Orman Yangınları Doğa Olayı Değil, Ekolojik ve Toplumsal Sağlık Krizidir
Türkiye’nin farklı bölgelerinde Temmuz 2026 boyunca ve son günlerde art arda orman yangınları yaşanmaktadır. Antalya’da Kumluca Yazır, Alanya Sapadere ve Kaş Üzümlü; Muğla’da Seydikemer Bayır; Balıkesir’de Edremit Altınoluk, Gömeç ve Ayvalık Sarımsaklı; Çanakkale’de Saraycık ve Ahmetçe; Yalova’da Armutlu; İzmir’de Menemen; Bilecik’te Pazaryeri-Demirköy hattından yangın ve yangın riski bilgileri gelmektedir. Bazı bölgelerde yerleşim alanlarının, sağlık kurumlarının, yolların ve geçim alanlarının tehdit altında kaldığı; tedbir amaçlı tahliyeler yapıldığı, yangınların rüzgâr, düşük nem, sarp arazi yapısı ve kuraklık koşulları nedeniyle hızla yayıldığı basın organlarından ve sosyal medyadan görülebilir hale gelmiştir.
Orman yangınlarıyla ilgili tekrar “sıcak hava”, “rüzgâr”, “düşük nem” ya da “insan hatası” söylemleri sıkça dile getirilmeye başlamıştır fakat bu söylemler ne orman yangınlarının asli sebepleridir ne de sonuçlarına karşı alınacak önlemlere katkı sağlayabilir. Bu söylemler, sorumluluğu doğaya yükleyerek “Elden bir şey gelmez”imasına yönelik açıklamalar olarak kabul edilmelidir. Elbette iklim krizinin derinleştirdiği kuraklık, sıcak hava dalgaları ve kuvvetli rüzgârlar yangın riskini artırmaktadır. Meteorolojik yangın riski sıcaklık, bağıl nem, yağış, rüzgâr hızı ve yönü gibi değişkenlerle yakından ilişkilidir. Ancak yangının afete dönüşüp dönüşmeyeceğini belirleyen şey, yalnızca hava koşulları değildir; orman ekosistemlerinin nasıl yönetildiği, enerji nakil hatlarının bakımının yapılıp yapılmadığı, orman-kent arayüzünde yapılaşmanın nasıl geliştiği, yangın öncesi risk azaltma çalışmalarının yürütülüp yürütülmediği, yerel toplulukların bilgilendirilip bilgilendirilmediği, müdahale ekiplerinin yeterli personel ve donanımla korunup korunmadığı ve tahliye-sağlık-sosyal hizmet planlarının hazır olup olmadığıdır. Doğanın bilinen durumuna karşı topluma nasıl destek verildiği, kamu hizmetlerinin organizasyonu kilit meseledir.
Ormanlar yalnızca ağaç topluluğu değildir. Orman; hava, su, toprak, biyoçeşitlilik, tarım, hayvancılık, geçim, barınma, kültürel bellek ve ruhsal iyilik halidir. Yanan da bu sebeple yalnızca ağaç değildir; orman işçilerinin emeği, köylülerin üretim alanları, hayvanların yaşam ortamları, çocukların geleceği, yaşlıların güven duygusu, kronik hastaların soluyabildiği hava ve toplumun ortak yaşam alanı yanmaktadır. Bu nedenle orman yangınları yalnızca Orman Genel Müdürlüğü’nün ya da itfaiyenin müdahale başlığı değil; sağlık, sosyal hizmet, çalışma yaşamı, çevre sağlığı, yerel yönetim, tarım, hayvancılık, enerji, ulaşım ve kentleşme politikalarını birlikte ilgilendiren bir halk sağlığı sorunu haline gelmektedir.
