Merhum Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Sayın Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindeki heyetin 25 Mart 2009 tarihinde meydana gelen helikopter kazasında hayatını kaybetmesine ilişkin yürütülen soruşturma, milletimizin vicdanında derin yer edinmiş, yıllardır aydınlatılması beklenen dosyaların başında gelmektedir.
Bu dosyanın tüm yönleriyle aydınlatılması, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve sorumluluğu bulunan herkesin hukuk önünde hesap vermesi için yargı makamlarımız ile kolluk kuvvetlerimiz, güçlü bir koordinasyon ve eşgüdüm içerisinde çalışmalarını sürdürmektedir.
12 Haziran 2026 tarihinde Kahramanmaraş’tan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına devredilen soruşturma kapsamında; Ankara Cumhuriyet Başsavcılığımızın koordinasyonunda, Ankara İl Emniyet Müdürlüğünce yürütülen çalışmalar neticesinde bu sabah harekete geçilmiştir.
Soruşturma kapsamında, silahlı terör örgütü kurmak, yönetmek ve üye olmak ile tasarlayarak kasten adam öldürme suçlarını işledikleri değerlendirilen 29 şüpheli tespit edilmiş; Ankara, İstanbul, İzmir, Balıkesir, Adana, Antalya, Çanakkale, Bursa, Isparta ve Afyonkarahisar’da bulunan 30 adrese eş zamanlı operasyon düzenlenmiştir.
Operasyon kapsamında 25 şüpheli yakalanmış; 2 şüphelinin cezaevinde, 2 şüphelinin yurt dışında bulunduğu belirlenmiş olup firari şüphelilerin yakalanmasına yönelik çalışmalar devam etmektedir.
Soruşturmanın geldiği bu önemli aşamada titiz çalışmaları dolayısıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığımıza, Ankara İl Emniyet Müdürlüğümüze ve operasyonda görev alan tüm emniyet mensuplarımıza teşekkür ediyorum.
Cumhurbaşkanımız Sayın @RTErdogan’ın tevdi ettiği görev ve sorumluluk çerçevesinde, milletimizin adalet beklentisine yanıt vermek bizim için en büyük sorumluluktur. Aradan kaç yıl geçerse geçsin; hiçbir dosyanın karanlıkta kalmasına ve hiçbir şüphenin cevapsız bırakılmasına müsaade edilmeyecektir.
Başta merhum Muhsin Yazıcıoğlu olmak üzere, bu elim olayda hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımızı rahmetle anıyor; ailelerinin ve aziz milletimizin yüreğinde yer eden bu acının tüm yönleriyle aydınlatılması için sürecin sonuna kadar kararlılıkla takip edileceğini kamuoyunun bilgisine sunuyorum.
Lübnan'da bir asır sonra şanlı sancağımız dalgalanıyor. Türkiye'nin gölgesi bütün coğrafyayı ateşten koruyacak kadar büyüktür. Bölgedeki soydaşlarımızın her türlü tehditten uzak bir şekilde barış ve huzur içinde yaşaması için mili ülkülerimiz ışığında mücadelemize devam edeceğiz.
Türk Halkına, Türk Resmî Medyasına ve Bağımsız Basın Kuruluşlarına Açık Mektup
Tarihin unutulmaması gerektiğine inanan tüm Türk halkına sesleniyorum…
1 Temmuz ve 9 Temmuz 1980’de Irak Türkmenlerinin başına neler geldiğini biliyor musunuz?
Saddam Hüseyin rejiminin verdiği kararlar sonucunda idam sehpasına gönderilen Türkmen gençlerini hatırlıyor musunuz?
O günlerde Türk gazeteleri bu acıyı dünyaya duyurdu mu?
Kerkük’te yaşananları, Irak Türkmenlerinin maruz kaldığı tutuklamaları, idamları ve baskıları kamuoyuna aktardı mı?
Türkmen gençlerinin kimliklerini, dillerini ve onurlarını koruma arzularını; kendi vatanlarında özgürce yaşama umutlarını yazdı mı?
1980 yılının gazete arşivleri bugün nerede?
O günlerin manşetleri nerede?
Onların fotoğraflarını, isimlerini ve evlatlarını idam sehpasına uğurlayan annelerin ve babaların gözyaşlarını hâlâ hatırlayan var mı?
1 Temmuz ve 9 Temmuz 1980, Irak Türkmenleri için takvimde sıradan iki tarih değildir. Bunlar, bir halkın hafızasında derin iz bırakan acı günlerdir.
Şehitlerini unutan milletler hafızalarının bir parçasını kaybeder. Tarihine sahip çıkan milletler ise fedakârlık yapan evlatlarına da sahip çıkar.
Bu nedenle Türk medyasına, tarihçilere, araştırmacılara ve vicdan sahibi herkese çağrımızdır:
1980 yılının arşivlerini yeniden açın.
O günlerde yazılanları yeniden okuyun ve yayımlayın.
Yeni nesiller, Irak Türkmenlerinin yaşadığı acıları öğrensin.
Çünkü hafıza bir sorumluluktur, tarih bir emanettir ve sessizlik gerçeği değiştirmez
Artık iş gerçek Beşiktaşlılara düşüyor içimizdeki kriptolar temizlenmeli Beşiktaş üstünden siyaset gudup paralı köpeklerin yangın yapmasının önüne geçilmeli
5 Temmuz 1993’te Erzincan’ın Başbağlar köyünde hain terör örgütü PKK tarafından hunharca katledilen 33 masum vatandaşımızı rahmet, saygı ve hüzünle anıyorum.
Ruhları şad, mekânları cennet olsun.
#Başbağlar#5Temmuz1993
5 temmuz 1993’te Erzincan’ın Başbağlar Köyü’nde
33 masum sivil PKK'lılar tarafından katledildi.
