlaksızca saldırdılar...
İyi ve güzel olan her şey batar bunlara, çıldırırlar.
İşte Diyarbakır'da 4 bin metre derinlikte bulunan kaya petrolünden ilk görüntüler.
Çıldırsalar da, kendilerini helak edip çırpınsalar da gerçek bu:
15 Temmuz’dan 15 gün önce.
“Tayyip Erdoğan’ın kalemi kırılmıştır” diyor.
15 Temmuz’a “tiyatro” diyerek direnen yiğitleri itibarsızlaştırıyor.
Darbeye kalkışan FETÖ’cüleri aklamaya çalışıyor.
Ve takip eden ilave suçlamalar.
Son operasyondan bağımsız olarak soruyorum:
10 yıl boyunca neden sessiz kalındı?
Esin kaynağı ne olursa olsun, darbe suçtur, darbeye kalkışmak suçtur, desteklemek suçtur, asla hoşgörü gösterilemez.
Kim olursa olsun.
Savaştan dönmüşüz...
ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, İsrail'in Suriye'deki Ebu Zuhur Askeri Üssü'nü vurmasıyla, Türkiye ve İsrail'in savaşa çok yaklaştığını söyledi.
Barrack, "İsrail, kasıtlı olarak Türkiye'yi test ediyor. İsrailliler, Türkleri kışkırtıyor" dedi.
PEKİ BU “İKİNCİ ADIM” İSRAİL İÇİN,
YUNANİSTAN İÇİN NE ANLAMA GELİR?
İsrail;
NATO’nun “5. Madde”si kapsamına girmeyeceği için,
Türkiye’nin Kıbrıs ve Suriye’deki askeri varlıklarına saldırı planı yapıyormuş. İran'ın ABD üslerini vurmasını örnek almış!
Bu, Rum Kesimi ve Yunanistan’ın doğrudan Türkiye’ye saldırısı anlamına gelecektir.
5. Madde’ye ihtiyacımız olmaz.
Daha büyük kazanımlarımız olur.
1- Adalar Denizi’ndeki (Ege) adalar bir haftada el değiştirir. Ege’de deniz haritası çok hızlı değişir. Batı Trakya “haritası” ortaya çıkar. En az bir milyon kişi Yunan sınırında toplanır.
2- Yunanistan, İsrail tetikçisi olmanın bedelini küçülerek ödemek zorunda kalır. Bunlar olurken Makedonların, Arnavutların ne yapacağını kimseler bilemez.
3- Rum Kesimi’ne yönelik yeni askeri müdahale başlar. 1974’te yarım kalan tamamlanır.
4- Rum Kesimi’ndeki İsrail unsurları açık hedef haline gelir ve doğrudan saldırıya uğrar.
5- Eğer saldırı Rum Kesimi’nden yapılırsa, bir “işgal” kaçınılmaz olur.
6- Bunlar olurken İsrail’in Rum Kesimi ve Yunanistan’ı savunmak için hiç bir şey yapmayacağı, yapamayacağı ortaya çıkar. Yunanlılar ve Rumlar çok ağır bir şok yaşar.
7- İsrail Golan, Güney Lübnan ve Gazze’de ağır saldırıya uğrar. Buralar İsrail değildir ve misilleme yapılmış olur. Türkiye’nin bu üç bölgedeki İsrail unsurlarını vurması meşru hale gelir.
8- Akdeniz’deki İsrail donanması yarı ölü hale gelir. Hareket edemez, kıyıda kilitlenip kalır.
9- On binlerce, yüz binlerce gönüllü ve onlara önderlik edecek askeri unsurlar Gazze’ye akın eder. Artık hiçbir sınır onları durduramaz.
10- Bu arada Tel Aviv yanar, askeri üsler vurulur.
11- O çok övündükleri F-35’lerin bir gecede kaç tanesinin imha edildiğinin hesabını yapmak zorunda kalırlar.
12- Türkiye’deki çifte vatandaş olup da İsrail’e hizmet edenlerin hepsi vatan haini kategorisine alınır. Tutuklanır ya da sınır dışı edilir.
13- Sadece silahların değil, “Coğrafya Silahtır” ilkesinin sonuçları açık ve net ortaya çıkar.
14- İşte bu aşamadan sonra İsrail için coğrafya biter, boğulur. Sadece Doğu Akdeniz kalır. Orada da kimin kimi avlayacağı bellidir.
15- Asker değil, yüzbinlerce gönüllünün İsrail sınırlarına akın etmesi bile İsrail haritasını ortadan kaldırmaya yetecektir. Böyle bir senaryonun mümkün olduğunu biz biliyoruz. Herkes biliyor.
