Koskoca yargının uğraştığı şeye bak; komedyen şakası. Aynı yargı daha geçen gün 6 yaşındaki kızını evlendiren tarikatçıyı serbest bıraktı, kahraman gibi karşılandı herif. Milleti dinden soğutan kim acaba? Yine aynı yargı bir gecede 50 bin mahkumu şak diye dışarı saldı. Aynı yargı Kemalistler P..tir diyen ucubeye dokunmadı bile.
Şakadan alınan incinen varsa eleştirirsin kınarsın, gitmezsin, bilet almazsın, gülmezsin. Çocuk zaten her gösteriden sonra geri bildirim kutusu açıyor sosyal medyasında, neyi sevmediniz diyor. Eleştirin beni diyor. Şak diye tatilden dönüp geliyor ifade vermeye. Hemen kodese tıkmak neyin kafası yahu ne yaşıyorsunuz siz? Bu günler için mi saldınız onbinlerce mahkumu bir gecede? Komedyene, gazeteciye, seçilmişlere, muhaliflere yer açmak için mi?
sakın faturayı çocuklara kesmeyin, onlar sadece kurban.her türlü değer duygusunun aşındığı bir toplumun kurbanları.geleceksiz bir ülkenin çatısından atlıyorlar sadece.
Okullarda gittikçe artan şiddeti bireysel patolojilere bağlamak doğru değildir. "Okulları korumak" ancak şiddetin artmasına neden olan sosyal, ekonomik ve politik süreçlerin düzenlenmesi, sistemin doğru değerlendirilmesi ve önleyici tedbilerin alınması ile olur. Toplumda değişen ve yozlaşan değer yargılarının, artan ve bir anlamda adeta olumlanan şiddetin, kolay ulaşılan bireysel silahlanmanın üstesinden gelmeden iyi çalışmayan değerlendirme ve yargılama sisteminin düzenlenmesi yapılmadan bu yanlışlarla büyüyen ve yetişkinleri model alan çocukları ya da gençleri suçlamak, onların sorunlu olduğunu ve sadece bireysel müdahalelerle sorunların ortadan kalkacağını ileri sürmek kendi başına bir sorundur. Çözüm süreci sorunların nedenlerini anlamakla başlar, sistemin sorunları düzeltmekle devam eder.
Pek çok insan yazdı,anlattı,açıklama gereği duymuyorum.Epstein olayı kapitalist sistemle,neoliberal düzenle,eşitsizlik ve adaletsizlikle,güç oyunlarıyla ve eril hegomonyayla ilişkilidir.
Bir psikoterapist olarak sapkınlık ve cinsellik üzerinden okumaya kalkışma hatasını yapmam.
Burcu Halaçoğlu’nun rejisiyle Özen Yula'nın müthiş metni "Ay Tedirginliği"nin prömiyerini Baruthane Sahnesi'nde Bakırköy Belediye Başkanımız Ayşegül Ovalıoğlu ile izledik.
35. yaşını kutlayan Türkiye'nin ilk ödenekli ilçe tiyatrosu Bakırköy Belediye Tiyatroları'nın kurucu Genel Sanat Yönetmeni Zeliha Berksoy ve Ragıp Savaş'a tebrik ve teşekkürlerimi sunuyorum.
“Ay Tedirginliği” oyunum yazılmasının 30. yılında sade ve güzel bir rejiyle, incelikli oyunculuklarla yepyeni bir mekanda, BBT Baruthane Sahnesi’nde prömiyer yaptı. Yolları açık olsun🌿🍀
İran'a emperyalist müdahaleye hayır diyen solcuların molla rejimini desteklediğini sanmak mı, yoksa emperyalist müdahaleyle molla rejimi yıkıldıktan sonra İran'ın daha özgür, refah ve güvenli bir toplum olacağını sanmak mı daha büyük zeka geriliği, onu düşünüyorum dünden beri.
🎭Ay Tedirginliği: Ay ışığında bir yüzleşme
Ataköy Baruthane binasını sahne olarak kullanmaya başlayan Bakırköy Belediye Tiyatroları, yeni bir oyunla izleyici karşısına çıkıyor.
@ozenyula2'nın yazdığı, @burcuhalacoglu'nun yönettiği Ay Tedirginliği, 13 Ocak’ta prömiyer yapacak.
https://t.co/n0h0hVuH4K
🎭Bakırköy Belediye Tiyatroları'nda biri yeni yedi oyun: Ay Tedirginliği prömiyer yapıyor
@ozenyula2'nın yazdığı “Ay Tedirginliği”, @burcuhalacoglu rejisiyle 13 Ocak'ta prömiyer yapacak.
https://t.co/QOqhZWRGgM
insanın yurdunu sevmesi ve oraya kendini ait hissetmesiyle ırkçılık arasındaki ayrım daha iyi anlatılamazdı. ırkçılık doktor ya da siyasetçi olsanız da böyle aklınızı, düşünme kabiliyetinizi teslim alır. berbat bir cinsiyetçi küfürü gazoz içerek desteklerken bulursunuz kendinizi.
