KILIÇDAROĞLU VE GERÇEKLER
Türkiye’de basın ve siyaset çevrelerinin açıkça konuşmaktan kaçındığı bir konu var.
Herkes görüyor.
Herkes kendi arasında konuşuyor.
Fakat iş bunu yüksek sesle söylemeye gelince ortalığı derin bir sessizlik kaplıyor.
Ben artık kelimeleri eğip bükmenin, yaşananları “siyasi hata”, “strateji yanlışı”, “aday tercihi” veya “talihsizlik” gibi masum ifadelerle açıklamanın mümkün olmadığı kanaatindeyim.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başında bulunduğu 13 yıllık dönem, sıradan bir başarısızlık hikâyesi değildir.
Bir siyasetçi bir seçim kaybedebilir.
İki seçim kaybedebilir.
Yanlış aday gösterebilir, yanlış ittifak kurabilir, yanlış kampanya yürütebilir.
Ama aynı siyasetçi 13 yıl boyunca neredeyse her kritik dönemeçte iktidarın işine yarayan kararlar alıyor, her büyük fırsatı heba ediyor, her seçim öncesinde başka bir siyasi pot kırıyor ve bütün bunların sonunda koltuğunu korumaya devam ediyorsa artık buna yalnızca “beceriksizlik” denilemez.
Çünkü hata tekrar ettiğinde tesadüf olmaktan çıkar.
Sistemli hâle geldiğinde ise siyasi bir işleve dönüşür.
Kılıçdaroğlu döneminde CHP büyümedi.
İktidar alternatifi olamadı.
Toplumdaki büyük değişim talebini sandığa taşıyamadı.
İktidarın en zayıf olduğu anlarda bile iktidarı deviremedi.
Fakat Kılıçdaroğlu bütün bu yenilgilerin ardından kendi koltuğunu korumayı başardı.
CHP kaybetti, Kılıçdaroğlu kaldı.
Muhalefet kaybetti, Kılıçdaroğlu kaldı.
Türkiye kaybetti, yine Kılıçdaroğlu kaldı.
Kazanan ise her defasında iktidar oldu.
İşte bu tablo, benim açımdan artık bir siyasi kanaati kesinleştirmiştir:
Kemal Kılıçdaroğlu, 13 yıl boyunca gerçek bir iktidar alternatifi üretmekten çok, iktidarın ihtiyaç duyduğu etkisiz ve kontrol edilebilir muhalefet düzenine hizmet etmiştir.
Buna ister “sarı muhalefet” deyin, ister “kullanışlı muhalefet”, ister “iktidarın karşısındaki en elverişli rakip”…
İsim değişebilir.
Ortaya çıkan sonuç değişmez.
HESAPTA OLMAYAN KURULTAY
2023 yılında yapılan CHP 38. Olağan Kurultayı, bu düzenin hesapta olmayan kırılma noktası oldu.
Kılıçdaroğlu’nun kurultayı kaybedeceğini düşünmediği çok açıktı.
Yıllar boyunca oluşturulan delege düzeni, kişisel sadakat ilişkileri, parti içindeki makam dağılımı ve kendisine bağlı kadrolar ona güven veriyordu.
CHP’nin seçim kaybetmesi mümkündü.
Ama Kılıçdaroğlu’nun CHP içindeki seçimi kaybetmesi ona göre mümkün değildi.
Fakat oldu.
Özgür Özel ikinci turda 812 oy aldı ve 13 yıllık dönemi bitirdi.
Asıl kırılma da o gece yaşandı.
Çünkü kaybedilen yalnızca genel başkanlık koltuğu değildi.
Yıllardır kurulan parti içi düzen çökmüş, dokunulmaz olduğu düşünülen bir siyasi figür kendi delegeleri tarafından tasfiye edilmişti.
Kılıçdaroğlu’nun kurultay salonundan ayrılmasının ardından yaptığı ilk işlerden biri Ankara’da bir çalışma ofisi kurmak oldu.
Elbette eski bir genel başkanın ofis açması tek başına suç değildir.
Ama siyasette hiçbir mekân yalnızca dört duvardan ibaret değildir.
Önemli olan o ofisin tabelası değil, gördüğü siyasi işlevdir.
