3.Dönem Gençlik Kolları Mkyk Üyemiz, dava arkadaşımızın eşi, yengemizi Rahmet-i Rahman’a uğurladık. Rabbim makamını cennet eylesin. Dönem arkadaşlarımıza ince bir sitemim var, ama yeri burası ve zamanı şimdi değil.
Şamil Tayyar, Ahmet Hakan’a seslenerek Erkan Mumcu ile CNN Türk’te canlı yayında tartışmaya hazır olduğunu açıkladı:
- Meğer Ahmet Hakan, Erkan Mumcu için arabulucu olmuş.
- Madem çok heveslisin, madem sonuçtan çok eminsin, madem arada sen varsın; CNN Türk’teki programında tartışmaya hazırım.
- Günü ve formatı sen belirle. Artık programdan nasıl ses çıkar birlikte görelim.
- Kıvırmak yok, cevabı bekliyorum.
Allah, İçişleri Bakanlığı nasip ediyor, hikayenin sonunda çakarlı aracın bir firarinin yurtdışına kaçışına alet oluyor. Rabbim kimseyi böyle bir izzetten, böyle bir sefilliğe itmesin.
Hasan Bey, tespitleriniz biraz bayatlamış gözüküyor. Bu söyleminiz 6-7 sene evvel nakıs bulabilirdi, fakat bugün çok geçerli görünmüyor. “Yolda yenilerini bulmak” siyasetin doğasında var ve olması gereken de bu. Vefa konusuna gelince, çok geniş bir kavram; aynı kişileri belli makamlar arasında sürekli sirküle etmek vefa değildir. Bazen değer vermek ve hayırla yad etmek, hafızayı hep diri tutmak da vefadır. Yeni İhtiyaçlar ve toplumun taleplerindeki değişiklik, siyasetin rotasını belirler.
Ak Parti'nin 25. yılı demişken...
Benim de kurucu il başkanı olduğum Ak Parti, 14 Ağustos 2001’de 'Erdemliler Hareketi" anlayışıyla yola çıktı.
İktidara gelirken milletimize b��yük hedefler ve güçlü vaatler sundu.
Enflasyonu düşüreceğini, ekonomiyi güçlendireceğini, hak, hukuk ve adaleti tesis edeceğini söyledi.
Dili, dini, ırkı, mezhebi ne olursa olsun herkese eşit yaklaşacağını, Türkiye'yi çağdaş standartlara taşıyacağını, eğitimden sağlığa, sosyal politikalardan ekonomiye kadar birçok alanda reform yapacağını vaat etti.
Yıllarca bu hedefler doğrultusunda, ehliyet ve liyakat sahibi kadrolar sayesinde önemli adımlar da atıldı.
Millet umutlandı, Türkiye birçok alanda mesafe katetti.
Ya şimdi…
Bugün ne yazık ki o reformcu anlayıştan eser kalmadı.
Kuruluşta kadrolar oluşturulmasında kuyumcu hassasiyetiyle değerlendirmeler yapılırken, şimdi "çer - çöp farketmez, kabul edilir" aşamasına gelindi.
Başarının yereldeki ve merkezdeki aslanları, göz göre göre kedilere ve çakallara boğduruldu.
Garibanın alınterini kendi mendiliyle silenler yerine, halka tepeden bakan, vatandaşın telefonlarına dahi çıkmayan kibirli tipler tercih edildi.
Kuruluş felsefesine dahi inanmayıp yıllarca karşısında duran muhteremler, baş göz edilip "dava adamı" olarak tanıtıldı.
Kısaca yolda bulunanlar, yola çıkanlara tercih edildi.
Ve milletin yıllar önce umut bağladığı Türkiye'den fersah fersah uzaklaşıldı.
Enflasyon yeniden milletin en büyük yükü oldu.
Ekonomi, vatandaşın en büyük derdine dönüştü.
Adalete duyulan güven ciddi şekilde sarsıldı.