Doğu'dan Türkleri kaçırmak için Erzurum, Erzincan, Kars, Iğdır, Muş gibi şehirlerde PKK'nın Türk yerleşimlerine saldırıları olmuştu.
📍5 Temmuz Urumçi Katliamı’nı Unutmadık
5 Temmuz 2009, Doğu Türkistan’ın Urumçi şehrinde yaşanan acı olaylarda hayatını kaybeden Uygur Türklerini rahmetle anıyoruz.
Urumçi’de yaşananlar, Türk dünyasının ortak hafızasında derin izler bırakan acı bir dönüm noktası olarak yerini almıştır. Masum sivillerin yaşamını yitirdiği, binlerce insanın mağdur olduğu bu trajedinin unutulmaması; adaletin, insan haklarının ve insan onurunun korunması adına büyük önem taşımaktadır.
Bu vesileyle, hayatını kaybeden kardeşlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine ve tüm Doğu Türkistanlı soydaşlarımıza sabır diliyoruz.
#UrumçiKatliamı
Tarih: 5 Temmuz 2009
Yer: Çin'in Kuzeybatısında yer alan Doğu Türkistan'ın başkenti URUMÇİ
Sokaklar kana bulandı. Resmî rakamların çok ötesinde can kayıplarının yaşandığı o karanlık günler hafızalara kazındı. Binlerce Uygur Türkü gözaltına alındı, sayısız insan kayboldu, aileler paramparça edildi. O gün yaşananlar; sonraki yıllarda Doğu Türkistan'da sistematik baskıların, kitlesel gözaltıların, kimliğin, dilin ve inancın hedef alındığı asimilasyon politikalarının acı bir habercisiydi.
Aradan tam 17 yıl geçti...
Dünya, ekonomik çıkarlarını insan haklarının önüne koymayı tercih etti. Tüm Müslüman ülkeler ve insan hakları konusunda hassas olduğunu öne çıkaran Batı ülkeleri, Çin ile kurdukları ticari ve siyasi ilişkiler zarar görmesin diye, gerçek anlamda hiçbir irade ortaya koymadı. Birkaç cılız kınama, birkaç "endişe" açıklaması ve raflarda tozlanan raporlardan öteye geçilemedi. Sadece Türkiye yaşananları “soykırım” olarak niteledi ve çok sert bir şekilde Çin’i kınadı.
Daha acısı ise İslam dünyasının büyük bölümünün büründüğü derin sessizliktir. Doğu Türkistan'da 77 yılı aşkın süredir devam eden baskılar, Urumçi'de yaşananlar ve bugün hâlâ süren hak ihlalleri; Gazze'de, Keşmir'de, Arakan'da ya da dünyanın herhangi bir yerinde mazlumların yaşadığı acılar kadar ilgiye, hassasiyete, dayanışmaya ve gözyaşına layıktır!
Mazlumlar arasında hiyerarşi kurulamaz; zulmün coğrafyası değişse de vicdanın ölçüsü değişmemelidir. Ne var ki Doğu Türkistan söz konusu olduğunda çoğu zaman güçlü bir ortak irade yerine temennilerle yetinildi, kınamalar ise somut adımlara dönüşmedi..
Bugün hâlâ orada bir millet sadece canıyla değil; diliyle, diniyle, kültürüyle ve tarihsel hafızasıyla topyekûn yok edilmeye çalışılıyor.
Unutulmamalıdır ki; zulüm, failine göre değişmez. Mazlumun kimliği de vicdanın ölçüsü olamaz!
📌 5 Temmuz'u unutmadık.
📌 Urumçi'yi unutmadık.
📌 Doğu Türkistan'ı unutmadık.
Çünkü biliyoruz ki; sessizlik de tarihin yazdığı bir taraftır!
#DoğuTürkistan #UrumçiKatliamı #5Temmuz2009 #UygurTürkleri #İnsanHakları #Urumçi
5 Temmuz 2009'da Doğu Türkistan'ın Urumçi şehrinde Çin yönetimi tarafından katledilen Uygur Türklerini rahmet, minnet ve hüzünle yâd ediyoruz.
Türk dünyasının ayrılmaz bir parçası olan Doğu Türkistan'da yaşanan zulmü unutmadık, soydaşlarımızın haklı mücadelesinin yanında olmaya devam edeceğiz.
#Urumçikatliamı
5 Temmuz 2009’da Türk yurdu Doğu Türkistan’ın Urumçi şehrinde şehit edilen Uygur Türklerini rahmetle anıyor, Doğu Türkistan’daki insanlık dışı muameleyi nefretle kınıyoruz.
"5 Temmûz 1993 - PKK, TİKKO ile birlikte sözde Sivas katliâmının intikâmını almak üzere Erzincân'daki Sünnî Türkmen Başbağlar köyünü bastı ve bir mezheb savaşı başlatmak üzere 33 köylüyü öldürdü. Dolayısıyla Başbağlar katliâmı'nın da Sivas katliâmı ile birlikte ele alınması gerekir.
Başbağlar katliâmını, "Doktor Baran" kod adlı Müslüm Durgun gerçekleştirdi. Bununla birlikte PKK, bu eylemin Doktor Baran'ın inisiyatifiyle gerçekleştirildiğini, haberlerinin olmadığını iddiâ etti. Elbette, bu gerçek değildir. Ancak Sivas katliâmının intikâmı gibi göstermek için böyle yaptılar. Doktor Baran'ın öne çıkarılmasının sebebi de, kendisinin müfrit bir Sünnî düşmânı olmasıdır.
Her iki katliâmda da insanlar katledildiler ve birilerinin iç savaş planına kurban seçildiler."