Eğer içsel olarak özgüvensizlikle savaşıyorsan, hayatına narsistleri çekersin. Gereğinden fazla mütevazıysan kibirlileri, her yükü sen sırtlanıyorsan, tembelleri etrafına toplarsın.
Bu asla bir tesadüf değildir,bu zıtlıkların aynı dengesizlik frekansında buluşup birbirini çekme halidir.
Kurtarıcı ya da kurban rollerinden çıkıp kendi içsel dengeni bulduğunda, bu toksik döngü kırılır.
Yapabileceğin en iyi şey, uçlarda savrulmayı bırakıp kendi merkezinde, dengeli bir birey olmayı öğrenmektir.
Çocukluk döneminde anksiyete yaşayan birçok insanın fark etmediği bir şey vardır. Sessiz olduğun için, sorun çıkarmadığın için, dikkat çekmediğin için ve duygularını belli etmediğin için çevrendekiler seni “yaşına göre çok olgun” biri olarak görür. Sen de zamanla bunun güçlü bir yönün olduğuna inanmaya başlarsın. Oysa çoğu zaman bu bir olgunluk değildir. Bu, anksiyetenin geliştirdiği bir hayatta kalma biçimidir. Kendini ifade etmezsin, duygularını bastırırsın ve hata yapmaktan kaçınırsın. Yıllar sonra ise sosyal ve duygusal gelişiminin bazı alanlarda yaşıtlarının gerisinde kaldığını fark edebilirsin. Çünkü olgun görünmek ile duygusal olarak sağlıklı gelişmek aynı şey değildir. Bazen çocukken “çok uslu” diye övülen çocuklar, aslında sadece çok kaygılı çocuklardır.
kaygılı dönemlerimde aklıma gelen alıntı
“sen her zaman kuyruğun arkasında kalıyorsun.bir sinemaya gidemiyorsun, bir fincan kahve içemiyorsun,doğru dürüst ölemiyorsun. hep tetikte olacaksın, hep ilerisini düşüneceksin sabah olmadan öleceksin ki cenazen öğle namazına yetişsin.”
bir overthinker olarak sadece uyumak istiyorum ya şöyle kafayı koyduğum gibi hiçbir şey düşünmeden tak diye uykuya dalmak saatlerce deliksiz just uyumak