MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI, ÖĞRETMENİN SIRTINA YENİ YÜKLER BİNDİRMEKTEN VAZGEÇİN!
Millî Eğitim Bakanlığı sabah kalkıyor, “Acaba bugün eğitimde neyi değiştirsem?” diye düşünüyor. Ardından yeni bir sistemle karşımıza çıkıyor.
Sayın Bakan, eğitim öğretim yılı devam ederken, öğretmenin ve okul yöneticisinin görüşünü almadan, sahadaki hazırlıkları tamamlamadan sistem değiştirilmez!
Şimdi de OYSS adı altında öğretmenlere yeni bir iş yükü getiriyorsunuz.
Öğretmen zaten dersinden, sınavından, evrakından, analizinden başını kaldıramıyor. Şimdi bir de öğrencinin sınav notunu girmesi yetmeyecek, her sorudan aldığı puanı ayrı ayrı sisteme işleyecek.
Bir öğretmenin kaç sınıfa girdiğinden, kaç öğrencinin sınavını okuduğundan, kaç sorunun puanını sisteme girmek zorunda kalacağından haberiniz var mı?
Siz buna dijital dönüşüm diyorsunuz, biz öğretmene dayatılan yeni bir bürokratik yük diyoruz!
Bir diğer mesele de eğitimde fırsat eşitsizliği.
Erzurum’un Hakkari’nin Rize’nin dağ köyündeki çocukla İstanbul Kabataş’ta Ankara’da kolejde okuyan çocuğun eğitim imkânları aynı mı? Okulların fiziki şartları, öğretmen ihtiyacı, öğrencilerin sosyal ve ekonomik koşulları eşit mi?
Önce bu eşitsizlikleri giderin! Aynı ölçme ve değerlendirme anlayışını farklı imkânlara sahip öğrencilere dayatarak eğitimde adalet sağlayamazsınız.
Ve en önemlisi, bu kararları kime sorarak alıyorsunuz?
Sınıfa girmeyen, okulun gerçeklerini bilmeyen, öğretmenin günlük iş yükünden habersiz kişilerin masa başında hazırladığı her uygulamanın bedelini öğretmene ödetemezsiniz.
Eğitim sistemi deneme tahtası, öğretmen de her yeni uygulamanın yükünü taşıyacak memur değildir!
Öğretmeni evrakla, veri girişiyle, bitmek bilmeyen analizlerle uğraştırmak yerine asli görevi olan eğitim ve öğretime zaman ayırmasını sağlayın.
Öğretmenin görüşünü alın, sahaya inin, okulları görün!
@tcmeb@Yusuf__Tekin
Ağlamak için gözden yaş mı akmalı?
Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?
Sevmek için güzele mi bakmalı?
Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?
Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır?
Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı…
Herkes güzel bulduğu bir şiiri yazabilirmi? Öyleyse ben başlıyorum:
"Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar,
Ne de şeytan bir günahı,
Seni beklediğim kadar..."
(NECİP FAZIL KISAKÜREK/KALDIRIMLAR)