@haluklevent Otizimle yıllardır mücadele eden bir anne olarak öncelikle #otizimeylemplanı uygulanmalı diyorum. Burada yapılması gerekenler, ihtiyaçlar tanımlanmıştır. Yıllardır emek veren @SedefErken ve @IsOtGonDer 'ün kapısı çalınmalıdır.
Fatoş Pınar Türker'in Silivri Cezaevi'nde dün verdiği savunmasının tamamı burada, ben bazı kesitler aldım ve görsel haline getirdim. O yaşadıysa biz bilmeliyiz, daha çok paylaşmalıyız... 1/3
Uyumayın!
Bu gece yatağa başını koyduğunda uyuyamayan iki kişi daha var çünkü: Tayfun Kahraman ve kızı Vera.
Tayfun, şuan tek kişilik hücresinde ışığı kapatmış, gözleri tavanda, karanlıkta kızını düşünüyor. Kavuşamamanın verdiği yürek acısıyla.
Ya Vera…
Babasının yanında olmasının güven duygusunun yokluğunda ürkek bir serçe gibi…
Vera, henüz 3 yaşındayken babası ondan koparıldı. Şimdi 7 yaşında. Dört yıl geçti. Vera babasız büyüyor…
Biliyor musunuz, Vera babasının evdeki halini hiç hatırlamıyor. Hem de hiç. Bir çocuğun, babasını evde nasıl güldüğünü, nasıl sarıldığını, sabah kahvaltısında nasıl oturduğunu unutmasının ne demek olduğunu hiç düşündünüz mü?
Vera’nın hafızasında babasına dair kalan tek yer, ayda bir kez gittiği Silivri Cezaevi’nin soğuk görüş salonu. Babasını özgür bir insan olarak değil, demir kapıların ardında hatırlıyor.
Siz bir çocuğun uyuduğunda düşlerinin bile özgür olamamasının ne demek olduğunu bilir misiniz?
Ve Vera, artık Silivri Cezaevi’nden nefret ediyor.
7 yaşındaki bir kız çocuğu için cezaevi yolları, o zindan havası artık çok ağır geliyor. Bir çocuğun yüklenmemesi gereken kadar ağır…
Adaletsizlik, en çok bir çocuğun sessizliğinde büyüyor.
Uyumayın; Anayasa Mahkemesi kararının açıklanması ve uygulanması için Vera’nın sesi olun!
Neden koca koca adamlar birilerinden babalık bekliyor? Neden sağlıklı yetişkinler gibi eşit ilişkiler kuramıyorlar?
Çünkü Kılıçdaroğlu baba vs diyerek Kılıçdaroğlundan bir kanun, bir iktidar yaratmaya çalışıyor. Erdoğan Reis, Bahçeli Başbuğ, Kılıçdaroğlu Baba - Dede…
Otokratlar sembolik yarı tanrı babalara itaat istiyor. Demokratlar kendilerinden başka kurtarıcı aramıyor.
#FatoşPınarTürker ‘in savunmasını butlancılar da okusun. Emeğiyle kazanabileceği en üst gelire sahip bir kariyeri kamu hizmeti için bırakıyor. Ömrünce kazandığına çöküyorlar, bekar bir anne, çocuklarıyla tehdit ediliyor, kızların eğitimi aksıyor. İşkence görüyor ve satmıyor. Doğrudan şaşmıyor. Ne için satıldınız peki? Daha fazla ne kaybedebilirdiniz de sattınız?
65 YAŞ ÜSTÜNE BULAŞMAYIN ;)
70ine yakın bir adam banka şubesinden içeri girer ve banka görevlisi ile konuşmaya başlar...
–Iyi günler evladım, hesabımdan 500 lira çekecektim ben.
–Efendim üzgünüm ama 5.000 liranın altındaki miktarları sadece ATM’lerimizden çekebilirsiniz.
–Hava çok sıcak ve yakınlarda da ATM yok.
–Üzgünüm ama kuralımız bu.
–Anladım, peki bankadaki paramın hepsini çeksem?
Görevli ekrandan bakar ve adamın bankada 2 milyon lirası olduğunu görür.
–Efendim bu kadar yüklü bir parayı size hemen ödeyemeyiz, eğer bugün istek yaparsanız yarına hazır ederiz, gelir çekersiniz.
–Peki hemen şimdi ne kadar çekebilirim?
Görevli tekrar bir kontrol eder...