Toplumsal olan bu sağlık sorunun bireysel etkileri de çok önemlidir. Dünya Sağlık Örgütü, orman yangını dumanının çeşitli hava kirleticilerinden oluştuğunu ve partikül maddenin temel halk sağlığı tehdidi olduğunu belirtmektedir. Duman, yangın alanından çok uzaktaki yerleşimlerde de hava kirliliğini artırabilir; ince partiküller akciğerlerin derinlerine ve kan dolaşımına ulaşarak solunum ve kalp-damar sistemi üzerinde ciddi etkiler yaratabilir. Çocuklar, yaşlılar, gebeler, astım-KOAH gibi solunum hastalığı olanlar, kalp-damar hastalığı bulunanlar, engelliler, açık havada çalışanlar ve yangınla mücadele eden emekçiler özel risk altındadır. Türk Tabipleri Birliği olarak hazırladığımız bilgi notunda (https://t.co/YtUKVwq8Tz) bu konu ayrıntılandırılmıştır.
Bu süreçte başta müdahale eden orman işçileri, itfaiyeciler, sağlık emekçileri; AFAD, UMKE, 112, jandarma, belediye çalışanları; gönüllüler ve yerel destek ağları olmak üzere yangın dumanına maruz kalma riski yüksek vatandaşların sağlığı da öncelikli bir kamusal sorumluluktur. Yangın sahasında çalışanlar yalnızca alevle değil; duman, karbonmonoksit, yoğun sıcaklık, susuzluk, uzun çalışma saatleri, düşme-çarpma, yanık, psikososyal yük ve tükenmişlikle de karşı karşıyadır. NIOSH/CDC, açık alanda çalışanların yangın dumanı maruziyetini önemli bir işçi sağlığı riski olarak ele almakta; uzun süreli ve yoğun duman maruziyetinde koruyucu önlemlerin zorunlu olduğunu vurgulamaktadır. Unutulmamalıdır ki, yangına müdahale eden ekiplerin sağlığıyla ilgili her şey işçi sağlığı ve iş güvenliği kapsamındadır.
Kamu otoritelerine çağrımız açıktır: Yangın yönetimi yalnızca söndürme kapasitesinin duyurulmasına indirgenmemelidir. Yangın öncesi risk azaltma, yangın sırasında halk sağlığının korunması ve yangın sonrası ekolojik-toplumsal onarım birlikte planlanmalıdır. Orman yangınlarının ardından “soğutma çalışmaları sürüyor” cümlesiyle yetinilemez. Hangi köyler/mahalleler risk altındadır, kimler tahliye edilmiştir, hangi sağlık kurumları etkilenmiştir, hava kalitesi hangi düzeydedir, yaşlılar ve kronik hastalar nasıl izlenmektedir, yangın alanında çalışan emekçilere hangi koruyucu donanım sağlanmıştır, hayvanlar ve tarımsal üretim nasıl korunmaktadır, yangın sonrası alanların imara, madenciliğe, turizme veya ranta açılmayacağı nasıl güvence altına alınmaktadır sorularına şeffaf yanıt verilmelidir.
Acil olarak;
1⃣ Yangın bölgelerine ilişkin anlık, yerel ve doğrulanabilir kamu bilgilendirmesi yapılmalı; tahliye, dönüş ve sağlık riskleri açık biçimde paylaşılmalıdır.
2⃣ Yangın dumanından etkilenen yerleşimlerde hava kalitesi izlenmeli, riskli gruplar için temiz hava alanları ve geçici güvenli barınma olanakları sağlanmalıdır.
3⃣ Hastaneler, aile sağlığı merkezleri, evde sağlık hizmetleri, yaşlı bakım merkezleri, engelli hizmetleri ve sosyal hizmet birimleri için yangın ve tahliye planları güncellenmelidir.
4⃣ Yangın sahasında çalışan tüm emekçilere uygun kişisel koruyucu donanım, solunum koruması, dinlenme, su, beslenme, vardiya düzeni ve psikososyal destek sağlanmalıdır.
5⃣ Enerji nakil hatları, trafo merkezleri, yol kenarları, atık alanları, mesire alanları ve orman-kent arayüzündeki riskler bağımsız ve düzenli olarak denetlenmelidir.
