"Sakın tepenize bir sırça köşk kurmayınız ama günün birinde nasılsa böyle bir sırça köşk kurulursa onun yıkılmaz, devrilmez bir şey olduğunu sanmayın.En heybetlisini tuzla buz etmek için üç beş kelle firlatmak yeter. "
Sevgili dostlar, adını ne burada ne yayınlarımda anmaya tenezzül ettiğim bir şey(!) "CHP'den para aldığımı ve bunun için yaşanan kayyım rezaletini eleştirdiğimi" yazmış. Gazeteci görünümlü çantacı- iş takipçileri de bunu alıntılamış. Elbette dava açıp hesabını çatır çatır soracağım.
Hayatım boyunca hiçbir siyasi partiden, partiliden, para almadım. Bu, bunu iddia eden paralı ahlaksızların asla anlayamayacağı ama benim için olmazsa olmaz bir kuraldır: Çünkü, siyasiden para alan, talimat da alır. Bana o talimatı verecek kişi daha doğmadı!
Çıtayı daha da yükseğe koyayım hatta; bırakın para almayı bir tane -herhangi bir siyasi görüş ya da partiden- siyasetçi "Ben O'na yemek ısmarladım" desin ve ispatlasın gazeteciliği bırakırım!
Haysiyetimi, adımı sokakta bulmadım kimseye de çiğnetmem!
Hukuk önünde hesap vereceksiniz!
ÖNEMLİ NOT: Okuyan sevgili dostlarım, bu pek yaptığım bir şey değil ama hepinizden bu açıklamayı RT yapmanızı rica ediyorum.
Hiç eğip bükmeye gerek yok.
CHP'ye yönelik mutlak butlan kararı Türkiye'de siyasetin yol ayrımıdır ve:
Bu kararı kabullenip siyaset yapmaya devam edecek, bunu sindirebilecek her siyasi parti artık fiilen Cumhur İttifakı bileşenidir.
A101 “Z kuşağı neden bizi tercih etmiyor” diye büyük bir araştırma yaptırmış. CarrefourSA’nın alımı da işte bu araştırmanın ürünüymüş. Satışın ve devrin kesinleşmesi aylar sürermiş. Carrefour’un yeni sahibi olan “muhafazakârlar” alkollü içkileri hemen raflardan indirmeyecekmiş. Yavaş yavaş kaybolacakmış o şaraplar; asıl belirleyici ise gelecek yıl olması beklenen seçimlermiş. Peki, neden? O seçimlerin sonucunda, Türkiye’de alkollü içkileri tüketmek için Dubai modeli mi getirilecek? Yani, özel ruhsatlı alanlarda daha çok turistlere hitap eden bir yaşam biçimi mi arzulanıyor? Madem hedef Z kuşağı, yasaklarla mı onları tavlayacaklar, muamma. Hadi bir tez daha öne süreyim: Carrefour’dan sonra alkollü içki satan o tek zincir market de bir gün başka bir üç harfli muhafazakâr şirkete satılır mı? Olmaz, demeyin.
Okuduğunuz çeyrek yüzyılın özeti aslında. AKP’nin yasak tarihi, küçük tavizlerle başlayıp büyük kayıplara dönüşen bir sürecin hikâyesi... İçki kadehinin ekranlarda flulaşmasından konser yasaklarına, heykel yıkımından sanatçıların kara listeye alınmasına kadar uzanan bir çizginin devamı olarak, artık günlük yaşam da dönüşecek. Farkında mısın?
Cumhuriyet’te, Arka Bahçe’de yazdım 👇🏼
https://t.co/N1yedHYZzC
Murat Ağırel: "Bu ülkede biz köle miyiz ya? Gönüllü kulluk mu yaşıyoruz biz? Biz belirli bir kesimi el üstünde tutup yaşatmak için mi uğraşıyoruz? Onların hayatını muhteşem yapmak için gönüllü kölelik düzenine geçtik de haberimiz mi yok bizim!"
1000 TL'ye vasat yemek yiyebiliyorsun. Kot pantolon da aynı para. 15 yemek parasına çamaşır makinesi 4 yemek parasına marka ayakkabı alıyorsun.
250 liraya sıradan kahve içiyorsun. Bira da aynı para.
Bu para işlerinde ya bütün dengeler değişti. Yahut şuur kalmadı. Çözemiyorum.
Bu ülkede içtiğimiz su, aldığımız nefes dahi siyasidir. "Bu konu siyaset üstüdür" denilen her şey siyasete dahildir. Bu acıların yaşanmasını da yaşanmamasını da bizzat siyasal tercihler belirler.
Her konuda bir çürüme var toplumda ve bu çürümeyi yaratan da iktidarın kendisi. Ekonomi, hukuk, adalet, din, kültür, eğitim...Her şey bir şekilde telafi edebilir belki ama eğitim yerle bir edildiğinde geriye ahlaktan yoksun bir toplumun bencilliği ve yobazlığı kalıyor.
Kötülükten beslenen bir iktidarın yarattığı ortam maalesef bu. Sorumsuzluk, adaletsizlik, menfaatçilik, Siyasal İslamcılık, yüzsüzlük ve daha bir sürü şey. Lağım çukuruna dönmüş bir ülke yönetimi.
Yazmak da yetmiyor. Bir şey yapmalı ama ne?
Cimer, Abdülhamid'in jurnalci sisteminin modern dünya uyarlaması. Cimer kaldırılsın. Oturduğu yerden internete ürün yorumu yazar gibi iki satırla insan hayatı kaydırmak nasıl bir ahlakın ürünü? Öğretmen şikayetlerinde gördük, ifadeye çağrılan gazetecilerde gördük, hepimiz yaşadık. Derdi olan avukatı bulsun, davasını açsın. Cimer nedir ya?
Ekrem İmamoğlu, Yusuf Tekin'in nasıl profesör ve rektör olduğunu anlatmıştı:
"Profesör olmak için 5 yıl doçent olmak gerekiyor. Yusuf Bey 5 yıl doçent olmadan profesör yapıldı.
Rektör olmak için ise 3 yıl profesör olmak gerekiyor. Yusuf Bey 3 yıl profesör olmadan rektör yapıldı.
Yusuf Tekin'e özel 48 saatliğine kararname yazıldı, Yusuf Tekin rektör yapıldı, kararname iptal edildi. Bunlar kararname çocukları."
Çok heyecanlıyım. Yarından itibaren hafta içi her sabah saat 07.00’de Onlar’da gündemi yorumlayacağız. İş yolunda, okul yolunda, evde, trafikte yalnız değilsiniz. Karga Kahvaltısını Yapmadan’da buluşalım. 👇
Onlar’da ‘Karga Kahvaltısını Yapmadan’ başlıyor.
Hafta içi her gün saat 07.00’de Timur Soykan gündemi yorumluyor.
Dün ne oldu? Bugün ne olacak ve gelecekte bizi ne bekliyor?
Yarın sabah 7’de buluşalım.