Her finansal hokkabazlıkta yemeği birileri yerken hesabı hep beraber ödüyoruz.
Bu ahlaki tehlikenin (moral hazard) hiç bitmemesine sebep oluyor. Bu sefer de benzer bir şey olmaz umarım.
@hanrigibi Oyuncu ülke değiştirdiğinde, eski ülkedeki scoutlar yapıyor. Osi kiralıkken İtalyanlar yaptı. Transfer olunca ikinci senesinde bizimkiler yaptı ve düşürdüler :)
Büyük Taarruz'la başlayan ve 30 Ağustos'la sona eren savaş yalnızca görkemli bir zafer değildi. Türk'ün asırlar sonra ilk kez başardığı bir imha muhaberesiydi.
Taarruz öncesinde, vaziyet hiç de iç açıcı değildi. Güç dengesi Yunan ordusuyla neredeyse eşitti. Saldırı cephe taarruzu şeklinde uygulandığında, düşmanı püskürtmek mümkündü fakat kesin zafer elde ihtimali düşüktü. Üstelik Türk ordusunun yaklaşık 200 bin askeri besleyecek gıdası kısıtlıydı. Eldeki stok, sadece altı aylıktı. Haliyle Türkler için yegane seçenek, düşmanı yenmek değil, imha etmek yani Anadolu'daki Yunan varlığını yok etmekti. Bir imha taarruzu yapmak ve düşmanı yok etmek için pek çok ihtimalin aynı anda gerçekleşmesi gerekiyordu. Düşmanı hiç beklemediği bir yerden vurmak, savunma hattını yarmak, ardından çevrelemek, çembere alıp yok etmek ve Akdeniz sahiline dek takip edip denize dökmek...
Gazi, bu stratejiyi uygulamak ve başarılı olmak için hayatının en büyük riskini aldı. Fakat bu risk bir kumar hesabına değil, ince düşünülmüş, adım adım örülmüş kusursuz bir stratejiye dayanıyordu.
Stratejinin ilk adımı, düşmanı yanıltmaktı. Yani, bir taarruza hiç hazır olunmadığı izlenimi yaratmaktı. Gazi bu nedenle, Kasım 1921'den itibaren Haziran 1922 tarihine dek taarruz hazırlığı anlamına gelebilecek girişimlerden kaçındı. TBMM, 1922 yılının Mart ayında Londra'da toplanan konferansa katılarak, barış arayışında olduğunu gösterdi. Dahası, mecliste çıkan taarruz tartışmaları köpürtüldü ve bir tür ayrışma izlenimi yaratıldı. Muhaliflerin baskılarının düşman kulağına gitmesine müsaade edildi. Düşman gözünde Türkler kendi içinde ayrışmaya düşmüş, hazırlıksız ve umutsuz bir askeri aygıt durumuna bilinçli olarak düşürüldü.
Stratejinin ikinci ayağı, zamanlamaydı. Gazi, taarruz vaktini seçmek için hazırlık yaparken, bizzat düşmandan istifade etti. Zira, Yunan Başkomutan Hacıanesti, Ankara'yı barışa zorlamak için bir kumar oynamış, İstanbul'u işgale kalkmıştı. İşgal girişimi, Temmuz ayının sonlarında gerçekleşti. Hacıanesti, başkenti ele geçirebilmek için Anadolu'daki bazı tümenlerini gizlice Trakya'ya kaydırmıştı. Girişim başarısızlıkla sonuçlandığında Gazi, doğru anın gelip çattığını anladı. Trakya'daki birliklerin geri dönüşüne fırsat vermeden harekete geçilecekti.
