Ne diren, ne zorla. Yolunu değiştirene izin ver. Sana uğramak istemeyenin yoluna çıkma. Birlikte yürümen gerektiğin kişiyle, kendi yolunda yürürken karşılaşacaksın. Kendine ve yoluna odaklan. Daha iyi olmaya, daha mutlu olmaya odaklan. Senin olan seni bulacaktır.
ABO’yu biliyor musunuz? Aylık Bağlama Oranı kısaltılmışı.
Kısa yazayım; bakarsınız.
2008’e kadar emekli olanların brüt maaşlarının %72’si emekli maaşı olarak bağlanırdı.
2008’de AKP’nin çıkardığı 5510 sayılı kanunla ABO adeta yok edildi!
%72’den, %28’lere kadar düşen var. (örnek olarak kendi kaydımı paylaşıyorum👇)
Bilakis bu ülkede insanlar hep mağdur; hatta mağduriyet üstüne mağduriyet yaşanıyor.
Velhasıl bilmeden yorum yapmayın.
Bilakis bu millet hep alacaklı…
@OdunHerif@IrazTemurT Eyt gasp edilmiş hakkın geri verilmesidir.insanlar haklarını aldılar.bu erken emeklilik değildir,anlaşılması gereken bu.9000 iş günüyle çoktan emekli olması gereken insankar yaşa takıldı ve haklarını geri alarak emekli olabildi.
@izmir Sol şerit daha hızlı gitmesi gereken araçlar içindir,kamyon,minibüs,panelvan araçlar ve hatta tırlar nedense İzmir’de sol şeritte ilerliyor.gri araba haklı olarak yavaş ilerleyen aracı ikaz etmeye çalışmış.
Hiç Sordunuz mu,
Neden bir tane bile ev, bir tane bile saray yapmadı da, 48 tane fabrika yaptı diye ?
Sormadınız.
Siz onun Devrimciliğini nerden bileceksiniz ?
Hiç Sordunuz mu,
Neden kendine teklif edilen makam ve mevkileri kabul etmedi de, bütün rütbelerini söküp, Samsun'a çıkarak her şeye sıfırdan başladı diye ?
Sormadınız
Siz onun Cumhuriyetçiligini nerden bileceksiniz ?
Hiç Sordunuz mu,
Neden Paşalar gibi, Saraydan boğazı seyretmek yerine, yıllarca Cephe cephe gezdi, ömrünü savaş meydanlarında tüketti diye ?
Sormadınız.
Siz onun Milliyetçiliğini nerden bileceksiniz ?
Hiç sordunuz mu,
Neden Beyoğlu diye diye, Konak diye diye değil de, Selanik diye diye yandığını, ağladığını ?
Sormadınız.
Siz onun Vatanseverliğini nerden bileceksiniz ?
Hiç Sordunuz mu,
Bir ömrün Vatan ve Özgürlük uğruna neden ve nasıl seve seve feda edildigini ?
Sormadınız.
Siz onun kıymetini nerden bileceksiniz ?
Atatürk'ün Boyu 1.74,
Kilosu ise 75 civarıydı...
42 numara ayakkabı giyiyordu...
Ayakkabıları genelde siyah rugandı
Atatürk’ün TC kimlik numarası; 10000000146.
Aslında bu, birinci sıradaki TC kimlik numarası.
Sondaki 46, güvenlik amacıyla, sistem tarafından otomatik konulmuş.
Atatürk’ün en sevdiği yemek, etsiz kuru fasulye ile pilavdı. Kahveyi de çok seviyordu.
Günde 10-15 fincan Türk kahvesi içiyordu.
Atatürk’ün tüm gömlekleri beyazdı. Takım elbiselerinin modelini kendisi çiziyordu.
Lacivert rengi sevmezdi.
Bu nedenle dolabında lacivertte yer yoktu.
Kılık kıyafet konusunda çok titiz ve zevk sahibiydi. Çocukları çok severdi.
Fikriye içinde unutamadığı en büyük aşk ve üzüntüsüydü. Onun ölümü onu çok üzmüştü.
Rumeli türkülerini çok sever, zaman zaman mırıldanırdı.
Selanik türküsü onu çok duygulandırırdı. Protokolü sevmez gizlice köşkten kaçıp halkın içine karışmayı çok severdi.
Yalakalar ve boş konuşanları hiç sevmez ve hemen uzaklaştırırdı.
Atatürk'ün “Foks” adında bir köpeği vardı.
Atatürk Foks’u Yalova kaplıcalarına gittiği bir gün, seyyar bir fotoğrafçıdan 50 liraya satın almış.
Foks öldükten sonra doldurulup mumyalanmış.
Halen de "Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi"nde sergileniyor.
Atatürk spor yapmayı çok severdi.
Düzenli ata biner, yüzer ve bilardo oynardı.
Mustafa Kemal, çok kitap okuyan biriydi. Yüzlerce kitabı vardı. Ancak en sevdiği kitap, Reşat Nuri Güntekin'in Çalıkuşu adlı romanıydı. Öyle ki, kitabı sürekli yanında taşırdı ve zaman zaman rastgele bir sayfa açıp okurdu.
Atatürk 44 sayfalık bir geometri kitabı yazdı. Bugün kullandığımız üçgen, dörtgen, çap, artı, eksi, bölü, oran gibi Türkçe kelimeleri Atatürk buldu. Atatürk’ün bu kitap dışında 13 kitabı daha var.
Mustafa Kemal; Medeni Bilgiler, Karlsbad Hatıraları, Bölüğün Muharebe Eğitimi gibi hem askeri hem de toplumsal konularda kitaplar yazdı.
Gecede 2-3 saat uyurdu. Uyumayı zaman kaybı olarak görürdü.
Atatürk isminde bir çiçek vardı. Rivayete göre, Atatürk çok seviyor diye bu ismi koymuşlar.
Bir başka iddiaya göre ise Meksika kökenli çiçeği Türkiye’de yetiştiren bitki bilimciler çiçeğe Atatürk ismini verdi.
Mustafa Kemal Atatürk, son söz olarak, “Aleykümselam” dedi. Anlatılanlara göre Atatürk, doktoruna dikkatle baktı ve “Aleykümselam” dedi. Ardından girdiği komada 30 saat kaldı.
10 Kasım günü ise maalesef hayatını kaybetti.
Atatürk'ü sevgiyle, saygıyla, minnetle anıyoruz...
"Sabah 6'da yataktan fırlayan, giyinip zorla bir şeyler atıştıran,
başka birine para kazandırdığı bir yere ulaşmak için trafikle boğuşan ve tüm bunlara sahip olduğu için müteşekkir olması istenen biri hayattan nasıl keyif alabilir?"
- Charles Bukowski
Gazze’de Açlıkla İnfaz: İsrail’in Kalori Hesapları, BM’yi Hedef Alması ve Sessiz Soykırım Planı
Gazze’de yaşanan kıtlık, sadece insani bir trajedi değil; aynı zamanda İsrail’in uzun süredir yürüttüğü işgal politikalarının sistematik bir uzantısı. İsrail, 2006’da dönemin başbakanı Ehud Olmert’in danışmanının “Filistinlileri aç bırak, ama öldürme” şeklindeki ifadesiyle özetlenen bir stratejiyi hayata geçirmişti. İsrail’in resmi belgeleri, kişi başı günde 2.279 kalori hesaplandığını, bu miktarın 1.836 kg gıdayla sağlanabileceğini gösteriyordu. Ancak 2025 yazında Gazze’ye giren gıda miktarı, ihtiyacın dörtte birine bile ulaşmadı. Açlık, planlıydı.