6⃣ Yangınlardan etkilenen köylerde tarım, hayvancılık, arıcılık, zeytinlik, sera, ev ve geçim kayıpları sosyal koruma kapsamında desteklenmelidir.
7⃣ Yanan alanların hiçbir koşulda imara, madenciliğe, turizm yatırımına veya rant projelerine konu edilmeyeceği hukuken ve fiilen güvence altına alınmalıdır.
8⃣ Yerel yönetimler, meslek örgütleri, sendikalar, köylüler, ekoloji örgütleri ve bilim insanları yangın öncesi ve sonrası karar süreçlerine dahil edilmelidir.
Orman yangınları kader değildir. Yangınları büyüten yalnızca rüzgâr değildir; önlemsizlik, plansızlık, denetimsizlik, ekolojik tahribat ve kamusal hizmetlerin zayıflatılmasıdır. Yangınla mücadele, yalnızca alevleri söndürmek değil; yaşamı, sağlığı, emeği, ormanı ve toplumun geleceğini korumaktır.
Türk Tabipleri Birliği Olağandışı Durumlarda Sağlık Hizmetleri Kolu
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
👇
https://t.co/NwBdb7iI48
Halkın İradesine Yönelik Siyasi Müdahaleler Kabul Edilemez: Demokrasi ve Özgürlükler Mücadelemizden Vazgeçmeyeceğiz
Seçilmiş belediye başkanlarına, belediye yöneticilerine ve muhalefet temsilcilerine yönelik giderek artan tutuklamalar ve kayyum uygulamaları; halkın sandıkta ortaya koyduğu iradeyi ve seçme-seçilme hakkını sistematik biçimde hedef almaktadır. Gelinen aşamada, milyonlarca yurttaşın oylarıyla oluşan yerel yönetim iradesinin önemli bir bölümü fiilen ortadan kaldırılmış; demokratik temsil hakkı yargı süreçleri aracılığıyla işlevsizleştirilmiştir.
Siyasal rejimin toplum üzerindeki baskısını her geçen gün daha da artırdığı bu süreçte; ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü ve seçme-seçilme hakkı başta olmak üzere temel hak ve özgürlükler sistematik biçimde aşındırılmaktadır. Demokratik denetim mekanizmalarının zayıflatıldığı, yargının siyasetin aracı hâline getirildiği bir ortamda toplumsal barışın, adalet duygusunun ve geleceğe güvenin korunması mümkün değildir.
Sağlığın temel önkoşullarından biri demokratik, barışçıl ve hukukun üstünlüğüne dayalı bir toplumsal düzendir. Demokrasiye yönelik her müdahale, yalnızca siyasal yaşamı değil; toplumun ruhsal, sosyal ve fiziksel iyilik hâlini de olumsuz etkilemektedir.
TTB olarak halkın iradesine yönelik antidemokratik uygulamaları kabul etmiyoruz. Hukukun üstünlüğünün, masumiyet karinesinin ve adil yargılanma hakkının eksiksiz uygulanmasını; seçilmişlere ve kamu görevlilerine yönelik süreçlerin siyasi müdahalelerden arındırılmasını talep ediyoruz.
Ülkemizin ihtiyaç duyduğu şey, baskının ve kutuplaşmanın derinleştirilmesi değil; demokrasi, hukuk, toplumsal barış ve eşitlik temelinde ortak bir geleceğin inşa edilmesidir. Tüm demokratik kamuoyunu, emek ve meslek örgütlerini, halkın iradesine ve temel hak ve özgürlüklere sahip çıkmaya; demokratik bir Türkiye mücadelesini birlikte büyütmeye çağırıyoruz.
