6 Şubat depremlerinde enkaz altında kalan Melike, kendisini enkazdan çıkaran erkek arkadaşı Ömer’e 3 yıl sonra tuzlu kahve ikram ettiği anları paylaştı.
Erkut Soyak Anadolu Lisesi’nden mezun olan 12. sınıf öğrencileri, gelenekselleşen kâğıt fırlatma etkinliğini bu yıl da gerçekleştirdi. Etkinliğin ardından ortalığa saçılan kâğıtları ise 9. sınıf öğrencileri topladı.
Kırklareli’deki bir festivalde oyuncak satarak harçlığını çıkaran çocuğun çarpıcı sözleri:
Muhabir: Kolay gelsin. Harçlık çıkarmaya mı çalışıyorsun?
Çocuk: Harçlık çıkarmaya çalışıyorum.
Muhabir: Satışlar nasıl gidiyor?
Çocuk: Çok iyi abi.
Muhabir: Okul nasıl gidiyor?
Çocuk: 99 ortalama falan yaptım.
Muhabir: Oğlum Türkiye ortalamasının üstündesin, farkında mısın? Rap dinliyor musun, rap?
Çocuk: Rap tabii, ceza dinlerim.
Muhabir: Ne dinliyorsun?
Çocuk: Ceza.
Muhabir: Lvbel C5?
Çocuk: Yok abi, terbiyesizliği sanat olarak insanlara sunuyor yani. Anlatabildim mi?
Muhabir: Rap'in C5 terbiyesizliği sanat olarak...
Çocuk: Tabii. 4 tane şarkı cümlesine baksan zaten, nasıl anlatayım ki? Üniversiteyi okuyanların %90'ı işsiz, okumayanların %90'ı işli yani. Nasıl anlatayım, öyle bir eğitim sistemi.
Havlasan bile rapçi yapıyorlar zaten.
Muhabir: Başka ne anlatmak istersin şampiyon? Memlekette ne hoşuna gitmiyor?
Çocuk: Memleket, yönetim sistemi, eğitim sistemi... Okula sürüklenerek giden çocukları görüyorum. Yani parçasından tutup götürülen. Gelişmiş ülkelere bakıyorum. Yani koşarak okula gidenler...
(Kaynak: Gece muhabiri)
23 NİSAN — Unutmayacağız. #Kahramanmaraş
— Öğretmen Ayla Kara
— Adnan Göktürk Yeşil
— Furkan Sancak Balal
— Belinay Nur Boyraz
— Kerem Erdem Güngör
— Zeynep Kılıç
— Bayram Nabi Şişik
— Şuranur Sevgi Kazıcı
— Yusuf Tarık Gül
Çocuğunun not kağıdına yazdığı lise isminden tuttuğu takımın formasının ne zaman çıkacağına dikkat eden, gelecek hedeflerini bilen evladını tanıyan bir aile, çocuğunun hasta olduğunu kabul etmeyen zihni bozuklar sürüsünün yetiştiremediği bir cani yüzünden evladını kaybetti.
Okul saldırıları sonrası Sigmund Freud’a atfedilen sözler yeniden gündeme geldi:
🔸 “Çocuk yapmayı, doğal ihtiyacın zaruri olarak giderilmesi gibi karmaşıklıktan çıkarıp; üzerinde düşünülmüş, sorumlu bir eylem seviyesine çekebilseydik, insanlık için en büyük zaferlerden birini kazanmış olurduk.”
🔸 “Bu sayede insanlık, doğanın koyduğu sınırlardan esaslı şekilde özgürleşmiş olacaktı.”
