"Efendiler,düşman cephede bellidir; fakat asıl tehlikeli olan içimizdeki hâinlerdir!"
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK 🇹🇷
"Cemaat ve Tarikatlar Haçlıların Anadolu’da Kurdukları ileri Karakollarıdır.."
Mareşal Fevzi ÇAKMAK🇹🇷
" Öyle puslu ki hava, şeytan bile Müslüman mintanı giyiyor."
@bulentmumay “Türkiye'de kimse kazık kendisine girmedikçe, başkalarının yediği kazıkla ilgilenmez.” Aziz Nesin
Türkiye toplumunun kısa ve net özeti budur...
Ponzi, fonzi borsa, döviz, faiz iblisler 3 kağıt ekonomisi topusu hırsız 128 milyar dolar nerede damad ferid!? Akeller operasyonları 🇹🇷
AKP’li Savcı Sayan, BDDK Başkanı Şahap Kavcıoğlu ile ilgili "Siyasilere ödeme için Tera’ya 35 milyarlık kredi ayarlamaya çalıştı" dedi
Ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'a seslendi: "Elinizi çabuk tutun"
❤"ATATÜRK bir yıldızdı kaydı ve sizin ülkenize düştü
Bu nedenle çok şanslısınız
Ben yıllarca onu örnek almaya çalıştım ama ATATÜRK gibi olabilmek imkansızdı
O'ölümünden sonra bile ülkesini yönetebilen tek liderdir."
[Fidel Castro]
#Kasım
İyiakşATATÜRKÇÜLER🇹🇷
HUKUK; SEN NE İYİ ŞEYSİN
1-Hukuk reformu, hayatın en büyük ihtiyacı.
2-Hukukun olmadığı yerde;
3-Demokrasi de ekonomi de gelişemez.
4-Hukuk temelli yapısal reformlar bizi;
5-Orta gelir tuzağından kurtarır.
#KamuSpotu#SerefOguz_KamuSpotu#hukuk#reform#adalet#kanun@serefoguz
Adalet Bakanı Akın Gürlek, ‘kapsamlı suç örgütü’ diyor.
Örgüt liderliğinden tutuklu tek bir kişi var:
Emre Tezmen.
Diğer yöneticiler kim?
İçlerinde kamu görevlileri var mı?
Rüşvetle bağlanan yüksek bürokratlar hangileri?
Siyasi ayağa dokunulmayacak mı?
Listeler açıklanmayacak mı?
Amerikalı aktör Morgan Freeman Trump hakkında:
" Beyaz Saray'daki bu aptal bizi felakete sürüklüyor. Trump gibi 34 suçla mahkûm edilmiş bu aptalın nasıl başkan olabildiğini anlayamıyorum.
Bu benim için mantıksız." Trump şaşkın topal ördek Ocak'ta yolcudur. Sapık Kansas, Texas
2010 yılında borsaya başladım.
Aslında bir krizin ardından borsaya girdiğimin bile farkında değildim. Kriz nedir, ekonomiyi nasıl etkiler, piyasalar neden çöker, hiçbirini bilmiyordum.
Çocukluğumdan hatırladığım birkaç sahne vardı sadece.
Bir esnafın Başbakanlık önünde yazar kasa fırlatması, markın doların bir gecede uçup gitmesi, insanların bankaların önünde kuyruk olması…
Toprakbank, Etibank gibi bankaların battığını hayal meyal hatırlıyorum. Bir de yakınlarımızdan birinin Yimpaş benzeri bir yapıda parasını kaybettiğini…
O günlerde bunların ne anlama geldiğini bilmiyordum. Yıllar sonra anlayacaktım ki bir neslin hafızasında kalan o görüntüler, aslında 2001 krizinin bıraktığı derin izlerdi.
2010 yılında, bugünün parasıyla değil, o günün şartlarında yaklaşık 1,5 asgari ücrete denk gelen bir sermayeyle borsaya girdim.
Ne doğru düzgün sermayem vardı ne de tecrübem. Ama heyecanım, merakım ve öğrenme isteğim vardı.
İlk yıllar güzeldi. Borsa yükseliyordu, Türkiye'ye yabancı sermaye geliyordu. İstanbul'un finans merkezi olacağı konuşuluyor, yatırım yapılabilir ülke notları, büyüme hikâyeleri havada uçuşuyordu.
2013'e geldiğimizde BIST dolar bazında tarihî zirvelerini görüyordu. Ben de henüz yolun başındaydım.
Derken Gezi Parkı olayları başladı.
O gün bilmiyordum ama yıllarca sürecek bir hikâyenin ilk büyük kırılmalarından birine şahit oluyordum.
Ardından 17-25 Aralık operasyonları geldi. Bir sabah uyandık, ülkenin gündemi değişmiş, piyasalar altüst olmuştu.
Sonra bir gün Rus uçağını düşürdük. Rusya ile ilişkiler gerildi, turizminden ihracatına kadar her şeyin nasıl birbirine bağlı olduğunu öğrendik.
