Türk Solu'nun Burjuvazi Hayranlığı
24 Haziran'da İstanbul Kent Enstitüleri'nde Doğan Çetinkaya (@ydogancetinkaya) ile yaptığımız etkinliğin kaydına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.
https://t.co/lMQGFhahOT
Vasat politikleşme, lüzumsuz kutuplaşma inşa edilmiş sahici olmayan karşıtlıklar,algı üretimi sahte politizasyonlar ile bir dünya kupası geçti. Futbol oyununa olan sadakat ve tutkunun ne denli gerilediğine şahit olduğumuz bir kupayı iyi oynayan kazandı
Özgür Özel ve ekibinin, namuslu insanlara küfür ettirmek için -sosyal medyadaki kiralık aparatlara- kaç yüz milyon lira dağıttığını kalem kalem sayıyor, CHP tarihi açısından ibret verici bir yayın… Hayat daima anlatır.
Bütün tavuk markaları tek çatı altında toplanıp Mutlak But markasıyla çıkabilir piyasaya. Yeni dünya düzeninde şirket-devlet ayrımına da gerek yok. Erdoğan yıllar önce söylemişti ülkeyi şirket gibi yönetmek gerekir diye. Türkiye Cumhuriyeti Anonim Şirketi altında markalaşabiliriz.
“Karar anı” döndü dolaştı, seçilmiş CHP yönetiminin kapısına dayandı. Bugün elbet gelecekti. Öyle ceberrut, böyle gözü dönmüş dediğimiz rejim de yalnızca sosyal medya editleriyle, coşkulu Meclis konuşmalarıyla, iyi sokulmuş laflarla yola gelmeyecekti elbet.
Özgür Özel ve arkadaşları bir karar verecek.
Dışarıdan konuşmanın ne kadar kolay olduğunun gayet farkındayım. Zaten yıllardır bizzat bu argümanı öne sürerek sizi “koruyan” biriyim. Sadece ben değil, milyonlarca insan da her türlü hatanıza rağmen size siper oldu, çok şeye göz yumdu, sizi kimseye yedirmedi. Oysa oy gerekiyorsa oy, boykot gerekiyorsa boykot, sokak gerekiyorsa sokak.
Ve fakat ortada net bir gerçek var: Sizi tam da bugün harekete geçebilmeniz için korumuştuk. İnsanlar, bugünler geldiğinde ayakta kalmış, “razıyız” diyebileceğimiz birileri olsun istediler.
Özgür Özel ve çevresi gerekli cesareti gösteremezse, korkarım ki otoriter rejimle mücadelenin (çok çok kritik ve belki de nihai) bir safhası kapanacak. Her şeyi baştan konuşmak, zamanın hızlı geçmesine daha da muhtaç kalmak zorunda kalacağız.
Artık karar anı. Artık aylardır atılan sloganların, el yükseltmelerin altını doldurma zamanı. Bu dönemde belki belediye kaynakları, sayısız danışman, son model ses sistemleri, profesyonel iletişim ajansları olmayacak. Dokunulmazlık zırhının arkasından değil, gerçek anlamıyla sokakta, gün be gün büyüyerek bir çığa dönüşecek bir mücadele inşa etmek zorundasınız.
Erdoğan’ın kayyumu Kemal Kılıçdaroğlu ve çevresinin rezil siyasi kariyerlerine yeni bir hesap hatası eklemek sizin elinizde. Zira onlar planlarını sizin acziyetiniz üzerine kurmuşlar. Siz korkacaksınız, onlar da ne damlarsa alacak. Çökmüş bir cumhuriyetin yalan bir muhalefeti olmak için size muhtaçlar. “Kadıköy bize, Şişli size, keyfimize bakalım” diyerek size el uzatıyorlar. Bu oyunu bozun.
Zaman bu ülkenin sessiz çoğunluğunun lehinedir; fakat tarihi, karar anlarına örgütlü ve kenetlenmiş halde giren kitleler yazar. Bu dönemde yapacağınız bir hata, muhalif potansiyeli “eline fırsat geçtiğinde bile kullanamayacak” ölçüde kırabilir.
Mahkeme salonlarında da söyledim bugün buradan bir kez daha ilan ediyorum:
Topyekün halk ayaklanması çığırtkanlığı yaparak bu partinin öz evlatlarını birbirine düşman etmek isteyenler bilsin ki; o kirli emellere asla geçit vermeyeceğiz! İç karışıklık yaratma çabaları, sadece dış müdahale heveslilerine zemin hazırlar. Biz bu oyunu bozarız!
Şimdi kavga değil, omuz omuza durma vaktidir. Bütün yol arkadaşlarımı, bu köklü çınarın evlatlarını sükunete ve akla davet ediyorum.
