İBB davasında yargılanan Taner Çetin,
savcılıkta yaşadıklarını anlattı:
Oğlum yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim bir savcı ilk olarak ‘Gel bakalım Taner’ dedi ve içeriye girdim.
Elindeki tespihi göğsünün üzerinde çekerek ‘Sen 63-64 yaşına gelmişsin. Burdan çıkamazsın. Suçların belli, şansın yok. Gel etkin pişmanlıktan faydalan ben de seni çıkarayım’ dedi.
Bana sosyal medyada çıkan, bazı kadın çalışma arkadaşlarımın isimlerini sorarak çirkin ifadelerde bulundu.
‘Sen ne mezunuydun?’ diye sordu sonra. ‘Sen ilkokul mezunu muydun? Ne mezunusun diploman yok galiba’ dedi sonra.
Daha sonrasında dedi ki ‘Zaten senin Ekrem’in de diploması yok. Senin gibi adamları doldurmuş buraya’ dedi.
🔴#SONDAKİKA | İRAN DEVLETİ, ABD İLE BARIŞ ANLAŞMASI YAPILDIĞINI RESMİ OLARAK AÇIKLADI.
İRAN BUGÜNE KADAR İLK KEZ BUNU RESMİ OLARAK DUYURDU.
SAVAŞ İKİ TARAFIN DA AÇIKLAMASINA GÖRE SONRA ERDİ.
Bugün tavuk üreticilerine kayyum atanmış.
Dün bütün tavuğu 85 liraya aldım. Ne isteniyor tam? Yani kaç para olsun tavuk mesela? 20 lira mı olsun? Yoksa tüm sektörü yok edip ithalatın önünü açıp yine ordan da mı semireceksiniz? Sığırda yapılanı unutmadık.
Fedon: "Ben 500 yıllık İstanbulluyum, ben Yunan değilim karıştırmayın. Türkiye'nin en büyük hatası Yunanlı ile Rumu ayıramaması. Yunanlı Helendir, beni sevmez. Orada Türk tohumuyum, burada gâvurum ve iki gözüm açık gidecek. Şehit torunuyum, askerliğim yaptım, vergimi ödüyorum.."
Fatoş Pınar Türker, savunmasının son kısmında tutukluluk ve cezaevi sürecinin en soğuk, en yıkıcı, en korkunç yanlarını anlattı. Salonda avukatlardan izleyicilere, tutuklulara kadar herkes ağladı. Bunu ilk defa yazıyorum ama lütfen sonuna kadar okuyun:
Türker, savunmasının sonunda önce gözaltındaki çıplak arama sürecini şu sözlerle anlattı:
“Vatan Emniyet’teyken arşiv odası gibi bir yere aldılar beni. Eldiven giyen bir polis üstünü çıkar dedi çıkardım. Sonrasında gidip gidemeyeceğimi sorduğumda, altımı da indirip çamaşırımı da indirmemi söyledi. Cinsel organını aç dedi, arkanı dön-eğil dedi. (Kadın izleyicilere dönerek) Utanan varsa çıkabilir ben utanmıyorum. İnsanların onurunu, gururunu kırmak için yapılıyormuş gibi geliyor. Yapan utansın, ben utanmıyorum”
Daha sonra, tutuklanıp Silivri’ye sevk edildikten sadece bir gün sonra infaz koruma memuru tarafından SEGBİS için çağrıldığını belirten Türker, şöyle devam etti:
Dedim ki "Ben bilmiyorum, bu ne SEGBİS ne?" İşte dedi böyle online ekrana bağlanıyorsunuz. Ben gittim oturdum, karşımda bir ekran açık ama "Adalet mülkün temelidir" yazmıyor, bir ofis orası. Böyle gözüm de ısırıyor Allah Allah diyorum, en sonunda kırmızı espresso makinesi vardı çünkü Savcı Bey bana o makinede kahve ikram etmişti. İfademi alan savcı, başkanım. Savcım, size soracağım şimdi. Siz tabii ki şey, sizin şahsınızla hiç alakası yok konunun ama hani meslektaşınız ya böyle bir uygulama var mı, yok mu? Dedi ki: "Ya" dedi, "Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda" dedi, "ben sana ne dedim" dedi.
