Toplumcu Belediyecilik okumaları dizisi başlatıyorum. 1977'den başlayıp bugüne doğru geleceğim. Amacım bugün belediyeciliğin içinde bulunduğu krizin ideolojik ve pratik katmanlarını tartışmaya açmak. Önemli bulduğum kitap, tez ve makaleleri NotebookLM'de "konuşturarak" podcast ve sunumlar hazırlayıp Youtube hesabımda paylaşacağım.
Fizikte "critical mass" diye bir kavram var. Kritik kitle. Bir hareketin veya olgunun dışarıdan bir zorlama olmaksızın, kendi enerjisiyle süreklilik kazandığı geri dönülemez eşiği anlatır.
19 Mart'ta da gördük bu kitleyi. Denetlenmesi zor, kendi akışını kendi tayin ediyor, potansiyel enerjisi kinetik enerjiye dönüşmeye hazır, hareketin faili bizatihi kitlenin kendisi oluyor.
Özgür Özel'i dinleyen kitleler tam da böyle bir karakter gösteriyor. Dolayısıyla Özgür Özel, her seferinde "öfkenizi anlıyorum ama..." diye başlayan cümleler kurarak, bu enerjiyi denetlemek, yönetmek için özel çaba gösteriyor.
Mutlak Butlan darbesine ve sonraki gelişmelere kitlelerin tepkisini bu kavramla birlikte takip edin. Özgür Özel'in konuşmalarını da elbette.
haftalık yorum mu kaldı yahu, koca koca kalemler her gün youtube'da bir saat yayın yapıyor :)
kurtarın kendinizi şu geleneksel gazetecilik kafasından. sosyal medyada gazetenin bir uzantısı gibi yaşamayın, buralarda yazıp çizmeyi, konuşup tartışmayı ofis faaliyeti olmaktan çıkarın.
haftayı mı bekleyeceksin iki satır yorum için, ne zaman gerekli görüyorsan aç konuş, sıcağı sıcağına anlat, ne yapacaksan ânında yap, günü gününe yap.
yeni medya, eski olana yeni zımbırtılar iliştirmek değildir.
Geçen gün, sanırım benim eleştirel samimiyetimi sorgulamak niyetiyle, kahve festivali ile belediye ilişkisinin sorgulandığı uzun bir tweet bana menşın vererek başladı. Bu konuda geçen yıl yazdığım iki yazımı göstermek zorunda kaldım.
Polemik değil niyetim. Olabilir, görmemiştir, ama benim eleştirel tutumumun, şehir eleştirilerimin samimiyetini sorgulamadan önce iki değil en az üç kere düşünmek gerekir. Sanıyor musunuz ki ben belediye koridorlarında, parti koridorlarında alkışlanıyorum, helal olsun Cahit abiye nasıl da bizim için çabalıyor, AKP'lilere ağzının payını veriyor diyorlar?
Tekrarlayayım: Son dönemde AKP'lilerin belediye meclislerindeki eleştirilerini önemsiyorum, büyük oranda haklı ve meşru olduğunu düşünüyorum, ama bir o kadar da samimiyetsiz olduklarını biliyorum.
Daha açık söyleyeyim: Nepotizme karşı oldukları için değil CHP'li belediyelerde nepotizm örneklerinden siyasi koz devşirmek, operasyonel bir akılla siyaset alanı açmak için eleştiriyorlar. Yolsuzluğa karşı oldukları için de değil, amaç yine aynı. En kötüsü de, vicdan hak hukuk gibi kelimeleri bu operasyonel siyaset aklının hizmetine vermeleri.
Bağımsız eleştiri önemlidir ama bağımsız eleştiri tarafsızlık değildir, Doğrucu Davutluk da değildir, safını kaybetmek, saf değiştirmek, hangi safta olacağını şaşırmak da değildir. Bağımsız eleştiri tutarlı eleştiridir, metodolojik eleştiridir, kuramdan beslenen, ilkelere yaslanan eleştiridir, bir dünya görüşüne, ideolojiye bağlanan eleştiridir. Bağımsız eleştiri entelektüel çabadır, fikir işçiliğidir, metin işçiliğidir, veri işçiliğidir, okumak araştırmak kendini geliştirmek literatür kurdu olmaktır.
Benim eleştirel pratiğimin entelektüel ve ideolojik mahiyetini daha önce uzun uzun anlattım, buralarda ne yaptığımı yazdım.
https://t.co/rDHJEH1yYh
Bunun bedelini de her mahallede ödüyorum. Belediye meclisinde oturan AKP'li "kaşınma" diyor, CHP rozetini belediye başkanının taktığı festivalci de "mahallene gelirsek oradan çıkamazsın" diyor. Eskişehir'de hakikati konuşmanın bedelinin ne olduğunu biliyorum, bunu da yazdım.
https://t.co/jtEAXKZgVF
Gazetecileri eleştiriyorum, biri de çıkıp demiyor ki senin bu meslek hakkında bildiklerin yanlış, okullarda böyle anlatılmıyor, kitaplarında bunlar yazmıyor, mesek örgütleri senin gibi düşünmüyor. Onlara göre ben gazeteciler üzerinden prim kasıyorum, gazetecilere sallayan adamım. Haberciliğin zahmetini narsistik hezeyanlarına kurban edenler ortalıkta gazeteciyim ben diye salllayıp dolanıyorlar.