20 yıldır öğretmenlik yapıyorum. Son birkaç yıldır, özellikle pandemi sonrası, öğrencilerle bağ kurmak gittikçe zorlaştı. Yanlış da olsa bildiğini savunma refleksi gösteren, çok kolay yalan söyleyebilen, düşünceleri savruk, sınır duygusu olmayan, utanma bilmeyen, sürekli her şeyi "deneyen", kendine çeki düzen vermekle çok da ilgilenmeyen, bunu yapıyorsa bile istediğini elde etmek için yapan, pragmatik ve hedonist bir nesille karşı karşıyayız. Parası, ünü ve gücü olan her şeyi çekici buluyorlar. Can sıkıntısı en büyük düşmanları.
Ve ortaya çıkan tüm bu semptomların birçok nedeni var elbette; bu sadece teknolojinin ve online platformların etkisiyle açıklanamaz. Ama öncelikle, birçok ailenin çocuk yetiştirme tarzı ciddi problemli. Çocukları disipline etmeyi ya tembelliklerinden ya da yanlış özgürlük tasavvurlarından dolayı pek de başaramıyorlar.
İkinci olarak, eğitim politikaları pedagojiden uzak, siyasi hesaplarla şekilleniyor. Üstelik sürekli değişkenlik gösteriyor. Bunlar elbette belli bir toplumsal gerçeklikte ortaya çıkıyor. Bu gerçeklik de sadece öğrencileri değil hepimizi şekillendiriyor. Dolayısıyla sorun çok boyutlu çok katmanlı... nasıl ülkede kadın cinayetlerinde durum münferit değilse bu trajik olaylarda da maalesef değil.
Bir Müdür yardımcısının dikkat çeken paylaşımı:
"BU BİR İHBARDIR!
Müdür yardımcısı olarak görev yaptığım okulumun önünde; bu akşam mesai bitimime yakın, serseri edasıyla takılan, ailerilerinin veremediği terbiyeyi okulda vermeye çalıştığımız kendi okulumdan 4-5 öğrencime “evlerinize gidin evladım, buralarda dolanmayın” dedim. Baktım laftan anlamıyorlar birinin sırtından HAFİF İTEREK “hadi olum dağılın, doğru evlerinize gidin” dedim.
Öğrenciler biraz uzaklaştıktan sonra sırtından iterek uyardığım öğrenci geri döndü ve “buna hakkınız yok hocam, burası okul dışı, beni itemezsiniz” dedi.
İki gündür yaşanan olaylara zaten canım sıkkın, o hışımla öğrencinin yanına gidip nelere hakkım olup olmadığı hususunda, fiziksel bir müdahelede bulunmadan kendisiyle fikir alış verişinde bulundum.
Hani olur da; sesimi yükselterek öğrencinin psikolojisine olumsuz etkide bulunmuşumdur, bağırarak öğrenciyi incitip moralini bozmuşumdur, o öğrenci yarın bir gün beni yetkili makamlara şikayet ederse, şimdiden KENDİMİ İHBAR EDİYORUM.
Zamanında bir milli eğitim bakanının “Senin saçını keserlerse bana söyle, ben de müdürün saçını keserim”, “Velimi üzeni, ben de üzerim” saçmalığıyla başlayan yozlaşmanın geldiği bu durum içler acısı maalesef. Kimler doğrudan veya dolaylı olarak bu berbat durumdan sorumluysa yatacak yerleri yok.
Yazıklar olsun…"
Bir ilkokul öğretmeni isyan etti:
“19 senelik ilkokul öğretmeniyim. Hiç böyle bir dönem yaşamadık. Eminim bizden öncekiler de yaşamadı.
Ben o camdan aşağı atlamaya çalışan öğrencileri gördükçe içim kahroldu. Eminim ki bütün öğretmenler de kahroldu.
Ben bir öğretmen olarak daha fazla yetki istiyorum.
Biz en baştan velinin de garipliğini görüyoruz, çocuğun da anormalliğini görüyoruz.
Ancak biz bir şey söylediğimizde kimse çocuğuna tuz kondurmuyor.”
