“Maşukların âşıklara olan meyli, gizli ve örtülüdür. Âşıkların meyli ise, iki yüz davul ve zurna ile ilan edilmiş gibi meşhurdur.”
Mesnevî-12253. beyit
Eğer sen benden incinirsen, ben, kendi canımdan incinirim, bıkarım, usanırım!
Ey her şeyi güzel olan sevgili; bana can da, gönül de sana kurban etmek için verildi!
Sen, gönlünün incindiğini söylemiyorsun; ama ben, o incinişi canımın içinden duyuyorum!
Benim baharım geçer gider, gönlümdeki gül bahçesi de dikenlerle dolarsa, ben, bunu nasıl olur da bilmem?
Senin yolunda toprak olmayan beden, yılancı sepeti olsun; senin yolunda toprak olmayan can da, yılan kesilsin!
(Divan-ı Kebir)
Şâfiî fakihlerinden İmâm Şa’rânî (rh.a.), «el-Uhûdü’l-Kübrâ» adlı eserinin, «Vaadimizden Dönmemek» konu başlıklı bölümde şöyle buyuruyor:
“Bu ahidle amel etmek isteyenler, öğüt verici, uyarıcı, doğru bir şeyhin yolunu izlemeye ve onun mânevî yardımından faydalanmaya muhtaçtırlar. Şeyhi, o kimseyi elinden tutarak karanlıklardan aydınlığa çıkarmasını bilir. O vakit o kimse bir Müslümanın kıymet ve büyüklüğünü anlamış olur. Her vaadini ve sözünü yerine getirmeye çalışır. Tersine davranmaz. Hıyânetin ne ölçüde utanç verici bir amel olduğunu hissetmiş olduğundan kimseye hıyânet etmez. Mal ve söz verme yönünden de kötü bir davranışta bulunmaz. Bir şeyhe bağlanmayanlar ve Allah'ın yollarından bir yola girmeyenler, Allah kendilerini korumayacağından dolayı her an ilâhî yasaklara aykırı davranarak ve bu sınırları aşarak hıyânete düşeceklerini bilmelidirler.
Mürşidi olmayanın mürşidi şeytandır. Bunu böyle bilmelisin!"
| Şa'rânî, el-Uhûdü'l-Kübrâ, Sf: 994.
Ebû Erâke anlatıyor:
Hz. Ali sabah namazını kıldı ve güneş bir mızrak boyu yükselinceye kadar oturduğu yerde kaldı. Sanki bir sıkıntısı vardı. Sonra şöyle dedi:
“Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) ashâbında öyle bir davranışlar gördüm ki, onlara benzeyen başka kimseyi görmedim. Onlar, toz toprak içinde sararmış solmuş bir şekilde sabah ederlerdi. Gözleri keçilerin dizi gibi şişmiş olurdu. Geceyi Allah’ın Kitabı’nı okuyarak, ayakları ile alınları arasında gidip gelerek geceyi geçirmiş olurlardı. Allah’ın adı anıldığında, ağacın rüzgârlı bir günde sallandığı gibi sallanırlardı. Vallahi elbiseleri ıslanıncaya kadar gözlerinden yaş sel olurdu. Vallahi insanlar sanki bundan gafil kaldılar.”
[İbn Kesîr, el-Bidâye ve'n-Nihâye, Cilt: 8, Sf: 6; Ebû Nuâym, Hilyetü'l-Evliyâ ve't-Tabakâtü'l-Asfiyâ, Cilt: 1, Sf: 76; Kettânî, et-Terâtibü’l-İdâriyye, Cilt:2, Sf: 143
Rasûlullah(s.a.v) şöyle buyurdu:
“Allah Teâlâ’nın kuluna en yakın olduğu zaman, gecenin son saatleridir. Yapabiliyorsan, o saatte Allah’ı zikredenlerden ol!”
Nesâî, Mevâkîtü’s-Salât, 35
İbn Hazm, «Merâtibü’l-İcmâ» adlı kitabında fukahâya hücum ederek şöyle der:
"Fakihler; deliller ve hüccetler karşısında sıkışıp kendi bozuk görüşlerini terk etmek zorunda kaldıklarında, sırf inatlarından ve yaygara koparmak için bu meselelere ‘icmâ’ adını takmışlardır!"
İbn Teymiyye, «Nakdu Merâtibi’l-İcmâ» adlı reddiyesinde İbn Hazm’ın bu haksız yaklaşımı şu şekilde eleştirir:
"İlim ve din ehli olan âlimler bile bile hakka karşı inatlaşmazlar! Ancak bir âlim, bir meseledeki ihtilaf kendisine ulaşmadığı için o konuda icma olduğunu zannedebilir; ya da gerçekte var olan bir icmadan haberdar olmayabilir.
Âlimlerin nassları (ayet ve hadisleri) delil getirmedeki durumu da böyledir: Kimi zaman bir nass bir imama hiç ulaşmaz; kimi zaman da bir nassın var olduğunu zanneder ama o rivayet aslında zayıf veya mensuhtur.
Kaldı ki İbn Hazm, fakihleri ne ile itham ettiyse bizzat kendisi o duruma düşmüştür! Zira İbn Hazm, bizzat bu kitabında 'burada kesin icma vardır' dediği bazı meseleleri, diğer eserlerinde bizzat kendisi terk etmiş ve icmaya aykırı fetva vermiştir!"
| İbn Teymiyye, Nakdu Merâtibi’l-İcmâ, Sf: 286.
İstanbul’un mânevî fâtihi, «Akşemseddîn» adıyla meşhûr, allâme Muhammed b. Hamza (r.h.) buyurdu ki:
"Zikreden kimse zikir esnâsında yaptığı bir şeyden sorumlu tutulmaz. Ashâb-ı kirâm zikrederken ağaçların rüzgarda sallandığı gibi sallanırlardı. Şeyh Ebü’l-Hasan Harakânî (rh.a.) şöyle demiştir: «Adam şudur ki ‘Allah’ dediği zaman baştan ayağa sarsılır. Eğer böyle değilse adam değildir»”
| Akşemseddîn, Risâle fi’z-Zikr ve’l-Âdâbihâ ve’l-Efdâlihâ, Sf: 45.