Gün, baba ocağına sahip çıkma günüdür! Tüm partililerimizi, ve yüreği bu ülke için çarpan her bir yurttaşımızı, saat 14.00’te omuz omuza bir grup toplantısı gerçekleştirmek üzere Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezimize, yani Baba Ocağımıza çağırıyorum.
Biz biriz ve birlikteyiz.
Şundan 1 ay önce iktidara erken seçim baskısı yapan CHP'den, yarın grup toplantısında kimin konuşacağını tartışılır hale getiren CHP'ye. Kimse iktidara bundan fazla hizmet edemezdi. AKP sana ne kadar teşekkür etse azdır Kılıçdaroğlu.
Stratejileri bu: Tabandaki tepki yavaş yavaş sönümlenecek, durum kanıksanacak, sonra Altı Ok Atatürk'ün partisi denilerek seçimde gene CHP'ye oy verilecek ve standart %20-25 oyla CHP ana muhalefet olmaya devam edecek, bu işbirlikçiler de CHP'nin rantını yemeye kaldığı yerden devam edecek. Ama öyle olmayacağını çok yakında anlayacaklar.
Dün canlı yayında da konuştuk: Özgür Özel'in Bahçeli'yle samimi pozlar vermesinin neden tepki çektiğini anlıyorum. Artık siyasi elitler tarafından harlanan değil, tam tersine onları da aşan bir öfke var tabanda. Siyasi liderlerin görevlerinden biri seçmenin bu duygusunu aynalamak, hem tabanın ne hissettiğini anlamak hem de seçmenin kendisinin ne hissettiğini anlamlandırmasına yardımcı olmaktır.
Bunu demekle birlikte, konunun resmedildiği kadar siyah-beyaz olmadığının hakkını vermek gerekir. Özgür Özel ve CHP şu an mümkün olduğunca izole edilmeye çalışılıyor. Böyle bir süreçte, iş dünyasının en büyük kurumlarından biri KK yerine sizi davet ettiyse ve siz buna rağmen küsüp oynamıyorsanız, manevra alanınızı kendi elinizle daraltıyorsunuz demektir.
İkinci bir konu da psikolojik. Muhalif seçmen, çok uzun zamandır yeniliyor olmanın verdiği ruh hali ile en ufak bir aksilikte "Bak gördün mü, yine olmadı. Yine mahvolduk. Buradan dönüşü olmayacak." psikolojisine girebiliyor. Tam tersini karşı tarafta görmüyoruz. İlk aksilikte seçmen kendi liderliğinin şarampole yuvarlandığını düşünmüyor iktidar tarafında, çünkü yılların getirdiği bir "winner" olma hali var. Düşündüğünüzde Özel Bahçeli'ye sıcak davrandı, evet, ama Bahçeli de Özel'e sıcak davrandı. Daha sabahında ağzına geleni söylediği Özel'in elini sıktı, samimi konuştu. Bunlar MHP liderinden çok MHP tabanına mesajdır. "Öyle demesine bakmayın, anlatıyor bir şeyler ama o kadar da inanmıyor anlattığına" mesajını verir. Yılların getirdiği yenilmişlikle gelen panik atakları anlıyorum ama bırakın biraz da MHP'nin aksadığı yerleri konuşalım.
Ve en önemlisi: Panik sizin dostunuz değildir.
Sanırım bugün Saray/Cumhur çevrelerinin en azından bir kısmında belirginleşen hava şu:
Bir rejim değişimi yaşanıyor. Bu, onların gözünde jeopolitik bir zorunluluk. Ortaya çıkmakta olan yapı Erdoğan’ın etrafında örülüyor; fakat mesele yalnızca Erdoğan’ın kişisel iktidarı değil. Onun ötesine uzanan, daha kalıcı, daha kapsamlı bir siyasal düzen ve güvenlik mimarisi tasarlanıyor.
Bu tasarımda demokrasi bütünüyle ortadan kalkmıyor; ancak giderek daha fazla tiyatral bir niteliğe bürünüyor. Seçimler, partiler ve muhalefet varlığını sürdürüyor; fakat bunların işlevi iktidarın gerçekten el değiştirmesini sağlamak değil, rejimin meşruiyetini ve sürekliliğini üretmek haline geliyor. En azından geçiş dönemi için öngörülen model bu.
Devlet siyasetin, “devlet aklı” siyasetçinin önüne geçiriliyor. Siyasal aktörler kendilerine uygun görülen yerlere yerleştiriliyor.
Erdoğan’ın liderliğini yaptığı, Saray’ın merkeze oturduğu, AKP’nin becerebildiği ölçüde siyasal meşruiyet sağladığı bu kompozisyonda MHP ve Bahçeli, yeni mimarinin fikrî kurucuları olarak görülüyor. Öcalan’a ve Kürt siyasetine ayrı bir rol biçiliyor; “bin yıllık kardeşlik”, “önderlik” ve yeni bir mutabakat dili etrafında konumlandırılıyorlar.