16- Bu kriz sadece “seçim krizi” değil. Büyüyerek devam edecek. Hesaplar buna göre yapılmalı.
17- İsrailliler'in "telkin"lere ihtiyacı yok. Tarihe bakmaları yeterlidir. Ne ölümcül kararlar alabildiğimizin binlerce örneğini göreceklerdir. Ve biz hiç geri dönmeyiz...
AH AMAN AMAN
Teker teker alınıyorlar salona. Hiçbirisi “gizli” ya da iddia edildiği gibi “sahte” değil.
Kanlı canlı karşısında duruyorlar İmamoğlu’nun ve savcıya verdikleri ifadeleri bu defa yüzüne karşı söylüyorlar.
Davada şimdiye kadar 76 kişi itirafçı oldu. Onlar konuştukça İmamoğlu geriliyor, öfkeleniyor, hakaretler havada uçuşuyor. Hepsi, birlikte iş yaptığı insanlar. Pek çoğunu yakından tanıyor.
Her şey bir tarafa, hani tüm iddianame hayal mahsulü insanlar üzerine kurulmuştu? Hani sahte isimlerle yalanlar üzerine binlerce sayfa yazılmıştı?
Öyleyse İmamoğlu’yla yüzleşen bu kişiler kim?
Müteahhit arkadaşı Mustafa Keleş, Büyükçekmece’deki projesinin imar ve iskânı için kendisinden rüşvet olarak villa istediğini söyleyince cevap veremiyor.
Sadece yalancı diye bağırıyor. Yetmiyor, az önce “ağabey” dediği adama “aşağılık” diye hakaret ediyor. Aynı şekilde alıyor cevabını. Keleş devam ediyor sözlerine: “Herkese söker polemiğin ama bana sökmez”.
Bir başka ağabeyi geliyor salona. Müteahhit Cemal Üneş, İmamoğlu’nun kendisinden 2018 yılında 500 bin TL rüşvet istediğini söylüyor. Yani o tarih itibariyle yaklaşık 100 bin dolar. Bu rüşveti beş taksitte senetle ödediğini yüzüne karşı söylüyor.
İmamoğlu’nun tavrı yine benzer: “Emin misin Cemal abi, ben mi senden istedim?” Evet diyor ağabeyi: “İstedin. Beni Mehmet Çakılcıoğlu’na gönderdin. Senetleri o yaptı”.
Yer, tarih, miktar, rüşvet iddiasının tüm ayrıntıları giriyor mahkeme tutanaklarına.
Fakat İmamoğlu tüm bunlara cevap vermek yerine beddua ediyor. Sonunda da “Vah ki vah. Allah yardımcın olsun senin” diyor.
Ağabeyi cevap veriyor: “Benim değil de senin yardımcın olsun”.
Artık iddianamede adı geçen insanların var olup olmadığını tartışmıyor kimse. Oysa aylarca söyledikleri tek şey buydu. Sadece oyalamışlar kamuoyunu.
Çünkü bu kişileri herkesten çok İmamoğlu ve medyası tanıyormuş meğer. Üstelik çok yakından.
Gözaltına alınmadan birkaç gün önce Özgür Özel’le birlikte İmamoğlu için miting yapıp, davanın tamamen siyasi olduğunu iddia eden Antalya eski Belediye Başkanı Muhittin Böcek tutuklandığında çark etmiş, itirafçı olmuştu.
Şimdi itiraflarına her gün yenisini ekliyor. O da Antalya’dan selamlıyor Silivri’yi.
Bu defa, adaylık için İmamoğlu’nun kendisinden 15 milyon euro istediğini, bunun 5 milyonunu verdiğini söylüyor. Oğlu, bunun 1 milyonunu sırt çantasında getirip Veli Ağbaba’ya CHP Genel Merkezi’nde teslim ettiğini söylemişti.
Yine rüşvetin yeri, tarihi, miktarı tüm detaylarıyla giriyor tutanaklara.
İmamoğlu ise suçlamalara cevap vermek yerine şiir okuyor.
Üstelik çok manidar:
“Sisli bir sabahtı henüz, etrafı bürümüştü bir duman. Uzaktan geldi bir ses, ah aman aman”
Artık bundan sonraki celselerde “ahlı vahlı şiirler” yerine, gözyaşı döktüren “ağıtlar” bekliyoruz eski başkandan.
Çünkü cevapsız kalan soruları artık şiir de paklamaz.
