4 yaşından beri oyunculuk yapan Burcin Terzioğlu bir gün hayatında oyunculuk olmasa seni hayatta tutacak şey ne olur sorusuna cevap veriyor;
* **Burçin Terzioğlu:** "Çok zor. Gerçekten başka bir şey bilmiyorum. Ben bunun cevabını terapide de aradım."
* **Burçin Terzioğlu:** "Dedim ki; ben oyunculuk yapmayınca hiç işe yaramıyor gibi hissediyorum kendimi. Üretmeyince ben kötü hissediyorum kendimi. Ömür boyu böyle mi geçecek? Dedi ki: 'Sakin. Sakin, öyle bir şey değil hayat.'"
* **Burçin Terzioğlu:** "Hala şey yapıyorum; çalışmadığım dönemde kendimi biraz mutsuz hissediyorum. Çünkü set gerçekten benim yaşam alanım. Oraya doğdum, oraya büyüdüm diyorum ya... Ne kadar yorulsam, ne kadar söylensem de çok mutlu oluyorum sette."
* **Burçin Terzioğlu:** "İlla ki bir şeye tutunacağım; dostlarıma tutunuyorum, seyahatlerime tutunuyorum... Tabii ki keyif alacağım bin tane şey yaratıyorum kendime ama hiçbir şey hala setin içinde yaşadığım mutluluğun karşılığı değil gibi."
Yıllar sonra her şey açığa kavuştu Alper Erözer koruması olarak gündem olan beyefendi hakkında;
Kürdandan kolları olan kimse değil. Şöyle; ben yürüyordum alışveriş merkezinde, iki hafta sonra falan abim çıktıktan sonra. Basın geldi, dediler ki: "Alper merhaba, korumanız mı?" dediler. Şimdi ben, o abi benim hem güvenliğimdi, evet, ama aynı zamanda şoförlüğümü yapan bir abiydi o dönem. Şimdi "şoförüm" demek daha iyi, havalı olur diye düşündüm ben de, 17 yaşındaki çocuk aklımla. Ben de "Evet abi, korumam." dedim.
Cem Yılmaz’ın Sertab Erener ve Levent Yüksel ile tanışma hikayesi;
Bir şey anlatacağım. Çok tatlı bir anı. Daha o zamanlar sahneye çıkmıyordum. Çok sevdiğimiz, hepimizin, yani meslektaşlarımın tanıdığı birinden bahsedeceğim; makyöz Suzan Kardeş. Suzan'ın Arnavutköy'de bir meyhanesi vardı.
* Biz o zamanlar karikatür çiziyorduk; ben, benden daha usta olan arkadaşlarım Erdil... Selçuk var mıydı, şimdi yalan olmasın, ben, Erdil, çok gene kıymetli arkadaşlarım Özlem Tekin, Şebnem Ferah.
* Bizler Beyoğlu'nda kemancıdan dolayı tanışıyorduk. Biz Leman'da çiziyorduk, onlar Volvox'ta çalıyorlardı. Herhalde işte söylediğim yıl 94 falan yani, 95 falan yani. Ya da 94'ün sonları.
* Bizi bir vesileyle, galiba Özlem'in mi Şebnem'in, Şebnem'in vesilesiyle olabilir, bekarlığa davet ettiler Suzan'ın meyhanesine. Sertab'la Levent Yüksel de vardı o zaman evli... İçimizde en meşhur onlardı yani. Biz de çalışan çocuklarız yani, karikatür çiziyoruz, sanatla ilgileniyoruz falan filan.
* Meyhane masası işte, güzel böyle bir Yugoslav şeyleri geliyor, böyle işte ne bileyim mezeler mezeler falan filan. Suzancık da arada böyle ut çalacak falan niyetleniyor. Abi bir anlatıyorum! Genciz o zaman, 21 yaşındayım.
* Abi anlatıyorum, herkes yerlerde! Arkadaşız yani ama Sertab'la Levent'e galiba şov yapıyorum, yani onlar da tanısınlar beni diye. Anlatıyorum, anlatıyorum, anlatıyorum, anlatıyorum... Abi hiç kimse ne rakı içiyor ne meze yiyor!
* Mekan da Suzan'ın. Beni kenara çekti, "Selçuk sus lan!" dedi. "Birazcık sus lan! Millet" dedi "rakı içmiyor, bir sus amına koyayım!" dedi.
* Ya hiç unutmuyorum onu ya, kaç... 32 sene olmuş. Ve yani işte hani vardır ya öyle, "o çocuk bendim" falan diye. Orada amatör olarak ilk, yani son defa bedava, son defa masada konuşmuş oldum.