"Ben sana ne dedim" dedi, "ben senin ne olduğunu biliyorum ama sen bu adamlar sana" dedi "kumpas kuracak demedim mi" dedi. "Niye konuşmadın sen" dedi. "Verecektin ifadeni gidecektin" dedi. "Ama" dedim, "Sayın Savcım ben bildiğim her şeyi anlattım." "Bak şimdi" dedi, "sen git" dedi, "eşyalarını topla. Ben "dedi, "sana Çağlayan'dan araba göndereceğim" dedi. "Geleceksin" dedi, "burada" dedi, "bana" dedi "ifadeyi vereceksin, buradan" dedi "çocuklarına gidersin." Ben de dedim ki: "Savcım" dedim, "ben yeniden ifade veririm, vermemi istiyorsanız" dedim. "Bir avukatıma sorayım." Şimdi karşımdaki savcı ya, "Yok efendim" diyecek halim yok, ben bilmiyorum bir de hakikaten, ilk kez tutuklanmışız. Dedim ki "Tamam" dedim, "ben avukatıma bir danışayım" dedim. Böyle yaptı: "Hâlâ avukat diyorsun bana" dedi. "Sen" dedi, "bu kafayla bir daha" dedi "çocuklarını asla göremeyeceksin" dedi. "Sen bekârsın, değil mi?" dedi. Evet. "Velayetleri de sende?" Evet. "Senin çocukların" dedi, "reşit de değildi, değil mi?" dedi. Değil dedim. "Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını" dedi. Ha, bir anneye böyle denir mi? Çocuklarıyla tehdit ettiler. Az evvel şeyle söyledim ya size hani mal varlığı, "Sen bakıyordun, değil mi?" dedi. Evet. "Bak" dedi, "mal varlığı tedbiri için" dedi, "karar var benim elimde" dedi. "Ama ben" dedi, "28 Mart Cuma günü mesai bitimine kadar sana süre" dedi. Savcım bunu dedi. Ve o gün tebliğ edildi. "Ya bana gelir konuşursun ya da dedi malını mülkünü de alacağım" dedi.
Yani bir şey söyleyeceğim. Şeyi anlayamıyorum. Hani mesela birisinin birisiyle husumeti olur... Hiç beni tanımıyor ki. Tanımadığı bir insandan insan nasıl nefret eder ki? Hani nasıl bunu söyler... Mesela annesi yok mu bu insanların? Hepimiz zıbın giymedik mi? Ben hiç kimseye hakkımı helal etmiyorum. Bunu çok düşündüm çünkü şimdi Düzce'ye götürüldüm. Düzce'de insanın benim şeyim bozuldu... İnsan olarak öğrendiğim iyilik ve kötülük kavramı bozuldu. Çünkü iyi insan dediğimiz bir tarif var, bir de kötü insan dediğimiz bir tarif var; birbirine girdi bu. Çünkü Düzce'ye bir gittim, 40 metrekarede 25 kişiyiz, 16 kişilik. Koğuş arkadaşlarım; uyuşturucu satıcıları, cinayet, hırsız... Artık mesela bir Roman gördüğümde ben onun çadırcı mı, göçebe mi, arabacı mı olduğunu anlarım. Valla anlarım. Uyuşturucu mu satıyor, hırsız mı onu da anlarım. Hani böyle bir bilgi benim neyime yarayacak bilmiyorum ama... Ve o, hani bir kız getirdiler hamile, 5 aylık, 4 aylık. 1.5 yaşındaki kızını duvara vura vura öldürmüş. İddianamesini ben okudum. Ama diyor ki: "Eşime benziyordu." diyor. "Çok ağlıyordu." "Dayanamadım." diyor. "Ama benim içim" diyor, "çok ferah. 7'sini de yaptım, 40'ını da yaptım, mezarı da çok güzel." diyor. Hamile bir de. Devlet de gayet iyi bakıyor yani gerçekten hamile diye.