CHP içindeki Kılıçdaroğlu ve Butlan girişimine de bir işlev yükleniyor. Kurucu CHP tasfiye edilmiyor; aksine rejimin butik ortaklarından birine dönüştürülmek isteniyor. Bir tür müze, anıt ya da tarihî referans noktası gibi. Kılıçdaroğlu’na da kaybettiği itibarın bu yeni tasarım içinde iade edileceği ima ediliyor.
Herkes için bir yer var; yeter ki oyunun kurallarını kabul etsin ve kendisine verilen rolü oynasın.
Fakat bu tasarımın ciddi çelişkileri ve kırılganlıkları var. Rejim içindeki herkes aynı pozisyonda değil. İktidar alanının kendi içinde farklı beklentiler, fanteziler ve tahayyüller mevcut.
Ama en önemlisi, siyasal aktörlüğünü ve iradesini terk etmesi beklenen toplumun büyük çoğunluğunun buna gönüllü olmaması. Ekonomik çöküntünün yükünü taşıyan geniş toplumsal kesimler değişim istiyor. Geleceksizlik duygusuyla kuşatılmış genç kuşakların önemli bir bölümü ise bu siyasal düzene karşı derin bir hoşnutsuzluk duyuyor.
Bu nedenle asıl mesele, halkın siyasal iradesinin nasıl yönetileceği, denetleneceği ve gerektiğinde nasıl etkisizleştirileceği.
Bu çevrelerde hâkim görünen düşünce şu sanki: Seçimlere kadar olağanüstü yöntemlere ihtiyaç duyulacak. Yargı müdahaleleri, siyasi operasyonlar ve yoğunlaşmış istisna hâlleri bu dönemin araçları olacak. Çünkü bu bir inşa süreci. Acılar yaşanacak, bedeller ödenecek, tatsızlıklar olacak; fakat bunlar daha büyük bir dönüşümün kaçınılmaz maliyetleri olarak sunulacak.
Amaç, seçimlerde bir “kaza” ihtimalini ortadan kaldırmak.
Bu perspektiften bakıldığında bugünkü sert müdahaleler kalıcı değil; yeni düzenin kuruluş sürecinin zorunlu araçları olarak görülüyor. Tasarım, seçimlerden sonra siyasetin yeni bir normale kavuşacağı, toplumun zamanla bu yeni durumu kanıksayacağı ve bugünün çalkantılarının unutulacağı varsayımına dayanıyor.
Ama asıl mesele burada başlıyor: Halkın iradesini askıya alarak kurulan bir düzen, zorla istikrar kurabilir mi? Yoksa “geçici” diye sunulan olağanüstü yöntemler, yeni rejimin kaçınılmaz olarak ve kalıcı (hatta artarak devam eden) işleyiş biçimine mi dönüşür? Ya da çok daha kötü ihtimallere mi gebe bu yorgun ülke.
Özgür Özel’in demokrasi ve güvenlik ilişkisinin altını çizdiği Newsweek’teki yazısındaki ifade bence önemli bir uyarı niteliğinde. Öyle bitirelim:
“Demokrasi, vatandaşların iktidarı barışçıl yollarla değiştirebileceği güvenilir kanalları korumak demektir. Bu kanallar ortadan kalktığında, siyasal hoşnutsuzluk da ortadan kalkmaz. Yüzeyin altında birikir ve sonunda infilak eder.”
Bir rock konserini ‘statü göstergesi’ seviyesinde fiyat ve erişilebilirlik ile pazarlarsanız, kırmızı halınız da olur, şarkılara eşlik etmek yerine telefonla video çeken binler de.
Enjoy.
Artık gelinen seviye bu.
İktidar etrafında ki bir soygungunculuk bize milli güvenlik sorunu diye yutturulmaya çalışılıyor ve buna bazı aparatlar devlet aklı diyor.
Ortada dümdüz bir çete düzeni var ne aklı....
“Vize imparatorluğu” haberi milli güvenlik sorunuymuş!
Kısa Dalga’nın, VFS Global’in Türkiye’deki faaliyetlerini konu alan “Vize imparatorluğu” başlıklı araştırma dosyasına mahkeme tarafından erişim engeli getirildi.
Gerekçe, “millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması” olarak gösterildi. https://t.co/rgLUcRKweZ
İktidar bizi kayyumla uğraştırırken ortaya çıkan olaya bakın;
Vize almayı kolaylaştırmakla görevli kurum ve şirketler, vize almayı zorlaştırarak vize randevusunu karaborsaya düşürüp, yüksek fiyatlara satıyormuş!
Bilin bakalım işin içinde hangi bakanlığın bürokratları varmış?
Klasik olarak bu çeteyle mücadeleden önce, habere yayın yasağı getirilmiş tabiki!
