Necmi Kadıoğlu’nun Kars ve Karslılar hakkında sarf ettiği talihsiz sözleri şaşkınlıkla ve üzüntüyle dinledim.
Bir siyasetçinin, milyonlarca insanı doğduğu şehir üzerinden değerlendirmesi, ayrıştırıcı ve sorumsuz bir yaklaşımdır.
Kars; Cumhuriyet’in serhat şehridir. Kars; vatan nöbetinin tutulduğu, şehitler veren, vergisini ödeyen, üreten, bu ülkeye değer katan insanların memleketidir.
Bugün Türkiye’nin dört bir yanında belediye başkanı, milletvekili, bürokrat, akademisyen, iş insanı ve emekçi olarak başarıyla görev yapan binlerce Karslı vardır. Karslıları küçümsemeye çalışanlar önce bu gerçeğe bakmalıdır.
Ben Karslı olmaktan gurur duyuyorum.
Kimsenin Kars’ın onurunu, tarihini ve insanını siyasi polemiklerine malzeme etmesine sessiz kalmam.
Kars; Ani’dir.
Kars; Harakani’dir.
Kars; Sarıkamış’tır.
Kars; Cumhuriyet’tir.
Kars hakkında konuşacak olanlar önce bu şehrin tarihini, mücadelesini ve bu ülkeye kazandırdığı değerleri öğrenmelidir.
Kars sahipsiz değildir.
#Kars #KarsaSaygıDuy #KarsSahipsizDeğildir
“Bir isim bazen bir bakışı değiştirir…”
Yıllardır kullanılan “Engelliler Haftası” ifadesinin, bugün birçok insan için kırıcı, dışlayıcı ve kişiyi tanımlayan bir dile dönüştüğünü görüyoruz.
Bir bireyi yalnızca yaşadığı engel üzerinden tanımlamak yerine; eşit yaşam hakkını, erişilebilirliği ve toplumsal katılımı merkeze alan bir anlayışı konuşmalıyız.
Belki de artık isimleri yeniden düşünmenin zamanı gelmiştir…
“Engelliler Haftası” yerine;
✅ Erişilebilir Yaşam Haftası
✅ Eşit Katılım Haftası
✅ Engelsiz Kent ve Yaşam Haftası
Çünkü mesele yalnızca bir isim değil;
bakış açımız, kullandığımız dil ve kurduğumuz toplumsal saygıdır.
Kimse eksik değil, kimse yalnız değil.
Herkes için erişilebilir, eşit ve onurlu bir yaşam mümkün.
Bu vesileyle; başta Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK), Yerel Yönetimler, Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü, ilgili sivil toplum kuruluşları, üniversiteler ve engelli bireyleri temsil eden tüm kuruluşları bu konuda sorumluluk almaya davet ediyorum.
Çağlar Bağış
CHP Kars Belediye Meclis Üyesi
#ErişilebilirYaşam #EşitKatılım #Farkındalık #BirlikteGüçlüyüz #HerkesİçinErişim
@tbmmresmi@tcailesosyal@tihekkurumsal
VERGİSİNİ ÖDEYENLERİN GÜNAHI NE?
Yıllardır bu ülkede yaşayan, çalışan, üreten, istihdam sağlayan ve kazandığı her kuruşun hesabını devlete veren milyonlarca insan adına sormak gerekiyor:
Vergisini zamanında ödeyenlerin günahı ne?
Bir esnaf düşünün. Her ay KDV’sini ödüyor. Stopajını ödüyor. SGK primlerini yatırıyor. Gelir vergisini veriyor. Elektrik faturası, kira, personel gideri derken ayakta kalmaya çalışıyor. Devlet kapısına geldiğinde hiçbir yükümlülüğünü aksatmıyor.
Bir de yıllarca servetini kayıt dışı tutanlar var. Vergi sisteminin dışında kalanlar, kazancını gizleyenler, parasını yurt dışına çıkaranlar ya da kayıt altına almayanlar…
Sonra bir gün “Varlık Barışı” adı altında bir düzenleme çıkıyor.
Ve deniliyor ki:
“Getirin paranızı, beyan edin, geçmişi sorgulamayacağız.”
Peki o zaman yıllardır dürüst davranan vatandaşın ödediği bedelin anlamı ne?
Vergi ahlakı dediğimiz şey, sadece kanunlarla değil, adalet duygusuyla ayakta kalır. Eğer dürüst olmak bir avantaj değil de dezavantaj haline gelirse, toplumun devlete olan güveni sarsılır.