Bugün sorulması gereken soru şudur:
Bu ofis, geçmişte ülkeyi yönetmeye aday olmuş bir siyasetçinin düşünce üretme merkezi mi oldu; yoksa kaybedilen CHP yönetimine karşı yürütülen rövanş siyasetinin karargâhına mı dönüştü?
TESADÜFLER FAZLA DEĞİL Mİ?
Kurultayın ardından CHP’ye yönelik şikâyetler başladı.
Kurultay delegeleri üzerinden iddialar ortaya atıldı.
Parti içi meseleler savcılık dosyalarına taşındı.
CHP’li belediyelere yönelik ihbarlar, ifadeler ve suçlamalar birbirini izledi.
Partinin seçimle işbaşına gelmiş yönetimini mahkeme kararlarıyla değiştirme tartışmaları başladı.
İktidar medyası, Kılıçdaroğlu çevresinden yükselen her sözü büyük bir iştahla kullanmaya başladı.
Eskinin bay Kemal’i, çarkçı Kemal’i, inek hırsızının elini öptüren Kemal’i, montaj videoda Kandil’le el çırpan Kemal’i bir anda herkesin çok sevdiği şirinlik abidesine dönüşüvermişti.
CHP’nin eski yöneticilerinden veya Kılıçdaroğlu’na yakın isimlerden gelen her suçlama, ertesi gün iktidarın propaganda malzemesine dönüştü.
Peki bütün bunlar gerçekten birbirinden bağımsız olaylar mıydı?
Aynı siyasi merkeze yakın isimlerin aynı dönemde harekete geçmesi tesadüf müydü?
CHP’yi içeriden tartıştıran iddiaların iktidar medyasına düzenli biçimde servis edilmesi tesadüf müydü?
Partiyi sandıkta yenemeyenlerin, parti içindeki eski hesaplaşmalardan yararlanması tesadüf müydü?
Kurultayı kaybedenlerle CHP’yi yargı yoluyla değiştirmek isteyenlerin çıkarlarının aynı noktada buluşması yalnızca tesadüf müydü?
Bu kadar çok tesadüf artık tesadüf değildir.
Bu soruların mutlaka hukuki delilleriyle araştırılması gerekir. Çünkü şikâyet dilekçelerinin kimler tarafından hazırlandığı, hangi çevrelerden yönlendirildiği, bilgilerin kimlere ve nasıl aktarıldığı ortaya çıkarılmadan bu karanlık ilişki ağı bütünüyle anlaşılamaz.
Ancak siyasi tabloyu görmek için bir mahkeme kararını beklemek zorunda değiliz.
Ortada apaçık bir çıkar ortaklığı bulunmaktadır.
Bir tarafta CHP’yi iktidar alternatifi olmaktan çıkarmak isteyen siyasi iktidar.
Diğer tarafta kaybettiği koltuğu ve eski gücünü geri almak isteyen parti içi çevreler.
Yöntemleri farklı görünse de hedefleri aynıdır:
Özgür Özel yönetimini etkisizleştirmek, CHP’yi içeriden parçalamak ve yeniden eski, yenilgiyi kabullenmiş düzenine döndürmek.
KILIÇDAROĞLU NEDEN SUSUYOR?
Kemal Kılıçdaroğlu gerçekten bu operasyonların karşısındaysa bunu açıkça söylemelidir.
CHP’li belediyelere yönelik siyasi operasyonlara karşı çıkmalıdır.
Partinin iradesinin mahkeme kararlarıyla değiştirilmesini reddetmelidir.
Kendisini yeniden koltuğa taşıyabilecek her türlü yargı müdahalesine kapıyı kesin biçimde kapatmalıdır.
Eski çalışma arkadaşlarının iktidarın baskısı altında olduğu bir dönemde kişisel hesaplaşmasını bir kenara bırakmalıdır.
Fakat bunun yerine susuyorsa ve İktidarın CHP’ye yönelttiği suçlamaları tekrar ediyorsa,
Partinin seçilmiş yönetimine karşı yürütülen girişimlerden siyasi fayda bekliyorsa,
O zaman artık kimse bize bunun yalnızca “kırgın bir eski genel başkanın tavrı” olduğunu anlatmasın.
Bu, kırgınlık değildir.
Bu, siyasi intikamdır.