Bu vize meselesi çok büyük tekere çomak soktu. Yıllardır söylediğimiz "vizelerin kaldırılmasını AKP istemiyor"un bir komplo teorisi olmadığı ortaya çıktı. Sağmal inek gibi sağdığı, koyun gibi kırktığı beyaz yakalı gelirinden olmak istemiyorlarmış.
Canan Coşkun müthiş bir yazı dizisi hazırlamış. Aklımda kalan en önemli not: Haziran 2024’te kurulan Dışişlerini Güçlendirme Vakfı (Mütevelli üyeleri akademisyen ve büyükelçi vs üst düzey 10 kişi, kim olduğu açıklanmıyor) her yıl vize başvuru gelirlerinin %20’sini hüpletiyormuş.
iyi söyleşi...
kuşoğlu'nun söyledikleriyle ilgili izlenimlerim.
1. kuşoğlu kendinden önce defalarca söylenmiş şeyleri tekrar edince daha önce söylenenler doğrulanmış olmuyor, tekrar edilmiş oluyor.
2. cansu çamlıbel'in de aktardığı üzere kuşoğlu biraz olan bitenin dışında kalmış görünüyor.
3. devletin aklı varsa toplumun da aklı var. ikisi arasında ayrışma varsa normatif olarak ikincisini takip etmek zamanımızın ruhuna daha uygun.
4. devlet aklını 'yapanlar' birkaç muktedirden ibaret olmasın?
5. 27 mayısı, 12 eylül'ü yapanlar da kendi akıllarını devlet aklı zannediyordu.
Kılıçdaroğlu’nun 45 yıllık yol arkadaşı Kuşoğlu: Devlet aklı bir şeyler kurguluyor; adayımız Mansur Bey de Özgür Bey de olabilir https://t.co/AaA21iDe8a
Bugün iki önemli şey oldu:
1) Mansur Yavaş, Özgür Özel ile yol yürüyeceğini açıktan ilan etti.
2) KK, partiye format atmadan kurultaya gitmeyeceğini netleştirdi. Yolsuzluktan casusluğa tüm suçlamalara sahip çıktı. Özgür Özel'e yönelecek yeni operasyonların yolunu yaptı.
İşin ahlaki boyutuna girmeyeceğim. Ağır konuşmadan o konuya girmek çok mümkün değil. İşin teknik kısmında kalırsak, aslında operasyonların arkasındaki strateji değişmedi.
Ana hedef, muhalefetin dişlerini sökmek. Muhalefet olarak var olan ama hiç kimseyi ısıramayan, dolayısıyla iktidara gelme ihtimali olmayan bir muhalefet tasarımı. Çözüm süreci üzerinden Öcalan'ı Kürt siyasetinin tek adamı ilan ederek DEM'in sesini kısmaya çalışmak da muhalefetin bayrak adamı İmamoğlu'na yapılan operasyon da aynı stratejinin parçalarıydı. En tepeden lider kafalanır veya bertaraf edilirse, muhalefetin de dişleri sökülür diye düşünüldü. İmamoğlu bertaraf edilmeye çalışıldı ama CHP dağılmadı, birbirine düşmedi. Dolayısıyla Öcalan ile DEM'e yapıldığı gibi, CHP'nin başına iktidarla çalışmaya hazır bir vasi atandı. Ancak buradan da yeterince verim alınmayacak gibi gözüküyor. Hem KK imajını kurtarabilecek gibi görünmüyor hem de Mansur Yavaş'ı değişimcilerden uzaklaştırma stratejisi 19 Mart'tan sonra bugün bir kez daha çöktü. Rüzgar yönünü değiştirmezse, el büyütmek zorunda kalacaklar. Her şeye rağmen muhalefeti dişleri keskin şekilde tutabilen Özel'i bertaraf etmeye çalışacaklar.
Buna yanıt verecek strateji, "Hepimiz Kara Murat'ız" demeli. Muhalefete liderlik edecek kişilerin İmamoğlu-Özel-Yavaş'tan ibaret olmadığını, kimi içeri alırlarsa alsınlar aynı idealin peşinden gidecek ve muhalefeti bir arada tutacak insanların bitmeyeceği bir kurumsal muhalefet örgütlenmeli. Mahkeme kararıyla kapatılamayacak bir muhalefet zihniyeti oluşturulmalı. Ve karşı tarafın büyük bir "batık maliyet yanılgısı" içinde olduğu sinyallenmeli. Buraya kadar yapılan her şey boşuna gitmesin, "batık maliyet" olmasın diye daha da el yükseltiliyor. Ancak el ne kadar yükseltilirse yükseltilsin bir işe yaramayacağı ve bu operasyonları yürütenlerin ödemek zorunda kalacakları siyasi maliyeti kabarttığı anlatılmalı.