Refika Birgül'ün anlatımıyla Atatürk ve portakalların inanılmaz hikayesi:
🔷 Atatürk, yetiştirilmesi için emirler veriyor.
🔷 İtalya'dan fidanlar geliyor.
🔷 Atatürk'ün böyle çok yakışıklı, bir elinde portakal tuttuğu meşhur bir fotoğrafı vardır.
🔷 Geliyor, bir tane portakalı alıyor ve kabuğunu soyuyor.
🔷 Yarısını Salih Bozok'a veriyor, yiyorlar ve tadı çok hoşuna gidiyor.
🔷 Sonra "Ne kadar ekilecek ya bunlar?" diye soruyor.
🔷 Salih Bozok bir yer göstererek, "Şu kadar bir yeri düşündük paşam" diyor.
🔷 Atatürk, "Hayır" diyor, "Buradan gözünüzü alabildiğiniz yere kadar ekeceksiniz."
🔷 Salih Bozok da, "O kadar paramız yok" diye karşılık veriyor.
🔷 Atatürk, "Hayır, bundan sonra para sorun olmayacak." diyor.
🔷 "Gözümüzün alabildiği kadar yere bu portakallar ekilecek, ben parayı halledeceğim." diyor.
🔷 Ve portakallar bolca, bereketli bir şekilde yetişiyor.
🔷 Bolca yetiştikten sonra Ruslar gelip bu portakalları almak istiyor.
🔷 Biz o dönem üretime o kadar alışmamışız ki; bir taraftan çay, bir taraftan muz yetiştirmeye çalışıyoruz.
🔷 "Bu portakalları isteyen var ama ne yapacağız, kaça satalım?" diye herkesi bir panik alıyor.
🔷 Atatürk de diyor ki: "Biz bunları parayla satmayalım."
🔷 "Karşılığında fabrikalar isteyelim, fabrika için makineler isteyelim."
🔷 "Bize aslında o know-how'ı, yani işletilmesini öğretsinler."
🔷 Bunun üzerine bu portakallarla kurulan fabrikaları söyleyeceğim, anlatırken tüylerim diken diken oluyor.
🔷 1. Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası.
🔷 2. Kayseri Sümerbank Tekstil Fabrikası.
🔷 3. İskenderun Demir Çelik Fabrikası.
🔷 4. Şişecam Fabrikası (Paşabahçe).
🔷 Aliağa Rafinerisi, Seydişehir Alüminyum Fabrikası ve Oymapınar Barajı.
Rts okurken hocam yeni bir işe başlamıştı. Senaryo kırmak için bizden yardım alıyordu. Hocam başrol kim dedim yusuf çim dedi. 3 bölüm sürmez boşa uğraşıyorsunuz demiştim adama. İlk bölümde yayından kaldırdılar fkfmlgmgşög ADAMIN DİZİLERİ TUTMUYOR ZORLAMAYIN
O sınıf annesinide öğretmen müsveddesinide unutmam. Aradan 20 yıl geçti geçen baktım kolejde öğretmenliğe devam ediyormuş. Daha neler yaptı o kadın banada neyse. Hakkım haramdır. Sınıf anneside dünya iyisi bir kadındı kızını hala görürüm ara sıra
İlkokulda hazır kek poğaça sınıf öğretmeni tarafından yasaktı. Benim annemde çalışıyordu yapamıyordu çoğu zaman. Benim sınıf öğretmenimde beslenmemde hazır kek var diye bağır çağır el koymuştu. Herkes yerken ben köşede ağlıyordum gizli gizli. Sınıf annesi tost alıp gelmişti +++
İlk okulda öğretmenim süt dağıtıldı zaman yanında yiyecekleri olmayan çocuklara cebine harçlık verip kantine gönderip tost almalarını söylerdi zamanında bana da yapmışlığı da vardı hatta ayakkabısı yıpranmış olan arkadaşıma ayakkabı almışlığı da vardı saçı uzadığı için derste +
Var sarayda derdi. Zindanda gördüğü bir yazıyı bir tarihçi çevirmiş bir kere. Bir tarak için değer miydi diye tırnakla kazınmış bir yazı. Demem o ki o sarayın yükü ağır. Haremin yükü çok daha fazla
Annem harem amirliği yaptığı için çocukluğum orda geçti 18-19 yaşına kadar da çok gittim geldim. Duygusu çok farklı bir mekan. Öyle ses duydum fısıltı duydum vs gibi anılarım yok sadece anne akşamları kapatırken tekse çok hızlı hareket ederdi. Restorasyon sırasında çinilerin +++
Arkalarından dua büyü tarzı şeyler çıktığına çok şahit oldu. Nerdeyse her sene bir çalışan hayatını sarayda kaybederdi ki annemde emekli olduktan çok kısa süre sonra kalp krizi geçirdi. Çoğu çalışan yansıtmasada içten içe lanetli olduğuna inanırdı. Annemde o kadar cariyenin ahı++
