Bir okuyucum sosyal medyadan mesaj yazıp kitap istemişti. Ben de bir tane kitabı imzalayıp kargoya gittim. Parasını verip kitabı o kişiye gönderdim. İş yerine dönerken çok mutluydum. Niye dersiniz? Bir kişiye karşılıksız iyilik ettiğim için, değil mi? Maalesef hayır!
Duygularımı sorguya çektim ve biraz zor olsa da mutluluğumu tetikleyen asıl şeyin şu olduğunu anladım; Bu kişi kitabı alacak, “Vay be, ne kadar iyi bir adammış” diyecek. Belki sosyal medyada beni öven birkaç cümleyle kitabın fotoğrafını paylaşacak… Falan filan…
Ve ikinci olay;
Yıllar önce iş yerinde çalışan ve maddi durumu iyi olmayan birisine yardım için biraz para verdim. Parayı verirken de “Bu parayı bir hayır sahibi ihtiyacı olanlara vermem için bana vermişti. Ben de sana veriyorum” dedim. Madem bir hayır yapıyoruz tam olsun, bir elimizin verdiğini öbür elimiz bilmesin hesabı...
Ama bunları söylerken bir yandan da içimden “İnşallah durumun aslında böyle olmadığını ve parayı bizzat benim verdiğimi anlar” diye düşünüyordum. Nasıl bir saçmalıksa artık?
Sonuç; İyi insan olmak da gerçekten hiç kolay bir iş değil. Ölen hayvanlara ağlayarak, savaş karşıtı sloganlar atarak veya birilerine yardım ederek iyi insan olunmuyor. İyilik bir olma hâli. Eğer insan henüz olmamışsa ve boşlukları dolmamışsa, yapılan iyiliklerde hep gizli bir gündem oluyor. O gizli gündem de apaçık nefsi beslemek oluyor.
Not: Bu bölümü yazarken de içimdeki ses şöyle dedi. “Şimdi bunu okuyanlar, kendimi bu kadar rahat eleştirebildiğim için beni acayip takdir edecekler.”
Bu ne ya!