Bu, kendisinden sonra başarı ihtimali yakalayan bir parti yönetimine karşı yürütülen hesaplaşmadır.
Daha da önemlisi, bu hesaplaşma iktidarın muhalefeti zayıflatma politikasıyla aynı çizgide buluşmaktadır.
31 MART HER ŞEYİ GÖSTERDİ
Kılıçdaroğlu’nun gitmesinden sonra yapılan ilk yerel seçim, yıllardır anlatılan bütün mazeretleri çökertti.
CHP, 31 Mart 2024 seçimlerinde Türkiye’nin birinci partisi oldu.
Yıllardır “Bu toplum CHP’ye oy vermez”, “Muhafazakâr seçmen CHP’ye yaklaşmaz”, “Devlet imkânları karşısında seçim kazanılamaz” deniliyordu.
Kazandılar.
Hem de Kılıçdaroğlu’nun başaramadığı şekilde kazandılar.
Demek ki sorun yalnızca toplumda değildi.
Sorun yalnızca medyada değildi.
Sorun yalnızca iktidarın imkânlarında değildi.
Sorunun önemli bir bölümü CHP’nin nasıl yönetildiğindeydi.
Kılıçdaroğlu’nun 13 yıl boyunca ürettiği yenilgilerin ardından Özgür Özel yönetimindeki CHP’nin ilk seçimde birinci parti olması, geçmişin sorgulanmasını kaçınılmaz hâle getirdi.
Belki de bazı çevrelerin en büyük korkusu budur.
Çünkü yeni yönetim başarılı oldukça eski dönemin başarısızlıklarının “kaçınılmaz” olmadığı anlaşılmaktadır.
CHP kazandıkça, Kılıçdaroğlu döneminin mazeretleri çökmektedir.
Özgür Özel yükseldikçe, 13 yıllık yenilgi düzeninin üzerindeki perde kalkmaktadır.
KOLTUKTAN DAHA BÜYÜK BİR HESAP
Bugün yaşanan mücadele yalnızca Kılıçdaroğlu ile Özgür Özel arasındaki kişisel bir mücadele değildir.
Mesele bir genel başkanlık koltuğundan ibaret değildir.
Mesele, CHP’nin yeniden iktidarın kolayca yönlendirebildiği, seçim kaybetmeye alıştırılmış, kendi iç tartışmalarına hapsedilmiş bir partiye dönüştürülmek istenmesidir.
Eski düzen geri gelirse iktidar rahatlayacaktır.
Çünkü iktidar karşısında güçlü, hareketli, meydanlara çıkan ve toplumsal muhalefeti büyüten bir CHP istemiyor.
Kaybeden, kendi içinde kavga eden ve her seçimden sonra seçmeni suçlayan eski CHP’yi istiyor.
Kılıçdaroğlu’nun çevresindeki bazı isimlerin arzusu da bundan farklı görünmüyor.
Biri iktidarını korumak istiyor.
Diğeri kaybettiği parti iktidarını geri almak istiyor.
Bu iki arzu aynı hedefte birleşiyor.
TARİH ARTIK SONUCA BAKACAK
Ben bir savcı değilim.
Elimde soruşturma dosyası yok.
Bu nedenle kimin hangi dilekçeyi yazdığını, hangi şikâyeti organize ettiğini veya kiminle hangi görüşmeyi yaptığını hukuken kesinleşmiş bir gerçek gibi sunamam.
Ama bir yurttaş ve siyasi gözlemci olarak ortaya çıkan sonuca bakabilirim.
Ve sonuç şudur:
Kemal Kılıçdaroğlu’nun 13 yıllık genel başkanlığı iktidarın ömrünü uzattı.
Aday tercihleri iktidarın işini kolaylaştırdı.
Seçim stratejileri iktidara alan açtı.
Yenilgilerden sonra koltuğunu koruması muhalefeti felç etti.
Genel başkanlığı kaybettikten sonraki siyasi tutumu da CHP’ye yönelik iktidar baskısını zayıflatmak yerine, bu baskının söylemsel zeminini güçlendirdi.
Bütün bunların ardından hâlâ “Kemal Bey iyi niyetliydi ama başaramadı” demek artık siyasi saflıktır.
Belki bir dönem buna inanılabilirdi.
Artık inanılamaz.
