1997 yılında Ayazağa’da Cendere Deresinde meydana gelen selde, EVYAP’ın Sabun fabrikasında mahsur kalan 90 kişiyi kurtarmıştık. AKUT’un ilk dönem operasyonlarından biri ve ilk Sel operasyonumuzdu.
İtfaiye ve Sivil Savunma bölgeye botlarıyla gelmişlerdi. Fotoğrafta kullandığımız bot onların botuydu. Hemen botlarını sel suyuna indirdiler ancak sel suyunda su soğutmalı motorlar kullanılmaz çünkü sel suyu deniz gibi göl gibi temiz ve homojen bir yapıda değildir, içinde her yerden önüne katıp getirdiği her tür obje, dal, eşya, çamur, pislik vb vardır ve bunlar da su soğutmalı motorları tıkar.
Neticede iki ekip de motorları dakikalar içinde bozulunca hareket edemez hale gelmişlerdi.
Biz de dağcılıktan getirdiğimiz ip kullanma becerimiz ve problem çözme yeteneğimize güvenerek onlardan bir botu bir deneme için ödünç istedik. Yanımızdaki uzun statik ipin bir ucunu bulunduğumuz yere sabitleyip diğer ucunu botla ilerledikçe açarak yavaş yavaş fabrikanın içine doğru ilerlemeye başladık.
Benim gibi AKUT’un kurucularından olan Memet Tanrısever’le küreksiz bir şekilde metre metre botu ilerletmek için kullanabileceğimiz ağaç, duvar kenarı, parmaklık, direk gibi her sabit nesneyi kullanarak bir sonrakine ulaştık ve kısa sürede işçilerin mahsur kaldığı bölüme vardık.
İpimizi bu uçtan da sabitledikten sonrası çok hızlı ilerledi. Orada bulunan herkesin şaşkın bakışları altında 90 işçiyi grup grup kurduğumuz sabit hat yardımıyla botla taşıyarak ekip arkadaşlarımıza ulaştırdık.
1997’de bölgenin nasıl ciddi şekilde sel riskine açık olduğunu Allah’tan can kaybı olmadan bütün İstanbul öğrenmişti.
Buna rağmen 30 yıl sonra rant hırsı yüzünden aynı yerde bugün çok daha ağır maddi ve manevi kayıplar yaşamamıza, can kaybı vermemize ne demem gerekir bilemiyorum.
ANKARA TULUMTAŞ’ta bulunan LÖSEV - LÖSEMİLİ ÇOCUKLAR KÖYÜMÜZ ACİL YARDIM BEKLİYOR
Çarpık kentleşme ve su akım yollarının barikatlarla tıkanması sonucu şiddeti Yağmur suyunda
ilk kez
LÖSEMİLİ ÇOCUKLAR SEL SULARI ALTINDALAR .
Maddi zarar çok büyük ve acil su akım yolları açılmalı
Ben de rahmet dilemek isterdim ölünüzün arkasından ama merhametime kayyum atanmış, vicdanıma erişim engeli gelmiş, duygularıma da yayın yasağı koyulmuş, maalesef… 🤦🏻♂️
Üsküdar Belediye Başkan vekilliği seçimini AK Partili Dündar Ziya Gültekin kazandığında CHP'li Güllü Saran ne demişti?
Allah nasip etmesin size!
#Üsküdar
Son yıllarda sinirlendiğim, kızdığım, kırıldığım şeyleri yapanlarla durumu konuşmuyorum çünkü insanlara ne söylersen söyle aynı tas aynı hamam. Ama bu susma hali bende ciddi bir birikim yaratıyor artık. HEPİNİZİ SKERİM ULAN noktasına 🤏🏽 kadar kaldı.. Biline
“Herhalde öldürdüğüm sivrisineklerin bedelini ödüyorum burada. Çünkü bunun ötesinde hayatım boyunca kimseye bir kötülük yapmadım, kimsenin hakkını yemedim.”
Cuma günü Silivri Cezaevi’nde Mine Özerden’le de sohbet ettik. Kamuoyunda oluşturulmaya çalışılan algının aksine, şiddet olaylarıyla en ufak bir ilgisi olmamasına rağmen Gezi davasında 18 yıl hapis cezasına mahkûm edilen Mine Hanım dört buçuk yıldır cezaevinde.
Onu en çok üzen şeylerden biri, uğradığı haksızlığın bedelini yalnızca kendisinin ödememesi: “Dört buçuk yıldır annemin, kızımın, sevdiklerimin hakkı da yeniliyor. Onlara karşı sorumluluklarımı yerine getirme imkânım da elimden alınmış.”
Bir insanı hapsettiğinizde yalnızca onun hayatına müdahale etmiyorsunuz. Anne ve babasının, eşinin, çocuklarının, yakınlarının hayatından da geri getirilemeyecek yıllar alıyorsunuz. Hapsin yol açtığı tahribat, cezaevinin duvarlarıyla sınırlı kalmıyor.
Mine Hanım’a göre asıl mesele kötülüğü kimin yaptığı değil, kötülüğün yapılabiliyor olması. Failleri tek tek saymak bu yüzden yeterli değil. Haksızlığı mümkün kılan düzeni, onu olağanlaştıran alışkanlıkları ve bütün bunlara karşı sessiz kalmanın sonuçlarını da konuşmak gerekiyor.
“Eşyalar kullanılmak, insanlar sevilmek için vardır. Bugün ise eşyalar seviliyor, insanlar kullanılıyor” diyor. “Sürekli siyaset konuşuyoruz, oysa asıl konuşmamız gereken etik.”
İnsanı kendi başına değer taşıyan bir varlık olarak değil, amaçlara ulaşmak için kullanılabilecek bir araç olarak gören anlayışla yüzleşmeden, yaşadığımız hukuksuzlukların kaynağını da yeterince kavrayamayız.
Bir arada durmanın önemini de özellikle vurguladı. Herkesin her konuda aynı düşünmesi, aynı siyasi görüşü paylaşması gerekmiyor. Ama temel hak ve özgürlükler söz konusu olduğunda ortak ilkelerde buluşabilmek, farklılıklarımıza rağmen birbirimizin hukukunu savunabilmek çok önemli.
Ayrılırken aklımda en çok bir cümlesi kaldı: “Bilenin bilmeyene, olanın olmayana borcu vardır.”
Bu söz, özgür olanların özgürlüğünden mahrum bırakılanlara karşı sorumluluğunu da hatırlatıyor. Haksızlığa uğrayanları unutmamak, onların sesini duyurmak ve başkalarının hukukunu da kendi hukukumuz kadar önemsemek, bu sorumluluğun gereği.
Mine Özerden’in ve hukuksuz biçimde özgürlüğünden mahrum bırakılan herkesin bir an önce sevdiklerine kavuşmasını diliyorum.
birine kilitli bir mektup yazıp, açılabilmesi için önceden belirlediğiniz bir koşulun (hava durumu, gök olayları, konum, tarih, saat vb) gerçekleşmesini bekleyen bir uygulama oluşturuyorum. kapalı test sürecine katılmak isterseniz beni çok mutlu edersiniz. adres aşağıda ve bioda: