Hem Türkiye’de yaşanmaz abi nefret ediyorum diyip hem de Atatürkçüyüm diyemezsiniz, Atatürk Türkiye’yi yaşanabilir kılalım diye biz gençlere emanet etti siz zırlayın diye değil
Greece is blocking the EU’s 21st sanctions package against Russia to protect a single shipping company.
At issue is a proposed ban on transporting Russian LNG to third countries. Greece’s ambassador to the EU warned fellow envoys that the measure would “destroy” Dynagas, the fleet owned by Greek oligarch George Prokopiou – and cited that as the reason Athens cannot support the package.
Dynagas operates 27 gas carriers. About a third are Arc7 ice-class tankers, specially built to serve Russia’s Yamal LNG plant in Arctic waters.
Since the start of 2025, Dynagas has moved over 10 million tons of Russian LNG across 11 vessels, completing 144 voyages. Separately, Prokopiou’s oil-tanker business, Dynacom, has earned at least $915 million from trading Russian crude over the past three years – more than any other Greek shipowner.
Because the package requires unanimity, Greece’s objection alone has stalled it for a week, also freezing planned sanctions on Russian banks, crypto networks, and defense firms, and forcing an emergency extension of the Russian oil price cap.
Source: Financial Times
Some thoughts on the current situation around the war
📌Putin appears to believe that Russia is winning and will ultimately win the war. In his view, taking Donbas is only a matter of time. He seems ready to pay almost any price to achieve that goal because he sees it as an existential issue for Russia. Those who expect that increasing pressure on Putin will create more room for negotiations are likely to be disappointed. More pressure is more likely to lead to further radicalisation in Moscow and a stronger military response.
📌Economic difficulties, which are becoming more serious, together with battlefield losses and the fuel crisis, are unlikely to make Putin reconsider his approach to the war. Instead, they are more likely to harden his position, encourage further escalation, and increase the risk of scenarios that many have previously dismissed as bluff.
📌There is a growing gap between the political leadership and the rest of the country, particularly the business community, which increasingly wants the war to end. At present, there is little room for internal debate or for questioning Putin’s course. Instead, the leadership appears committed to further escalation, with no clear limits. This is likely to make these internal contradictions more acute over time.
📌Ukrainian strikes inside Russia are strengthening anti-Ukrainian and anti-Western sentiment, making it easier for the Kremlin to justify further escalation. At the same time, Russian public opinion is divided. Some argue that the war should end roughly along the current front line, while others call for far more extreme measures, including the destruction of Kyiv, the use of nuclear weapons, and mass violence against Ukrainians. A prolonged war of attrition will further strengthen both camps.
📌The year 2026 appears to be a particularly important stage in the war. For the first time, the cumulative effects of the conflict are having a visible impact on Russia’s domestic situation, raising questions about the state’s ability to continue functioning in the same way. This weakens Putin politically, but it also appears to make him more radical, contributing to a growing sense among parts of the Moscow elite that a catastrophe may be approaching.
📌There is a strong and growing expectation that significant changes lie ahead. There is little understanding on what form they will take, who will drive them, or how fast they may begin. However, there is an increasingly widespread belief that, if the current war of attrition continues, Russia’s resources will come under growing strain, while the economy remains constrained and growing numbers of businesses become unviable.
The overall conclusion is that two processes are unfolding at the same time: increasing external escalation and deepening internal contradictions. The West should be prepared for unexpected developments.
NATO Secretary General Mark Rutte:
"I know that several NATO countries are studying Türkiye's defense industry model with the aim of adopting it themselves. It is a very interesting model."
That says everything.
While some countries are still debating how to rebuild their defense industries, others are looking to Türkiye for answers.
Türkiye is no longer just another member of the Alliance, it is increasingly becoming a model that other NATO allies seek to emulate.
CAATSA, F-35 ve jet motorlarının Amerikan hukuku açısından satışına ilişkin bazı soru işaretleri var.
Gelin birlikte adım adım yasal süreçleri inceleyelim.
1) CAATSA yaptırımlarının kaldırılması. Yetkili organ: ABD Başkanı.
Countering America's Adversaries Through Sanctions Act (Yaptırımlar Yoluyla Amerika'nın Düşmanlarıyla Mücadele Yasası) m.231'e göre yaptırımlar, Başkan'ın yazılı bildirimi ile kaldırılıyor. Yazılı bildirimin "ABD'nin ulusal çıkarları için" veya "yasayla ulaşılmak istenen amaca daha uygun bir yöntem olduğu" gibi gerekçeleri içermesi yeterli.
Kongre bu noktada Trump'ın bu kararına karşı çoğunluk veya azınlık liderlerinin önergesiyle CAATSA yasası m.216 ile bir engelleme kararı alabilir. Bu önergeyi sadece bu iki lider vekil sunabilir- herhangi bir vekil değil. Bu önergenin kabulundeki süreç ise yasada detaylı anlatılmış- sunulmadıkça pek önemi yok.