Bu arada borsa bana sadece hisse alıp satmayı öğretmiyordu.
Açığa satış nedir öğrendim. Swap nedir öğrendim. Merkez Bankası kararlarının, yabancı fonların, jeopolitik gelişmelerin bir şirketin bilançosundan bile daha etkili olabildiğini gördüm.
Hatta yıllar sonra Karadeniz'de doğal gaz bulduğumuzda, henüz o gaz yerin altından çıkarılmadan bile borsada o gazın hikâyesinden para kazanılabileceğini öğrendim.
Bazen hikâyeyi aldık, bazen gerçeği sattık.
Bir cuma akşamı, endeks önemli bir tepeyi kırdı diye bütün pozisyonları taşımaya karar verdim.
O gece 15 Temmuz darbe girişimi yaşandı.
Pazartesi piyasalar açıldığında artık teknik analizdeki hiçbir çizginin bir anlamı kalmamıştı.
O gün de öğrendim ki borsada bazen en büyük risk, riskin ne olduğunu bile bilmemekmiş.
Sonra ABD ile ilişkiler gerildi.
Bir dönem "Ey Trump" dedik, yaptırımları konuştuk, Brunson krizini yaşadık. Doların bir anda nasıl fırladığını, bir tweetin milyarlarca liralık piyasa değerini nasıl silebildiğini gördük.
2018 kur krizinde şirketlerin döviz borçlarını, bilançolarını, finansman maliyetlerini konuşmayı öğrendik.
Faiz yükseldi, kur yükseldi, enflasyon yükseldi.
Biz yine ekran başındaydık.
Bir gün "One minute" dedik, bir gün "Ey İsrail" dedik. Bazen ülkemizin duruşuyla gurur duyduk, bazen o duruşun piyasalardaki ekonomik yansımalarıyla yüzleştik.
Çünkü biz bu ülkenin insanlarıydık.
Sadece yatırımcı değildik. Yaşanan her olayın hem vatandaşı hem de ekonomik sonuçlarına katlanan tarafıydık.
2020'nin Şubat ayında bir gün seans devam ederken piyasa aniden sert satışlarla karşılaştı.
Ne olduğunu anlamaya çalışıyorduk.
Akşam öğrendik ki İdlib'de 34 askerimiz şehit olmuştu.
O gün hafızama kazınan yalnızca borsadaki düşüş değildi.
Haber henüz kamuoyuna ulaşmadan fiyatların hareket etmesi, bilgiye herkesin aynı anda ulaşmadığı bir piyasada küçük yatırımcının ne kadar savunmasız kalabildiğini bir kez daha düşündürdü.
Sonra COVID geldi.
Dünyanın durabileceğini gördük.
Petrol fiyatlarının eksiye düştüğünü, merkez bankalarının tarihte görülmemiş büyüklükte para bastığını, insanların evlerinden çıkamadığı bir dönemde borsaların rekor kırabildiğini gördük.
Bir gün maske arıyorduk, başka bir gün halka arz kuyruğuna giriyorduk.
Ardından kur krizi, faiz indirimleri, kur korumalı mevduat geldi.
Doların bir gecede sert düşebildiğini, ertesi gün bütün hesapların yeniden yapılabildiğini gördük.
Şirketler yüksek enflasyonla mücadele etti. Kimi stoklarından kazandı, kimi finansman maliyetleri altında ezildi. Enflasyon muhasebesi öğrendik, parasal kazanç ve kayıp hesaplamaya başladık.
Bir zamanlar sadece fiyat grafiğine bakan bizler, artık bilançolarda enflasyon düzeltmesinin etkisini tartışıyorduk.
Derken 6 Şubat 2023…
Soğuk bir şubat sabahına deprem haberiyle uyandık.
On binlerce insanımızı kaybettik.
O gün ne borsanın ne paranın ne de portföylerin bir anlamı vardı.
Borsanın açık kalıp kalmaması gerektiğini tartıştık. İşlemler durduruldu, geri alımlar, destek paketleri, alınan tedbirler gündeme geldi.
Hayat devam etti, biz de devam ettik.
Sonraki yıllarda seçimler gördük, ekonomi politikalarının değiştiğini gördük, faizlerin yeniden yükselişini, yabancı yatırımcı beklentilerini, gri listeden çıkışımızı, not artırımlarını gördük.
Bir dönem herkesin dilinde halka arz vardı. Sonra fonlar, para piyasası fonları, yüksek faiz, likidite sıkışıklığı konuşulmaya başlandı.
Bir dönem tahtalarda alıcı bulmak mesele değildi, şimdi bazı günler satacak yer bulmak mesele oldu.
2010'da borsaya başladığımda yalnızca hisse senedi alıp satmayı öğrenmek istiyordum.
Bugün geriye dönüp baktığımda aslında 16 yıl boyunca Türkiye'nin yakın tarihini ekran başında yaşamışım.
Kazandım, kaybettim.