Stratejinin üçüncü ayağı, gizlilikti. Gazi, taarruz hazırlığına Haziran 1922'de başlamış fakat süreci gizli tutmuştu. Hazırlıktan yalnızca Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa ve Milli Savunma Vekili Kazım Fikri Paşa'nın bilgisi vardı. Ordu ve kolordu komutanları bile hazırlıktan habersizdi. Taarruz bölgesinde başlatılan çalışmalara, taarruz değil, savunma hazırlığı süsü verildi. Bunun için ana hattı örtmek adına alakasız pek çok yerde yol çalışması yapıldı. Köyler boşaltıldı. Kağnılar ve büyükbaş hayvanlar temin edildi. Türk ordusu saldırmaktan çok savunmaya hazırlanır bir vaziyete geçti. Türk askerleri bile ne olduğundan habersizdi. Hacıanesti'nin İstanbul'u başarısız işgal girişimi üzerine Gazi, harekete geçti ve ordu/kolordu komutanlarını toplamak için futbol maçı tertipledi. Düşman, İstanbul etrafında gezinirken Türk ordusunun komuta kademesi Akşehir'de futbol maçı izliyordu. Ama bu bir örtüydü. Maç akşamı taarruz kararı ordu ve kolordu komutanlarına bildirildi. Gazi, cephe ziyaretlerini akşam vakitlerinde ve gizlice gerçekleştiriyordu. O günlerde diplomatik ziyafetler ve çay partileri veriliyor, Ali Fuat Paşa, Gazi'nin hastalığı nedeniyle köşkte istirahat ettiği yalanıyla cephe ziyaretlerini perdeliyordu.
Stratejinin dördüncü ayağı, baskın taarruzu yani düşmana hiç beklenmedik yerden vurmaktı. Yunan savunma hattı Bursa'dan başlıyor, Eskişehir, Kütahya'da devam ediyor ve Afyon'un güneyine sarkıyordu. Türk ordusu bu hatta tam karşıdan vurabilir ve cephe taarruzu yürütebilirdi ama bu durumda kazanma ihtimali olsa da imha ihtimali olmazdı. İmha için baskın gerekiyordu ve baskın düşmanın hiç beklemediği yerden gelmeliydi. Gazi bu kapsamda Afyon'un güneyinden taarruza karar verdi. Afyon güneyindeki 40 kilometrelik savunma hattında yaklaşık 35 bin Yunan askeri mevcuttu. Gazi, kuzeydeki birliklerin büyük bölümünü, gizlice buraya kaydıracak ve düşmana büyük üstünlük kuracaktı. Bu kapsamda 2. Ordu'nun önemli kısmı 1. Ordu'ya dahil edildi. Birlikler gece vakti büyük sessizlik içinde güney bölgesine yanaştırıldı. Düşmanın bu hareketi fark edememesi için gündüzleri ters istikamette yürüyüşler yapıldı. Kalan askerler akşama dek ağaç altlarında sessizce bekledi. Gece yürüyüşlerinde değil ateş, sigara bile yakılmadı. Böylece Yunan uçakları meseleyi fark etmedi.
Taarruz vakti gelip çattığında, düşmanın 35 bin askerinin karşısına tam 120 bin Türk askeri sızmıştı. Kuvvet dengesi, 3,5 kat Türk lehineydi. Taarruz hattının en kritik bölgesi 13 kilometrelik Kalecik Sivrisi - Tınaztepe bölümüydü. Burada 15 bin Yunan askeri mevcutken, karşısında tam 90 bin Türk askeri yığılmıştı. Yani, yarma bölgesinde 1'e 6, Türk üstünlüğü bulunuyordu. Dahası, topçu gücünün büyük bölümü de bölgeye kaydırılmıştı. Türk topçusunun gücü, Yunan gücünün altı katına çıkmıştı. Türk ordusunun kalanı, yani 45 bin mevcutlu 2. Ordu, düşman savunma hattının tam karşısında kalacak 100 bin civarı Yunan askerini oyalayacaktı.
Gazi, taarruz hazırlıklarına başlarken, en yakın dostlarından Ali Fethi'yi barış diplomasisi adına Londra'ya göndermişti. Amacı, taarruzu son kertede gizli tutmaktı. Ali Fethi, Londra'ya varır varmaz, İngiliz dışişleri ile temas aradı, Avrupa basınını karşısında toplayıp Türklerin barış arzuladığını açıkladı. Böylece, düşman başarıyla yanıltıldı. Türkler mecliste kavga ediyor, cephede savunma hazırlığı yapıyor, Avrupa'da barış arıyor, futbol maçı izliyor, çay ziyafetiyle meşgul oluyordu.