Ama ben o insanlarla birlikte kaldım. Mesela 1 yaşında, o Roman bir aile vardı 5 kişi; anneanne, iki kızı, iki torun filan, ailecek kalıyorlar uyuşturucudan. Ama annesi çok bakmak istemiyor, 1 yaşındaydı Afra da geldiğinde, daha yürümüyordu. Mesela ona bakıyordum. Ne yapayım? Onunla teselli ediyordum kendimi. Örgü ördüm, tuvalet temizledim. Çünkü tuvaletler taşıyor. Şey dedim ben de: "Çekilin" dedim, "madem 16 milyon için çalışıyoruz, hani burada da bari bu görevi ifa edelim. Ne yapalım?" Ama hani olduğu gibi anlatıyorum, bilmiyorum... Yani film gibi bu yaşananlar. Gözlerimi açıp şey denmesini bekliyorum, işim gereği tabii reklam çekimlerinin setinde filan da bulundum, birisi çıkacak şuradan: "Kestik! Selçuk Bey siz birazcık daha işte soru sorun, siz şey yapın. Ekrem Bey siz araya girmeyin, bir daha alıyoruz aynı planı." filan diyecekler diye umuyorum yani. Ama olmuyor. Tutukluyuz biz hakikaten.
Ben Medya A.Ş. Genel Müdürü olarak yargılanmaktan hiç gocunmuyorum. Elbette ki varsa bir hatamız, neyse ortaya çıksın. Bence yok, ben %100 beraat edeceğime, %90 bile değil, inanıyorum. Ama siz burada lütfen, rica ediyorum Medya A.Ş. Genel Müdürü Pınar'ı yargılayın. Ben anne olarak, benim çocuklarıma yazık günah değil mi? Bak geçen sene mezun oldu Nehir. Londra'ya gidemedik, o okuldan kabul olamadı. Benim kızım tüm dünyada yapılan sınavda %1'lik dilime girdi. Şu an dünyanın en iyi yapay zeka okulunda okuyor. Bak mezun oldu, ben göremedim. Orada benim güzel kızım. Babalarıyla... Diyor ki: "Anneciğim kepimi saklıyorum, sen eve geldiğinde havaya atacağım." Yani şu kadar, bacak kadar da onu ilkokula verdiğimde, mezun oldu, ben göremedim. Can sağlığı olsun. Ben kendim için yani rüşvet almadım, 15 aydır yatıyorum, bir şey çalıp çırpmadım, mal varlığıma tedbir kondu. Hakikaten, hakikaten çok mağdurum ama kendime dair, geleceğime dair bir şeyim, böyle bir yaşama sevincim, bir şeyim kalmadı.
Çok yorgunum. Anneme dedim ki, demesem iyiydi çünkü benim annem babam ablamı kaybetmişler, çok agresif bir lösemiden 9 ayda... Anneme dedim ki: "Keşke" dedim, "idam cezası olsa da kalemi kırsa, bitse bu iş." O kadar yorgunum, o kadar yorgunum ki kendime dair hiçbir beklentim, isteğim yok. Ama Sayın Hakim lütfen vicdanınıza sesleniyorum, Sayın Savcım sizin de. Yargılayın ama Pınar'ı yargılayın da anne Pınar'ı ne olur tahliye edin. Ev hapsi verin, ben çocuklarımla zaten el ele oturmak istiyorum. Teşekkür ederim.”
Değerli dostlar…
Bana ait olan ve/veya yorumcusu olduğum hiçbir eserimin-eserin BUTLAN ile göreve gelenler ve onun tarafı olanlar eliyle, herhangi bir ortamda kullanılmasını istemediğimi… olası izinsiz kullanımlara karşı sürecin takipçisi olacağımı paylaşmak isterim.