Devlet, vergisini eksiksiz ödeyen vatandaşına “Sen doğru yaptın” demek yerine, yıllarca sistem dışında kalanlara yeni fırsatlar sunuyorsa burada ciddi bir adalet tartışması vardır.
Elbette ekonomiye kaynak kazandırmak önemlidir. Elbette kayıt dışı sermayenin sisteme dahil edilmesi değerlidir. Ancak bunun bedeli, kurallara uyan insanların vicdanında oluşan kırgınlık olmamalıdır.
Çünkü bu ülkede her sabah dükkânını açan esnafın, maaşından vergisi otomatik kesilen çalışanın, üretim yapan sanayicinin de bir hakkı vardır.
Bugün sorulması gereken soru şudur:
Yıllarca vergisini eksiksiz ödeyen vatandaş ödüllendirilmezken, neden kayıt dışı kalanlar için sürekli yeni kapılar açılıyor?
Vergi adaleti, sadece gelir toplamak değildir.
Vergi adaleti; dürüst olanı korumak, kurallara uyanı teşvik etmek ve topluma “doğru olanı yapmak her zaman kazandırır” mesajını verebilmektir.
Aksi halde toplumun vicdanında şu soru büyümeye devam edecektir:
“Madem sonunda af çıkıyor, madem sonunda barış geliyor, o halde yıllardır vergisini ödeyenlerin günahı ne?”
#vergiadaleti
Unutulmamalıdır ki güçlü siyasi yapılar, içeride birbirini yoran değil; birbirini tamamlayan kadrolarla büyür. Kırgınlıkların değil ortak aklın, kişiselleşmenin değil kurumsallaşmanın, ayrışmanın değil birlik duygusunun hâkim olduğu bir siyaset anlayışı hem topluma umut verir hem de geleceği güçlendirir.
Çünkü sonunda hepimizin kendimize şu soruyu sorması gerekir: Eğer sürekli kişiler üzerinden ayrışıyorsak, o zaman savunduğumuz ortak dava, ortak değerler ve parti kavramı nerede kalıyor?
Türkiye’de son yıllarda siyasetin en büyük sorunlarından biri, fikirlerin ve ilkelerin geri plana itilerek kişilerin ön plana çıkarılmasıdır. Oysa siyaset; şahıslar üzerinden değil, ortak değerler, idealler ve toplumun geleceğine dair ortaya konulan ilkeler üzerinden yürütülmelidir. İnsanların siyasete olan güvenini zedeleyen temel meselelerden biri de tam olarak budur: Bir siyasi mücadeleyi ortak akıl ve ilke zemini yerine kişiler üzerinden okumaya başlamak.
Bugün ülkemizde yaşanan ayrışma yalnızca farklı siyasi görüşler arasında yaşanmamaktadır. Maalesef aynı siyasi gelenek içinde de zaman zaman benzer kırılmaların oluştuğunu görmek mümkündür. İnsanların bir siyasi hareket içerisinde farklı isimler üzerinden taraflara ayrılması, siyasetin özünden uzaklaşmasına neden olmaktadır. Çünkü siyaset bir aidiyet savaşı değil, ortak bir gelecek inşa etme sorumluluğudur.
Bir siyasi partiyi güçlü yapan şey; belirli kişilere duyulan bağlılık değil, o partinin temsil ettiği değerlerdir. İsimler değişebilir, görevler sona erebilir, dönemler kapanabilir. Ancak demokrasiye, hukuka, eşitliğe, sosyal adalete ve halkın yararına duyulan inanç kalıcıdır. Eğer bir siyasi yapı yalnızca kişilerin etkisiyle ayakta duruyorsa, kurumsal hafızasını ve temel duruşunu koruması da zamanla zorlaşır.
Yerel siyasette de benzer bir durum zaman zaman kendisini göstermektedir. İnsanların aynı dava içerisinde farklı taraflara ayrılması, aynı amaç uğruna mücadele eden bireylerin birbirine mesafe koymasına neden olmaktadır. Oysa aynı çatı altında bulunan herkesin ortak amacı; bireysel yakınlıklar değil, topluma daha iyi hizmet etme anlayışı olmalıdır.
Burada samimiyetle sorulması gereken önemli bir soru vardır: Eğer bir siyasi partide insanlar fikirler üzerinden değil de kişiler üzerinden tanımlanmaya başlanıyorsa, o zaman parti kimliği nerede kalıyor? Eğer herkes bir tarafın insanı olarak görülüyorsa, ortak mücadele ruhu nasıl korunacaktır? Parti kültürü, örgüt bilinci ve ortak siyasal hedefler hangi zeminde güçlenecektir?
