Elden Ele Dostlar!
AİHM'in Demirhan, Karslı, Bozyokuş, Seyhan, Kılıçarslan, Çalı, Dönmez ve diğerleri/Türkiye kararları sonrası, CMK’nın 311/1-f maddesi gereğince yapılacak yeniden yargılanma taleplerinde kullanılmak üzere, Yalçınkaya ve Yasak/Türkiye kararlarına istinaden her bir dosya grubuna göre hazırlanan dilekçe örnekleri, beş akademisyen tarafından yazılan mütalaa dikkate alınarak güncellenmiştir. Dilekçe örneklerine aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz. 👇👇👇
🔗https://t.co/OyhYhncECU
Bu bir yakarış tweete
Lütfen elden ele ulaştıralım belki ilgilere ulaşır 🙏🏼
Hekim bir müvekkilim 1 tanığın “sohbete beraber gidiyorduk” yalan beyanı ve 3 adet ankesör araması sebebiyle 6 yıl 3 ay ceza aldı.
6,5 yıl sonra tanık Yargıtay’a dilekçe göndererek “Verdiğin isimler az dediler tutuklanma korkusu ile 2 hekimin daha adını ekledim. Bu 2 hekimin hiç alakası yok. 6,5 yıldır vicdan azabından uyuyamıyorum” diyerek dilekçe gönderdi. Tanığın bu yazılı itirafına rağmen müvekkilin cezası dün onandı.
Dünden bu yana kahroluyorum.
Hemen 308 itirazı yaptım ama bu hukuk düzeninde umudum çok düşük.
İlköğretim çağında 3 çocuk babası gencecik bir hekim 8 yıldır haksız yere çektiklerinin üzerine şimdi cezaevine girecek !
Lütfen yapmayın artık bu hukuk değil.
Dosyaların okunmadığını düşünen insanlar oluyor haksız değiller.
Bu iddialarla bir insan nasıl “terörist” kabul edilir ?
Hekim bir insanın yıllarca cezaevinde olmasının, onun çektiği/çekeceği acıların, evlatlarının babasız kalmalarının vebalini ödeyemezsiniz. Yıllarca okuyup hekim olmuş, hastalarına şifa dağıtmış biri suçsuz yere yıllarca cezaevinde kalacak. Lütfen kendinizi bu insanın yerine koyun. Kendinizi bu durumun içinde hayal edin. Hayali bile kalbinizi sıkıştırır, nefesinizi keser ama o bunu yaşamakla baş başa kaldı.
Tanığın yalan beyanına itibar ediyorsunuz da, “yalan söyledim 6,5 yıldır vicdan azabı çekiyorum” beyanını nasıl yok sayıyorsunuz ?
Hoş beyan gerçek olsa idi dahi bu eylem tarihinde suç olan bir durum değil zaten.
Rica ediyorum dosyayı okuyun.
“İnsan” olmanın, “vicdanın” hakkını teslim edin ve lütfen karardaki yanlıştan dönün.
@adalet_bakanlik@yilmaztunc@TCYargitay
Sayın Özgür Özel, Değerli Başkan,
Bugün Edirne’de yaptığınız konuşmadaki hukuk devletini göz ardı eden talihsiz sözlerinize dair dostane bir uyarıda bulunmayı bir hukukçu ve bir milletvekili olarak görev addediyorum.
Zira siyasetin gündelik hızı içerisinde, adaletin sarsılmaz sütunları olan evrensel hukuk ilkelerinin göz ardı edilmesi, sadece bugünü değil, Türkiye’nin demokratik geleceğini de ipotek altına almaktadır.
Hukukun üstünlüğünü savunmak; sadece siyaseten yanımızda duranların haklarını korumak değil, en uzağımızda duran, hatta en ağır ithamlarla karşı karşıya bırakılan bireylerin dahi insanlık onurunu ve adil yargılanma hakkını titizlikle muhafaza etmektir. Zira hukuk, herkes için eşit bir koruma kalkanı olmadığında, sadece güçlünün elindeki bir cezalandırma aracına dönüşür.
Bugün Türkiye’de, darbe teşebbüsüyle en ufak bir illiyeti bulunmayan, ancak hukuksuz kararlar ve kolektif cezalandırma mantığıyla hayatları karartılan yüz binlerce insanın dramı bir "siyasi tercih" meselesi değil, bir hukuk devletinin varlık sorunudur.
Meriç'te kaçmaya çalışan darbeciler de olabilir, elbette onlar yakalanıp en ağır cezaları almalıdır. Nitekim yakalanıp darbe teşebbüsü içinde olmaları sebebiyle hukuk devletinin gereği olarak yargılananlar olmuştur. Ancak adil yargılama hakkına sahip olmadıkları için çaresizlik içinde Meriç'ten çocuklarıyla birlikte kaçmaya çalışan on binlerce insan olduğu da bilinen bir gerçektir. Sayısız insanın dosyasını okumuş birisi olarak bunları belirtiyorum. Sadece sınır yakınında cezaevinde kaç anne çocuklarıyla birlikte yatmaktadır, haberiniz var mı?
Ana muhalefet lideri olarak size yakışacak olan, onları da ziyaret edip bir de kendilerinden dinlemenizdir. Genelleyici ifadelerinizle ne kadar yanıldığınızı bizzat müşahede edip mahcup olacaksınız.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin onlarca kararı, yargılamalardaki sistemik hataları ve hukuki güvencelerin ihlalini açıkça ortaya koymuşken; ana muhalefetin bu gerçekliği yok sayması doğru değildir. AİHM kararlarını ve evrensel hukuk normlarını görmezden gelen bir zihin dünyasıyla, statükonun sadece rengi değişir; ruhu ve adaletsizliği baki kalır.
Unutulmamalıdır ki; gerçek bir demokratik dönüşüm, mağduriyetler arasında hiyerarşi kurmayan, "ama"sız ve "fakat"sız bir hukuk savunuculuğuyla başlar. Sizden beklenen, sadece iktidara muhalefet etmek değil, hukukun evrenselliğine olan inancı bu toplumda yeniden tesis edecek o cesur ve adil dili inşa etmektir.
Ayrıca hukuk devletinde yargı hiçbir zaman vatandaşa teslim edilemez. Kullandığınız dil, çok tehlikeli bir dildir. Hukuk devletinde yargı ancak aklı selim ile hareket edecek bağımsız yargıya teslim edilebilir. Aksisi sadece ve sadece linç düzeni olur.
Adalet, ona en az sahip olduğumuz anlarda bile en çok ihtiyaç duyduğumuz pusuladır.
Saygı ve selamlar
Mustafa Yeneroğlu
@eczozgurozel
2025 yılı için bir günlük gözaltı veya tutukluluğun karşılığı 3330 TL.
Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu karara göre bir günlük haksız gözaltı tutukluluk süresi nedeniyle hükmedilmesi gereken manevi tazminat miktarı 2025 Yılı için, 3330 TL'dir.