Saygıyla🌿
BÜTÜN SALONU
AĞLATAN O SAVUNMA
Fatoş Pınar Türker yaptığı savunma ile herkesi ağlattı. Polis baskını, savcılık ve cezaevi sürecinde yaşananlar çok çarpıcı:
Sabah 5.30- 6.00'da. Ben iki kızımla dediğim gibi yalnız yaşıyorum. Çok ilginç. İşte polisler eve geldi. Çocuklarım ağlıyor, işte diyorum ki, "Bir su vereyim". "Hayır". İşte küçük kızım okula gidecek, "Hayır, kimse kımıldamasın, delil karartmayın" diyor sürekli şey. Polis bey, komiser herhalde. O çok yani onun gözlerindeki bakışı hiç unutmayacağım. Bir tane kadın memur vardı en sonunda kızlarımla birlikte o da ağlıyordu. "Sakın kimse birbirine dokunmasın" filan dedi. Dedim "Siz dedim mali suçlar için gelmediniz mi? Biz ne delili karartacağız?" Şey dedi polis; "Biz cinayet masadan geliyoruz" dedi. Öyle olunca benim kızlarım avaz avaz ağlamaya başladılar. Ben dedim "Ne cinayeti" dedim. Hayır dedim; "Şu an operasyon oluyor, polis kalmadı, biz geldik" dedi.
Vatan'a girdik, emniyete. Hakikaten ben oradan çıkamayacağım diye düşündüm Artık kaçıncı gün ne şeyde, bir bilmiyorum. Bir kadın memur geldi, "Arama yapacağız" dedi. Eldiven taktı eline. Arkada böyle klasörler, çok küçük bir oda. "Üstünü çıkar" dedi, "Üstünü çıkardım". Ama üstünü çıkarmanın hani zaten çıplaksın, ne kontrol edeceksin ama kontrol yaptı, "Tamam" dedi. “Eşofmanını da indir” dedi. İndirdim. “Çamaşırını da”. “Nasıl yani” dedim? “İndireceksin” dedi...
Siz dediler 6 kişilik koğuşa koyacağız. Sonra müdür hanım dedi ki Adalet Bakanlığı'ndan dedi talimat sizi ayrı ayrı koyacağız dedi.
Öyle ilk geceyi geçirdik. Sonra ertesi gün mazgal açıldı, infaz koruma memuru, "Fatoş" dedi. "Efendim" dedim. "SEGBİS" dedi. Dedim ki "O ne?" "Mahkemeye çıkacaksın" dedi. "Ben daha yeni tutuklandım" dedim. "Dün çıktım mahkemeye" dedim. "Yine çıkacaksın" dedi. Ben gittim oturdum, karşımda bir ekran açık ama "Adalet mülkün temelidir" yazmıyor, bir ofis orası. Böyle gözüm de ısırıyor, en sonunda kırmızı espresso makinesi vardı çünkü Savcı Bey bana o makinede kahve ikram etmişti. İfademi alan savcı, başkanım. Savcım, size soracağım şimdi. Siz tabii ki şey, sizin şahsınızla hiç alakası yok konunun ama hani meslektaşınız ya böyle bir uygulama var mı, yok mu? Dedi ki: "Ya" dedi, "Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda" dedi, "ben sana ne dedim" dedi.
"ben senin ne olduğunu biliyorum ama sen bu adamlar sana" dedi "kumpas kuracak demedim mi" dedi. "Niye konuşmadın sen" dedi. "Verecektin ifadeni gidecektin" dedi. "Ama" dedim, "Sayın Savcım ben bildiğim her şeyi anlattım." "Bak şimdi" dedi, "sen git" dedi, "eşyalarını topla. Ben "dedi, "sana Çağlayan'dan araba göndereceğim" dedi. "Geleceksin" dedi, "burada" dedi, "bana" dedi "ifadeyi vereceksin, buradan" dedi "çocuklarına gidersin." Ben de dedim ki: "Savcım" dedim, "ben yeniden ifade veririm, vermemi istiyorsanız" dedim. "Bir avukatıma sorayım." Şimdi karşımdaki savcı ya, "Yok efendim" diyecek halim yok, ben bilmiyorum bir de hakikaten, ilk kez tutuklanmışız. "ben avukatıma bir danışayım" dedim. Böyle yaptı: "Hâlâ" dedi, "avukat diyorsun bana" dedi. "Sen" dedi, "bu kafayla bir daha" dedi "çocuklarını asla göremeyeceksin" dedi. "Sen bekârsın, değil mi?" dedi. Evet. "Velayetleri de sende?" Evet. "Senin çocukların" dedi, "reşit de değildi, değil mi?" dedi. Değil dedim. "Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını" dedi. Ha, bir anneye böyle denir mi? Çocuklarıyla tehdit ettiler. Az evvel şeyle söyledim ya size hani mal varlığı, "Sen bakıyordun, değil mi?" dedi. Evet. "Bak" dedi, "mal varlığı tedbiri için" dedi, "karar var benim elimde" dedi. "Ama ben" dedi, "28 Mart Cuma günü mesai bitimine kadar sana süre" dedi. Savcım bunu dedi. Ve o gün tebliğ edildi. "Ya bana gelir konuşursun" dedi, "ya da" dedi "malını mülkünü de alacağım" dedi.
