İlk kitabım çıktı.
Laudan'ın Bilimsel İlerleme'ye dair görüşlerini çağdaşı olan ve öne çıkan önemli düşünürler ile birlikte değerlendirmeye çalıştık.
Bu süreçte katkı sunan herkese teşekkür ederim.
Özellikle Bilim felsefesine ilgili olan herkese hayırlı olsun.
@FcrYayin
@Mlkshszn İstanbul şehr-i mübarekin bereketi işte... Herşey var, biz ise maalesef maddi manevi şehr-i kuraktayız... Sonra siz neden geri kaldınız falan 😃Allah buraya da maddi manevi bereket nasip eder, inşallah...
Nazif hocam, şimdiye kadar pek dikkat çekmeyen, makul ve ilginç bir meseleden "Kötülük Problemi"ne giriş yapılmasını teklif ediyor. Bu noktai nazarı daha önceden hiç düşünmemiştim. İsabetli bir teklif...bir de burdan düşünelim, Allah razı olsun hocam.
Leyse fi'l-imkân(i) ebdaʻu mimmâ kân
İslam düşünce tarihinde şer (kötülük) problemi üzerine araştırma yapan birinin karşısına ilk çıkacak en kilit cümlelerden biridir bu. Bu konudaki literatür üstünkörü bile taransa, cümlenin ağırlığı hemen fark edilir. Kısaca şu anlama gelir: imkân dâhilinde var olandan daha bedîʻi (daha eşsiz, daha kusursuz yaratılmışı) yoktur. Klasik geleneğe dayanarak şer hakkında konuşan pek çok kişinin eserinde bu söze rastlanır.
Yakın zamandan bir örnek olarak Said Nursî der ki: "ehl-i akıl ve tahkike 'leyse fi'l-imkân ebdaʻu mimmâ kân' (لَيْسَ فِى اْلاِمْكَانِ اَبْدَعُ مِمَّا كَانَ) dedirten şu meşhud intizâm-ı fâik, şu rahmet içinde kusursuz hüsn-ü san'at ve misilsiz cemâl-i Rubûbiyet." (19. Söz, 13. Reşha)
Eric Ormsby, 1981'de Princeton Üniversitesinde hazırladığı doktora tezinde bu sözün kökenini Gazâlî'nin eserlerinde gösterir ve İslam düşünce tarihinde yol açtığı tartışmaların 19. yüzyıla dek geçirdiği seyri, alimler, eserler ve problematikler bağlamında inceler. Tez, 1984'te Theodicy in Islamic Thought: The Dispute over al-Ghazālī's "Best of All Possible Worlds" adıyla basılmıştır. Söz, İhyâ'nın Tevhid ve Tevekkül kitabında şu şekilde geçer: leyse fi'l-imkân aslen ahsenü minhü ve lâ etemmü ve lâ ekmelü, yani "imkânda ondan daha güzeli, daha eksiksizi, daha mükemmeli asla yoktur." Ormsby, Gazâlî'nin sonraki eserlerinde de biraz farklı varyantlarda benzer ifadelerin geçtiğini tespit eder; el-İmlâ fî müşkilâti'l-İhyâ'da, mesela, "ebdaʻ" kelimesi geçer. Kısacası Gazâlî sonrasında bu ifadeler tartışılmaya başlandığında, konu "leyse fi'l-imkân ebdaʻu mimmâ kân" formülüyle ifade edilmiş ve bu söz baz alınarak ele alınmıştır. Ormsby, Gazâlî'yi farklı gerekçelerle destekleyenlerin de ona itiraz edenlerin de yer aldığı son derece ilgi çekici tartışmaları gözler önüne serer.
Orsmby, İslam düşünce tarihinde ciddi bir kazı yapmış, şer problemiyle bağlantılı olarak Gazâlî'den başlayıp yüzyıllarca süren bir tartışma geleneğinin haritasını çıkarmıştır. Elinde böyle bir harita olmadan şer problemine dalan birinin, "klasik gelenekte ne var ne yok" derken yalnızca ön araştırmaya harcayacağı ayları, hatta yılları düşünün. Eldeki harita ile hangi eserlere odaklanılacağı, derinleşmek için hangi adreslere müracaat edileceği belli olur. Adam nasıl bir hizmet etmişse, hakkını teslim etmek gerekir. Birileri yapılan işe bakmadan toptan reddedici bir tavırla ‘taharetsiz gavur’dan ilim mi öğreneceğiz, diyebilir. Ben ‘Yiğidi öldür, ama hakkını yeme,’ demeyi tercih ederim. "İlim Çin'de de olsa gidip alınız" sözünün Hz. Peygamber'e atfı tartışmalı da olsa ilk Müslümanların bu sözle uyumlu davrandıkları açıktır, zira karşılaştıkları yeni kültürleri ne yok etme yoluna gitmiş ne de görmezden gelmişlerdir. Bilakis onlarla verimli bir diyalog kurma, tahkikî bir çerçevede onlardan istifade etme yöntemiyle hareket etmişlerdir. Bugün de yapılması gereken budur. Nitelikli çalışmalara, velev ki bizden çok ayrı dünyaların insanları yapmış olsun, bîgâne kalmak akıl kârı değildir.