Bir siyasi hareketi ayakta tutan şey, kişisel bağlılıklar değil; ortak ilkelere olan sadakattir. Çünkü kişilere bağlı siyaset geçicidir. İnsanlar değişir, dönemler değişir, siyasi atmosfer değişir. Ancak ilkelere bağlılık kalıcıdır. Dün olduğu gibi bugün de önemli olan; kişilerin değil, savunulan değerlerin yanında durabilmektir.
Bir siyasi hareketin büyümesi; içeride yaşanan gruplaşmalarla değil, ortak hedeflere yönelik dayanışma kültürüyle mümkündür. Farklı görüşlerin olması doğaldır. Aynı yapı içerisinde farklı bakış açıları bulunabilir. Bu, demokratik siyasetin doğal sonucudur. Ancak fikir ayrılıklarının ayrışmaya, ayrışmanın ise kutuplaşmaya dönüşmesi kimseye fayda sağlamaz. Çünkü içeride büyüyen kırgınlıklar, dışarıdaki mücadeleyi zayıflatır.
Asıl sorulması gereken soru şudur: Biz neden siyaset yapıyoruz? Bir kişiyi desteklemek için mi, yoksa toplumun sorunlarına çözüm üretmek için mi? Eğer amaç daha adil bir ülke, daha güçlü demokrasi, daha yaşanabilir kentler ve halkın refahıysa; o halde odak noktamız isimler değil, ilkeler olmalıdır.
Bir siyasi partiyi parti yapan şey; logosu, binası ya da yöneticileri kadar, taşıdığı ortak mücadele ruhudur. O ruh zedelendiğinde insanlar aidiyet duygusunu kaybetmeye başlar. Siyasete olan güven azalır. Toplum da doğal olarak “ortak hedef nerede?” sorusunu sormaya başlar.
Bugün belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz şey; ayrışmayı değil dayanışmayı büyütmektir. İnsanları kategorilere ayırmak yerine ortak amaçlarda buluşabilmektir. Kimin yanında olduğumuzdan çok, neyin yanında durduğumuzu konuşabilmektir. Hukukun, demokrasinin, emeğin, adaletin ve halk yararının yanında durabiliyor muyuz? Asıl mesele budur.
- devamı yorumda 👇
Bugün Cumhuriyet Halk Partisi’nin merkez binasına yönelik gerçekleştirilen müdahale; kullanılan yöntem, güvenlik yaklaşımı ve uygulanan süreç bakımından demokrasi adına ciddi soru işaretleri doğurmuştur. Bir siyasi partinin genel merkezinin, biber gazı, TOMA ve aşırı güvenlik tedbirleri eşliğinde baskı altına alınmaya çalışılması; yalnızca bir binaya değil, milyonlarca yurttaşın demokratik temsil hakkına yönelik ağır bir görüntü ortaya çıkarmıştır.
Cumhuriyet Halk Partisi; bu ülkenin kurucu değerlerini taşıyan, demokrasi mücadelesinin en köklü siyasi kurumlarından biridir. Fikir ayrılıkları, siyasi tartışmalar ya da hukuki süreçler; hiçbir zaman demokratik siyasetin alanını daraltacak, parti kurumlarını hedef haline getirecek uygulamaların gerekçesi olamaz.
Hiç kimse unutmamalıdır ki; siyasi partiler demokrasinin temel taşıdır. Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelik sert, ölçüsüz ve toplum vicdanını yaralayan her yaklaşım; yalnızca bir partiye değil, Türkiye’nin demokratik geleceğine zarar verir.
Böylesi günlerde ayrışmanın değil, Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurumsal kimliği etrafında birleşmenin zamanı olduğu açıktır.
Ancak altını güçlü biçimde çiziyoruz: Demokratik siyasete yönelik baskıcı görüntüler, hukuk devleti ilkesini zedeleyen yöntemler ve toplumda korku iklimi oluşturan müdahaleler asla kabul edilemez. Cumhuriyet Halk Partisi susmaz, geri çekilmez ve demokratik mücadeleden vazgeçmez.
Bizler; hukukun üstünlüğünü, demokratik siyaseti ve halk iradesini savunmaya kararlılıkla devam edeceğiz.
Cumhuriyet Halk Partisi sahipsiz değildir. Demokrasi de teslim alınamaz.