Başka kim kaldı? CHP'yi bilhassa son bir yıldır yerden yere vuruyorum. EBB'yi bilhassa son bir yıldır yerden yere vuruyorum. Yerel basını senelerdir yerden yere vuruyorum. Ruh hastasıyım sanıyorlar, şekerini ölçtür diyorlar, dayı git torun sev diyorlar, görürsün sana neler yapacağım diye yemin ediyorlar...
Ben kime yaranıyor olabilirim? Kimin hizmetinde olabilirim? Kimin operasyonel aklına hizmet ediyor, eleştirilerimi o aklın bekasına tabi kılıyor olabilirim? Benim amacım nedir? CHP'nin belediye kazanması mı? İl başkanının değişmesi mi? Kime danışmanlık yapıyorum?
Sanıyorsunuz ki ben sadece Eskişehir'e konuşuyorum, beni sadece Eskişehir okuyor. Muhteremler, farkında değilsiniz, Eskişehirli olmayıp, Eskişehir'de yaşamayıp, Eskişehir'de olan bitenin gerçek mahiyetini benim üzerimden takip eden çok sayıda insan var. Akademisyenler var, uzmanlar var, siyasetçiler var, var da var. Benim şehircilik literatürüyle sıkı ilişkimi bildikleri ve dünya görüşüme güvendikleri için bu şehirde olanları benim gözümden okuyup değerlendiriyorlar.
https://t.co/Z721KU9Blu
Benim derdim de kendimi bu şehrin cenderesine sıkıştırıp avara kasnağa dönüşmek değil zaten. Böyle bir gaflete düşecek kadar şaşkın değilim. Ben Eskişehir'i konuşmaya Eskişehir'de başlamadım, bu şehrin siyasetiyle belediyesiyle sanayisiyle başlamadım. Zaten şehircilik ve şehir üzerine okuyup yazıyor, literatürden beslenerek tartışıyordum. Eskişehir benim için, bildiklerimi sınadığım, teoriden pratiğe, pratikten teoriye köprüler kurduğum bir laboratuvar, saha, gözlem alanı, ilişkiler ağı, vakalar silsilesi, gündem mekanizması, yapısal süreçler dinamiği... bu şehir benim kitabım, okuma parçam, ev ödevim, doktora seminerim, akademik tezim...
Ben sizin kavga edeceğiniz biri değilim, isteseniz de edemezsiniz, çünkü ben vaktimi buna ayırmam, kasaba ikliminden çıkamamış bir kent mekânında köhnemiş ilişkiler ağına gömülü bağımlı değişkenlerle cebelleşmem. Bugün Ali olur adınız yarın Veli, bugün Ayşe yarın Fatma, mesele siz değilsiniz, adınız değil. Olgular ve süreçler, yapılar ve ilişkilerin peşindeyim ben. Dersimi çalışıp kürsüye çıkıyorum, anlatıyorum konuşuyorum, gerekirse de veryansın ediyorum.
Ukalaymışım kibirliymişim öfkeliymişim bla bla bla... Gülüp geçiyorum hepsine. Tehdit ediyorlar, dava açsam ceza alırlar tazminat öderler, gülüp geçiyorum, vız gelir tırıs giderler, sanıyorlar ki bu memleketin kanunları Eskişehir'de geçmiyor, sanıyorlar ki Eskişehir yol kesecekleri zorbalık edecekleri bir mahalle. Hayal âleminde yaşıyorlar.
Yapmayın etmeyin benim eleştirel samimiyetimi sorgulamayın, fikirlerimde yanlış varsa gösterin, yanlış biliyorsam kitabından anlatın, ama bana bu şehirde işler senin umduğun gibi yürümüyor kendi kendine konuşuyorsun demeyin, öyle olmadığını burada tek başıma harcadığım çaba ve vakitle size gösterdim, sözümün gücünün farkındasınız, bir gözünüz ve kulağınız bende kalıyor o yüzden.
Zamanın ve mekânın değiştiğini anlamalısınız, kendinizi kapattığınız o dünyanın gerçek olmadığını anlamalısınız.
Benimle de cebelleşmeyin, hayrımı görün.
Şehirbilim, hemşerilik şuuru, yerel görünse de epey bi genel dertler ve dahi münhasıran Eskişehir üzerine son derece faydalı paylaşımlar yapan @cahitakin hesabını takip ediniz lütfen. Adam canını dişine takmış onca şeyle cedelleşiyor, siz takip edin o kadar.
Talat Yalaz'ın Sağlık-Sen şube genel kurulunda konuşması, hattâ oraya gitmesi de hataydı.