İşin püf noktası, eleştirel düşünceyi merkeze alarak etkileşime girmektir. Eleştiri, en temelde temyiz, yani ayırt etme kabiliyetinin işletilmesiyle ilgilidir. Bir şeyi doğru dürüst incelemeden toptan reddedenlerle toptan kabul edenlerin ortak zaafı, temyiz yetilerini kâmilen işletememeleridir. Temyiz geliştikçe kişi iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan, faydalıyı faydasızdan ayırmayı öğrenir; aynı şeyin hem kabul edilebilir hem de kabul edilemez boyutlar taşıyabileceğini bilir; neyi ne kadar reddedip neyi ne ölçüde alacağını nitelikli bir inceleme ve tahkikle belirler. Toptan hüküm ise, kendini hangi yafta altında pazarlarsa pazarlasın, hatta bu pazarlama sözde bir eleştiri adı altında bile olsa, yüzeysel ve sloganik söylemin ötesine geçemez.
Nitekim Ormsby, yaptığı kültürel arkeolojiyi sunarken Gazâlî'nin görüşünü Batı felsefesindeki optimizm düşüncesi üzerinden ortaya koyar. En bilindik biçimini Leibniz'de bulan optimizme göre bu fiilî dünya, mümkün dünyaların en iyisidir. Bu görüş Gazâlî'ninkine benzese de tam olarak onunla örtüşmez. Dikkat edilirse Gazâlî, imkânda bu dünyadan daha bedîinin, kusursuzunun veya mükemmelinin bulunamayacağını söyler; "bu dünya en mükemmeldir, ondan gayrısı olamaz" demez. Aradaki incelik şudur: "bu dünya tek başına en iyisidir" dediğinizde, iyilik ölçeğinin nihaî ucunda tek bir seçenek bırakırsınız. Tanrı içsel bir zorunlulukla iyiyi yaratmak durumundaysa, ki Leibniz için öyledir, o tek seçeneğin dışına çıkamaz; dünya tam bir zorunlulukla varlığa gelir. (Şunu da hakkını vererek belirtelim: Leibniz bunun Tanrısal iradeyi boşa çıkaracağını kabul etmez. Seçimin "mutlak" değil "ahlakî/manevî zorunluluk" olduğunu, Tanrı'nın yine de özgürce seçtiğini savunur; ki bu bağdaşırcı (compatibilist) bir özgür irade anlayışıdır. Ne var ki orada gerçek bir alternatif kalmadığından liberteryen bakış açısından Tanrının iradesi bu durumda özgür sayılmaz.)
Gazâlî'nin ifadesi ise eş-mükemmellikteki başka mümkün dünyaları değillemez: Allah bu dünyayı yarattığı gibi, eş ölçüde mükemmel başka bir dünyayı da yaratabilirdi. Yani fâil-i muhtâr oluşu, yani liberteryen anlamda özgür irade sahibi olması, bu mükemmeli seçme zorunluluğu varsayımı altında dahi korunabilir. Zira farklı eş-mükemmellikler arasında özgürce seçim yapabilir. (Gazâlî'nin sözü mutlaka bu şekilde yorumlanmalı, demiyorum; başka türlü de okunabilir. Maksadım, Leibniz'in formülasyonundan farkını göstermek.) Ormsby her ne kadar Gazâlî'nin yaklaşımında dünyayı eş ölçüde mükemmel hâllerin birbirini izlediği dinamik bir süreç olarak tasvir etse de Gazali ve Leibniz arasındaki incelikli farkı açıkça ortaya koymaz; onun yorumunda Allah "en bedîʻ" düzeni durmadan yeniler. Oysa Gazâlî'nin sözü kanunları ve müştemilatıyla farklı eş-mükemmellikte mümkün dünyaları elememektedir. Bunu yoksayarak kitabın başlığına "mümkün dünyaların en iyisi" (al-Ghazālī's Best of All Possible Worlds) tabirini çekmesi hiç de uygun düşmemiştir.
Dolayısıyla Ormsby'nin her söylediğini olduğu gibi kabul etmek zorunda değiliz. Eleştirerek alımlayan, neyi nasıl kullanacağını bilen birinin farklı dünyalarla etkileşimden korkacak, çekinecek hâli yoktur. Tam tersine, bu profildeki biri bunu bilgisini artıracak bir vesile olarak görür. Ama kişi eleştirel düşüncede yetkinleşememişse, toptan red ya da toptan kabul tavrına savrulabilir. Demek ki her şeyden önce altını çizmemiz gereken unsur, nitelikli eleştiri ve tahkik tavrıdır. İlim incelik isteyen bir uğraştır ve ancak nitelikli bir eleştiri ve tahkike dayandığında elde edilir.