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
🔗 https://t.co/heIocM9pkj
İtirazlarımız İlk Sonucunu Verdi, Yabancı Uyruklu Asistan Hekimlerin Emeğini Yok Sayan Düzenleme Geri Çekildi
Türk Tabipleri Birliği olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda görüşmelerine başlanan Yükseköğretim Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin üç maddesine ilişkin kamuoyuna duyurduğumuz, ilgili komisyona ilettiğimiz, hekim milletvekilleri ile paylaştığımız itirazlarımız ilk sonucunu vermiştir.
Teklifin, yabancı uyruklu kontenjanından tıpta uzmanlık eğitimi alan hekimlerin döner sermaye ek ödemelerinden dışlanmasını öngören 1’inci maddesi geri çekilmiştir.
Aynı işi yapan hekimler arasında yurttaşlık temelinde ücret ayrımı yaratan; bu bağlamda eşitlik ilkesine, ayrımcılık yasağına, ulusal ve uluslararası mevzuat ile Anayasa Mahkemesi kararlarına aykırı olan düzenlemenin geri çekilmesini memnuniyetle karşılıyoruz. Bu, hekimlerin ve hukukun ortak kazanımıdır.
Öte yandan aynı kanun teklifinin nitelikli tıp eğitimini ve yükseköğretim kurumlarında görev yapan hekimleri tehdit eden 15 ve 26’ncı maddelerine ilişkin itirazlarımız geçerliliğini korumaktadır:
📌 Hastanesi olmayan tıp fakültelerine ek süre tanımak, nitelikli eğitim ve nitelikli sağlık hizmetini bir kez daha ertelemektir.
📌 Öğretim elemanlarına güvenlik soruşturması, akademik özgürlüğe ve bilimsel özerkliğe doğrudan müdahaledir.
Bu doğrultuda tüm milletvekillerini itirazlarımızı dikkate alarak teklifin 15 ve 26'ncı maddelerini de metinden çıkarmaya davet ediyoruz.
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
👇
https://t.co/QB14lhywxq
Basın ve ifade özgürlüğü; sağlıklı bir toplumun, demokrasinin ve temel insan haklarının vazgeçilmez temelidir. Gazetecilerin haber faaliyetleri ve sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek gözaltına alınması, tutuklanması ve yargı tehdidiyle susturulmak istenmesi kabul edilemez. Bu uygulamalar, yalnızca basına değil, aynı zamanda halkın gerçekleri öğrenme ve doğru bilgi alma hakkına yöneltilmiş açık bir müdahaledir.
Gerçeğin peşinde koşanların susturulduğu bir düzende ne toplumsal barıştan ne de halk sağlığından söz edilebilir. Çünkü şeffaf, denetlenebilir ve özgür bir kamusal alan; salgınlardan afetlere, yoksulluktan çevre sorunlarına kadar her alanda halk sağlığının koruyucu kalkanıdır.
24 Temmuz Basın Özgürlüğü için Mücadele Günü dolayısıyla TTB olarak, gözaltına alınan ve tutuklanan gazetecilerin derhal serbest bırakılmasını talep ediyor; basın ve ifade özgürlüğünü savunmaya, meslek örgütleriyle dayanışma içinde olmaya devam edeceğimizi kamuoyuna duyuruyoruz.
Türk Tabipleri Birliği ve 58 Tabip Odasından Ortak Açıklama:
Hekimlik, Tutuklama Tehdidi Altında Yapılamaz!
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi ve aşağıda imzası bulunan tabip odaları olarak; Şanlıurfa'da bir hastanın yaşamını yitirmesine ilişkin soruşturmada kadın hastalıkları ve doğum uzmanı bir meslektaşımızın hukuksuz bir şekilde tutuklanmasını, hekimlik mesleğinin bilimsel ve hukuki güvenceleri bakımından kabul edilemez buluyoruz!
Her şeyden önce yaşamını yitiren yurttaşımızın ailesine başsağlığı diliyoruz. Bir hastanın ölümü her yönüyle araştırılmalı, tıbbi süreç eksiksiz biçimde incelenmeli, varsa sorumluluklar ortaya çıkarılmalıdır.