–Şu anda size maksimum 200.000 ödeme yapabilirim.
–Peki, harika. Çekeyim 200.000’i.
Banka memuru parayı hazırlar ve yaşlı adama bir zarf içinde verir.
–Şimdi tamam herhalde değil mi? Başka bir isteğiniz?
–Evet, bir ricam daha olacak.
–Nedir efendim?
–Hesabıma 199.500 lira yatırmak istiyorum!
Banka memuru afallar, ama itiraz edebileceği bir durum da yoktur. Mecburen zarfın içinden 199.500 lirayı alıp hesaba geri yatırır ve yaşlı adama kalan 500 lirayı verir. Yaşlı adam memura muzip bir şekilde göz kırpar, “kolay gelsin evlat” der ve döner sırtını gider :)
Kıssadan hisse, yaşlı olabiliriz ama aptal değiliz. Sakın yanılıp da hafife almayın.
Özelsektorde bir direktör"Hepinizin ipi bende nereye çekersem oraya gideceksiniz, kuyruğunuzu bacaklarinizin arasına sıkıştırıp çalışın, hepinizden akıllıyım 4 kişinin maaşını bana veriyorlar" vs vs derdi. 3yılsürdü. Uyardım Genel Merkeze ilettim kariyeri bok oldu. Beter olsun
24 yaşındaki anasınıfı öğretmeni Irmak Koparan, okul müdüründen şiddet görmesinden sonra evinde ölü bulundu.
Öğretmenin ortaya çıkan bir ses kaydında müdür ile ilgili söyledikleri ortaya çıktı.
"Sinirle bağırıp çağırıyordu, sonra özür diliyordu.
Bana, 'Sen çocukluğunda ne yaşadın acaba? Sende aşağılık psikolojisi var, geri zekalısın, çingenesin.' gibi şeyler söyledi.
Ben de yüzüne doğru 'Artık sus, uzatma.' derken bana tokat attı.
Sonra arkadaşlar girdi araya. Ben onun elini tutmaya çalışırken, bir tane daha tokat attı."
Soğanlıtepe İlkokulu müdürü gözaltına alındığı bildirildi.
Şüpheli bulunan öğretmen ölümüne dair Ağrı İl Milli Eğitim Müdürlüğü'nün de olayın tüm yönleriyle incelenmesi amacıyla müfettiş görevlendirdiği öğrenildi.
BÜTÜN SALONU
AĞLATAN O SAVUNMA
Fatoş Pınar Türker yaptığı savunma ile herkesi ağlattı. Polis baskını, savcılık ve cezaevi sürecinde yaşananlar çok çarpıcı:
Sabah 5.30- 6.00'da. Ben iki kızımla dediğim gibi yalnız yaşıyorum. Çok ilginç. İşte polisler eve geldi. Çocuklarım ağlıyor, işte diyorum ki, "Bir su vereyim". "Hayır". İşte küçük kızım okula gidecek, "Hayır, kimse kımıldamasın, delil karartmayın" diyor sürekli şey. Polis bey, komiser herhalde. O çok yani onun gözlerindeki bakışı hiç unutmayacağım. Bir tane kadın memur vardı en sonunda kızlarımla birlikte o da ağlıyordu. "Sakın kimse birbirine dokunmasın" filan dedi. Dedim "Siz dedim mali suçlar için gelmediniz mi? Biz ne delili karartacağız?" Şey dedi polis; "Biz cinayet masadan geliyoruz" dedi. Öyle olunca benim kızlarım avaz avaz ağlamaya başladılar. Ben dedim "Ne cinayeti" dedim. Hayır dedim; "Şu an operasyon oluyor, polis kalmadı, biz geldik" dedi.
Vatan'a girdik, emniyete. Hakikaten ben oradan çıkamayacağım diye düşündüm Artık kaçıncı gün ne şeyde, bir bilmiyorum. Bir kadın memur geldi, "Arama yapacağız" dedi. Eldiven taktı eline. Arkada böyle klasörler, çok küçük bir oda. "Üstünü çıkar" dedi, "Üstünü çıkardım". Ama üstünü çıkarmanın hani zaten çıplaksın, ne kontrol edeceksin ama kontrol yaptı, "Tamam" dedi. “Eşofmanını da indir” dedi. İndirdim. “Çamaşırını da”. “Nasıl yani” dedim? “İndireceksin” dedi...