CHP il başkanı şehrin bürokratı değil, rozetini çıkarmış bir belediye başkanı da değil, siyasi bir partiyi, o partinin çizgisini programını temsil ediyor. Diyebilir ki oradaki emekçiler de bizim seçmenimiz. O zaman sorarız: Ufacık salonda kaç emekçi görmüş? Oturduğu sırada hangi işçiye omzu değmiş?
Hasan Hüseyin Köksal'ın AKP'yi eleştirdiği, AKP çevrelerinde tepki gördüğü yorumları dolanıyor etrafta. Hiçbir anlamı yok bunların. Eskişehir'deki bu sendikal faaliyetin genel merkez çizgisinden ayrı olduğu, koptuğunu falan söylemek cahilce.
Bu sendikanın Eskişehir şubesi de, cemaat, tarikat ve iktidar ortaklığıyla yönetilen sağlık işletmeciliği anlayışının bir parçası, yerel taşeronudur. Emekçilerin haklarını aramak yerine iktidarın politikalarını sahada meşrulaştıran bir sarı sendika gibi işlemektedir. Yönetim katları sendika odası gibi çalışıyor, emekçiler baskı altına alınıyor, mobbinge maruz kalıyorlar...
Bunları benim anlatmama gerek var mı? Diğer sendikaların, muhalif sendikaların şehirdeki şubeleri bunları CHP'lilere anlatmıyorlar mu zaten? Tabip odalarının eski ve yeni yöneticilerinden dinlemediler mi hiç? Parti programında bunlar yazılmıyor mu, partinin "gölge sağlık bakanı" bunları konuşmuyor mu?
Peki bizim il başkanı ve vekiller şube kürsüsünde ne konuştular? Salondaki emekçilere bakıp gerçekleri anlattılar mı? Partisinin programındaki sağlıkla ilgili ne söylendiğini orada anlattılar mı? Hani o programı herkese anlatacaklardı? Gittikleri her yerde anlatmayacaklarsa, kişiye ve mekâna göre ağız değiştireceklerse, laf çevireceklerse nasıl ikna edecekler halkı iktidar olacaklarına?
Tekrar ediyorum: Talat Yalaz bir siyasetçidir ve nereye gidip ne konuşacağını bilmek zorundadır. Patronların ve sarı sendikaların kürsüsünde görünüp laf olsun torba dolsun misali konuşmak CHP il başkanlarının işi değil. Vekillerin de değil.
Bu genel kurul davetine bu bilinçle icabet etmeyen CHP'liler varsa, onlara da teşekkür etmiş olayım, bu tutumları vesilesiyle.
İMO Eskişehir Oytun Gökten:
"Şehir merkezinde bu tarz projeler belediyeler ile ortaklaşa yapılmalıdır. Bunun gibi projeler, olumsuzlukların yaşanmaması için sendikalarla, odalarla, sivil toplum örgütleriyle belediyelerle, kanun koyucunun bizzat kendisiyle ortak şekilde yürütülmeli."
Beş gün arayla aynı safsata: CHP belediye başkanlarını rahat bıraksın, Ünlüce işini yapsın.
Sanırsın ki Ünlüce partiden çıkmıyor. Sanırsın ki iki gün uzak kalırsa işler duruyor. Sanırsın ki EBB bir kişinin mesaisine tabi kalmış, kurumlaşamamış, işleri plana programa bağlayamamış, kadrolar işinde yetkinleşip sorumluluk ve inisiyatif alamamış.
Nerden çıktı şimdi bu safsata, beş gün arayla, aynı cenah eliyle, bunu sormak lazım herhâlde.
Hadi ben de yazmış olayım:
Belediyeler basını rahat bıraksın, gazeteciler işini yapsın.
Cevabını arayan sorular...
Özge anlamlı bir soru sormuş: CHP'lilerin o genel kurulda ne işi var? Muharrem Şenel hoca da sitemkâr ama örtük bir tweet atmış. Soru cevabını arıyor.
Böylesine önemli bir odak yakalamışken, Özge odağı Köksal-Albayrak "çekişmesine" kaydırmış ve açıkça taraf olmuş.
https://t.co/ZM97lxHbJ7
Taraf olmak da mümkün ama bu çekişmenin arka planındaki güç savaşının dinamiğini irdelemediği ve biz okurlar bu çekişmeden ne öğreneceğiz sorusunun cevabını vermediği için kötü gazetecilik yapmış.
Dahası da var. İyi bir gazeteci aslında bu iki sorunun derin yapıda birbiriyle bağlantılı olduğunu da görür ve kalemini o bağlara yöneltirdi.
Şehrimizin kalemlerinde "genel" bir sorun var: Meselelerin derinine inememek, dinamiğinin kavramsal ve olgusal arka planına nüfuz edememek. Dolayısıyla bilinçsizce taraf oluyorlar ve bilmeden dedikodu yapıyorlar.
Benzer sorunların yaşandığı bir başka başlık da Anadolu Üniversitesi. Bu söylediklerim, orada olup bitenler hakkında yazılıp çizilenler için de geçerli sayılabilir.
Şehir gazeteciliği incelikli bir zahmet gerektirir, zor iştir, iyi gazeteci de kolayına kaçmaz.