Bir hekim hakkında kusur değerlendirmesi yapılırken hastanın durumu, hastalığın seyri ve uygulanan işlemler birlikte ele alınmalıdır. İstenmeyen bir sonuç, tek başına hekimin kusurlu olduğu anlamına gelmez. Ön inceleme tamamlanmadan ve kanunda öngörülen özel soruşturma usulü işletilmeden; meslektaşımız hakkında soruşturma yürütülmesi ve tutuklama dâhil herhangi bir koruma tedbirine başvurulması kabul edilemez. Tutuklama bir ceza değil, yalnızca istisnai koşullarda başvurulabilecek bir tedbirdir ve hiçbir biçimde cezalandırma, kamuoyunu yatıştırma ya da baskı aracına dönüştürülemez.
Meslektaşımızın tahliyesini olumlu karşılamakla birlikte, bir hekimin, bilimsel bir değerlendirme yapılmadan yalnızca mesleğini icra ettiği için özgürlüğünden yoksun bırakılması, tüm hekimler üzerinde ağır bir baskı oluşturur.
Bu nedenle;
📌 Hekimleri suçlu ilan eden söylem ve uygulamaların, sağlıkta şiddeti besleyen bir zemin yarattığının görülmesini, hekimlerin can güvenliğinin ve mesleki huzurunun korunmasını,
📌 Tıbbi uygulamalara ilişkin soruşturmalarda özel soruşturma usulünün ve soruşturma izni şartının eksiksiz uygulanmasını,
📌 Hekimlerin masumiyet karinesine, kişi özgürlüğüne ve adil yargılanma hakkına sürecin her aşamasında saygı gösterilmesini,
📌 Zorunlu soruşturma izni alınmadan adli süreç başlatılmış ve koruma tedbirine başvurulmuş olmasının açık bir hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edilmesini; bu sürecin nasıl işlediğinin ve sorumluluğun yetkili merciler tarafından değerlendirilmesini ve kamuoyuna açıklanmasını talep ediyoruz.
Hekimliğin yargılanma ve cezalandırılma korkusuyla yürütülmesi, hekimleri ağır ve riskli hastalardan uzaklaştırıp, savunmacı tıbbı daha da yaygınlaştıracak, bu durumdan en çok da sağlık hizmetine gereksinim duyan hastalar zarar görecektir. Hekimlerin mesleki uygulamaları nedeniyle peşinen suçlu sayılmasına, tutuklamanın fiilî bir cezaya dönüştürülmesine karşı ortak tutumumuzu koruyacağız. Süreci sonuna kadar takip edeceğiz.
Hiçbir meslektaşımız yalnız değildir.
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
Adana Tabip Odası
Adıyaman Tabip Odası
Afyonkarahisar Tabip Odası
Ağrı-Kars-Ardahan-Iğdır Tabip Odası
Ankara Tabip Odası
Antalya Tabip Odası
Aydın Tabip Odası
Balıkesir Tabip Odası
Bartın Tabip Odası
Batman Tabip Odası
Bitlis Tabip Odası
Bolu-Düzce Tabip Odası
Bursa Tabip Odası
Çanakkale Tabip Odası
Çorum Tabip Odası
Denizli Tabip Odası
Diyarbakır Tabip Odası
Edirne Tabip Odası
Elazığ-Tunceli-Bingöl Tabip Odası
Eskişehir-Bilecik Tabip Odası
Gaziantep-Kilis Tabip Odası
Giresun Tabip Odası
Hatay Tabip Odası
Isparta-Burdur Tabip Odası
İstanbul Tabip Odası
İzmir Tabip Odası
Kahramanmaraş Tabip Odası
Karabük Tabip Odası
Karaman Tabip Odası
Kastamonu-Çankırı Tabip Odası
Kayseri Tabip Odası
Kırıkkale Tabip Odası
Kırklareli Tabip Odası
Kırşehir Tabip Odası
Kocaeli Tabip Odası
Kütahya Tabip Odası
Malatya Tabip Odası
Manisa Tabip Odası
Mardin Tabip Odası
Mersin Tabip Odası
Muğla Tabip Odası
Muş Tabip Odası
Nevşehir Tabip Odası
Ordu Tabip Odası
Osmaniye Tabip Odası
Rize-Artvin Tabip Odası
Sakarya Tabip Odası
Samsun Tabip Odası
Siirt Tabip Odası
Sinop Tabip Odası
Sivas-Erzincan Tabip Odası
Şanlıurfa Tabip Odası
Şırnak Tabip Odası
Tekirdağ Tabip Odası
Trabzon Tabip Odası
Uşak Tabip Odası
Van-Hakkari Tabip Odası
Zonguldak Tabip Odası
👇
https://t.co/mOG1SdyQGA
📢 Artık Threads'teyiz!