Mobil oto kuaför hizmetinden memnun kalan bir kadın, ustaya kendi elleriyle hazırladığı kahvaltıyı ikram etti. Güvenlik görevlilerinin müdahalesine rağmen işini bitiren usta ile müşterinin bu samimi diyaloğu izlenme rekorları kırıyor;
* **David:** "Nasılsın? Tanıştığımıza memnun oldum, ben David."
* **Mari:** "Ben de Mari."
* **David:** "Tanıştığımıza memnun oldum Mari. Araba bu, değil mi?"
* **Mari:** "Evet."
* **David:** "Tamamdır."
* **Mari:** "Lütfen şu anki haline bakıp beni yargılama."
* **David:** "Anahtarlar burada mı?"
* **Mari:** "Evet, buradalar."
* **David:** "Tamamdır."
* **Mari:** "Bu tarz videolar benim 'Sizin İçin' sayfamda her zaman viral oluyor."
* **David:** "Vay canına, bu harika. Çok teşekkür ederim. İş bittiğinde sana mesaj atacağım."
* **Mari:** "Tamam, haber et. Çok teşekkürler."
* **David:** "Rica ederim."
* **David (Kendi kendine):** "Güvenlik bana arabayı çekmem gerektiğini söyledi, o yüzden hadi şu arabayı bitirelim."
* **David:** "Araba tamamen bitti."
* **Mari:** "Rica ederim."
* **Mari:** "Sana kahvaltı hazırladım."
* **David:** "Ooo, teşekkürler. Burada ne var?"
* **Mari:** "Yumurta, pastırma ve patates."
* **David:** "Ooo, harika görünüyor. Çok teşekkür ederim."
* **Mari:** "Rica ederim."
* **Mari:** "Ve portakal suyu."
* **David:** "Çok teşekkürler. İstersen arabaya bir göz atabilirsin."
* **Mari:** "Aman Tanrım, bayıldım! Teşekkür ederim."
* **David:** "Rica ederim."
* **Mari:** "Çok daha iyi görünüyor. Tanıştığımıza çok memnun oldum."
* **David:** "Ben de tanıştığımıza memnun oldum. Kusura bakma, ellerim biraz... Teşekkürler, iyi günler dilerim!"
"Artık evlilik diye bir şey kalmayacak, evlenme-takıl dönemi başladı!"
Sosyal medyada paylaşılan bir videoda, erkeklerin ilişkilere artık bir "yatırım" gözüyle baktığı ve evlenmek yerine "satın alma, kirala" mantığıyla sadece takılmayı tercih ettiği iddia edildi. Videoda kadınların güzelliği ve doğurganlığı bir "değer kaybı" olarak nitelendirilirken, erkeklerin maddi gücüyle bu ilişki dengesini değiştirdiği öne sürüldü.
Yıllar sonra her şey açığa kavuştu Alper Erözer koruması olarak gündem olan beyefendi hakkında;
Kürdandan kolları olan kimse değil. Şöyle; ben yürüyordum alışveriş merkezinde, iki hafta sonra falan abim çıktıktan sonra. Basın geldi, dediler ki: "Alper merhaba, korumanız mı?" dediler. Şimdi ben, o abi benim hem güvenliğimdi, evet, ama aynı zamanda şoförlüğümü yapan bir abiydi o dönem. Şimdi "şoförüm" demek daha iyi, havalı olur diye düşündüm ben de, 17 yaşındaki çocuk aklımla. Ben de "Evet abi, korumam." dedim.
"Artık evlilik diye bir şey kalmayacak, evlenme-takıl dönemi başladı!"
Sosyal medyada paylaşılan bir videoda, erkeklerin ilişkilere artık bir "yatırım" gözüyle baktığı ve evlenmek yerine "satın alma, kirala" mantığıyla sadece takılmayı tercih ettiği iddia edildi. Videoda kadınların güzelliği ve doğurganlığı bir "değer kaybı" olarak nitelendirilirken, erkeklerin maddi gücüyle bu ilişki dengesini değiştirdiği öne sürüldü.
İlk buluşmada "Ben ilişki insanı değilim" diyene ne kadar şans verirsiniz? Peki ya partnerinizin porno bağımlılığına bakışınız ne olurdu?
İlişkide "Gözüne batan tek bir kişiyi silmek" normal mi, yoksa bu bir kölelik başlangıcı mı? Videodaki sarı karttan kırmızıya dönen o anlar ve "gün aşırı" detayı sosyal medyayı ikiye böldü.