Bazen çok doğru bildiğim şeylerde yanıldım. Bazen herkesin umudunu kestiği yerde fırsat gördüm.
Bazen bir yılda kazandığımın önemli bir kısmını birkaç ayda geri verdim.
Ama her seferinde yeni bir şey öğrendim.
Ve her defasında tutunacak bir hikâye buldum.
Çünkü borsa biraz da geleceğe inanma meselesidir.
Bir şirketin büyüyeceğine, bir ülkenin gelişeceğine, yarının bugünden daha iyi olacağına inanırsınız.
Yoksa neden yıllarca biriktirdiğiniz sermayeyi bir ülkenin şirketlerine ortak olmak için kullanırsınız?
Ama bugünlerde geçmişte yaşadığımız krizlerden farklı bir şey hissediyorum.
Biz geçmişte çok daha ağır ekonomik ve siyasi krizler gördük.
Bankaların battığı, darbe girişiminin yaşandığı, savaşın kapımıza dayandığı, kurun kontrolden çıktığı, dünyanın pandemi nedeniyle kapandığı dönemleri yaşadık.
Ama bugün yaşadığımız şey yalnızca fiyatların d��şmesi değil.
Bugün asıl yıpratıcı olan, yatırımcının kendisini giderek daha sahipsiz, daha yalnız ve daha duyulmaz hissetmesi.
Bir tarafta likidite sorunu, diğer tarafta bitmeyen satış baskısı.
Fonların yaşadığı sorunlar, bazı hisselerdeki sağlıksız fiyat hareketleri, halka arzlar, ortak satışları, güven kaybı…
Her gelişmenin bedelini dönüp dolaşıp aynı yatırımcı ödüyor.
Piyasa düşebilir.
Hatta bazen çok sert düşmesi de normaldir.
Hiçbir yatırımcının sürekli kazanma garantisi yoktur. Zaten biz böyle bir garanti istemiyoruz.
Ama yatırımcının adil, şeffaf, öngörülebilir ve sağlıklı işleyen bir piyasa beklemeye hakkı var.
Her olumsuzlukta yeni bir tedbir açıklansın, her düşüşte piyasaya müdahale edilsin demiyorum.
Fakat olağan dışı koşullar oluştuğunda, piyasanın işleyişi bozulduğunda, yatırımcı güveni aşındığında en azından birilerinin bu sorunları gördüğünü ve çözüm için çaba gösterdiğini bilmek istiyoruz.
Bazen piyasayı ayağa kaldıran şey milyarlarca liralık kaynak değil, yatırımcıya verilen güvendir.
Bu ülkenin sermaye piyasaları yalnızca aracı kurumların, fonların, şirket patronlarının ya da büyük yatırımcıların piyasası değil.
Üç beş kuruşunu biriktirip bir şirkete ortak olan insanların da piyasası.
2010 yılında 1,5 asgari ücretlik birikimle borsaya giren o genç de bu piyasanın bir parçasıydı.
O yüzden mesele yalnızca endeksin kaç puan olduğu değil.
Mesele, yeni bir yatırımcının bugün borsaya girdiğinde 16 yıl sonra geriye dönüp baktığında nasıl bir hikâye anlatacağı.
Bizim neslimiz çok kriz gördü.Belki benden önceki abilerimiz daha kötülerini de gördü.
Çok şey öğrendi, çok bedel ödedi.
Ama her şeye rağmen umudunu kaybetmedi.
Ben bugün de kaybetmiş değilim.
Türkiye'nin şirketlerine, üretim gücüne, insanına ve sermaye piyasalarının potansiyeline hâlâ inanıyorum.
Yalnızca artık bu inancın karşılığında biraz daha fazla ciddiyet, biraz daha fazla sorumluluk ve biraz daha fazla sahiplenme görmek istiyorum.
Çünkü yatırımcının sabrı sonsuz değil. Güven dediğiniz şey yıllarca inşa edilir, bazen birkaç ayda kaybedilir.
Ve kaybolan güveni geri getirmek, düşen bir endeksi yeniden yükseltmekten çok daha zordur.
16 yılda öğrendiğim en önemli şey şu oldu:
Piyasalar krizlerden çıkar. Şirketler zararlarını telafi eder. Endeksler bir gün yeniden zirvelerini görür.
Ama bir piyasanın geleceğini belirleyen yalnızca fiyatların nereye gittiği değil, yatırımcıların o geleceğe ne kadar inandığıdır.
Biz bugüne kadar çok şeye dayandık.
Yine dayanırız.
Ama artık yalnızca yatırımcının dayanıklılığına güvenilen değil, yatırımcının güveninin de korunduğu bir piyasa görmek istiyoruz.
Çünkü biz bu piyasadan umudumuzu kesmedik.
Yeter ki bu piyasanın geleceğine yalnızca bizim inanmadığımızı, bu ülkenin sermaye piyasalarına yön verenlerin de en az bizim kadar inandığını hissedelim.
Biraz uzattıysam affola
#xu100 #borsa