Yangın olur, hazırlığın tartışılır. Sel olur, altyapı eksikleri konuşulur. Deprem olur, yapı güvenliği ve denetim yeniden sorgulanır. Maden kazaları yaşanır, iş güvenliği önlemleri gündeme gelir. Enflasyon yükselir, vatandaşın alım gücü düşer; esnaf ayakta kalma mücadelesi verir, emekli geçim derdine düşer, gençler geleceğe umutla bakmakta zorlanır. Göç ve sığınmacı politikası toplumun önemli başlıklarından biri olur; insanlar daha net ve uzun vadeli çözümler bekler.
Çiftçi maliyet altında eziliyor, üretici zorlanıyor, işsizlik ve geçim sıkıntısı büyüyor. Vatandaşın gündemi ekonomi, güvenlik, afetlere hazırlık ve adalet duygusu iken; siyasetin gündemi çoğu zaman CHP’li belediyeler üzerinden şekilleniyor.
Bu ülkenin insanı artık mazeret değil çözüm, tartışma değil icraat görmek istiyor. Çünkü vatandaşın derdi siyaset değil; mutfaktaki yangın, cebindeki eksilen para ve geleceğe dair artan kaygıdır.
#HalkınGündemi #GeçimDerdi #EkonomikKriz #Enflasyon #Adalet
Siyasette hafızası olmayanlar olabilir; ama milletin hafızası vardır. Dün meydan meydan gezip AKP’yi ‘adaleti bitirmekle, hukuku yok etmekle, ülkeyi yoksulluğa sürüklemekle, gençlerin geleceğini çalmakla’ suçlayanların bugün aynı siyasi çizgiye yönelmesi; yalnızca bir parti değişikliği değil, aynı zamanda büyük bir siyasi çelişkinin ilanıdır.
Eğer dün söyledikleriniz doğruysa, bugün nasıl aynı safta durabiliyorsunuz? Eğer bugün doğru yerde olduğunuzu söylüyorsanız, o zaman dün millete anlattıklarınız neydi? Bir siyasi figür için en ağır yük, rakiplerinin eleştirisi değil; kendi sözlerinin gölgesinde kalmaktır.
Seçmen unutmaz. Çünkü insanlar yalnızca bir isme değil, bir mücadeleye, bir duruşa, bir inanca oy verir. Dün ‘bu düzen değişmeli’ deyip bugün o düzenin parçası haline gelmek; kamuoyunda haklı olarak şu soruyu doğurur: Değişen fikirler mi, yoksa siyasi hesaplar mı?
Siyaset; koltuk, konfor ve fırsat hesabı değil; bedel ödeme ve omurga meselesidir. Hele ki yıllarca sert şekilde eleştirdiğiniz bir anlayışa yöneliyorsanız, bu yalnızca bir geçiş değil; kendi siyasi geçmişinizle yüzleşme mecburiyetidir.
Bugün belki bazı kapılar açılmış olabilir. Ama dün söylenen sözler, verilen mücadele görüntüsü ve milyonların hafızasında kalan eleştiriler öyle kolay silinmez. Çünkü siyasette bazen en sert muhalefeti rakipleriniz değil, dün kurduğunuz cümleler yapar.
@herkesicinCHP@eczozgurozel@burcukoksal03
1 Mayıs; sadece bir bayram değil, emeğin onurunu, alın terinin değerini ve dayanışmanın gücünü hatırlatan anlamlı bir gündür.
Hayatı omuzlarında taşıyan işçilerin, emekçilerin ve üreten insanların mücadelesi; daha adil, daha eşit ve daha insanca bir yaşamın temelidir.
Bugün, alın teriyle hayatı var eden tüm emekçilerin sesi olma günüdür. Çünkü emek varsa üretim, üretim varsa umut vardır.
Başta işçilerimiz olmak üzere, emeğiyle yaşamı güzelleştiren herkesin 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü kutlu olsun.
Emeğin hak ettiği değeri gördüğü, adaletin ve dayanışmanın büyüdüğü bir gelecek dileğiyle…
#1Mayıs #emekvedayanışmagünü
23 Nisan, yalnızca bir bayram değil; millet iradesinin, bağımsızlığın ve geleceğe duyulan inancın simgesidir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklara armağan ettiği bu anlamlı gün, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunun en güçlü ifadesidir.