Süpürgenin yeterince iyi çekmediğini babama defalarca anlatmıştım geçiştirmişti. Bi hafta sonu süpürgeyi o açtı haklıymış çekmiyor bu diyip gidip yeni süpürge almıştı. Erkeklere birebir yaşatmadan olmuyor iletişimleri kapalı
Babama süpürgenin sesi çok yüksek rahatsız ediyor değiştirelim dediğimde çalışıyor hâlâ demişti birgün o evdeyken evi süpürdüm ertesi gün gidip en sessiz süpürgeyi aldı biraz da sorunu onların yaşaması lazım ki çözümü bulsun
Geçen sene o kadar ağaçtan sadece bir tanesinde 2 tane kiraz olmuştu. Ben şehir dışındayım diye babam kimseye dokundurtmamış gelince direkt bana vermişti 🥹
Teyzem nişanıma hazırlık için erken gelmişti gelirken de saçını boyayım diye boya almış. Hiç bakmadan valize atmış gelmiş bi açtık boya YARIM çıktı kenfkfkgkgm nasıl başardınız olum kullanılmıştı baya tüpü yarımdı oksidasyon bitmişti şok olmuştuk dkfmglmg
Ben içeri adım attığım an takip ediliyorum bu gibi mağazalarda. Ama bu tipler maşallah 20 dk başıboş gezebiliyor. @GratisTr Bu mental sorunlu tipi tespit edip gereğini yapın. https://t.co/zJrslC5Vi9
Özel okulların yüksek çoğunluğunda öğretmenlere de zulüm ediliyor. Çoğu asgari ücretle ve bazen altında hatta yüksek ders yoğunluğunda hayata tutunmaya çalışıyor. Bir kaç belli başlı okul harici hepsi böyle. Eğitim değil ticarethane. Şu devirde düzgün eğitim veren yer bulmak zor
Hayatını kaybeden Göktuğ bebeğin annesi Serpil Demirel, adalet arıyor:
“Oğlum Göktuğ normal doğumla dünyaya geldi. Hiçbir sağlık sorunu olmayan bir bebekti. Doğumundan bir müddet sonra kaka yapamama problemi olmuştu. Lavman kullanmaya başladık. 1-2 derken çocuk cerrahı doktoruna götürmeye karar verdik.
Yapılan işlemler ve tetkikler sonrasında oğluma Hirschsprung yani megakolon tanısı konuldu. Aldığı besini popo yoluyla çıkaramayıp karnında şişlik ve kusma görülmesi en büyük belirtileriydi. Oğlumuz iyi olacak umuduyla doktorlara teslim ettik. Mide bağırsak yıkama işlemi yapıp ameliyat olacaktı.
İşlem başladıktan kısa süre sonra Göktuğ burundan aldığı litrelere ilacı popo yoluyla çıkaramadı, şişmeye ve kusmaya başladı. Bir terslik vardı. Göktuğ artık bakmıyordu, gözleri boş bakıyordu.
Doktorlara söylememe rağmen “olur” deyip beni başlarından attılar. Benim oğlumun sorunu kaka yapamama; senin verdiğin litrelere ilacı nasıl çıkarmasını beklersin ey çocuk cerrahı?
Popodan bir hortumla destekleyip daha kolay çıkmasını sağlaması gerekirken bu işlem çok sonra yapıldı. O zaman iş işten geçmiş, beyin kanaması geçirmeye başlamış, bütün kan değerleri alt üst olmuştu. Kan değerlerinin alt üst olduğunu görmelerine rağmen o ilaç yine kapatılmadı. Kapatılsa belki bir şansı daha vardı.
Göktuğ artık inlemeye, uykuya meyille halsizliğe başladı, göz bebekleri bile artık tamamen farklı bir yöne bakmasına rağmen anlayamadılar. Bir anne olarak çok söyledim. Çok çırpındım, “bakın nolur benim oğlum böyle bakmaz” dedim, “benim oğlumun gözleri mavi renk rengi bile değişti” dedim, sesimi duymadılar.
Çok yalvardım, çok ağladım... Değişti dedim sesimi duymadılar. Çok yalvardım çok ağladım olur annesi deyip hiçbir şey anlayamadılar. Kendileri anlayamadıkları gibi bu kadar çırpınmama rağmen kendilerinden üst başka doktorlara bile haber vermediler.
Benim çocuğum orada benimle beraber çırpınırken kimi evinde kimi odasında ayaklarını uzatıp keyif yaptı bizim için o gün sabah olmadı... Sabah doktorlar geldiğinde aldıkları testlerin bu şekilde olduğunu ilacı sabah kapattıklarını söylediler sodyum değeri 180 iken kapatıldı...
Biz bu doktorlara canımızı oğlumuzu emanet ettik. Ne yazık ki güle oynaya götürdüğümüz oğlumuzu torbayla teslim ettiler bize.”