26 Ağustos sabahı gelip çattığında baskın taarruzu için hemen her şey hazırdı. Fakat süre sınırlıydı. Düşman, Türk ordusunu doğuda bilirken, Gazi, güneyden saldıracaktı. Yunan karargahının, evvela bir karar vermesi gerekecekti. Güneyden gelen taarruz, doğudan gelen büyük taarruzu gizlemek isteyen bir aldatmaca mıydı, yoksa Türkler güneyden gerçek bir baskın taarruzuna mı girişmişti? Yunan karargahının bunu anlaması için en çok iki güne ihtiyacı vardı. Yani, baskın taarruzu en geç iki günde başarıya ulaşmalı ve hattı yarılmalıydı. Sonrası, çevirmek, çembere almak ve imha etmekti.
Taarruz 26 Ağustos sabahı başladı. Kuzeydeki birlikler aynı günü Yunan ordusunun asıl merkezini oyalamaya girişti. Yunan ordusu ilk gün derin bir ikileme düştü. Hacıanesti, asıl taarruzu doğudan bekliyor, güneydeki baskını aldatmaca olarak görüyor, Trikupis ise güneyden güçlü bir taarruz geldiğini düşünüyor ve takviye birlik istiyordu. Gazi'nin beklediği ikilem doğmuştu fakat düşman hattı ilk gün yarılamadı.
27 Ağustos, kader günüydü. Nitekim aynı gün düşman hattı yarıldı ve Yunan ordusu çekilmeye başladı. Türk ordusu Afyon'a girdi. Böylece manzara değişti. Gazi, artık avını parçalamak isteyen bir kurttu.
28 Ağustos günü geldiğinde, Gazi'nin ikinci adımı, düşman birliklerini çevrelemek ve çembere alarak imha etmekti. Fakat Yunan ordusu yaklaşan tehlikenin farkındaydı. Bu nedenle Afyon ovası ile İzmir yolu arasındaki Dumlupınar geçidine yönelmek istediler. Fakat Türk ordusu zamanında hareket ederek geçidi kapattı. Böylece düşman birlikleri üç koldan sarıldı.
30 Ağustos gününe gelindiğinde tüm şartlar hazırdı. Gazi, üç koldan çevirip Murat dağlarına doğru sıkıştırdığı düşmanı bizzat komuta ettiği meydan muharebesiyle imha etti. Artık Yunan ordusu gövdesini kaybetmişti.
31 Ağustos günü geriye tek bir hedef kalmıştı. Döküntüler ve artıklardan oluşan Yunan birliklerini yeni bir mevziye sahip olmalarına fırsat vermeden İzmir'e sürmek ve denize dökmek.
İlk hedef Akdeniz'dir emri, bu niyetin tezahürüydü. Nitekim öyle de oldu. Türk ordusu 9 günde 400 kilometre yol teperek İzmir'e girdi ve kısa süre sonra Anadolu'da tek bir Yunan askeri dahi kalmadı.
Türk ordusu asırlar sonra ilk kez düşmanı imha taarruzu ile yok etmişti.
Fenerbahçe'nin Oosterwolde ve Talisca'yı satma ihtimali bir tek bana mı saçma geliyor?
Talisca için gelen teklif iyi ama takımın da şu an en formda hücumcusu. Büyük kayıp olur.
Oosterwolde ise senin tek atlet ve hızlı savunmacın. Aslında sol stoper oynaması gereken isim ama kontenjan uğruna kiralıyorsun
Skriniar / Ake tandemiyle yol alamazsın. Kontenjan sorunun var, yabancı hamlesi de zor. Enkazın üstüne enkaz eklediler.
@Burakeren_1987 Yabancı sayısı bu kadar kısıtlıyken ve maaş bütçemin yüksek bir bölümünü sağ beke harcarken başka bölgeleri güçlendirmek için net satardım.