Çocuklarımızın daha temiz, daha adil, daha yaşanabilir bir şehirde ve güçlü bir Türkiye’de büyümesi için çalışmaya devam edeceğiz. Çünkü yarının Türkiye’si, bugünün çocuklarının ellerinde yükselecek.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun. 🇹🇷
#23Nisan #UlusalEgemenlik #ÇocukBayramı #Milliİrade #Kars
Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın tarafından yapılan son açıklamalar; bu ülkenin kurucu değerlerine, toplumsal barışına ve Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere emanet ettiği Cumhuriyet ilke ve devrimlerine açık bir saldırıdır.
“Yeni Türkiye” söylemi adı altında dile getirilen ifadeler; ayrıştırıcı, ötekileştirici ve toplumu kutuplaştıran bir dilin en tehlikeli örneklerinden biridir. Bu açıklamalar, sadece bir görüş beyanı değil; aynı zamanda laiklik ilkesine, eğitim sistemine, toplumsal çeşitliliğe ve birlikte yaşama kültürüne yönelik sistematik bir itibarsızlaştırma girişimidir.
Cumhuriyet; kimsenin yaşam tarzına müdahale etmediği, inançların ve kimliklerin güvence altına alındığı bir ortak yaşam sözleşmesidir. Bu sözleşmeyi hedef alan, vatandaşları “makbul” ve “öteki” diye ayıran zihniyet; bu toprakların birliğine değil, ayrışmasına hizmet eder.
Sendikacılık; emekçinin hakkını savunmak, adalet ve eşitlik mücadelesi vermektir. Ancak yapılan bu açıklamalar, bir sendika başkanından beklenen sorumluluk bilincinden uzak, ideolojik ve kutuplaştırıcı bir siyasi dilin yansımasıdır. Kamu gücünü temsil eden bir yapının, toplumu ayrıştıran bu dili kullanması kabul edilemez.
Bizler biliyoruz ki; Türkiye Cumhuriyeti, çağdaşlık yolunda ilerleyen, aklın ve bilimin rehberliğini esas alan bir devlettir. Bu ülkenin geleceği; nefret söylemiyle değil, ortak akıl ve toplumsal uzlaşıyla şekillenecektir.
Hiç kimse; Cumhuriyet değerlerini, laikliği ve Atatürk’ün mirasını hedef alarak bu milleti geriye götüremez.
Buradan açıkça ifade ediyoruz: Bu açıklamaları şiddetle kınıyor, toplumun tüm kesimlerini sağduyuya ve Cumhuriyetin temel değerlerine sahip çıkmaya davet ediyoruz.
Unutulmamalıdır ki; Bu ülke, karanlığa teslim olmayacak kadar güçlü, Cumhuriyet ise sahipsiz kalmayacak kadar köklüdür.
#CumhuriyetDeğerleri
#LaiklikKırmızıÇizgimiz
#AtatürkİlkeVeDevrimleri
#CumhuriyetSahipsizDeğil
#TürkiyeLaiktirLaikKalacak
“Yiğit Düştüğü Yerden Kalkıyor”
Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın:
“Yiğit düştüğü yerden kalkar”, derler. Anadolu, 100 yıllık narkozdan çıkıyor. Yeni bir diriliş, yeni bir uyanış hamlesi yaşıyoruz. İradesi örselenmiş, tarihiyle bağı kesilmiş eski Türkiye yok artık. Yüklerinden kurtulan bir Türkiye var.
Yeni Türkiye hamlesinde, Anadolu’nun horlanmış, itilmiş, dışlanmış evlatları var. Bu hamle karşısında; Eski Türkiyeciler, homo laikuslar, beşli çeteciler, meslek örgütü-sendika maskeli etki ajanları homurdanıp dursun.
LGBT borazanlığı yapanlar, karatahtaları mora boyayıp küçücük çocuklara eşcinselliği özendirenler, okullardaki Ramazan coşkusunu hazmedemeyenler inlerinden çıkıp, nefret kusuyorlar.
Milletin başörtüsüyle, şalvarıyla uğraşan islamofobinin Türkiye şubeleri, millete Fransız zavallılar istiyorlar ki, eski Türkiye geri gelsin; efendilerinin açtığı fay hatları kapanmasın. Milletin enerjisi, kaynakları; tefrikayla, kavgayla, terörle heba edilsin.
Ne yaparlarsa yapsınlar, o fay hatları kapanacak.
#GüçlüMemurGüçlüTürkiye
#TürkiyeBuluşması
Umudu örgütlüyoruz.
Cesareti büyütüyoruz.
Türkiye’yi yeniden ayağa kaldırıyoruz.