Çünkü siyasette niyetler değil, sonuçlar konuşur.
Ortaya çıkan sonuç da açıktır:
CHP kaybettiğinde Kılıçdaroğlu koltuğunu korudu.
Kılıçdaroğlu koltuğunu kaybettiğinde ise CHP kazanmaya başladı.
İşte bütün hikâyenin özeti budur.
Gerisi ayrıntıdır.
@eczozgurozel@gunaydingokhan@alimahir@muratemir_dr@ZeynelEmre_@yemreyeni
SAYIN CUMHURBAŞKANIM,
SİZ MİLLETİN ADAMISINIZ
Sayın Cumhurbaşkanım,
57 yıllık mücadele hayatınız boyunca, çocukluk yıllarınızdan itibaren bu milletin hukukunu ve hakkını koruma iradesiyle hareket ettiniz. Milletimiz de sizi bu mücadele çizginiz sebebiyle hep yanınızda durdu ve de duruyor.
Milletimiz biliyor ve inanıyor ki “fon” ve “portföy yatırımı” adı altında haksız kazanç sağlayanların, ardından ortaya çıkan zararı milletin sırtına yüklemek isteyenlerin karşısında duracak; buna asla izin vermeyeceksiniz.
Ve biz biliyor ve inanıyoruz ki bu milletin duyguları ve aklı üzerinden bu tip fon ve portföy yatırımları üzerinden haksız kazanç elde edenlerin bu ülkeye verdiği hasarın büyüklüğünden siz hiçbir şekilde haberdar edilmemişsinizdir
Ve şimdi bir kez daha dün bu haksız kazanç etrafında çıkar alanı oluşturanların bu faturayı millete ödettirmesine siz asla izin vermeyeceksiniz bundan eminiz
Üst üste gerçekleştirilen operasyonlarla birlikte bir kez daha 1980’li ve 1990’lı yılları hatırlıyoruz. Maalesef milletimizin duygularını istismar eden bazı yapılar; denetimsizlikten ve sistemdeki boşluklardan yararlanarak Türkiye’nin 50, 70 hatta 80 yıllık sanayicilerinin dahi ulaşamadığı ekonomik güce ve imkânlara kısa sürede eriştiler.
Devletimizin bu yapılara yönelik attığı adımlar ve sorumluların adalet önünde hesap vermesi için başlattığı süreç son derece kıymetlidir.
Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken hayati bir husus vardır:
Bu sistemden kimlerin, ne kadar para kazandığı bellidir ve devletimizin imkânlarıyla rahatlıkla tespit edilebilir.
Yalnızca sistemin kurucularının değil, olağan dışı kazanç sağlayanların da üzerine gidilmelidir.
Bu tür yapıların tasfiyesinde, yatırılan anaparanın üzerinde ve olağan piyasa şartlarının dışında gelir elde eden kişilerin kazançları da incelenmelidir. Örneğin, yıllık Hazine bonosu faizinin üç puandan fazla üzerinde sağlanan getiriler olağan dışı kazanç kabul edilerek, hukuki incelemenin ardından geri çağrılmalı ve tasfiye havuzuna dâhil edilmelidir.
Çünkü hukuka aykırı olduğu yargı kararıyla belirlenen bir mekanizma üzerinden elde edilen olağan dışı kazançlar da hukuken ve vicdanen sorgulanmalıdır. Birileri “Ben yatırım yaptım ve kazandım.” diyerek sistemden çekilirken, geride kalan zararın millete yüklenmesi kabul edilemez.
Yapılması gereken açıktır:
Devlet, bu fonlar üzerinden kimlerin kısa sürede olağan dışı ve haksız kazanç sağladığını tespit etmeli; yargı süreciyle haksız olduğu belirlenen kazançları geri çağırmalı ve tasfiye havuzuna aktarmalıdır.
Bu kirli para ilişkilerinin bedeli, milletimizin alın teriyle kazandığı ve devlete ödediği vergiler üzerinden kesinlikle temizlenmemelidir.
Milletin vergisi kutsaldır. Milletin helal kazancı, başkalarının haksız kazancını karşılamak için kullanılamaz.
Milletin güvenini ve duygularını istismar ederek kazanç sağlayanlar, aldıkları paraları getirip yerine koymalıdır. Ortaya çıkan fatura ne devlete ne de millete kesilmelidir.