Son zamanlarda Türkiye’de yaşanan ve sosyal medya platformu X (eski adıyla Twitter) üzerinde büyük yankı uyandıran bir olay, 19 ünlü ismin uyuşturucu kullanımına yönelik soruşturma kapsamında gözaltına alınması ve ardından uyuşturucu test sonuçlarının kamuoyuyla paylaşılması oldu. Bu olay, şarkıcılar, oyuncular ve sosyal medya fenomenleri gibi tanınmış isimleri kapsıyordu; aralarında İrem Derici, Kubilay Aka, Kaan Yıldırım, Hadise Açıkgöz, Berrak Tüzünataç, Duygu Özaslan, Dilan Polat ve Engin Polat gibi kişiler yer alıyordu. 0 Soruşturma, İstanbul İl Jandarma Komutanlığı tarafından yürütüldü ve şafak vakti ev baskınlarıyla başlayan süreçte, bu kişilerin kan, idrar ve saç örnekleri alındı. 1 Daha da çarpıcı olanı, ifadelerin alınmasının ardından 19 kişiden 8’inin test sonuçlarının pozitif çıktığının açıklanması ve bu bilginin hızla X gibi platformlarda yayılmasıydı. 2 Bu durum, “İnsanın özeli bu kadar mı yerlere düştü?” sorusunu akıllara getiriyor ve modern toplumda gizliliğin ne kadar erozyona uğradığını gözler önüne seriyor.
Öncelikle, bu olayın temelinde yatan gizlilik ihlalini ele alalım. Uyuşturucu test sonuçları, tıbbi bir veri olarak kabul edilir ve bireyin özel hayatının en mahrem alanlarından birini oluşturur. Türkiye’de Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) gibi yasal düzenlemeler, bu tür hassas bilgilerin izinsiz paylaşılmasını yasaklar. Ancak burada, soruşturma sürecinde alınan test sonuçlarının medya ve sosyal medya üzerinden hızla ifşa edilmesi, adeta bir linç kültürüne dönüşmüş durumda. 3 Ünlü isimler olsa da, onlar da sıradan bireyler gibi anayasal haklara sahip: Özel hayatın gizliliği, masumiyet karinesi ve adil yargılanma hakkı. Test sonuçlarının pozitif çıkması, suçun kanıtı değil, yalnızca bir başlangıç noktası olabilir; ancak X’te dolaşan paylaşımlar, bu kişileri anında “suçlu” ilan ediyor. Bu, yargısız infazın dijital versiyonu ve bireyin itibarını zedeleyen bir yaklaşım. Düşünün ki, sıradan bir vatandaşın tıbbi raporu bu şekilde ifşa edilse, toplum ne tepki verirdi? Ünlü olmak, gizliliği feda etmek anlamına mı geliyor?
Sosyal medya platformlarının rolü burada kritik. X, haberlerin anında yayıldığı bir mecra ve bu olayda da test sonuçları, gözaltı fotoğrafları ve hatta isim listeleri hızla viral hale geldi. 4 Kullanıcılar, emoji’lerle süslenmiş yorumlar yaparak, dedikodu zincirine katkıda bulunuyor. Bu, “clickbait” gazeteciliğinin bir uzantısı: Medya organları, reyting uğruna mahrem bilgileri sızdırıyor ve X gibi platformlar bunu amplifiye ediyor. Sonuç? Bir kişinin özel hayatı, milyonlarca kişinin eğlencesine dönüşüyor. Psikolojik açıdan bakarsak, bu tür ifşalar depresyon, anksiyete ve hatta intihar riskini artırabilir. Ünlülerin yaşadıklarını anlatan röportajlarda, ev baskınlarının travmatik etkisinden bahsediliyor; kapılarının kırılması, ailelerinin önünde kelepçelenmesi gibi detaylar, insan onurunu zedeliyor. 1 Peki, bu kadar mı düştü insanın özeli? Evet, dijital çağda mahremiyet, kırılgan bir cam gibi parçalanıyor. Veri skandalları, deepfake’ler ve sürekli izlenme hissiyle, bireyler artık kendilerini koruyamıyor.
Toplumsal boyuta inersek, bu olay Türkiye’nin uyuşturucuyla mücadele politikalarını da sorgulatıyor. Elbette, uyuşturucu kullanımı ciddi bir sorun ve ünlülerin rol model olması nedeniyle özendirme suçlaması mantıklı olabilir. 8 Ancak yöntemler tartışmalı: 19 kişinin tamamı serbest bırakıldı, yani gözaltı süreci belki de gereksiz yere dramatikleştirildi. 8 Bazıları geçmişte kullanım kabul etti, ama bu, mevcut suçlamaları haklı çıkarmaz. 7 Toplum olarak, ünlüleri “örnek” olarak görüp, hatalarını abartıyoruz; oysa onlar da insan. Bu olay, dedikodu kültürümüzün bir yansıması: X’te binlerce yorum, yargılamalar ve mizah adı altında aşağılamalar. Bu, empati eksikliğini gösteriyor. Eğer bu ünlülerin yerine kendimizi koyarsak, tıbbi verilerimizin sızdırılması ne kadar korkutucu olurdu? Gizlilik, demokrasinin temel taşı; onu kaybetmek, totaliter eğilimlere kapı açar.
Bize ders olsun.
#gizlilik