Murat Özer, Akşam Gazetesi, 22 Ağustos 2026, Cumartesi.
Eğer bağımsızlık istiyorsan, eğer özgürlük istiyorsan, eğer bu topraklar üzerinde şerefinle, namusunla, izzetinle yaşamak istiyorsan, eğer ekonomik refah istiyorsan, eğer bolluk, bereket, dirlik istiyorsan, eğer huzur istiyorsan cenge her zaman hazır olacaksın.
Eski bakanlara ömür boyu araç tahsisi yapılıyormuş. Yakıt ve bakım giderleri de dahil.
Bakanlık verilerek yeterince onure edilen birine, görevi bırakınca araç tahsis etmek nedir ya hu.
Sayıştayda bunun yasal olmadığını söylüyor.
Bu uygulamaya derhal son verilmelidir.
@TBMMresmi@Akparti@MHP_Bilgi
Alihan Kuriş’in firari kardeşinin aracına plaka şerhi koyduran FETÖ destekçisi İçişleri eski Bakanı İdris Naim Şahin, FETÖ’cü Hakan Şükür gibilerden sonra 17/25 Aralık 2013 FETÖ kumpası sırasında Ak Parti’den istifa edenlerden biriydi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mart 2014’te Ordu mitinginde o istifanın FETÖ’nün kaset şantajıyla gerçekleştiğini şöyle ifade etmişti:
“…Hele hele bunların içerisinde bir tanesi var ki benim yaklaşık 45 yıllık beraber olduğum, tanıdığım, bildiğim birisi onun da şantaj kasetleri var. Onu da açıklayacaklar diye korkarak gitti, biliyorum.”
Demek ki FETÖ’nün elindeki kaset şimdi Alihan Kuriş ekibinin elinde…
12 yıl önce 11 Nisan 2014’te ayrıntıları yazmıştım
https://t.co/LG3tEE2JSX
İsrail tehdidi, seçim odaklı piar çalışmasında öte riskler barındırıyor.
Trump mesafeli dursa da Neocanlar Netanyahu’nun en güçlü motivasyon kaynağı.
Türkiye, Netanyahu’nun ipini elinde tutan ABD’ye gerekli uyarıları yaptı.
Bölge ülkelerini bilgilendirdi.
Sahayı hareketlendirdi, tedbirlerini aldı.
Gerisini onlar düşünsün.
RUHUN ŞAD OLSUN
AZİZ İNSAN, MUHSİN YAZICIOĞLU…
MELEKLERİN BİLE GIPTA ETTİĞİ NAMAZ 🥀🤍🇹🇷
Gardiyanların ayak sesleri koğuşun kapısında son buldu, getirdikleri genç bir mahkumu bıraktılar ve gittiler.
Yeni gelen genç içeridekilere selam verdi ve kendisine gösterilen boş yere oturdu. Koğuştakiler ona hoş geldin, geçmiş olsun dediler.
İçlerinden en yaşlı ve olgun olanı gencin yanına yaklaştı ve ona ilgi gösterdi, bir anlamda sahiplendi.
Çünkü selam verişinden ve simasından bu gencin nasıl biri olduğunu hemen anlamıştı.
Genç oldukça yorgun ve bitkin görünüyordu, epeyce bir müddet konuşmadı.
Daha sonra yaşlı adamdan bir seccade istedi ve kıblenin ne taraf olduğunu sordu.
Sonra kalktı ve yavaş yavaş ikindi namazını kıldı.
Yaşlı adam gencin namazını bitirmesini bekliyordu, onunla enine boyuna tanışmak istiyordu.
Fakat genç ikindi namazını bitirdiği halde daha namaz kılmaya devam ediyordu, sonunda bitirdi ve yerine geçip oturdu.
Yaşlı adam biraz daha yanına yaklaştı.
-Nedir o fazladan kıldığın namaz? Biliyorsun ikindi namazından sonra kılınan nafile bir namaz yoktur? Delikanlı bir müddet cevap vermedi, daha sonra sakin bir sesle:
-Kaza namazı dedi.
-Ne zaman kazaya bırakmıştın? dedi yaşlı adam.
-Gözaltındayken, dedi. Çok yavaş bir şekilde söyledi bunu, daha sonra da gözleri uzaklara dalıp gitti. Yaşlı adam onu konuşturarak ve bir şeyleri hatırlatarak üzmek istemiyordu. Fakat yine de kendine hakim olamadı.
-Ne kadar tuttular göz altında?
-Yirmi dokuz gün.
-Allah Allah, yirmi dokuz gün öyle mi?