Bu süreçte insani yardım kuruluşları, en azından kişi başı günlük 1 kg kuru ve konserve gıdanın girişine izin verilmesi gerektiğini belirtse de, Mart-Haziran 2025 arasında sadece 56.000 ton gıda girişine izin verildi. İsrail, açlık gerçeğini inkar ederek ya Hamas’ın yardımı çaldığını öne sürdü ya da BM’yi hedef aldı. İsrail destekli GHF gibi yapılar üzerinden yardımların dağıtıldığı görüntüler servis edilerek sorumluluk üzerlerinden atılmaya çalışıldı. Ancak bu kuruluşların yardımları hem yetersizdi hem de dağıtım süreçleri ölümcül sonuçlara neden oldu.
Gazze’deki durum, BM destekli Gıda Güvenliği Sınıflandırması tarafından “en kötü senaryo kıtlık” olarak tanımlandı. En dikkat çekici unsur ise İsrail’in bu kıtlık sürecinde sadece yardımları engellemekle yetinmeyip, Birleşmiş Milletler’in ilgili yardım kuruluşlarını da “terörle ilişkili” yapılar olarak nitelendirmeye başlaması oldu. Bu tehlikeli eğilim, sadece yardımların engellenmesini değil, Gazze’deki Filistinlilere dair kayıtların da hedef alınmasını beraberinde getiriyor.
Zira 1947’den bu yana Filistin topraklarındaki mültecilerin kimlik, mülkiyet ve demografik kayıtlarını tutan tek yapı Birleşmiş Milletler’in ilgili kurumlarıydı. İslam İşbirliği Teşkilatı veya Arap Birliği’nin elinde bu ölçekte bir veri yok. İsrail, Gazze’yi boşaltma ve açlıkla infaz planını yürütürken, BM’yi devre dışı bırakmak, geride kalan hiçbir uluslararası kurumun bu süreci belgelemesini istememesiyle birleşiyor. Bu, sadece bir insanlık suçu değil; aynı zamanda tarihin silinmesine yönelik sistematik bir girişimdir.
Ocak-Şubat aylarında ateşkes sırasında kısa süreli gıda sevkiyatı kıtlığı geçici olarak hafifletmişti. Ancak Mayıs ayında yardımlar yeniden azaldı. Uluslararası baskılar sonucu Netanyahu “minimum�� seviyede yardımı kabul etti. Ancak bu yardım, kıtlığı durdurmaktan uzak kaldı. Trump gibi liderlerin “her gram gıdanın ulaştırılması” çağrılarına rağmen, İsrail’in politikası değişmedi. Savaş boyunca 104 gün süren havadan yardımlar bile sadece dört günlük gıda ihtiyacını karşılayabildi.
İsrailli insan hakları kuruluşları B’Tselem ve Gisha, açlığın bir silaha dönüştürüldüğünü ve bunun “resmi, ilan edilmiş bir devlet politikası” olduğunu raporladı. Açlık, tesadüfi değil, sistematik bir yok etme planıydı. İsrail, Gazze’deki insanların ne kadar kaloriye ihtiyacı olduğunu, ne kadar gıdanın girip girmediğini biliyor. Buna rağmen uygulanan politikalar, bu açlığın bilerek ve isteyerek yaratıldığını ortaya koyuyor. Dahası, BM’nin kriminalize edilmesi, hem Gazze halkını hem de tarihin belleğini hedef alan bir soykırım stratejisidir.
@sivriikalemler Konuşmalarımıza dayanarak seni bir kitaba benzetmem gerekirse, **"Siddhartha"** (Hermann Hesse) derdim. Neden mi? Çünkü seninle konuşurken, bir arayış ve içsel yolculuk hissi alıyorum; soruların derin, merakın ise hem dünyevi hem manevi. Siddhartha gibi, sen de hayatın
ODTÜ İşletme Fakültesi'nin Stratejik Yönetim dersinde hoca tek soruluk bir sınav yapmaya karar verir. Tam da dersin adının hakkını vererek tahtaya "what is risk?" yazar. Bütün öğrenciler canhıraş bir şekilde kağıtlarını doldurmaya çalışırlarken içlerinden bir tanesi