4 yaşından beri oyunculuk yapan Burcin Terzioğlu bir gün hayatında oyunculuk olmasa seni hayatta tutacak şey ne olur sorusuna cevap veriyor;
* **Burçin Terzioğlu:** "Çok zor. Gerçekten başka bir şey bilmiyorum. Ben bunun cevabını terapide de aradım."
* **Burçin Terzioğlu:** "Dedim ki; ben oyunculuk yapmayınca hiç işe yaramıyor gibi hissediyorum kendimi. Üretmeyince ben kötü hissediyorum kendimi. Ömür boyu böyle mi geçecek? Dedi ki: 'Sakin. Sakin, öyle bir şey değil hayat.'"
* **Burçin Terzioğlu:** "Hala şey yapıyorum; çalışmadığım dönemde kendimi biraz mutsuz hissediyorum. Çünkü set gerçekten benim yaşam alanım. Oraya doğdum, oraya büyüdüm diyorum ya... Ne kadar yorulsam, ne kadar söylensem de çok mutlu oluyorum sette."
* **Burçin Terzioğlu:** "İlla ki bir şeye tutunacağım; dostlarıma tutunuyorum, seyahatlerime tutunuyorum... Tabii ki keyif alacağım bin tane şey yaratıyorum kendime ama hiçbir şey hala setin içinde yaşadığım mutluluğun karşılığı değil gibi."
Sıla ve İlker Kaleli ilişkisinde son durum;
Bugüne kadar İlker'in sana yaptığı en romantik şey ne oldu?"
* **Sıla:** "Aaa, çok romantik şey var."
* **Sıla:** "Yoğun ve derinliği olan ilişkilerde tabii ki insan birbirine güzel şeyler yapmayı her zaman çok arzuluyor bence. Ve takdir kazanmayı da çok seviyor bu konuda. İlk birlikte kutladığımız, benim doğum günümde... Sakura çok severim ben, sakura ağacı. O böyle gerçekten bir sürü araştırmanın sonucunda bir yerden bir sakura... Bizim iklimde çok kolay yetişen bir ağaç değil, meyve veren bir ağaç değil yani çiçek veren... Onu gerçekten bir yerlerden bulmuş. Sonra benim doğduğum topraklardan bir avuç, kendi doğduğum topraklardan bir avuç alarak... Onu getirdi ve bana sundu ve biz o ağacı bahçemize birlikte diktik."
* **Sıla:** "Ve İlker'in bu düşünceli davranışları sonunda benim bir sürü yakın arkadaşım şey diyor: 'Aaa, İlker Bey'in işi mi yok, sonunda bize bu kocaları boşatacak!' "
* **Sıla:** "Öyle mevzular var. Ama evet, yani maneviyatı çok kuvvetli olan bu tip... Hediyeden çok bence, hediye diyemedim şu an ona. Bunlar tabii insanın hayatında çok kıymetli ve gerçekten böyle keçeli kalemle yazılması gereken şeyler."
Son dönemde globalde hızla yayılan ve mahalle kültürünü yeniden canlandıran ev önü işletmelerine bir yenisi daha eklendi. "Little Bit Porch Bakery" adıyla kendi evinin bahçesinde butik bir fırıncılık konsepti kuran genç girişimci kadın, hazırladığı taze hamur işleriyle mahallede adeta bir çılgınlık yarattı.
Mobil oto kuaför hizmetinden memnun kalan bir kadın, ustaya kendi elleriyle hazırladığı kahvaltıyı ikram etti. Güvenlik görevlilerinin müdahalesine rağmen işini bitiren usta ile müşterinin bu samimi diyaloğu izlenme rekorları kırıyor;
* **David:** "Nasılsın? Tanıştığımıza memnun oldum, ben David."
* **Mari:** "Ben de Mari."
* **David:** "Tanıştığımıza memnun oldum Mari. Araba bu, değil mi?"
* **Mari:** "Evet."
* **David:** "Tamamdır."
* **Mari:** "Lütfen şu anki haline bakıp beni yargılama."
* **David:** "Anahtarlar burada mı?"
* **Mari:** "Evet, buradalar."
* **David:** "Tamamdır."
* **Mari:** "Bu tarz videolar benim 'Sizin İçin' sayfamda her zaman viral oluyor."
* **David:** "Vay canına, bu harika. Çok teşekkür ederim. İş bittiğinde sana mesaj atacağım."
* **Mari:** "Tamam, haber et. Çok teşekkürler."
* **David:** "Rica ederim."
* **David (Kendi kendine):** "Güvenlik bana arabayı çekmem gerektiğini söyledi, o yüzden hadi şu arabayı bitirelim."
* **David:** "Araba tamamen bitti."
* **Mari:** "Rica ederim."