Siz dediler 6 kişilik koğuşa koyacağız. Sonra müdür hanım dedi ki Adalet Bakanlığı'ndan dedi talimat sizi ayrı ayrı koyacağız dedi.
Öyle ilk geceyi geçirdik. Sonra ertesi gün mazgal açıldı, infaz koruma memuru, "Fatoş" dedi. "Efendim" dedim. "SEGBİS" dedi. Dedim ki "O ne?" "Mahkemeye çıkacaksın" dedi. "Ben daha yeni tutuklandım" dedim. "Dün çıktım mahkemeye" dedim. "Yine çıkacaksın" dedi. Ben gittim oturdum, karşımda bir ekran açık ama "Adalet mülkün temelidir" yazmıyor, bir ofis orası. Böyle gözüm de ısırıyor, en sonunda kırmızı espresso makinesi vardı çünkü Savcı Bey bana o makinede kahve ikram etmişti. İfademi alan savcı, başkanım. Savcım, size soracağım şimdi. Siz tabii ki şey, sizin şahsınızla hiç alakası yok konunun ama hani meslektaşınız ya böyle bir uygulama var mı, yok mu? Dedi ki: "Ya" dedi, "Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda" dedi, "ben sana ne dedim" dedi.
"ben senin ne olduğunu biliyorum ama sen bu adamlar sana" dedi "kumpas kuracak demedim mi" dedi. "Niye konuşmadın sen" dedi. "Verecektin ifadeni gidecektin" dedi. "Ama" dedim, "Sayın Savcım ben bildiğim her şeyi anlattım." "Bak şimdi" dedi, "sen git" dedi, "eşyalarını topla. Ben "dedi, "sana Çağlayan'dan araba göndereceğim" dedi. "Geleceksin" dedi, "burada" dedi, "bana" dedi "ifadeyi vereceksin, buradan" dedi "çocuklarına gidersin." Ben de dedim ki: "Savcım" dedim, "ben yeniden ifade veririm, vermemi istiyorsanız" dedim. "Bir avukatıma sorayım." Şimdi karşımdaki savcı ya, "Yok efendim" diyecek halim yok, ben bilmiyorum bir de hakikaten, ilk kez tutuklanmışız. "ben avukatıma bir danışayım" dedim. Böyle yaptı: "Hâlâ" dedi, "avukat diyorsun bana" dedi. "Sen" dedi, "bu kafayla bir daha" dedi "çocuklarını asla göremeyeceksin" dedi. "Sen bekârsın, değil mi?" dedi. Evet. "Velayetleri de sende?" Evet. "Senin çocukların" dedi, "reşit de değildi, değil mi?" dedi. Değil dedim. "Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını" dedi. Ha, bir anneye böyle denir mi? Çocuklarıyla tehdit ettiler. Az evvel şeyle söyledim ya size hani mal varlığı, "Sen bakıyordun, değil mi?" dedi. Evet. "Bak" dedi, "mal varlığı tedbiri için" dedi, "karar var benim elimde" dedi. "Ama ben" dedi, "28 Mart Cuma günü mesai bitimine kadar sana süre" dedi. Savcım bunu dedi. Ve o gün tebliğ edildi. "Ya bana gelir konuşursun" dedi, "ya da" dedi "malını mülkünü de alacağım" dedi.
Yani bir şey söyleyeceğim. Şeyi anlayamıyorum. Hani mesela birisinin birisiyle husumeti olur... Hiç beni tanımıyor ki. Tanımadığı bir insandan insan nasıl nefret eder ki? Hani nasıl bunu söyle... Mesela annesi yok mu bu insanların? #İBBDavası
Yarın Özgür Özel için zor bir gün olacak.
Uzun süredir ilk defa Kılıçdaroğlu ile aynı ortamda bulunacak. Özel’in her zaman nezaket ve protokol takip ettiğini hatırlayın.
Elini sıksa konuşsa vay niye konuştun denecek.
Yokmuş gibi davransa bak uzlaşmıyor denecek.
Ilımlı konuşsa öfkemizi dindirdin bir de yiğidim aslanım çal bari denecek.
Sert konuşsa iktidarın gazabını üstüne çekmesi için vesile olacak.
Lütfen yarın Özel analizlerinizde ve tepkilerinizde makul, insani, yapıcı olun. Bizim klavye başında, Özel’in savaşın ortasında İmamoğlu ve diğer tutukluların ise Silivri’de olduğunu hatırlayın…
Zor kolay olsun @eczozgurozel Yanındayız.
Allah aile muhabbetinizi daim etsin de işte mesele tam hocamın anlattığı gibi; 7/24 sınırsız hizmet alınca tez yazabiliyorsunuz.
Bir kadının 7/24 hizmet verdikten sonra tez yazması imkansıza yakın ona rağmen yazan çok binlerce tebriği hak ediyorlar.
İşte bu yüzden aşağıdaki örnekteki gibi bir aile, Allah korusun, boşanınca uzun süre nafaka vermelisin o başarının yarısı kadının denince itiraz etmeyeceksiniz, kadınlar arkanızı toplamasa yoksunuz.
Silivri'de 9 no'lu infaz kurumunun kayıtların alındığı kısmında (Ziyaretçi Merkezi denir, bir nevi bekleme odasındadır), doğduğundan beri sağolsun infaz memurlarıyla ve avukatlarla el birliğiyle büyüttüğümüz bir kedi vardı. Adını "Tahliye" koymuştuk. Bir köşede küçük bir evi, mama-su kabı vardı. Genelde evrak dolabının üzerinde uyurdu. Tuvaletini dışarı gider yapardı. Fındık farelerini bazen yakalar, bazen de onlarla oynardı. Çok sevecendi, ziyaretçi merkezini evi olarak benimsemişti. Özetle, yaklaşık 1,5 yıldır merkezin maskotu, hepimizin neşesiydi. Geçtiğimiz hafta bir baktım Tahliye yok. Eşyaları da yok. Ziyaretçi merkezinde avukatlar saatlerce bekledikleri için birkaç koltuk koymuşlardı, onları da götürmüşler, yerine sandalye koymuşlar. “Ne oldu? Tahliye nerede?” diye sordum panikle memurlara. “Bilmiyoruz, biz de çok üzgünüz” dediler. Başladım ağlamaya. Çünkü biliyorum ki onları götürüp çorak yerlere atıyorlar. Tahliye ev kedisi gibi büyüdü ve kediler yaşadıkları kişilerden ziyade yeri benimserler. Ne yapar dışarıda, nasıl yaşar, diye hüngür hüngür ağladım. Aslında yalnız buna değil, hepimize iyi gelen bir kediye bile tahammül edemeyecek kadar kötü olmalarına, asla idrak edemeyeceğim kadar kötü olabilmelerine, bu kadar kötülüğün dibimize kadar sokulmu�� olmasına ağladım. Vallahi o gün her şeye birden çok ağladım.
Ben somut adalet için çalışırım ama ilahi adalete de inanırım. Dualiteye, aydınlıkla karanlığın dengesine, karmaya yani insanın ne ederse onu eninde sonunda bulacağına inanırım. Bu kadar kötülüğü yapanların karşılığını bulacağı günleri sabırla bekliyorum. Çok büyük bir sabırla. Biz göremesek de veya bu dünyada değilse de başka bir zamanda yaşayacaklar bu karşılığı. Umarım şahitlik etme şansına nail oluruz. Umarım.
Özellikle İstanbul gibi bir şehirde yasiyorsanız başınızı sokacak bir ev olması çok mühim. Biz ev alırken oradan ev mi alınır falan filan bir dünya laf yedik ama şuan kiralar burada bile 25 binden başlıyor. O yüzden kimsenin dedigine takılmadan olabilecek en iyisini bulup almak gerek. Allah isteyen herkese nasip etsin
şu yüzün hikayesine bak... başka ülkede olsa aktör olurdu belki... ne anlamlı gözler değil mi? ülkemin yitip giden değerlerinden biri. insanlarımızı öğütüyorlar... 60 yaşında adamın hala inşaatın tepesinde ne işi var?
Sefalet varsa insan için daha büyük bir sorun yoktur.
Garibanlığın sülalesini sikeyim be.
@Alidogalli Allahtan ki çocuk kurtulmuş. Kapının kilidini ve sürgüsünü açıp kaçmış sessizce...
Aklıma, rahmetlinin anlattığı o hikaye geldi dinlerken...
@Alidogalli Bu arada kayınpederim orman muhafızıydı. Kırmızı çoraplı çocuk cin hikayesini anlatılırmış.
Bir gece komşunun çocuğu evlerinde kalmış. Herkes uyurken kapıyı açıp çıkmış. Köy icinde yürürken iki sarhoş çocuğu görüp hikayesi anlatılan çocuk sanıp vurmak üzereyken durdurulmuşlar