Fakat bunun için dediğim gibi ekstra bir sürecin başlaması lazım. Trump'ın yaptırım kaldırma kararı otomatik olarak Kongre onayına sunulmuyor. Karşı çıkılması için gereken önergenin kabulü diğer yasal süreçlerden daha ağır- en azından sunulma aşamasında.
2) F-35 alımı.
2020 Savunma Bütçesi Yasası (NDAA) m.1245 ise bir kanun maddesiyle, Türkiye'ye F-35 satımını kısıtlıyor. Böyle bir satışın gerçekleşmesi için Savunma ve Dışişleri Bakanlarının Türkiye'nin artık S-400'e "sahip olmadığına"- "possess", gelecekte sahip olmayacağına dair bir garanti verildiğine, 2019'dan sonra Rusya'dan savunma sistemi alınmadığına dair bir bildirimin gerekli belgelerle Kongre'ye belirli bir sürede sunulması gerekiyor.
Bu yasa her ne kadar net bir yasal engel gibi dursa da; ABD hükümetinin "possess" kelimesini nasıl yorumladığı tamamen değişken olabilir. Trump yönetimi isterse bu yasal engeli de daha önce birçok kez yapıldığı gibi yorum yoluyla aşabilir.
3) Jet motoru satımı.
Bu tarz silah ekipmanlarının satımı içinse Silah İhracatı Kontrolü Yasası (Arms Export Control Act-AECA) m. 36 (b) uyarınca Kongre'ye belirli süreler içinde bildirim şart.
Kongre'nin bunu engellemesi içinse ekstra bir yasa çıkarması lazım.
Uzun bir iş. Jet motoru için bununla uğraşacak bir Kongre çoğunluğu var mı? Sanmıyorum. Olsa bile Trump veto eder; 2/3'e yükselir karşı çıkması gereken vekil sayısı.
Sonuç olarak: Anayasa'daki açık maddelere bile uymayan Trump'ın, muğlak ve teknik açıdan karışık yasal süreçlere harfiyen uymasını beklemek Trump Amerikası'nın olağan akışına aykırı. Trump yönetimi isterse gerekli hukuki yaratıcılıklarla bence her türlü yasal engelin etrafından dolanır.
Kongre eğer Türkiye'ye karşı ciddi bir engel koymak isterse organize ve hızlı bir şekilde Demokratlar ve Cumhuriyetçilerin bir araya gelmesi ve yukarıdaki süreçleri işletmesi lazım.
Fakat Kasım 2026 araseçimleri öncesi Cumhuriyetçilerin Trump'ın bir kararını boşa çıkarmak için mesai harcaması saçma.
Demokratlardaki İsrail yanlıları çok öfkeli- ama sol kanat vekiller Türkiye'nin İsrail politikası nedeniyle silah almaması gerektiği argümanını pek satın almayacaktır. Hatta bu durum ters tepebilir.
Türkiye'nin bir lobi gücü olmadığı için Demokratlar arasındaki bu ayrımı büyütmek mümkün değil- fakat bu kendiliğinden büyüyebilir bu tartışma açılırsa.
Bence Kongre'de İsrail lobisi kontrolündeki birkaç isim dışında bu konuyu kafaya takıp sonunu getirecek pek insan yok.
Ama yine de bu olası engelleri bilmek şart.
Hürmüz’de restleşme. Çin ABD'ye meydan okudu: "Gemilerimiz geçecek"
ABD'nin İran'a yönelik deniz ablukasını devreye almasıyla birlikte bölgede en az 15 savaş gemisi konuşlandırıldı.
Ancak kritik çıkış Çin'den geldi. Pekin, İran ile yaptığı anlaşmaları hatırlatarak gemilerinin boğazdan geçeceğini açık şekilde ilan etti ve ABD donanmasına "dokunmayın" mesajı verdi.
Washington ise geri adım atmıyor. Abluka hattına yaklaşan tehdit unsurlarının "derhal imha edileceğini" açıkça ilan etti.
Çin yönetimi, Hürmüz Boğazının "uluslararası ticaret için açık kalması gerektiğini" vurgulayarak, dolaylı ama sert bir mesaj vermiş oldu. Çin'in, İran ile yaptığı anlaşmalar çerçevesinde gemilerini bölgeden geçirmekte kararlı olduğu belirtiliyor.
Artık herkes şunu merak ediyor: ABD’nin çizdiği sınırı ilk hangi gemi aşacak?
Çünkü o geçiş, sıradan bir geçiş olmayacak. O an, küresel dengeleri sarsacak bir kırılma anı olabilir.
Russia is already in a hybrid war with Europe. If Europe doesn’t provide for credible deterrence amid US withdrawal from the old continent and NATO desintegrates, the risk of conventional attack by Russia on another European country will increase & might occur in the worst case.