Devletimizin bunu başaracak gücü vardır. Sayın Cumhurbaşkanımız da bu iradeyi ortaya koyacak kudrete sahiptir.
Kazanç şahsileştirilip zarar kamulaştırılamaz. Parayı kazananlar bellidir; hesabı da bedeli de onlar vermelidir. Millet, başkalarının haksız kazancının faturasını ödemeyecektir!
@tcbestepe@RTErdogan
Arkadaşlar Öncelik sıralamamız
1) PPF'ler çok likit olduğu için izin verilirse yarın bile ciddi oranda ödeme yapılabilir, haftasonu gelmeden buraya dikkat çekmeye çalışıyoruz.
2) yatırım fonlarının Tasfiye edilmeyenlerinin işleme en erken şekilde tekrar açılması
👇
Sayın bakan yarın sabah NTV'de olacakmış. Sanırım bu kez Sermaye Piyasası hakkında da konuşacaktır. Benim kafamda dönüp dolaşan ilk sorular aşağıda;
1) Kasım 2025'te "manipülasyon var, izin vermeyeceğiz" dediniz. Önlemlerin alınması için neden on ay beklediniz? Konuyu siz mi ciddiye almadınız, yoksa bazı siyasi bariyerleri mi aşamadınız?
2) Sermaye Piyasası Kanunu'nun 107. maddesinde yapay fiyat oluşumu açıkça şuç olarak tanımlanmışken onlarca hissede işlem yapanlar ve yüzlerce fonda bunu taşıyan fon yöneticileri hakkında neden bu sabaha dek hiçbir suç duyurusu yapılmadı? Bu bekleyişin sorumluları hakkında işlem yapacak mısınız?
Yedi portföy yönetim şirketinin bu işlere bulaşmış olması ve 130 fonun tasfiyeye tabi tutulması karşısında, SPK içinde ihmali bulunanlar hakkında suç duyurusunda bulunacak mısınız?
3) Bu fonların Tefas'a açılmasına izin veren, bankaların kapısının önünden geçemeyen şirketlere şişirme değerleme raporlarıyla halka arz izni veren, isim ve faaliyet değişikliğiyle milyar dolar değerlere ulaşan bir kasa bir masa şirketlere göz yuman SPK'nın eski iki başkanı ve o dönemin üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunacak mısınız?
4) Yapay fiyat oluşumunun içinde yer alanlar ve fonları tasfiye edilecek yedi portföy yönetim şirketinin sahipleri arasında benim sayabildiğim 4 banka sahipliği var. İçlerinde banka izni almadan önce kara para soruşturmasında adı geçenler bile var. Bu bankaların izinlerinin ne zaman ve kimler tarafından verildiğini sorgulayacak mısınız? Dönemin BDDK başkanı ve üyeleri hakkında bu verilen izinlere ilişkin soruşturma açacak mısınız?
5) Size bağlı MASAK, fonları temerrüde düşen ve yatırımcıların parasını ödeyemeyen kişilerin mal varlıklarına ve hesaplarına bloke koydu mu?
6) Bu yapının içinde yer alan finansal kuruluş sahipleri bankalarını ve bazı şirketlerini bugün de yönetmeye devam ediyorlar. Buna ne zaman son vermeyi düşünüyorsunuz?
7) Katılımevim ve Birevim'in Emlak Katılım tarafından satın alınması söz konusu. Burada oluşacak kamu zararını şeffaf biçimde açıklayacak mısınız?
Bu kamu zararının eski sahiplerden tahsilini sağlayacak mısınız? Yoksa şirketi Emlak Katılım devralacak ve sorumlulukları ortadan mı kalkacak?
8) Varlık fonunun bu kriz nedeniyle yaptığı piyasa müdahalelerinden oluşan kar veya zararı şeffaf bir şekilde açıklamayı düşünüyor musunuz?
Yarın Seans bitene kadar #PPF'lerin kilidi açılıp insanların parası ödenmelidir.
Yatırım fonlarının durumu ise Tekrar değerlendirilmelidir.
Özellikle tasfiye edilmeyecek olanların kilidi açılmalıdır.
Kilitli fonlar Eksi getiri açıklamaya devam ediyor !