Yani bir şey söyleyeceğim. Şeyi anlayamıyorum. Hani mesela birisinin birisiyle husumeti olur... Hiç beni tanımıyor ki. Tanımadığı bir insandan insan nasıl nefret eder ki? Hani nasıl bunu söyle... Mesela annesi yok mu bu insanların? #İBBDavası
Tamar evliydi.. Bir işadamından hamile kaldı. Sonra çok büyük paralar istediği iddia edildi..
Cem Küçük, Tamar'a diyor ki, 'bazı videolarını yurt dışından çekiyorsun, Suriye hatları üzerinden talimat alıyorsun' diyerek "seni rezil rüsva ederim" diyerek kavgayı büyüttü.
Bir bakanın trolo ordusu mu ve yöneteni mi yoksa Cem Küçük mü kazanacak?
Ada da Cem Küçük kalacak diğerleri gidecek.
https://t.co/cjki4eMoG7
@bpthaber Böyle amiplerin kaybedeceği, yazdığınız cezayı tahsil edebileceğiniz hiç bir şeyi yoktur. Bu tür amiplere uygulanacak yöntem başkasının canına kastetmeden en az 5 yıl yatarı olan hapis cezasıdır.
Reza Zarrab itiraf etti:
“Bakanlara milyonlar verdim, kollarına Rolex taktım.”
Tutuklanan var mı?
Yok.
Ama “şu kadar para verdim” diye montaj yapınca CHP’liler hapiste.
Bu düzende adalet nerede?
#İbbdavası
İneklerin sayıldığı, kadınların sayılmadığı bir düzende hiçbir hakkı olmadan maraba gibi yaşayacakken;
Mustafa Kemal’in sağladığı tüm nimetlerden faydalanıp Meclis üyesi seçilen birinin, yediği kaba nasıl pislediğini de ibretle izliyoruz !
Pazartesi günü gerekli tüm kurumlara şikayet ve başvuruları şahsen yapacağım. @TC_icisleri@adalet_bakanlik
Şu çifte standarta bakın.
Rahmi Koç hakkında jet hızıyla TCK 216’dan soruşturma başlatıldı.
Ama ülkenin neredeyse yarısına, Atatürkçülere “pez…, s… shopçu, pavyoncu, tefeci…” diyen AKP’li Rümeysa Eker hakkında hala herhangi bir gözaltı kararı verilmedi.
Bu şahsı koruyan kim? Bu ülkede adalet sadece muhaliflere mi işliyor? Rümeysa hakkında işlem yapılana kadar unutturmayın!
Duruşmaya segbisle bağlanan İmamoğlu:
imamoğlu: söyleyeceklerimin kayda geçirilmesini istiyorum. mahkemenizin adil yargılama ile alakalı düzeni oluşturmak adına mahkemede fiili bulunmam yönündeki çağrınızı biliyorum. bu da gayet kurallara uygundur. ama durum bu sabah yaşadıklarımdan sonra artık teferruat haline dönüşmüştür. gardiyan arkadaşlar saat 06:30da beni uyandırdılar. 07:30da cezaevinden çıkarıldım. en az 60 kilometre yol yaptık. sözüm ona araba bozuldu, kaputu açtılar baktılar. bana bilgi bile verilmedi dönüş yoluna geçildi. sordum “araba arıza yaptı geri dönüyoruz” dediler.