ABD başka ülkeler için savaşa girmemeli diyen MAGA çevresinde, Trump’ın yanlış yönlendirildiğine dair görüşler mevcut. Başkanımın en iyi istihbarata sahip olmasını istiyorum diyorlar.
Pakistan başbakanı ateşkesin Lübnan’ı da kapsadığını söylüyor.
Masa dağılmazsa Trump kendisini savaşa sürükleyen İsrail’i kenara itebilir mi göreceğiz.
Bu işin büyük kaybedeni İsrail olacak.
Trump bu noktada anlaşırsa tabanına bir zafer hikayesi yine anlatabilir.
İran ile ABD arasında müzakereler başarıyla sonuçlanırsa kısa veya uzun vadeli barış sağlanırsa bu iş ABD ve İsrail’in arasının açılmasına evrilecek.
İki ülkenin Suriye, Lübnan, Körfez ve artık İran’da çıkarları doğrudan çatışıyor.
Yeni Ortadoğu’yu anlamanın kilidi bu.
I am delighted to give a lecture on the Monroe Doctrine 2.0 and elaborate on the questions during the online session at the invitation of the Divan Research and Education Association, Türkiye. Free registration in the comment section. It will be held in English. @DivanDernegi
NYT Haberi | ÖZET | Mossad'ın büyük fiyaskosu! Üç haftada çöken İran planı. Bombardımanlara rağmen İranlılar neden sokağa çıkmadı?
Türkiye net bir ültimatom verdi, "Kürtleri içeren bir hamleyi desteklemeyi aklınızdan bile geçirmeyin!"
3 hafta geçti. "Büyük ayaklanma" hala bir hayalden ibaret.
Washington ve Kudüs'teki büyük aktörler, Mossad Başkanı David Barnea’nın İran'a yönelik "iç çöküş" planına aşırı güvenerek hazırlıksız yakalandı.
Plan, birkaç gün sürecek yoğun hava saldırıları ve hedefli suikastlarla halkın sokağa dökülüp mollaları devirmesini öngörüyordu.
Barnea, İsrail liderliğini ve Donald Trump'ın ekibini Tahran'daki rejimin bir "kağıttan kule" olduğu konusunda ikna etmiş, hızlı ve "temiz" bir zafer vaat etmişti.
Trump, savaşın ilk konuşmasında İran halkına doğrudan "yönetimi kendi ellerinize alın" çağrısı yaptı.
Planın arkasındaki güven öylesine yüksekti ki, birçok analistin ve İsrail askeri istihbaratı AMAN analistlerinin uyarıları göz ardı edildi.
Plan çöktü. Üç hafta oldu. Büyük ayaklanma gerçekleşmedi, aksine İran daha da kenetlendi.
Devlet baskısı ve ulusal birlik, Mossad'ın öngörülerinden daha güçlü çıktı. İran halkı devrim yapmak yerine hayatta kalmayı seçti.
Washington'daki planlayıcılar büyük bir hayal kırıklığı yaşadı. Planın bir unsuru olan Kuzey Irak'taki Kürt milisler, "öncü güç” olarak sahaya sürülemedi.
Türkiye net bir ültimatom vererek, "Kürtleri içeren bir hamleyi desteklemeyi aklınızdan bile geçirmeyin" dedi.
Kürt liderler, özellikle Bafel Talabani de böyle bir girişimin İran halkını rejim etrafında daha da kenetleyeceğini belirtti ve plan sahaya sürülmedi.
Kudüs'te temel endişe, Trump "iç çöküş" planının başarısız olduğunu fark ederse çatışmayı erken sonlandırabilir ve İsrail'i zor durumda bırakabilir.
Öte yandan, Mossad’ın eski isimlerinden Yossi Cohen yıllar önce İran’daki gerçeklik ile beklentiler arasındaki büyük uçurumu vurgulamıştı. Bu planın çöküşü, stratejik hesapların ve istihbarat öngörülerinin ne kadar yanıltıcı olabileceğini gösteriyor.
Barnea’nın "kolay ve temiz zafer" planı, hem askeri hem de siyasi olarak başarısızlığa uğradı.
İran halkının bombalar altında devrim yerine hayatta kalmayı seçmesi, teokratik yönetimin daha da kenetlenmesi, Washington ve Kudüs’teki planlayıcılar için sert bir ders oldu.
Mossad'ın öngörülerinin ve stratejik planların gerçeklikten kopuk olduğu, halk dinamiklerinin savaşın seyrini belirlemede ne kadar kritik olduğu net bir şekilde ortaya çıktı.
Step 1 in deescalation must be restraining the Israelis, otherwise all efforts to negotiate will follow this pattern:
POTUS publicly announces deescalation.
Israel takes major strikes to destroy the negotiations & in turn weaken our ability to negotiate.
The war accelerates.