ÖZÜR DİLİYORUM
Üç çocuğum var. Eşimle ben doktoruz. İkimiz de çalışıyoruz; didiniyoruz, eksiliyoruz, destek arıyoruz ve ancak öyle çocuklarımızı özel okulda okutabiliyoruz. Bunu bir ayrıcalık gibi taşıdığımı sanmayın. Tam tersine, bu memlekette eğitimde fırsat eşitliğinin nasıl çöktüğünü her gün içimde bir utanç ve acıyla yaşıyorum.
Mesele artık sadece eğitim de değil. Güvenlik duygusu da çöktü. İnsan, çocuğunu hangi okula verdiğini değil; o çocuğun nasıl bir ülkede büyümeye çalıştığını düşünmekten yoruluyor. Orta sınıfın, beyaz yakalının, yıllarca okuyup emek vermiş insanların geldiği yer burası: Daha iyi bir hayat kurmak değil, sadece evladını biraz daha az riskin içine bırakabilmek için çırpınmak.
Ben bu düzenin kazananı değilim. Ben de mağduruyum. Sadece çöküşün biraz daha geç vurduğu kesimlerden biriyim. Bu yüzden, benimle aynı şartlara sahip olmayan; çocuğunu devlet okuluna mecburen gönderen, servis parasını, beslenme çantasını, güvenliği, geleceği dert eden bütün vatandaşlarımdan içim ezilerek özür diliyorum. Aramızdaki fark bir başarı farkı değil; bu bozuk düzenin insanları eşitsizliğe zorlamasının sonucudur.
İnanın, bunun böyle olmaması gerektiğine bütün kalbimle inanıyorum. Bir çocuğun kaderi, anne babasının geliriyle; bir ailenin huzuru, cebindeki son parayla; bir toplumun geleceği, çaresizce yapılan bireysel kaçış planlarıyla belirlenmemeliydi.
Sağlıkta da tablo farklı değil. Orada da eşitlik masaldır artık. Parası, bağlantısı, erişimi olanla olmayan arasında bazen teşhis kadar, bazen tedavi kadar, bazen de hayat kadar fark var.
Bir ülke, kendi çocukları arasında bu kadar derin bir kader uçurumu oluşturuyorsa, orada sadece ekonomi değil vicdan da çökmüş demektir.
Annesine vurdu. "Çocuktur, elinin ayarı yok" dendi. Öfkemi fiziksel saldırı ile ifade edebilirimi öğrendi.
Arkadaşının oyuncağını kasten kırdı. "Çocuktur, yenisini alırız" dendi. Verdiğim zararı paranın gücüyle yok sayabilirimi öğrendi.
Sınıfta bir arkadaşını aşağılayıp itti ve ağlattı. "Çocuktur, şakalaşıyorlar" dendi. Zayıf olanı ezerek güç kazanabilirimi öğrendi.
Öğretmenine hakaret edip kuralları çiğnedi. "Çocuktur, özgüveni yüksek" dendi. Kuralların ve otoritenin üzerindeyimi öğrendi.
Bir tartışmada arkadaşını darp edip hastanelik etti. "Çocuktur, kesin tahrik edilmiştir" dendi. Şiddet kullanmakta her zaman haklıyımı öğrendi.
Davranışlarının bedelini hiç ödemedi. Dürtülerini kontrol edemeyen ve sınır tanımayan birine dönüşmeye basladi Sonra bir gün okula gitti. Yanında bir şey vardı. Birilerini yaraladı.
O gün artık kimse "çocuktur" diyemedi; çünkü o artık freni patlamış bir mekanizma olarak toplumun içine bırakılmıştı.
O sınıftaki öğretmen ve öğrencilerin nasıl bir korku içinde olduklarını tahmin dahi edemiyorum. Liselerin halini görseniz gerçekten içler acısı. 34 yaşındayım ve anne babam öğrencilerimle ters düşmemem için bana her gün telkinde bulunuyor. Söyleyeceklerim bu kadar!