“e araba bozuksa niye dönüyoruz” dedim.
“komutan bey bakın 60 km geldiniz kalan mesafe de zaten o kadar arıza yaptıysa niye döndürüyorsunuz” dedim.
bu türk yargı tarihine geçsin. “bakın yanlış yapıyorsunuz. bu bir talimat, aracın bozuk olduğuna inanmıyorum” dedim. “ayıptır, yazıktır, günahtır” dedim. zorla kapıyı kapattılar, beni oturttular, geri döndük. lavabo ihtiyacımı söyledim, 20 dakikamız var beklesin dendi. bunu karşılamaktan bile imtina eden bir hale gelmiştir komutan, asker. cezaevi kapısında ben tepkimi dile getirdim. 09:20 geçe buraya girdim ben, çoktan Kartal’da olurdum. içerdekiler dedi ki “segbis’e döndüğü için böyle alındınız”. o zaman benim askerim neden buna alet edildi? biz başsavcının egosu için, İmamoğlu Kartal’a gelmesin, yargıç karşısına çıkmasın diye bir tezgah kurulmuştur. ciddi anlamda psikolojik bir şiddete tabii tutuldum. bugün yaşanan tarihi bir zulümdür işkencedir. buna tabii tutanlarla ilgili işlem yapılmasını talep ediyorum.
ben huzurda savunma yapmak istiyorum.
sebebi şudur; yüce Türk yargısını yerle bir etmek isteyenlere karşı mücadele veriyorum ben onu söyleyeyim.
Ferdi Zeyrek'in kampanya danışmanı Önder İnce:
"Ferdi başkanın seçim kampanyasını ben yaptım.
Madem bu kadar para verilmiş;
Biz neden Seçim Koordinasyon Merkezi (SKM) dahi olmadan kampanya yaptık! Bütün toplantılarımızı Ferdi başkanın mimarlık ofisinde ya da CHP Manisa İl başkanlığında yaptık?
Bizim neden seçim otobüslerimiz, araçlarımız yoktu?
Biz neden medya satınalma yapamadık?
Ferdi Başkan kampanya giderlerini neden cebinden karşıladı?
Ferdi başkan bütün kampanyayı neden 2015 model bir araçla tamamladı?
Ben bütün kampanya süresince neden kendi aracımı kullandım, benzinimi dahi kendim karşıladım?
Neden kampanya için çalışan gönüllüler dahil, herkes kendi yemek paralarını kendileri ödedi?
Neden sahaya çıktığımızda Milletvekilleri, İl Başkanı, yöneticiler kendi ceplerinden harcama yaptılar?
Hayatını kaybetmiş, cevap veremeyecek bir insan üzerinden Genel Başkan Özgür Özel’e saldırmayı, karalamayı göze alacak kadar alçalmazsınız diye düşünüyorduk.
Kaybedecek ne çok şeyiniz var ki buna dahi tenezzül ediyorsunuz!"
Hadsiz
Kendi adıma ve bir çok bu konuda konuştuğum dostum adına yazıyorum
Antisemitizmin tarihi yüksek seviyeye çıktığı bu dönemde,
Hayati olarak en güvenli hissettiğimiz ülkedeyiz. 500 yıldır buradayız.
Batıda, sokakta, sinagogda hatta çocuklar okulda, şiddete uğruyorlar.
Yahudi olduğumuzu Türkiye'de saklama ihtiyacı duymuyoruz ama Avrupa'da duyuyoruz
Evet, bazen, linç endişesi yaşayanlar dolayısıyla işimiz gücümüz etkileniyor ama bu Türkiye olduğu için değil, küresel ruh bu olduğu için.
Rubin, bizim adımıza konuşmak ve yaşamadığımız bir sorun konusunda korku pompalamak yerine
GİTSİN Avrupa, ABD ve Kanada'da Yahudilerin yaşadıklarını yazsın, cesareti varsa