Bursa Tabip Odası'nın güncel duyurularını, sağlık gündemine ilişkin değerlendirmelerini ve meslektaşlarımızı ilgilendiren gelişmeleri anlık olarak takip etmek için bizi Threads'te de takip edebilirsiniz.
https://t.co/4Ekk9X06by
🎓 BTO’dan Tıp Öğrencilerine Burs Desteği
Bursa Tabip Odası, geleceğin hekimlerine umut olmaya; hekimlerin sesi, meslek onurunun savunucusu ve halk sağlığının güvencesi olmaya devam ediyor.
Birlikteyiz, çünkü birlikte güçlüyüz. Bugün, yarın ve her zaman hekimlerin yanındayız.
Acı Kaybımız
Dr. Ayşe Mağdala yaşamını yitirmiştir.
Cenazesi bugün (21 Temmuz 2026) ikindi namazında Hoca Alizade Camii’nden kaldırılacak, Pınarbaşı Mezarlığı’nda defnedilecektir.
Ailesine ve tüm sağlık camiasına başsağlığı dileriz.
Şanlıurfa’da Tutuklanan Meslektaşımız Tahliye Oldu:
Hekimlerin Haklarını ve Hekimlik Mesleğinin Saygınlığını Savunmaya Devam Edeceğiz
Şanlıurfa’da tutuklanan meslektaşımız hakkında tahliye kararı verilmiştir.
Türk Tabipleri Birliği olarak; ilk andan itibaren Şanlıurfa Tabip Odası, meslektaşımızın ailesi ve avukatıyla iletişim içinde süreci yakından takip ettik. Hukuk büromuz ile hukuki sürece destek vererek çalışmalara katkı sunduk.
Konuya ilişkin yaptığımız açıklamada, bilimsel ve hukuki incelemeler tamamlanmadan tutuklama tedbirine başvurulmasının ceza muhakemesinin temel ilkeleriyle bağdaşmadığını vurgulamıştık. Meslektaşımız hakkında verilen tahliye kararını memnuniyetle karşılıyoruz.
İlk andan itibaren dayanışma gösteren Şanlıurfa Tabip Odası yönetimine, hukuki süreci yürüten avukatlarımıza ve desteklerini esirgemeyen tüm meslektaşlarımıza teşekkür ediyoruz.
Hiçbir meslektaşımız yalnız değildir. Türk Tabipleri Birliği olarak sürecin takipçisi olmaya, meslektaşlarımızın haklarını ve hekimlik mesleğinin saygınlığını savunmaya devam edeceğiz.
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
👇
https://t.co/l8BxBjQUsN
Şanlıurfa’da Tutuklanan Meslektaşımız Derhal Serbest Bırakılmalıdır!
Şanlıurfa’da özel bir hastanede sezaryenle doğum yaptıktan sonra durumu ağırlaşan ve sevk edildiği Harran Üniversitesi Hastanesi’nde yaşamını yitiren hastaya ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında, kadın hastalıkları ve doğum uzmanı bir meslektaşımızın tutuklandığını öğrenmiş bulunuyoruz. Her şeyden önce yaşamını yitiren yurttaşımızın ailesine ve yakınlarına başsağlığı diliyoruz.