Karanlığa teslim olmayacağız.
Haksızlığa boyun eğmeyeceğiz.
#KatlanmakZorundaDeğilsiniz
Sen de aramıza katıl.
https://t.co/2QqPWoMHm5
Bu toprakların mayasında umut, ruhunda cesaret var. Teslim olmak yok!
Karanlığa, hukuksuzluğa, yokluğa, haksızlığa #KatlanmakZorundaDeğilsiniz
Bize katılabilirsiniz.
https://t.co/MoOfNQsoeA
Bu sözün altına imzamı atarım.
Özgür Özel çok net konuşmuş:
CHP rozeti kimseye dokunulmazlık zırhı değildir.
Bu partiye sırtını dayayıp, sonra da başka hesapların peşine düşenlere kimse “hoşgörü” beklemesin.
Mesut Özarslan meselesi bir sağ-sol meselesi değildir.
Bu, düpedüz ahlak ve omurga meselesidir.
CHP; koltuk sevdalılarının, kapı arkasında pazarlık yapanların değil,
namusuyla siyaset yapanların partisidir.
Genel Başkan’ın dediği gibi:
Bu işin sağı solu yok.
Bu işin namuslusu var, namussuzu var.
Ve biz, namuslu siyasetin tarafındayız.
Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan’ın CHP’den istifa etmesi, siyasette yapılabilecek en büyük ihanetlerden biridir.
Ben bunu açık söylüyorum:
Bu karar bir tercih değil, ihanettir.
Bu adım bir yol ayrımı değil, seçmenin iradesini satmaktır.
CHP logosuyla oy alıp, CHP seçmeninin umuduyla koltuğa oturup, sonra o seçmene sırt dönmek; ahlaksızlıktır, omurgasızlıktır, karakter sorunudur.
Kimse bize masal anlatmasın.
Bu istifa ne ilkeseldir ne onurludur.
Bu istifa koltuk için yapılan bir teslimiyettir.
CHP seçmeni kimlerin yanında durduğunu, kimlerin sırtından geçindiğini çok iyi bilir.
Ve şundan kimsenin şüphesi olmasın:
Seçmenin iradesini satanları tarih affetmez.
Biz de affetmeyeceğiz.
CHP kimsenin kariyer merdiveni değildir.
CHP, bedel ödeyenlerin partisidir — satanların ve satılanların değil.
Bu noktada Sayın Özgür Özel’in tavrını sonuna kadar destekliyorum.
Genel Başkanımızın bu tür siyasi ahlaksızlıklara karşı net duruşu doğrudur, yerindedir ve gecikmiş bir temizliğin başlangıcıdır.
6 Şubat’ta yaşadığımız büyük felaketin yıldönümünde, kaybettiğimiz on binlerce yurttaşımızı rahmetle anıyorum. Acımız hâlâ taze, sorularımız hâlâ yanıtsız, yaralarımız ise tam anlamıyla sarılmış değil.
Bu ülkenin insanları kaderine terk edilemez. Depremler değil, ihmaller öldürür. Bilimi esas alan, denetimi güçlü, halkın can güvenliğini önceleyen bir yönetim anlayışı için mücadele etmeye devam edeceğiz.
Bir daha böyle acılar yaşamamak için sorumluluktan kaçan değil, hesap veren bir devlet; rantı değil, insan hayatını merkeze alan bir şehircilik anlayışı şarttır.
Hayatını kaybeden tüm yurttaşlarımızı saygıyla anıyor, ailelerine sabır diliyorum. Unutmadık, unutturmayacağız.
#6subatdepremi
🕯️ Uğur Mumcu
Kalemini halkın gerçekleri öğrenmesi için kullanan, karanlığa karşı aydınlığı savunan cesur bir gazeteciydi.
Unutmadık, unutturmayacağız.
🕯️ Ali Gaffar Okkan
Görevini halkla iç içe, adalet ve cesaretle yapan; Diyarbakır’ın hafızasında iz bırakan bir emniyet müdürüydü.
Saygıyla, rahmetle…
🕯️ İsmail Cem
Türkiye’nin çağdaş, demokratik ve onurlu bir ülke olması için çalışan; devlet ciddiyeti ve vizyonuyla hatırlanan bir siyasetçi ve dışişleri bakanıydı.
Merhum Uğur Mumcu’yu, Ali Gaffar Okan’ı ve İsmail Cem’i Minnetle anıyorum.
#UgurMumcu #AliGaffarOkkan #ismailcem