Yoksul daha da yoksullaştı, orta direk zayıfladı.
Gelir dağılımındaki adaletsizlik daha da derinleşti.
Vatandaşın devlete ve kurumlara duyduğu güven zedelendi.
Gençler gelecekten umudunu kesti.
Üreten değil rant kazandı.
Liyakat yerini sadakate bıraktı.
Ve sonunda bir büyük umut hareketi, körelmeye mahkum oldu.
Hal böyleyken insan sormadan edemiyor:
Çeyrek asrın sonunda yeniden başa döndüysek, bunca umut, bunca fedakarlık, bunca bedel ne içindi?
İki arkadaşım ticaret yapmış, alıcı olan batttım demiş ödememiş borcunu. Ödüyor mu diyorum alacaklı olana, “Az ödüyor, çok yalvarıyor” diyor. Anadolu irfanı az lafla çok şey anlatıyor.
Taytla bisiklete binmekle, taytla bakan karşılamak aynı şeyler değil. Biz taytla valiyi ziyaret edebilir miyiz? Edemeyiz. Etmemeliyiz. Sen de cumhurbaşkanını temsil eden bakanı, adam gibi karşılamalısın.
Siyasilerin yaka mikrofonu akımına Valiler de katılmış, bu işi abartan vali sayısı da az değil. Uyarı almadıkça, diğer valiler de panikleyip aynı işi yapmaya başlıyorlar; “Demek ki geçer akçe bu” diyorlar. Mülkiye Başmüfettişliğine atanmamak adına bu denli çaba biraz fazla.
Siyasilerin yaka mikrofonu akımına Valiler de katılmış, bu işi abartan vali sayısı da az değil. Uyarı almadıkça, diğer valiler de panikleyip aynı işi yapmaya başlıyorlar; “Demek ki geçer akçe bu” diyorlar. Mülkiye Başmüfettişliğine atanmamak adına bu denli çaba biraz fazla.
Neden cüret edemediler? Çünkü talimatı telefonda verdi, fetöcüler dinliyordu, dinlesinler diye telefonda konuştu. Fetöcülerin canı tatlıdır ölümü göze alamazlar.
Gazi Koşusu’nda zarafet de yarıştı: Tribünlerde şıklık rüzgârı..
Türkiye’nin en prestijli at yarışı organizasyonlarından 100. Gazi Koşusu, yalnızca pistteki heyecana değil, tribünlerdeki şıklığa da sahne oldu.
Veliefendi Hipodromu’na gelen davetliler; gösterişli şapkalar, fascinator adı verilen tokalı baş aksesuarları, zarif elbiseler ve klasik takım elbiselerle göz doldurdu.
Özellikle büyük ve gösterişli şapkalar, İngiltere’deki Royal Ascot geleneğini anımsatırken renkli kombinler günün en çok konuşulan detayları arasında yer aldı.
Yıllardır süregelen “yarış günü şıklığı” geleneği bu yıl da devam etti; tribünler adeta açık hava moda defilesine dönüştü.
Erkeklerin ilişkilerde duymaya hasret kaldığı 4 cümle:
♦️ İstediğiniz kadar inkar edin ama acı gerçek bu.
♦️ Erkeklerin %90'ı hayatındaki kadından şu dört cümleyi neredeyse hiç duymadı.
♦️ Çünkü hep başarması beklendi: "Seninle gurur duyuyorum."
♦️ Varlığı hep sıradanlaştı: "Yanımda olduğun için çok mutluyum."
♦️ Güçlü olması gereken hep oydu çünkü: "Ne olursa olsun hep yanındayım."
♦️ Ve en imkansızı: "Haklısın, seni kırdım, özür dilerim."
♦️ Şimdi kadınlar yorumlarda biz her gün söylüyoruz diye ayaklanacaklar.
♦️ Ama şimdi dürüst olun, en son ne zaman içinizden gelerek söylediniz?
♦️ Erkekler, haksız mıyım?