Gerçekten ilim yolunda ilerleyen kişi, her şeyden önce hakperesttir. Hakkı ve hakikate ulaşmayı her türlü güç ve çıkar ilişkisinin üstünde tutar; entelektüel faaliyetinin merkezinde nitelikli bir eleştirel düşünce becerisi yer alır; düşüncelerini eleştiriye açmaktan çekinmez, bilakis kendisine yöneltilen nitelikli eleştirilerden de memnun olur.
@zeromedyaX@enis_doko@Mlkshszn Mutlaka evrim ile ilgili yeni bir müzakere bekliyoruz. Bakalım iki hocamızın görüşleri önceki münazaraya göre ne durumda ☺️
İnsanlara en büyük zulüm
'yerinde/makamında olma'yan kişilerden gelir;
çünkü hak etmediklerini örtmenin en iyi yolu
başkalarının başına sürekli 'çorap örmek'ten geçer.
Zîrâ, insanları 'meşgul etme'nin yine en iyi yolu
onları 'işgal etmek'tir.
Ciddiyet ağır mesuliyettir. Öyle asık surattan, donuk tavırdan bahsetmiyorum. İnsan neyle alâkadarsa, onun hakkını vermesidir kastettiğim. Bu haslet, çürümenin, liyakatsizliğin, ibtidâiliğin, kolaycılığın; hâsılı, her türlü özensizliğin hasmıdır. “Adam aldırma da geç git” dedirtmez insana. Fikirde de icrada da ahlâkta da kendini her daim hatırlatıverir.
Bitti.
Değerli @Mlkshszn hocamın bu kitabından da çok istifade ettim. Allah ebeden razı olsun.
Semerkandi,
☑️ Mâturîdî
☑️ Hendese ile iştigali
☑️ Filozoftan ziyade Mütekellim
☑️ Teftezani'yi de etkileyen
☑️ Haber-i ahad kullanımı
☑️ Vee en önemlisi Mardin'de ders vermesi 😄
@serpil_koc_ Başta sayın dekanımızı,tüm öğretim üyesi hocaları tebrik ederim. Üniversitemiz ve Mardin adına harika bir gelişme. Darısı diğer bölümlere... Fars dili ve edebiyatı sevgisini, tanıtımını ve öğretimini kampüsün dışına çıkaracak projeler de bekliyoruz.
تشکر میکنم،خیلی ممنون 👏
Bildiğim kadarıyla tek etkileşim olan bu eleştirim için beni engellemiş, sayın @ibrabah_realism . Yeni fark ettim. Engelleme nedeninin bu yorumum olup olmadığını bilmediğimden şimdilik bir yorum yapmak istemiyorum. Ayrıca tabii ki bu konuda herkes gibi o da hürdür...
Seyyid Şerîf el-Cürcânî, "Hâşiye ʿalâ Levâmiʿi'l-Esrâr"ın girişinde metafizik disiplinler arasındaki ortaklık ve farklılığı saâdet ve maʿrifetullâh kavramları çerçevesinde temellendirir. Ona göre insanın en büyük saadeti ve ulaşabileceği en yüce mertebe, Allah'ın kemâl sıfatlarını ve O'nun dünya ile âhiretteki fiillerini bilmektir. Bu bilginin özünü ise mebdeʾ ve meʿâdın bilgisi, yani varlığın başlangıcını ve nihai akıbetini bilmek oluşturur.
Cürcânî'ye göre bu bilgiye ulaşmanın iki temel yöntemi vardır: nazar ve istidlâl ile riyâzet ve mücâhede.
A) Nazar ve istidlâl yolunu takip edenler, eğer peygamberlerin getirdiği şeriata bağlı iseler;
a) mütekellimîn, değillerse b) Meşşâî filozoflar adını alırlar.
B) Riyâzet ve mücâhede yolunu benimseyenler ise, riyâzetlerini İslâm'ın hükümleri doğrultusunda sürdürüyorlarsa a) müteşerriʿ sûfîler, aksi hâlde b) İşrâkî filozoflar olarak isimlendirilirler.
@tinyayinlari Merhaba, kitapların içeriğini gösterecek bir kaç sayfa paylaşım yapmanız fikir açısından bize çok yardımcı olacaktır. Ya da en azından Bilim yanılgısı kitabı için yapar mısınız
@lazamani@serhendi_@drahmetrasim Zan değil de yazdıklarınızdan yaptığım çıkarım idi.Belki çıkarımlarınız yanlış diyebilirsiniz.Su-i zandan Allah korusun.
Bir de bel(li)ki de bilim hakkında ben de sezgi geliştirmiş olabilirim:)
Bilmediklerim namütenahi olduğundan yazmam daire-i imkanda mümkün değil sayın hocam:)