* **Mari:** "Sana kahvaltı hazırladım."
* **David:** "Ooo, teşekkürler. Burada ne var?"
* **Mari:** "Yumurta, pastırma ve patates."
* **David:** "Ooo, harika görünüyor. Çok teşekkür ederim."
* **Mari:** "Rica ederim."
* **Mari:** "Ve portakal suyu."
* **David:** "Çok teşekkürler. İstersen arabaya bir göz atabilirsin."
* **Mari:** "Aman Tanrım, bayıldım! Teşekkür ederim."
* **David:** "Rica ederim."
* **Mari:** "Çok daha iyi görünüyor. Tanıştığımıza çok memnun oldum."
* **David:** "Ben de tanıştığımıza memnun oldum. Kusura bakma, ellerim biraz... Teşekkürler, iyi günler dilerim!"
Yasemin Kay Allen;
* Bence kadınlar da erkekler de dişil ve maskülen özellikleri birbirinin içinde taşıyor.
* Bunun üzerine şu ara çok konuşuluyor; dişilik nedir, feminenlik nedir, maskülenlik nedir?
* Bunu böyle siyah ya da beyaz diye ayırmamak lazım diye düşünüyorum.
* Feminen özellikler, dişil özellikler daha çok "dinlemek", "alıcı olmak", işte efendime söyleyeyim "göğsünde yumuşatmak" gibi geliyor bazen.
* Ben biraz bundan gocunuyorum açıkçası; yani feminenlik, orada bir şeye maruz kalmak zorunda olup buna "Evet" demek değil bence.
* Bu, edilgen bir durum gibi algılanıyor. Toplumda bununla ilgili bazı yanılsamalar var.
* Ama kadın dediğin zaten doğası gereği güçlü olmak zorunda. Çünkü biz dünyaya can getiriyoruz.
* Acı eşiğimizin yüksek olması, duygusal acıların olması...
* Aynı zamanda duygusal durumlarımız da çok değişken olabiliyor ve bunlarla biz, hepimiz içimizde yaşıyoruz o acıyı zaten.
* O yüzden güçlü olmak zorundayız yani.
Cem Yılmaz’ın Sertab Erener ve Levent Yüksel ile tanışma hikayesi;
Bir şey anlatacağım. Çok tatlı bir anı. Daha o zamanlar sahneye çıkmıyordum. Çok sevdiğimiz, hepimizin, yani meslektaşlarımın tanıdığı birinden bahsedeceğim; makyöz Suzan Kardeş. Suzan'ın Arnavutköy'de bir meyhanesi vardı.
* Biz o zamanlar karikatür çiziyorduk; ben, benden daha usta olan arkadaşlarım Erdil... Selçuk var mıydı, şimdi yalan olmasın, ben, Erdil, çok gene kıymetli arkadaşlarım Özlem Tekin, Şebnem Ferah.
* Bizler Beyoğlu'nda kemancıdan dolayı tanışıyorduk. Biz Leman'da çiziyorduk, onlar Volvox'ta çalıyorlardı. Herhalde işte söylediğim yıl 94 falan yani, 95 falan yani. Ya da 94'ün sonları.
* Bizi bir vesileyle, galiba Özlem'in mi Şebnem'in, Şebnem'in vesilesiyle olabilir, bekarlığa davet ettiler Suzan'ın meyhanesine. Sertab'la Levent Yüksel de vardı o zaman evli... İçimizde en meşhur onlardı yani. Biz de çalışan çocuklarız yani, karikatür çiziyoruz, sanatla ilgileniyoruz falan filan.
* Meyhane masası işte, güzel böyle bir Yugoslav şeyleri geliyor, böyle işte ne bileyim mezeler mezeler falan filan. Suzancık da arada böyle ut çalacak falan niyetleniyor. Abi bir anlatıyorum! Genciz o zaman, 21 yaşındayım.
* Abi anlatıyorum, herkes yerlerde! Arkadaşız yani ama Sertab'la Levent'e galiba şov yapıyorum, yani onlar da tanısınlar beni diye. Anlatıyorum, anlatıyorum, anlatıyorum, anlatıyorum... Abi hiç kimse ne rakı içiyor ne meze yiyor!
* Mekan da Suzan'ın. Beni kenara çekti, "Selçuk sus lan!" dedi. "Birazcık sus lan! Millet" dedi "rakı içmiyor, bir sus amına koyayım!" dedi.
* Ya hiç unutmuyorum onu ya, kaç... 32 sene olmuş. Ve yani işte hani vardır ya öyle, "o çocuk bendim" falan diye. Orada amatör olarak ilk, yani son defa bedava, son defa masada konuşmuş oldum.