Bu ölümün bütün yönleriyle araştırılması, tıbbi sürecin eksiksiz biçimde incelenmesi ve varsa sorumlulukların ortaya çıkarılması gerektiği açıktır; ancak tıbbi uygulamalar değerlendirilirken sonuçla yetinilmemeli, hastanın klinik durumu, hastalığın seyri ve yapılan tıbbi işlemler bir bütün olarak ele alınmalıdır. Kusur ve nedensellik bağı, ilgili uzmanlık alanlarından bağımsız bilirkişilerce tüm kayıtlar incelendikten sonra belirlenmelidir.
Kamuoyuna yansıyan sınırlı bilgiler olayın tıbbi yönü hakkında kesin bir değerlendirme yapmaya elverişli değildir. Bilimsel ve hukuki incelemelerin henüz tamamlanmamış olması ve kanunda öngörülen özel soruşturma usulünün işletilip işletilmediğinin bilinmemesi karşısında, meslektaşımız hakkında tutuklama tedbirine başvurulması ceza muhakemesinin temel ilkeleri yönünden ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.
3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’nun Ek 18’inci maddesi uyarınca, özel sağlık kuruluşlarında görev yapan hekimler hakkında, mesleki faaliyetleri kapsamında yürütülen soruşturmalarda 4483 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde Mesleki Sorumluluk Kurulundan soruşturma izni alınması zorunludur.
Öte yandan, meslektaşımıza isnat edilen suç kapsamında genel hükümlere göre soruşturma yürütülmesinin söz konusu olamayacağı değerlendirilmektedir. Bu nedenle, yetkili makamlar tarafından anılan özel soruşturma usulünün işletilip işletilmediğinin kamuoyuna açıklanması gerekmektedir. Aksi hâlde, soruşturma izni alınmaksızın gerçekleştirilen ifade alma, gözaltı ve tutuklama gibi işlemler hukuka aykırı hale gelmektedir.
Bununla birlikte, özel soruşturma usulü işletilmiş olsa dahi bu durum tutuklamanın koşullarının oluştuğu anlamına gelmemektedir. Çünkü tutuklama bir ceza değil, yalnızca istisnai hâllerde başvurulabilecek bir koruma tedbiridir. Bu nedenle meslektaşımız hakkında verilen tutuklama kararının somut deliller, tutuklama nedenleri ve ölçülülük ilkesi çerçevesinde yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir.
Soruşturmanın; masumiyet karinesi, adil yargılanma hakkı ve tıp biliminin gerekleri gözetilerek, hukuka ve hakkaniyete uygun şekilde yürütülmesini bekliyor; meslektaşımızın tutukluluk hâline derhâl son verilmesini talep ediyoruz.
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
👇
https://t.co/4aOoJhDM5K
📢 Artık Threads'teyiz!
Bursa Tabip Odası'nın güncel duyurularını, sağlık gündemine ilişkin değerlendirmelerini ve meslektaşlarımızı ilgilendiren gelişmeleri anlık olarak takip etmek için bizi Threads'te de takip edebilirsiniz.
https://t.co/4Ekk9X06by
Dr. Ekrem Karakaya'yı Saygıyla Anıyoruz
Dr. Ekrem Karakaya'nın aramızdan ayrılışının yıl dönümünde onu saygı ve özlemle anıyoruz.
#SağlıktaŞiddetSonaErsin
Bursa Tabip Odası Yönetim Kurulu
ACI KAYBIMIZ
Dr. Ahmet Gündüzalp yaşamını yitirmiştir. Cenazesi bugün (2 Temmuz 2026) ikindi namazında Bursa Edebali Camii’nden kaldırılacak, Hamitler Kent Mezarlığı’na defnedilecektir.
Ailesine ve tüm sağlık camiasına başsağlığı dileriz.
Bursa Tabip Odası Yönetim Kurulu