-Evet, yirmi dokuz gün. O yirmi dokuz günlük namazımı kaza edeceğim.
-Kılamamışsındır, kıldırmamışlardır herhalde? Delikanlı bir müddet sustu ve sonra yaşlı adama döndü:
-Aslında namazlarımı kıldım, bir tek vaktimi bile kaçırmadım fakat…
-Fakat ne?
-Fakat namazın şartlarını yerine getiremedim, hep eksikti. Çoğu zaman abdest alamadım, teyemmüm ettim.
-Olsun, teyemmümle olsun, kabul değil mi?
-Fakat toprak bulamadım teyemmüm edecek, bazen beton duvara, bazen de demir kapıya ellerimi sürerek teyemmüm ettim, kabul olur mu?
-Ne demek kabul olmaz, elbette olur.
-Kıbleyi de bilmiyordum, rica ettim söylemediler. Hem bu arada namazın diğer rükünlerini de yerine getiremiyordum, askıdaydım, hem ellerim hem ayaklarım bağlıydı, çoğu zaman zorla rükuya gidebiliyordum, hele hiç secde yapamıyordum.
-Olsun, olsun yine de kabuldür senin kıldığın bu namaz, dedi yaşlı adam. Fakat ses tonu gittikçe değişiyor, ağlamaklı bir hal alıyordu.
-Sen öyle hep kabul kabul diyorsun ama… dedi ve bir müddet sustu genç adam. Daha sonra değişik bir ses tonuyla devam etti.
-Biliyor musun, gözaltında bulunduğum o yirmi dokuz günün on beş günü anadan üryandım, çırılçıplaktım, soymuşlardı beni. Yalvarıyordum onlara, ne olur Allah için bir tek külotumu bana verin, hiç olmazsa namaz kılacağım vakit verin diyordum, fakat vermiyorlardı. İşte o şekilde kıldım namazlarımı. Mümkün olduğu kadar toparlanıp avret yerlerimi örtmeye çalışıyordum. Fakat bazen onu da yapamıyordum, bu şekilde namaz kılıyordum…
Ortalığı epeyce bir müddet sessizlik kaplamıştı, delikanlı yaşlı adamdan cevap bekliyordu, bu namazları kaza etmesi gerekmiyor muydu? Yaşlı adam kafasını kaldırdığında gözyaşlarının baştan sona yüzünü ıslattığını gördü, ağlıyordu, ağlıyordu.
Sonra birden doğruldu ve delikanlının omuzlarından kuvvetlice tuttu ve kendine çekti:
-Bana bak delikanlı! Anlıyor musun, o namazları asla kaza etmeyeceksin. O namazları alıp Allah’ın huzuruna varacaksın. “ Allah’ım, sana bunları getirdim.” diyeceksin. Biliyor musun, belki hayatında kıldığın en önemli namazlar, senin bu namazların olacak.
Yaşlı adam sordu adın ne nerelisin ne iş yaparsın, suçun ne Delikanlı ?
Adım Muhsin Yazıcıoğlu
Suçum Ülkücü olmak…
Ruhun Şad Mekanın Cennet Olsun 🥀🤍🇹🇷
Başörtülüler karargâhtan içeri giremiyordu. Şimdi komutanların eşleri olarak karargâhta baş köşedeler!
Nereden nereye?
Bu, şaka değil, gerçek!
Hamdolsun!
Duruşmada, meşe gürgen kayın falan konuşmuş.
Mahkemeye dekontla gelmişler.
Duydun mu Özgür Özel?
***
2020-2024 yılları arasında toplam 85 milyon ödedim.
“'Ekrem İmamoğlu'nun talimatı' denilerek hak edişlerimizin ödenmeyeceği söylenmiştir ve en önemlisi eylem 142'de bu talepler Ekrem İmamoğlu'nun danışmanı tarafından Florya'daki başkanlık konutunda yapılan toplantıda açıklanmıştır. Bu somut tekrarlar nedeniyle varılabilecek sonuç nettir. Ekrem İmamoğlu belediye başkanlık makamını sisteme para toplamak için kullanmıştır." gittim parayı ödedim.
Aha da dekontu buradadır!..
@EkReMUsTaD Allah’ı inkar edenler, Hakkı görmezden gelir onuda inkar eder ya da akıllarınca başka gerekçeler uydururlar sırf Hakkı sahibine teslim etmemek için.. bu yapılan Hizmetleri ve Emeklerede aynı mantıkla bakarlar aynı gerekçeleri uydururlar inkar ederler…🇹🇷