İnsanlara Çıkış Hakkı verin
Bu hafta bitmeden tasfiye edilen ve/veya tefasta çekime kapatılan Para Piyasası Fonları’ndaki paraların ödenmesi elzem.
Riskli hisse fonlarında yapılan yanlışları bile bile buralara yatırım yapan kişilerin mağduriyeti tüm piyasaya mal edilemez ve ödeme için kimseye söz verilemez elbette bunun olacağı çok belliydi.
Ancak, adı üzerinde PPF(!) fonları için ödenememe riski kabul edilebilir değil. Umuyorum en kısa zamanda bu mağduriyet giderilir. Kira ödemesi, eğitim ödemesi, kredi kartı ödemesi ve daha birçok zorunlu ödemesi olan mağdur insan var. Hatta maaş, kredi ödemesi veya vergi ödemesi olan şirketler var.
Eğer bu ödemeler tamamlanmazsa, sermaye piyasalarına olan güveni yerine koymak zor olur. Sonra TL ürünlere neden güven yok, borsamız neden likit ve derin değil? İyi şirketler neden halka açılmıyor? BES Türkiye’de neden büyümüyor, insanlar neden birikimlerini yurtdışına çıkarıyor? diye sorar dururuz…
Ayrıca bilmeyenler için bir not: fon varlıkları portföy yönetim şirketinin malvarlığından ayrıdır ve yetkili saklama sistemi içinde fon adına tutulur. PYŞ bu varlıkları kendi malı gibi kullanamaz. Yani PYŞ batması riski ile fon portföyünün zarar etmesi/likidite sorunu yaşaması tamamen farklı iki konu.
Devletimizden Öncelikli Ricamız #PPF ile yatırım fonlarının aynı torbaya koyulmasının tekrar değerlendirilmesidir
PPF'teki paralar genellikle kısa vadede ihtiyaç duyulan acil para statüsündedir. Öncelikle bu paraların ödenmesi elzemdir. Yatırımcılar günlük harcamalarını yapamıyor
@ErsahinBelit 2/7 risk ile ve Takasbank güvencesi ile liman aradık sadece..Sapla samanı karıştırmazlar umarım. Bir de PRY de 16 eylül ile 17 eylüldeki ters repo oranları çok farklı.. %53 16 eylül, %23,85 17 eylül..Aradaki farkın izaha ihtiyacı var..!
Bu konuyu Gündemde tutmamız lazım zira PPF fonları ile diğer fonların risk seviyeleri farklı ve buna göre işlem yapılmalı, PPF yatırımcısı diğer yatırımcılarla eşitlenemez, biz bu RİSKİ almadık !
⬇️
Değerli Yurttaşlarımız;
Bu gece itibarıyla motorinin litre fiyatı 100 lirayı aşmış olacak.
Bu 100 liranın 20 lirası ÖTV ve KDV’den oluşacak.
2009’da tedavüle giren 100 liralık banknotumuz, o gün 40 litre mazot alıyordu. Bugün aynı 100 lira, sadece 1 litre mazot alacak.
Sayın Erdoğan, 2023 seçimleri öncesinde, “Gabar’da günlük 100 bin varillik petrol bulunduğunu” müjdelerken mazotun litresi 20 liraydı. Bugün 100 lirayı geçecek.
Mazota gelen zam, pompada kalmayacak.
Meyve-sebzeden okul servisine kadar, iğneden ipliğe her şeye zam olarak yansıyacak. Mutfaklarda et değil, daha fazla dert kaynayacak.
Artık vatandaşın bu yükü taşıyacak takati kalmamıştır.
YENİ Parti olarak önerimiz; acil olarak akaryakıttaki vergilerin kaldırılmasıdır.
Dünyanın en yüksek faizlerini öderken, yollara ve köprülere fahiş garanti bedelleri aktarırken hesap yapmayanların eli, sıra vatandaşa geldiğinde titremeyecek.
Giderayak millete daha fazla zulmetmeyin, gerekli adımları atın.
Zaten YENİ Parti iktidarında bu adaletsizlik kökünden çözülecek.
@hac3461@finozg Hangi banka yarın yatacak dedi? Aracı olan mı yoksa Takasbank mı? Ben de 6,7 milyon lira mı bekliyorum 2 gündür… İletişim neresi ile oldu Hüseyin bey..